TCK Madde 148, yağma suçunu düzenleyen temel ceza hukuku hükümlerinden biridir. Bu suç, failin bir başkasını cebir veya tehdit kullanarak malı teslim etmeye ya da malın alınmasına karşı koymamaya zorlaması hâlinde gündeme gelir. Türk Ceza Kanunu’nun 148. maddesi, hem kişinin malvarlığı değerlerini hem de irade özgürlüğünü korumayı amaçlar. Yağma suçu, hırsızlıktan farklı olarak mağdur üzerinde doğrudan baskı kurulmasıyla işlenir. Cebir, şiddet veya tehdit yoluyla malın alınması, suçun daha ağır değerlendirilmesine neden olur. Bu nedenle TCK 148 yağma suçu, malvarlığına karşı suçlar içinde en ciddi düzenlemelerden biridir.

Madde Metni

Yağma

Madde 148- (1) Bir başkasını, kendisinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştireceğinden ya da malvarlığı itibarıyla büyük bir zarara uğratacağından bahisle tehdit ederek veya cebir kullanarak, bir malı teslime veya malın alınmasına karşı koymamaya mecbur kılan kişi, altı yıldan on yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Cebir veya tehdit kullanılarak mağdurun, kendisini veya başkasını borç altına sokabilecek bir senedi veya var olan bir senedin hükümsüz kaldığını açıklayan bir vesikayı vermeye, böyle bir senedin alınmasına karşı koymamaya, ilerde böyle bir senet haline getirilebilecek bir kağıdı imzalamaya veya var olan bir senedi imha etmeye veya imhasına karşı koymamaya mecbur edilmesi halinde de aynı ceza verilir.

(3) Mağdurun, herhangi bir vasıta ile kendisini bilmeyecek ve savunamayacak hale getirilmesi de, yağma suçunda cebir sayılır.


Madde Gerekçesi

Türk Ceza Kanunu’nun 148. maddesi, yağma suçunun temel şeklini düzenleyen önemli bir ceza hukuku hükmüdür. Yağma suçu, failin mağdur üzerinde cebir veya tehdit kullanarak bir malı teslim etmeye ya da malın alınmasına karşı koymamaya zorlaması hâlinde oluşur. Bu nedenle yağma, yalnızca malvarlığına karşı işlenen bir suç değil; aynı zamanda mağdurun irade özgürlüğüne, vücut dokunulmazlığına ve güvenlik duygusuna yönelen ağır bir saldırı niteliğindedir.

TCK 148 kapsamında değerlendirme yapılırken, failin mağdur üzerinde cebir veya tehdit kullanıp kullanmadığı, bu cebir veya tehdidin mağdurun iradesini etkileyebilecek ağırlıkta olup olmadığı, mağdurun malı teslim etmeye ya da malın alınmasına karşı koymamaya zorlanıp zorlanmadığı birlikte incelenir. Yağma suçunda esas belirleyici unsur, malın alınmasının zorlayıcı davranışlarla gerçekleştirilmesidir.

Bu yönüyle yağma suçu, hırsızlık suçundan ayrılır. Hırsızlıkta mal, mağdurun rızası olmaksızın alınır; ancak mağdura karşı cebir veya tehdit kullanılmaz. Yağmada ise fail, mağdurun iradesini baskı altına alarak malı elde eder. Bu nedenle kanun koyucu, TCK Madde 148 ile yağma suçunu daha ağır yaptırıma bağlamıştır.

Sonuç olarak TCK 148, mağdurun hem malvarlığı değerlerini hem de irade özgürlüğünü koruyan, cebir veya tehdit yoluyla mal edinilmesini ağır şekilde cezalandıran temel bir ceza hukuku düzenlemesidir.

Yağma Suçu ile Hırsızlık Suçu Arasındaki Temel Fark

Yağma suçu ile hırsızlık suçu arasındaki temel fark, fiilin işleniş biçiminde ve mağdur üzerinde kullanılan zorlayıcı araçlarda ortaya çıkar. TCK 141 hırsızlık suçunda fail, başkasına ait taşınır malı zilyedin rızası olmaksızın bulunduğu yerden alır. Ancak bu fiil sırasında mağdura karşı cebir veya tehdit kullanılmaz.

