TCK Madde 150, yağma suçunda daha az cezayı gerektiren hâlleri düzenleyen özel bir ceza hukuku hükmüdür. Bu madde, yağma suçunun bazı durumlarda temel veya nitelikli yağmaya göre daha hafif yaptırımla değerlendirilmesine imkân tanır. Türk Ceza Kanunu’nun 150. maddesi, özellikle failin hukuki ilişkiye dayanan bir alacağını tahsil amacıyla cebir veya tehdit kullanması ya da yağma suçunun konusunu oluşturan malın değerinin az olması hâllerinde uygulanabilir. Bu düzenleme, failin saiki, malın değeri ve somut olayın özellikleri dikkate alınarak cezanın bireyselleştirilmesini sağlar. Bu nedenle TCK 150, yağma suçunda hakkaniyetli ceza belirlenmesi bakımından önemlidir.

Madde Metni

Daha az cezayı gerektiren hâl

Madde 150- (1) Kişinin bir hukuki ilişkiye dayanan alacağını tahsil amacıyla tehdit veya cebir kullanması halinde, ancak tehdit veya kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır.

(2) Yağma suçunun konusunu oluşturan malın değerinin azlığı nedeniyle, verilecek ceza üçte birden yarıya kadar indirilebilir.


Madde Gerekçesi

Türk Ceza Kanunu’nun 150. maddesi, yağma suçunda daha az cezayı gerektiren hâlleri düzenleyen özel bir hükümdür. Bu madde, yağma suçunun bazı durumlarda temel veya nitelikli yağmaya göre daha farklı değerlendirilmesini ve somut olayın özelliklerine göre daha ölçülü bir yaptırım uygulanmasını amaçlamaktadır.

TCK 150’nin birinci fıkrasında, failin hukuki ilişkiye dayanan bir alacağını tahsil amacıyla tehdit veya cebir kullanması hâli düzenlenmiştir. Bu durumda fiil, klasik anlamda yağma suçu olarak değil; somut olayın niteliğine göre tehdit veya kasten yaralama hükümleri kapsamında değerlendirilir. Çünkü failin amacı, tamamen haksız bir mal edinme değil, var olduğunu düşündüğü bir alacağı tahsil etmektir. Ancak bu durum, cebir veya tehdidi hukuka uygun hâle getirmez; yalnızca fiilin hukuki niteliğini etkiler.

TCK 150’nin ikinci fıkrasında ise yağma suçunda malın değerinin az olması hâli düzenlenmiştir. Yağma suçunun konusu olan malın ekonomik değerinin düşük olması, suçun cebir veya tehdit unsurunu ortadan kaldırmaz; ancak cezanın belirlenmesinde orantılılık ve hakkaniyet ilkeleri gereğince daha hafif bir yaptırım uygulanmasına imkân tanır. Bu durumda hâkim, somut olayın özelliklerini dikkate alarak cezada indirim yapabilir.

Kanun koyucu, bu düzenleme ile her yağma fiilinin aynı ağırlıkta sonuç doğurmadığını kabul etmiş ve özellikle düşük değerli malvarlığına yönelik eylemlerde cezanın bireyselleştirilmesini amaçlamıştır. Ancak malın değerinin azlığı indirimi, otomatik olarak uygulanmaz; malın değeri, cebir veya tehdidin ağırlığı, mağdur üzerindeki etki ve olayın bütün koşulları birlikte değerlendirilir.

Sonuç olarak TCK Madde 150, yağma suçunda cezanın bireyselleştirilmesi, failin saiki ve suç konusu malın değeri dikkate alınarak daha hakkaniyetli bir yaptırım belirlenmesi amacıyla kabul edilmiş önemli bir ceza hukuku düzenlemesidir.



Cezanın Niteliği, Yargılama ve İnfaz Rejimi

TCK Madde 150, bağımsız bir suç tipi değil, yağma suçuna ilişkin özel değerlendirme ve ceza indirimi hükmüdür. Bu nedenle cezanın niteliği belirlenirken öncelikle temel suç olan yağma suçu dikkate alınır. Ancak maddenin uygulanması hâlinde sonuç, fail lehine daha hafif bir yaptırım doğurabilir.

Hukuki ilişkiye dayanan alacağın tahsili amacıyla tehdit veya cebir kullanılması hâlinde fail hakkında yağma hükümleri değil, somut olayın niteliğine göre tehdit veya kasten yaralama hükümleri uygulanır. Bu nedenle bu durumda cezanın niteliği, artık yağma suçuna göre değil, uygulanacak ilgili suç tipine göre belirlenir.

Malın değerinin az olması hâlinde ise fiil yağma suçu niteliğini korur; ancak verilecek cezada indirim yapılabilir. Bu indirim, cezanın tamamen ortadan kalkması anlamına gelmez. Hâkim, malın ekonomik değerini, cebir veya tehdidin yoğunluğunu, mağdur üzerindeki etkiyi ve olayın genel ağırlığını değerlendirerek indirim oranını belirler.

Yargılama bakımından yağma suçu şikâyete bağlı değildir ve Cumhuriyet savcılığı tarafından re’sen soruşturulur. Fiil yağma niteliğini koruyorsa görevli mahkeme ağır ceza mahkemesidir. Ancak TCK 150/1 kapsamında fiil yalnızca tehdit veya kasten yaralama hükümleriyle değerlendirilecekse görevli mahkeme, uygulanacak suç tipinin ceza miktarına göre ayrıca belirlenir.

İnfaz rejimi bakımından hükmedilen ceza genel infaz hükümlerine göre yerine getirilir. TCK 150 kapsamında cezada indirim yapılması, koşullu salıverilme, denetimli serbestlik ve diğer infaz kurumları bakımından fail lehine sonuç doğurabilir. Ancak fiil yağma niteliğini koruduğu sürece suçun ağırlığı infaz sürecinde dikkate alınmaya devam eder.

Daha Az Cezayı Gerektiren Hâllerde Tutuklama

TCK 150 kapsamında tutuklama, somut olayda fiilin hangi suç kapsamında değerlendirildiğine göre belirlenir. Eğer fiil, yağma suçu niteliğini koruyor ve yalnızca malın değerinin azlığı nedeniyle cezada indirim gündeme geliyorsa, tutuklama değerlendirmesi yağma suçuna ilişkin genel hükümler çerçevesinde yapılır.

Yağma suçu, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 100. maddesi kapsamında katalog suçlar arasında yer aldığından, kuvvetli suç şüphesini gösteren somut delillerin bulunması hâlinde tutuklama tedbiri gündeme gelebilir. Ancak TCK 150/2 kapsamında malın değerinin azlığı nedeniyle ceza indirimi ihtimali varsa, hâkim ölçülülük ilkesini ayrıca değerlendirmelidir.

Bu durumda tutuklama otomatik bir sonuç değildir. Hâkim, failin kaçma şüphesini, delilleri yok etme veya değiştirme ihtimalini, mağdur ya da tanıklar üzerinde baskı kurulması riskini ve adli kontrol tedbirlerinin yeterli olup olmayacağını somut olay özelinde incelemelidir.

TCK 150/1 kapsamında fiil yağma değil de tehdit veya kasten yaralama hükümleri kapsamında değerlendiriliyorsa, tutuklama kararı da bu suçların niteliğine ve ceza miktarına göre ayrıca ele alınır. Sonuç olarak TCK 150 kapsamında tutuklama, suçun vasfına, ceza miktarına ve somut tutuklama nedenlerine göre değerlendirilir.

Şikâyet, Uzlaşma ve Zamanaşımı

TCK Madde 150, bağımsız bir suç tipi olmadığından şikâyet, uzlaşma ve zamanaşımı değerlendirmesi, somut olayda uygulanacak temel suç tipine göre yapılır.

Malın değerinin azlığı nedeniyle TCK 150/2 uygulanıyorsa fiil yağma suçu niteliğini korur. Bu durumda suç şikâyete bağlı değildir ve Cumhuriyet savcılığı tarafından re’sen soruşturulur. Mağdurun şikâyetten vazgeçmesi kamu davasını kendiliğinden sona erdirmez. Yağma suçu uzlaştırma kapsamında değildir; bu nedenle tarafların uzlaşması ceza yargılamasını sona erdirmez.

Zamanaşımı bakımından fiil yağma suçu niteliğini koruduğu sürece, yağma suçuna ilişkin dava zamanaşımı hükümleri uygulanır. Yağma suçunun ceza miktarı dikkate alındığında dava zamanaşımı süresi genel olarak 15 yıl olarak değerlendirilir.

Buna karşılık TCK 150/1 kapsamında fiil, hukuki ilişkiye dayanan alacağın tahsili amacıyla işlendiği için yağma değil de tehdit veya kasten yaralama hükümleri kapsamında değerlendirilirse; şikâyet, uzlaşma ve zamanaşımı da bu suçlara ilişkin kurallara göre belirlenir. Bu nedenle TCK 150 bakımından her somut olayda fiilin hukuki vasfı ayrıca incelenmelidir.

Görevli Mahkeme

TCK 150, yağma suçuna bağlı özel bir düzenleme olduğundan görevli mahkeme, somut olayda fiilin hangi suç kapsamında değerlendirildiğine göre belirlenir. Eğer fiil yağma suçu niteliğini koruyor ve yalnızca malın değerinin azlığı nedeniyle cezada indirim uygulanıyorsa, görevli mahkeme ağır ceza mahkemesidir.

Çünkü TCK 150/2 kapsamında indirim uygulanması, suçun yağma niteliğini ortadan kaldırmaz; yalnızca ceza miktarı üzerinde etkili olur. Bu nedenle yargılama, yağma suçlarında olduğu gibi ağır ceza mahkemesinde yapılır. Yetkili mahkeme ise kural olarak suçun işlendiği yer mahkemesidir.

Ancak TCK 150/1 kapsamında, failin hukuki ilişkiye dayanan alacağını tahsil amacıyla cebir veya tehdit kullandığı kabul edilirse, fiil yağma suçu olarak değil; somut olayın niteliğine göre tehdit veya kasten yaralama suçu kapsamında değerlendirilir. Bu durumda görevli mahkeme, uygulanacak suçun ceza miktarına ve niteliğine göre belirlenir.

Sonuç olarak TCK Madde 150 bakımından görevli mahkeme, fiilin yağma niteliğini koruyup korumadığına göre değişebilir. Malın değerinin azlığı hâlinde görevli mahkeme ağır ceza mahkemesi olmaya devam ederken, alacak tahsili amacıyla işlenen fiillerde görevli mahkeme uygulanacak suç tipine göre ayrıca belirlenir.


Sıkça Sorulan Sorular

TCK 150 daha az cezayı gerektiren yağma suçu nedir?

TCK 150 daha az cezayı gerektiren yağma, yağma suçunda failin hukuki ilişkiye dayanan bir alacağını tahsil amacıyla hareket etmesi veya suç konusu malın değerinin az olması halinde cezanın daha hafif belirlenmesini sağlayan özel bir düzenlemedir. Bu madde, yağma suçu, alacak tahsili, malın değerinin azlığı ve cezada ölçülülük ilkesi bakımından önem taşır.

TCK 150 hangi hallerde uygulanır?

TCK 150, failin gerçekten var olan veya hukuki ilişkiye dayandığını düşündüğü bir alacağı tahsil etmek amacıyla cebir veya tehdit kullanması halinde gündeme gelebilir. Ayrıca yağma konusu malın ekonomik değerinin somut olayda düşük olması durumunda da malın değerinin azlığı nedeniyle cezada indirim yapılması mümkün olabilir.

TCK 150 yağma suçunda cezayı nasıl etkiler?

TCK 150 kapsamında, yağma suçuna uygulanacak ceza somut olayın özelliklerine göre azaltılabilir. Mahkeme, failin alacak iddiasını, kullanılan cebir veya tehdidin ağırlığını, alınan malın değerini, mağdurun zararını ve olayın işleniş biçimini birlikte değerlendirerek daha az ceza uygulanıp uygulanmayacağına karar verir.


Yargıtay Kararları

Yargıtay 6. Ceza Dairesi 2023/21089 E. ve 2025/8068 K.

Özet: Sanıklar, hukuki ilişkiye dayanan alacağı tahsil amacıyla cebir ve tehdit kullanmış, eylemin TCK 150/1 kapsamında değerlendirilmesi gerektiğinden yağma hükmü bozularak daha hafif suçlara yönelinmiştir.

DAVA : Yapılan ön inceleme neticesinde; sanıklar hakkında kurulan hükümlerin temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, temyiz istemlerinin süresinde olduğu, temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle ve, sanık … müdafiinin duruşmalı inceleme talebinin, sanık hakkında hükmedilen cezanın süresine göre duruşmalı incelenmesi olanaklı bulunmadığından, 5320 Sayılı Kanun’un 8/1. maddesi yollamasıyla 1412 Sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 318. maddesi (5271 Sayılı Kanun’un 299/1) gereğince reddine karar verilmekle gereği düşünüldü:

KARAR : I. HUKUKİ SÜREÇ

A. İlk Derece

Düzce 1. Ağır Ceza Mahkemesinin, 18.11.2022 tarihli ve 2022/66 Esas, 2022/574 Karar sayılı kararı ile sanıklar hakkında nitelikli yağmaya teşebbüs suçundan, 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 149/1-a-c-h, 35/2, 62… . maddeleri uyarınca 7 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmalarına ve hak yoksunluklarına, karar verilmiştir.

B. İstinaf

Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesinin, 02.06.2023 tarihli ve 2023/383 Esas, 2023/1992 Karar sayılı kararı ile sanıklar hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükümlere yönelik sanıklar müdafilerinin istinaf başvurularının, 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 280/1-a. maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.

II. TEMYİZ

A. Temyiz Sebepleri

1.Sanık … Müdafiinin Temyiz İstemi

Kararın usul ve yasaya aykırı olduğuna, üst hadden verilen cezanın fahiş olduğuna, teşebbüs hükümleri uygulanırken azami hadden indirim yapılması gerektiğine, ilişkindir.

2. Sanık … Müdafiinin Temyiz İstemi

Müşteki ve tanığın çelişkili beyanlarına itibar edilerek kurulan mahkumiyet hükmüne dair kararın usul ve yasaya aykırı olduğuna, eksik inceleme ve araştırma neticesinde hüküm kurulduğuna, sanığın atılı suçu işlediğine ilişkin somut delil bulunmadığından “Şüpheden sanık yararlanır.” ilkesi uyarınca beraatine, kabule göre ise müştekinin sanığa borcu olduğu sabit olduğundan sanık hakkında TCK’nın 150/1. maddesi uygulanmak suretiyle hüküm kurulması gerektiğine, ilişkindir.

B. Değerlendirme ve Gerekçe

5237 Sayılı Kanun’un “Daha Az Cezayı Gerektiren Hal” başlıklı 150/1. maddesinde “Kişinin bir hukuki ilişkiye dayanan alacağını tahsil amacıyla tehdit veya cebir kullanması halinde, ancak tehdit veya kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır.” hükmü yer almakta olup maddenin gerekçesinde “Madde metninde, yağma suçunun daha az cezayı gerektiren hâlleri belirlenmiştir. Bu hükme göre, bir hukukî ilişkiye dayanan alacağını tahsil amacıyla tehdit veya cebir kullanılması hâlinde, tehdit veya kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır. Böylece, Kanunda, 765 Sayılı Türk Ceza Kanununun 308. maddesinde tanımlanan ve “ihkakı hak” veya “kendiliğinden hak alma” diye ifade edilen suç tanımına ayrıca yer verilmemiştir.” şeklinde belirtilmiştir.

Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2024/528 Esas ve 2025/200 Karar sayılı ilamı ile 25.02.2014 tarihli ve 2013/678-2014/98 Sayılı kararında ayrıntıları belirtildiği üzere; 5237 Sayılı Kanun’un 765 Sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 308. maddesindeki “kendiliğinden hak alma” suçuna benzer bağımsız bir suç tipine yer verilmemiş, onun yerine kanunda belirtilen bazı suçların bir hukuki ilişkiye dayanan alacağın tahsili amacıyla işlenmesi halinde failin daha az ceza ile cezalandırılması öngörülmüş, bu bağlamda hırsızlık suçunda 144, yağma suçunda 150/1, dolandırıcılık suçunda 159, belgede sahtecilik suçunda 211. maddeler düzenlenmiştir. Buna göre, 765 Sayılı Kanun’un 308. maddesinde adliye aleyhine işlenen bir suç olarak koruma altına alınan eylemlerin bir kısmı, 5237 Sayılı Kanun’un 150/1. maddesiyle malvarlığına ilişkin bir suç haline dönüştürülmüştür. Bu düzenlemeye göre, hukuki ilişkiye dayanan bir alacağın tahsili amacıyla cebir veya tehdit kullanılması halinde eylem yağma suçunu oluşturmakla birlikte, bu özel düzenleme nedeniyle fail kasten yaralama ve/veya tehdit suçundan cezalandırılacaktır. Böylece, hukuki ilişkiye dayanan bir alacağın tahsili amacıyla hareket edilmiş olması daha az ceza verilmesini gerektiren bir hal olarak kabul edilmiş, başka bir anlatımla failin saikine önem verilmiştir.

Bu madde hükmünün uygulanabilmesi için fail ile mağdur arasında alacak hakkı doğuran herhangi bir hukuksal ilişkinin bulunması gereklidir. Bu hukuki ilişkinin, ilgili kanunda belirtilen şekil şartına uygun olarak kurulmuş olması zorunlu olmayıp, hukuk düzenince kabul edilebilir meşru bir ilişki olması yeterlidir.

Ancak kanun metninde TCK’nın 150/1. maddesinden kimlerin yararlanabileceği açık açık sayılmamıştır. Kanun metninde açık açık sayılmasa da Yargıtay, kimlerin TCK’nın 150/1. maddesinden yararlanabileceğini, kimlerin yararlanamayacağını kararlarıyla belirlemektedir.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu ve Yargıtay 6. Ceza Dairesi uygulama birliği sağlama ve kötüye kullanmaların önüne geçmek amacıyla objektif bazı kriterler belirlemiştir. Söz konusu kriterler;

1-)Hukuken tahsil edilebilir bir alacak olması,

2-)Bunu almak için cebir veya tehdit uygulanması,

3-)Talep edilen miktar ile alacak miktarının orantılı olması,

4-)Tarafların hukuki ilişki doğduğu anda bu ilişkide taraf sıfatı taşıyan kişilerden olmaları gerektiğidir.

Bu doğrultuda;

a-)Sanığın hukuki ilişki doğduğu anda alacaklı sıfatı taşıması gerektiği,

b-)Müştekinin bu hukuki ilişki doğduğu anda borçlu sıfatını taşıması gerektiği,

c-)Borç doğduğu anda taraf sıfatı taşıyan kişilerin yakın akrabaları veya çalışanların yada spontane gelişen olaylarda; kendisi için menfaat amacı gütmeden, arkadaşına yardım ve dayanışma amacıyla bulunan arkadaş ile birlikte eyleme katılmış olmaları halinde; TCK’nın 150/1. maddesinden yararlanabileceğini kabul etmektedir.

Kural olarak, borç ilişkisi doğduğu anda alacaklı veya borçlu sıfatı taşımayan kimselerin bu maddeden istifade edemeyeceğini kabul etmektedir. Ancak, bu kural sıkı sıkıya uygulandığında ciddi sakıncaları olduğu görülebilmektedir. Çek senet tahsilatçısı veya mafya bağlantısı olmadan hatta çoğu zaman hiçbir maddi veya manevi çıkarı olmadan bazen zorunluluk bazen dayanışma adı altında olaya katılan kişilere rastlanılmaktadır. Mesela; yakın akrabalardan biri alacağını almak için borçlu olan kişiye giderken birlikte gitmenin çoğu zaman aile bağları gereği zorunlu olduğu açıktır. Bunun gibi işçi veya ortağı olarak çalıştığı birinin alacağını almaya giderken yanında bulunmama halinde çoğu zaman işten çıkarılma veya ortaklığın bitirilmesi durumları yaşanabilmektedir. Ortaklığın maddi zarara uğraması yani kendi zararları da söz konusu olmaktadır. Ayrıca, alacak miktarından çalışan veya ortak doğrudan da etkilenmektedir. Ayrıca hem yakın akrabalar hem de ortak ya da çalışan ile patron arasında ekonomik bağlantı olduğu veya olabileceği de açıktır. Yakın arkadaşlar da dayanışma duygusu ve yakın ilişki nedeniyle çoğu zaman hatıra binaen borçluya birlikte gitmektedirler. Bu nedenlerle bu tür durumlarda birlikte hareket etmek zorunluluk arz etmektedir. Dairemizce de benimsenen Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun kararları bu doğrultudadır. Bazılarını hatırlayacak olursak;

Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 10.12.2013 tarihli ve 2013/1-452 Esas, 2013/612 Karar sayılı “….Bu nedenle, yerel mahkemece, sanık H.’ın eylemini 5237 Sayılı TCK’nun 150/1. maddesi kapsamında hukuki ilişkiye dayanan alacağın tahsili amacıyla gerçekleştirdiği kabul edilerek tehdit suçundan cezalandırılmasına karar verilmesi isabetli iken, sanık …’ın ağabeyi olan sanık H.’ın hukuki ilişkiye dayanan alacağını tahsil amacıyla eyleme iştirak ettiği gözetilmeden, tehdit suçundan cezalandırılması yerine, yağma suçundan cezalandırılmasına karar verilmesi usul ve kanuna aykırı olup, Özel Daire bozma kararı bu yönüyle yerindedir.” şeklindeki kararında kardeşin TCK 150/1.maddesinden yararlanacağına karar verilmiştir.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 23.05.2017 tarihli 2017/6-91 Esas ve 2017/291 Karar sayılı “… İnceleme dışı sanık … ile katılan … arasında … plakalı aracın satışı nedeniyle hukuk düzenince kabul edilebilir meşru bir ilişkinin bulunduğunun sabit olduğu, katılanın, yetkilisi olduğu şirketin vergi borcu nedeniyle haczedilerek elkonulan aracı teslim almasına rağmen …’e iade etmemesi üzerine, …’in hukuki ilişkiye dayanan alacağını tahsili amacıyla yağma eylemini gerçekleştirdiği, sanık …’in ise yanında çalıştığı …’in katılan …’dan olan alacağını tahsil etmek için adı geçen sanıkla birlikte hareket ederek yağma eylemine iştirak ettiği, bu nedenle sanık … hakkında da TCK’nun 150/1. maddesinin uygulanması gerektiği kabul edilmelidir. …” şeklindeki kararında çalışanın TCK 150/1. maddeden yararlanacağına verilmiştir.

Yargıtay Ceza Genel Kurulunu’nun 14.01.2020 tarihli ve 2017/6-204 Esas, 2020/5 Karar sayılı “…Yargıtay Ceza Genel Kurulu ise 10.12.2013 tarihli ve 452-612 Sayılı kararında kardeşinin hukuki alacağını tahsil amacıyla yağma eylemine katılan sanığın; 23.05.2017 tarihli ve 91-291 Sayılı kararında yanında çalıştığı failin hukuki alacağa dayanan yağma suçuna iştirak eden iş yeri arkadaşının da TCK’nın 150. maddesindeki düzenlemeden yararlanacağına karar verirken akrabalık ve geleneksel yakınlık ilişkilerini gözetmiştir…” , ” şikâyetçi …’nın 03.04.2009 tarihinde üzerine kayıtlı dubleks evi sanık …’ın eşinin üzerine devrettiği olayda; …’ün hukuki alacağını tahsil etmek amacıyla katılanlara karşı yağma eylemini gerçekleştirdiği sırada muhasebe müdürü olarak on bir yıl yanında çalışmış olan sanık Mestan’ın da onunla birlikte hareket ederek yağma eylemine iştirak ettiği, bu nedenle sanık Mestan hakkında da TCK’nın 150. maddesinin 1. fıkrasının uygulanması gerektiği kabul edilmelidir. ” şeklindeki kararında çalışanın TCK 150/1. maddeden yararlanacağına karar verilmiştir.

Dairemizin 03.02.2022 tarihli ve 2021/15955 Esas, 2022/2691 Karar sayılı “…Sanığın arkadaşı ve müşteki …’ın ise kolluktaki beyanında eniştesi olduğunu belirttiği, diğer sanık …’in, katılan …’tan alacağı olduğundan alacağını tahsil etmek için yardımcı olmak amacıyla hareket ettiği ve bu amaçla katılanları darp etmeleri şeklindeki savunmaları karşısında taraflar arasında hukuki ilişkiye dayanan bir alacak ilişkisi olup olmadığının taraflardan sorularak açıklığa kavuşturulması suretiyle sanığın eyleminin 5237 Sayılı TCK’nın 150/1. maddesi delaletiyle 86/2 ve 106/1-2 cümle maddelerinde düzenlenen tehdit ve kasten yaralama suçlarını oluşturup oluşturmayacağı tartışılmaksızın nitelikli yağmaya teşebbüs suçundan hüküm kurulması; bozmayı gerektirmiş…” şeklindeki kararında eniştenin TCK 150/1. maddeden yararlanacağına karar verilmiştir.

Ve yine Dairemizin 02.07.2024 tarihli ve 2022/11126 Esas, 2024/8199 Karar sayılı ” …sanık …’un ise sanık …’in arkadaşı olarak olay yerine aracı ile gittiği, mağdurların sanık …’un aracına borçlu oldukları diğer sanıklar ile bindikleri ve sanıkların mağdur …’i tehdit ederek alacaklarını isteyip mağdur …’ın çantasında bulunan paraları almaları şeklinde gerçekleşen eylemde; sanık …’un sanık … tarafından aranması üzerine alacak meselesini bilmeden olay yerine gittiği, mağdurları aracına diğer sanıkların talebi üzerine aldığı gibi kendi nam ve hesabına hareket etmediği, şahsi menfaat gözetmeksizin suça iştirak etmesi sebebiyle sanığın eylemlerinin 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 150/1. maddesi delaletiyle aynı Yasa’nın 106/2-c maddesi kapsamında kaldığı düşünülmeden yazılı şekilde nitelikli yağma suçundan hüküm kurulması, bozmayı gerektirmiştir…” şeklindeki kararında arkadaşın TCK 150/1. maddeden yararlanacağına karar verilmiştir.

Tüm bu Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararları, Dairemizin kararları, TCK 150/1. madde metni ve gerekçesi birlikte değerlendirildiğinde; TCK 150/1. maddesinden yararlanacak sanıkların, hukuki alacağını tahsil amacıyla hareket eden sanığın akrabası, işçisi ve işvereni olmasıyla sınırlı olmadığı, çek senet tahsilatçısı, mafya ve benzeri amaçla hareket edip kendisine menfaat sağlamaya çalışmadığı müddetçe yakın arkadaşların da yukarıda belirttiğimiz Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun kararında bahsi geçen “geleneksel yakınlık ilişkileri” kapsamında değerlendirilebileceği anlaşılmaktadır. Aksi halin kabulünün ağır haksızlıklara da neden olabileceği açıktır. Mesela; arkadaşı ile yolda gezerken biriyle tesadüfen karşılaştıklarında yanındaki kişinin alacak borç ilişkisi sebebiyle tartışmasına ve akabinde aniden kendisini bir kavganın içinde bulan kişilerden asıl fail alacaklı olduğu için TCK 150/1. madde delaletiyle çok az ceza aldığı hatta şikayete tabi ise ceza bile almadığı ( TCK150/1) durumda tesadüfen yanında bulunan arkadaş, yağma suçundan yüksek cezalar alabilmektedir.

Bu bilgiler ışığında somut olaya gelince;

Oluş ve dosya içeriğine göre, sanık … ile katılan … arasında 2015 yılında gerçekleşen fındık alım satımından kaynaklı yaklaşık 25.000,00 TL bedelli borç ilişkisi bulunduğu, sanık … ile sanık … arasında ise amcasının oğlu olması nedeniyle yakın akrabalık ilişkisinin bulunduğu, katılan …’ın fındık alımından kaynaklı 25.000TL’yi sanık …’a ödeyememesinden kaynaklı sanık … ile katılan arasında husumet oluştuğu, olay gecesi sanıklar … ve …’ın, taksicilik yapan katılanı büfeden kendilerine bira alıp gelmesi bahanesiyle … köyüne çağırdıkları, katılan …’ın sanıkların istediği biraları alıp tanık olarak beyanı alınan oğlu … ile birlikte sanıkların yanına gittiği, sanıklar … ve …’in katılana ait araca bindikten sonra katılandan aracı, olay yeri olan fındık bahçesine doğru sürmesini isteyip katılanı olay yerine götürdükleri, yoldayken sanık …’in katılana hitaben, “…’ın borcunu ne zaman ödeyeceksin?” dediği, katılanın da, ayda 1.000- 1.000 ödeyeceğini söylediği, sanık …’in “Kalem var mı?” diyerek katılana senet imzalatmak istediği ancak kalemin olmadığı, sanık …’in aracın anahtarını alıp aşağı in dediği, katılan indikten sonra anahtarı katılanın oğluna verdiği, sanıkların katılanı araçtan indirdikten sonra tokat ve yumruk darbeleriyle darp etmeye başladıkları, cebindeki 1.500,00 TL parayı zorla aldıkları, sanık …’in ele geçirilemeyen tabancayı katılana doğrultup diz çöktürüp tehdit amaçlı iki üç el sağa sola doğru ateş ettiği, bu sırada katılanın oğlu …’nın, “Babamı öldürmeyin.” demesi üzerine, “Sen oğluna dua et, o olmasa seni burada çırılçıplak soyup öldürecektik.” dediği, silahın kabzasıyla katılanın kafasına vurduğu, başkasına yaptıkları işkence videosunu izlettikleri, “…Bize 100.000,00 TL borcun var, oğlun için bu borcun 50.000,00 TL’sini istiyoruz, sana 1 ay süre, eğer ödemezsen …’deki mafya arkadaşlarımla beraber … dahil seni ve kardeşin …’ı pusuya düşürüp soyup öldürürüz.” dediği, akabinde katılandan aldıkları 1.000,00 TL parayı aracın içine bırakıp 500,00 TL parayı alıp gittikleri şeklinde gelişen olayda; sanık …’ın katılandan alacaklı olduğu, sanık …’in ise sanık …’ın yakın akrabası olduğu ve şahsi menfaatinin de bulunmadığı, katılandan istenen ve alınan meblağ ile 6 yıl öncesine ait alacak arasında açık bir nispetsizlik oluşmadığı da gözetildiğinde, sanıklar … ve …’in eyleminin, hukuki ilişkiye dayanan alacağın tahsili amacıyla 5237 Sayılı Türk Ceza Kanununda düzenlenen yağma suçunda daha az cezayı gerektiren hal başlıklı 150/1. maddesi delaletiyle kasten yaralama ve nitelikli tehdit suçları kapsamında değerlendirilmesi gerektiği gözetilmeden delillerin takdirinde yanılgıya düşülerek yazılı şekilde nitelikli yağma suçundan mahkumiyet hükümleri kurulması nedeniyle, hükümlerde hukuka aykırılık bulunmuştur.

SONUÇ : Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle, sanıklar …, … müdafilerinin temyiz istemleri yerinde görüldüğünden, Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesinin kararının 5271 Sayılı Kanun’un 302/2. maddesi uyarınca Tebliğname’ye aykırı olarak, oybirliğiyle BOZULMASINA,

Dava dosyasının, 5271 Sayılı Kanun’un 304/1. maddesi uyarınca Düzce 1. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine, 29.09.2025 tarihinde karar verildi.

Yargıtay 6. Ceza Dairesi 2023/19629 E. ve 2025/5596 K.

Özet: Sanıkların, alacak tahsili amacıyla cebir ve tehdit kullandığı iddiasıyla eylemin TCK 150/1 kapsamında değerlendirilmesi gerektiği gözetilmeden yağma hükmü kurulması nedeniyle karar bozulmuştur.

DAVA : I. Sanıklar hakkında kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan kurulan hükme yönelik temyiz isteminin reddi kararının yapılan incelemesinde;

Hükmolunan cezanın miktarı ve türü gözetildiğinde, 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 286/2-a maddesi uyarınca, İlk Derece Mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezaları ile miktarı ne olursa olsun adli para cezalarına ilişkin istinaf başvurusunun esastan reddine dair Bölge Adliye Mahkemesi kararlarının temyizi mümkün olmadığından, Bölge Adliye mahkemesince verilen temyiz isteminin reddine ilişkin 28.03.2023 tarihli, 2022/423 ( E ) – 2023/407 ( K ) sayılı ek kararda bir isabetsizlik görülmediğinden, bu karara yönelik sanık … ve sanıklar müdafiilerinin temyiz itirazlarının reddiyle, temyiz istemlerinin reddine dair ek kararın tebliğnameye uygun olarak ONANMASINA,

II. Sanıklar hakkında nitelikli yağma suçundan kurulan hükümlere yönelik temyiz istemlerinin incelemesine gelince;

İlk Derece Mahkemesince verilen hükümlere yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararların; 5271 Sayılı Kanun’un 286. maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260. maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, 291. maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz istemlerinin süresinde olduğu, 294. maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298. maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:

KARAR : 5271 Sayılı Kanun’un 288. maddesinin, ”Temyiz, ancak hükmün hukuka aykırı olması nedenine dayanır. Bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması hukuka aykırılıktır.”, aynı Kanun’un 294. maddesinin, ”Temyiz eden, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermek zorundadır. Temyiz sebebi ancak hükmün hukuki yönüne ilişkin olabilir.” ve aynı Kanun’un 301. maddesinin, “Yargıtay, yalnız temyiz başvurusunda belirtilen hususlar ile temyiz istemi usûle ilişkin noksanlardan kaynaklanmışsa, temyiz başvurusunda bunu belirten olaylar hakkında incelemeler yapar.” şeklinde düzenlendiği de gözetilerek, sanık … ve sanıklar müdafilerinin temyiz dilekçelerinde belirttikleri sebeplere yönelik olarak yapılan incelemede;

Malı almaya yönelik tehdit ve cebir eylemi yağmaya dönüştürür.

Yağma suçunu düzenleyen 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 148 – “ ( 1 ) Bir başkasını, kendisinin veya yakınının …. tehdit ederek veya cebir kullanarak, bir malı teslime veya malın alınmasına karşı koymamaya mecbur kılan kişi,…cezalandırılır…” şeklindedir. 148. madde gerekçesinde “… Hırsızlık suçunda olduğu gibi, yağma suçunda da, taşınır malın alınmasıyla ilgili olarak zilyedinin rızasının bulunmaması gerekir. Ancak, hırsızlık suçundan farklı olarak, bu suçun oluşabilmesi için, mağdurun rızasının, cebir veya tehdit kullanılarak ortadan kaldırılması gerekir. Yağma suçu açısından tehdidin, kişiyi, kendisinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştireceğinden ya da malvarlığı itibarıyla büyük bir zarara uğratacağından bahisle yapılması gerekir. Yağma suçu, cebir kullanılarak da işlenebilir. Ancak bu cebrin, neticesi sebebiyle ağırlaşmış kasten yaralama boyutuna ulaşmaması gerekir.

Yağma suçunun tamamlanabilmesi için kullanılan cebir veya tehdidin etkisiyle mağdur malı teslim etmeli veya malın alınmasına karşı koymamalıdır. Bu bakımdan, kullanılan cebir veya tehdidin, kişiyi malı teslim etmeye veya alınmasına ses çıkarmamaya yöneltmeye elverişli olması gerekir. Bu nitelikte olmayan bir cebir veya tehdit sırf mağdurun normalden fazla ürkek olması nedeniyle, malı teslim etmeye veya alınmasına yöneltmişse yağma suçundan söz edilemez ve fiilin hırsızlık olarak nitelendirilmesi gerekir…” şeklinde açıklaması yapılmıştır.

Hırsızlık suçunun başlangıcından tamamlanıncaya kadar, zilyedin tasarruf olanağının kalkmasına kadar ki aşamada kullanılan cebir veya tehdit hırsızlığı yağmaya dönüştürür.

Tehdit ve cebrin malı şikayetçinin hakimiyet alanından çıkarmaya yönelik olması gerekir, sonra gerçekleşen cebir ve tehdit eylemi yağmaya dönüştürmez.

Cebir ve tehdit malın kendisine teslimine yada geri alınmasını engellemeye yönelik ise eylem yağmaya dönüşecek, tamamlandıktan sonra kendini kurtarmaya, olay yerinden kaçmaya yönelik ise tamamlanan hırsızlık ayrıca tehdit veya müessir fiil suçlarından ceza verilecektir.

Yağma suçunun oluşabilmesi için, suça konu malın, elinde bulunduran kişiden cebir veya tehdit kullanılmak suretiyle alınması veya mağdurun malı teslime ya da malın alınmasına karşı koymamaya mecbur kılınması gerekir. Dolayısıyla yağma suçunda mağdur, cebir veya tehdit kullanılması ve bunun sonucunda malın alınması, teslimi ya da malın alınmasına karşı koymamaya mecbur bırakılmaktadır. Cebir veya tehdit bir kimseyi malını teslim etmeye veya alınmasına karşı koymamaya mecbur kılmak için yapılmalıdır. Malı almak için cebir veya tehdit kullanılmalı ve bunun etkisiyle mağdurun malı vermesi gerekir. Bunun doğal sonucu olarak mağdurun malın alındığını görmesi veya en azından sanığın mallarını almak istediğini anlaması veya bilmesi gerekir.

Tehdit, malı teslime zorlamaya veya iade edilmesini istemekten vazgeçirmeye elverişli olmalıdır. Yani objektif ve orta seviyedeki herkes bu hareketi tehdit olarak anlayacak ve etkilenebilecek olmalıdır. Mağdurun aşırı korkaklığı ya da evhamları nedeniyle korkuya kapılıp eşyayı tesliminde yağma oluşmaz, hırsızlık oluşacaktır.

5237 Sayılı Kanun’un temel yağmayı düzenleyen 148/1 fıkrası, 765 Sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 495/1. fıkrasını özünde aynen aktarmasına rağmen 495/2. fıkrasında düzenlenen “Dolaylı yağma” yada “yağmaya dönüşen hırsızlık” denilen hususlara yer vermemiştir. 5237 Sayılı Kanun’un 148. madde de düzenlemeye göre, mal alma işlemi tamamlanıncaya kadar uygulanan cebir veya tehdit eylemi yağmaya dönüştürmektedir. Malını hırsızlık suçunun tamamlanmasından sonra geri almak isteyen kişiye ( mağdura ) karşı başvurulan cebir veya tehdit, yağma suçunu oluşturmaz. Bu husus madde gerekçesinde de “Mal, zilyedin tasarruf olanağı ortadan kalktığı anda alınmış olacağından, bu ana kadar yapılan cebir veya tehdit, hırsızlığı yağmaya dönüştürür. Örneğin evin içindeki eşyayı alıp kapıdan çıkarken mal sahibi ile karşılaşan hırsız, ona karşı cebir veya tehdit kullanacak olursa, yağma suçu oluşur.

Mal alındıktan yani hırsızlık suçu tamamlandıktan sonra, bunu geri almak isteyen kişiye karşı cebir veya tehdide başvurulması hâlinde, artık yağma suçundan söz edilemez. Hırsızlık suçuna konu malın geri alınmasını önlemek amacına yönelik olarak kullanılan cebir veya tehdit ayrı suçların oluşmasına neden olur. Bu durumda gerçek içtima hükümlerinin uygulanması gerekir” şeklinde açıkça gösterilmiştir.

Kısaca özetleyecek olursak; malın alınması veya geri alınmasının engellenmesi amacıyla cebir veya tehdit uygulanması gerekir. Hırsızlık eyleminin tamamlanmasından sonra eşyanın veya paranın geri alınması sırasında uygulanan cebir veya tehdit eylemi yağmaya dönüştürmez.

Hırsızlık açısından, doktrinde kabul edilen ve Yargıtay uygulamalarında da dayanılan “sahip olma teorisi”nin savunduğu gibi mağdurun hakimiyet alanından çıkması ile eylem tamamlanır. Hakimiyet alanıda fiziki sınırlardır. Fiziki sınırları belli olan dairenin veya binanın dışına sıcak takip olmaksızın çıkılması ile hırsızlık tamamlanacaktır.

Ayrıca,

Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 25.02.2014 gün ve 2013/678-2014/98 Sayılı kararında ayrıntıları belirtildiği üzere; 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 765 Sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 308. maddesindeki “kendiliğinden hak alma” suçuna benzer bağımsız bir suç tipine yer verilmemiş, onun yerine kanunda belirtilen bazı suçların bir hukuki ilişkiye dayanan alacağın tahsili amacıyla işlenmesi halinde failin daha az ceza ile cezalandırılması öngörülmüş, bu bağlamda hırsızlık suçunda 144, yağma suçunda 150/1, dolandırıcılık suçunda 159, belgede sahtecilik suçunda 211. maddeler düzenlenmiştir. Buna göre, 765. sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 308. maddesinde adliye aleyhine işlenen bir suç olarak koruma altına alınan eylemlerin bir kısmı, 5237 Sayılı Kanun’un 150/1. maddesiyle malvarlığına ilişkin bir suç haline dönüştürülmüştür. Bu düzenlemeye göre, hukuki ilişkiye dayanan bir alacağın tahsili amacıyla cebir veya tehdit kullanılması halinde eylem yağma suçunu oluşturmakla birlikte, bu özel düzenleme nedeniyle fail kasten yaralama ve/veya tehdit suçundan cezalandırılacaktır. Böylece, hukuki ilişkiye dayanan bir alacağın tahsili amacıyla hareket edilmiş olması daha az ceza verilmesini gerektiren bir hal olarak kabul edilmiş, başka bir anlatımla failin saikine önem verilmiştir.

Bu madde hükmünün uygulanabilmesi için fail ile mağdur arasında alacak hakkı doğuran herhangi bir hukuksal ilişkinin bulunması gereklidir. Bu hukuki ilişkinin, ilgili kanunda belirtilen şekil şartına uygun olarak kurulmuş olması zorunlu olmayıp, hukuk düzenince kabul edilebilir meşru bir ilişki olması yeterlidir. Başka bir anlatımla, şekil şartına uyulmadan kurulan bu ilişkinin ilgili kanun hükümleri uyarınca Özel Hukuk alanında hukuki sonuç doğurmayacak olması, ceza hukuku alanında dikkate alınmasına engel olmayacaktır. Burada önemli olan şekil şartına uyulsun veya uyulmasın meşru bir hukuki ilişkinin bulunup bulunmadığı ve bu hukuki ilişkiye dayanan alacağın tahsili amacıyla hareket edilip edilmediğidir. ( … Teorik ve Pratik Tüm Yönleriyle Yağma syf 925 )

Alacak iddiasının varlığını kabul için mutlaka alacak davası açılıp ispatının beklenilmemesi gerekir. Çünkü Cezanın delil anlayışı ile Hukukun delil anlayışı ve kabulü farklıdır. Hukukta şekli gerçeklik hakimdir. Daha ziyade iddia ve ıspata dayanan delil sistemi geçerli olup taraflarca ileri sürülmeyen iddia ve delillerin davanın kabulunde esas alınamayacağı bir gerçekliktir. Oysa cezada maddi hukuka dayanan bir kabul söz konusudur. Taraflar idda etmese, savunmasa bile maddi gerçeklik her türlü delil incelenip kabulde esas alınmaktadır. Bu nedenle mutlaka hukuka göre ispat şartı aranmamaktadır. ( Çevik age s. 925 )

Ayrıca şüpheden sanık yararlanır kuralı ceza yargılamasının en temel kurallarındandır. Yargıtayda yıllardır istikrarlı şekilde bu durumu uygulamaktadır. Hukuki ilişkinin ve borcun varlığı konusunda gerçekten şüpheli bir durum ortaya çıkmış ise şikâyetçi yok dese bile sanık lehine yorumlamak uygun olacaktır.

Alacağın varlığına inanarak ve bu hakkı elde etme özel kastıyla hareket edilmesi hallerinde ise; eylemin 5237 Sayılı Kanun’un 30. maddesi kapsamında ve 150/1. maddesi yollamasıyla hukuki alacağın tahsili amacıyla yağma suçunu oluşturup oluşturmayacağı hususunun da ayrıca somut olayda ayrıca değerlendirilmesi gerekmektedir. ( Benzer görüşler için B.K.. N. Centel- Hamide Zafer- Ö. Çakmut, Kişilere Karşı İşlenen Suçlar, Cilt: 1,4. Baskı, Beta Yayınevi, Ankara 2017, s. 404, Gökcan/Artuç TCK Şerhi age s.5461, Çevik age s. 925 )

Bu bilgiler ışığında somut olay değerlendirildiğinde,

Oluş ve dosya içeriğine göre; İşletmeciliğini sanıklardan …’nın yaptığı “… Bar'” adlı kulübe eğlenmek amacıyla şikâyetçi …’ın geldiği, oturduğu masasına içki ve meze, masasına gelen konsomatrislere bira, mekan sahibi sanık …’ye de iki duble rakı ısmarladığı, sahneye çıkıp dans ettiği, kulüpten ayrılmak için hesabı istediği, 750-800 TL tutarında hesap beklerken, 5.200 TL hesap geldiği, şikâyetçinin hesabın 800 TL’lik bölümünü kardeşi … ‘a ait İş Bankası kartı ile ödediği, yüksek hesabın diğer bölümüne itiraz ederek hesabı ödeyemeyeceğini bildirmesi üzerine, kulüpte çalışan sanık …’nın “hesabı ödeyeceksin a..na koyduğumun oğlu” diyerek tokat attığı, sanık … ve …’nın kendisini dövdükleri ve işyerinde kendisini zorla alıkoydukları şikâyetçinin araba ve evinin anahtarlarını, cep telefonu ile cebindeki 600 TL civarında nakit parayı aldıkları, 4000 TL tutarlı iki adet senedi zorla düzenlettirdiklerinin iddia edildiği olayda; şikâyetçinin özetle; şikâyetçinin hesabı kardeşi … ‘a ait İş Bankası hesap kartı ile şifre girerek 800 TL’sini ödediği, ilk kolluk beyanında da sadece sanık … ile …’nın kendisini dövdükleri, anahtarlar, cep telefonu, 600 TL nakit parayı aldıkları ve 4.000 TL tutarında 2 adet senet imzalattıkları iddiası dikkate alındığında;

1- )Yukarıda açıklanan dosyada eksik kalan hususlar araştırılıp sunulan hizmet bedeli ile şikâyetçiden tahsil edilmek istenilen para miktarı arasında bir nispetsizlik bulunup bulunmadığı, taşkın kapsamında olup olmadığı ve banka hesap kartı ile ödendiği iddia edilen 800 TL’ye ilişkin ilgili yerlerden belge ve kayıtlar getirtilerek sonucuna göre; delillerin bir bütün halinde takdiri ile sanıkların eyleminin, 5237 Sayılı Kanun’da düzenlenen yağma suçunda daha az cezayı gerektiren hal başlıklı 150. maddesinin birinci fıkrası kapsamında kalıp kalmadığı hususu tartışılmadan eksik tahkikat ile yetinilip yargılamaya devamla yerinde yeterli olmayan gerekçe ile yazılı şekilde karar verilmesi,

2- )Sanık …’ın şikâyetçiye yönelik eyleminin yağma suçunun cebir ve/veya tehdit unsurunun ne şekilde gerçekleştiği ve/veya nelerden ibaret olduğunun karar yerinde tartışılmaması,

3- )Sanık … yönünden olay yerinde şikâyetçiye yönelik tehdit ve cebir eyleminin bulunmadığı, şikâyetçi tarafından imzalatılan senedin alınıp bulunduğu yerden çıkması şeklindeki iddianın senedin zorla alınmasına iştirak etmediğinin anlaşıldığı, kovuşturma aşamasında şikâyetçinin cep telefonunun kendisine diğer sanık … tarafından satıldığı ve sonra kendisinin de bunu 2. el olarak satıp paraya çevirdiğinin savunulması karşısında 5237 Sayılı Kanun’un 165. maddesinde tanımlanan suç eşyasının satın alınması veya kabul edilmesi suçunu oluşturacağının gözetilmemesi hususları hukuka aykırı bulunmuştur.

SONUÇ : Açıklanan nedenle, sanık … ve sanıklar müdafiilerinin temyiz istemleri yerinde görüldüğünden Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 13. Ceza Dairesinin, 20.02.2023 tarihli ve 2022/423 Esas, 2023/407 Karar sayılı kararının 5271 Sayılı Kanun’un 302. maddesinin ikinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak BOZULMASINA,

Dava dosyasının, 5271 Sayılı Kanun’un 304. maddesinin birinci fıkrası uyarınca Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 13. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine, 21.05.2025 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.

KARŞI OY

Oluş ve dosya içeriğine göre; şikâyetçinin sanık …’ya ait “… Bar'” adlı kulübe eğlenmek amacıyla gittiği, bir müddet burada eğlendiği, alkol aldığı, şikâyetçinin söz konusu barda bulunduğu sırada burada çalışan kadınların da belli bir süre eşlik ettikleri, şikâyetçinin hesap istediği, hesabın 5.200,00 TL geldiği, şikâyetçinin hesabın beklediğinin çok üstünde bir tutar olması nedeniyle hesaba itiraz ettiği, ancak 800,00 TL’lik bölümünü kardeşine ait kredi kartı ile ödediği, kalan kısmını ödemeyeceğini bildirmesi nedeniyle sanık …’nın “hesabı ödeyeceksin a..na koyduğumun oğlu” diyerek tokat attığı, sonrasında sanıklar … ve …’nın şikâyetçiyi dövdükleri ve işyerinde zorla alıkoydukları, şikâyetçinin araba ve evinin anahtarlarını, cep telefonu ile cebindeki 600,00 TL civarında nakit parasını aldıkları, ayrıca sanık …’nın şikâyetçiye zorla 4.000,00 TL tutarlı iki adet senedi imzalattığı ve suça konu cep telefonunu 2. el olarak sattığı olayda, sanıkların fikir ve eylem birliği içerisinde hareket ettikleri, bununla birlikte şikâyetçinin suç tarihi itibariyle barda eğlendiği sırada tükettiği içki ve mezelerin fiyatlarının çok üzerinde bir hesabın istendiği, ayrıca şikâyetçiye ait cep telefonu, evin ve otomobilinin anahtarının da alınması, 800,00 TL ödemesine rağmen şikâyetçinin üzerinde bulunan 600,00 TL’nin alınması ve ayrıca 2 adet senet imzalatılması nazara alındığında hesaba ilişkin adisyon veya diğer kayıtların getirtilerek inceleme yapılmasının yargılamaya katkı sağlamayacağı düşüncesinde olduğumdan sanıkların yağma suçundan mahkûmiyetine ilişkin ilk derece mahkemesini kararının esastan reddine dair istinaf mahkemesi kararının yerinde olduğu ve onanması gerektiği düşüncesinde olduğumdan sayın çoğunluğun bozma ilâmına iştirak etmiyorum.


author avatar
Av. Murat Turgut MİNAR Avukat
Av. Murat Turgut Minar, İzmir Barosu’na 12460 sicil numarasıyla kayıtlı olup; ceza hukuku, kamulaştırma hukuku, miras hukuku, gayrimenkul hukuku, icra ve iflas hukuku ile iş hukuku alanlarında hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti sunmaktadır.