TCK 148 yağma suçunda ise fail, mağduru cebir veya tehditle malı teslim etmeye ya da malın alınmasına karşı koymamaya zorlar. Bu nedenle yağma suçu, hırsızlıktan daha ağırdır; çünkü yalnızca malvarlığına değil, aynı zamanda mağdurun irade serbestisine ve kişi güvenliğine de saldırı içerir.

Bu bakımdan hırsızlıkta gizli veya rıza dışı alma, yağmada ise cebir veya tehditle alma söz konusudur. Failin mağdur üzerinde fiziksel güç kullanması, korkutması, tehdit etmesi veya mağdurun direnme iradesini kırması hâlinde fiil artık hırsızlık değil, yağma suçu kapsamında değerlendirilir.



Cezanın Niteliği, Yargılama ve İnfaz Rejimi

TCK Madde 148 kapsamında düzenlenen yağma suçunun temel hâli bakımından öngörülen ceza altı yıldan on yıla kadar hapis cezasıdır. Bu ceza miktarı, yağma suçunun hem malvarlığına hem de mağdurun irade özgürlüğüne yönelik ağır bir saldırı olarak kabul edilmesinden kaynaklanır.

Cezanın niteliği bakımından yağma suçu ağır hapis yaptırımı gerektiren bir suçtur. Ceza miktarının yüksek olması nedeniyle somut olayda hükmün açıklanmasının geri bırakılması, seçenek yaptırımlara çevirme veya kısa süreli hapis cezasına ilişkin kurumların uygulanması çoğu durumda mümkün olmaz. Mahkeme, ceza belirlerken cebir veya tehdidin ağırlığını, failin kastını, mağdurun uğradığı zararı ve suçun işleniş biçimini dikkate alır.

Yargılama bakımından yağma suçu şikâyete bağlı değildir. Suçun işlendiğinin öğrenilmesi hâlinde Cumhuriyet savcılığı tarafından re’sen soruşturma başlatılır. Suçun ağırlığı ve kanunda öngörülen ceza miktarı nedeniyle görevli mahkeme ağır ceza mahkemesidir.

İnfaz rejimi bakımından verilen hapis cezası, 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun hükümlerine göre infaz edilir. Koşullu salıverilme, denetimli serbestlik ve tekerrür hükümleri somut mahkûmiyetin niteliğine göre değerlendirilir. Ceza miktarının yüksekliği nedeniyle infaz süreci, temel hırsızlık suçlarına göre daha ağır sonuçlar doğurur.

Yağma Suçunda Tutuklama

TCK 148 yağma suçunda tutuklama, suçun niteliği ve öngörülen cezanın ağırlığı nedeniyle uygulamada sıkça gündeme gelen bir koruma tedbiridir. Yağma suçu, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 100. maddesi kapsamında katalog suçlar arasında yer aldığından, kuvvetli suç şüphesini gösteren somut delillerin bulunması hâlinde tutuklama nedeninin varlığı kabul edilebilir.

Ancak bu durum, her yağma dosyasında otomatik olarak tutuklama kararı verileceği anlamına gelmez. Tutuklama yine de bir koruma tedbiri olup ölçülülük, gereklilik ve somut olayın özellikleri dikkate alınarak değerlendirilmelidir. Failin kaçma şüphesi, delilleri yok etme veya değiştirme ihtimali, mağdur ya da tanıklar üzerinde baskı kurma tehlikesi gibi hususlar tutuklama değerlendirmesinde önem taşır.

Özellikle cebir veya tehdidin yoğunluğu, suçun silahla ya da birden fazla kişiyle işlenmesi, mağdur üzerinde ciddi korku yaratılması veya failin kaçma ihtimalinin bulunması hâlinde tutuklama tedbiri daha güçlü şekilde gündeme gelebilir. Buna karşılık somut tutuklama nedenlerinin bulunmadığı hâllerde adli kontrol tedbirleri de değerlendirilebilir.

Şikâyet, Uzlaşma ve Zamanaşımı

TCK 148 yağma suçu, şikâyete bağlı suçlardan değildir. Suçun işlendiğinin öğrenilmesi hâlinde Cumhuriyet savcılığı tarafından re’sen soruşturma yapılır. Bu nedenle mağdurun şikâyette bulunması soruşturma için zorunlu değildir. Mağdurun şikâyetinden vazgeçmesi de kamu davasını kendiliğinden sona erdirmez.

Uzlaşma bakımından yağma suçu uzlaştırma kapsamında değildir. Suçun cebir veya tehdit unsuru içermesi, mağdurun irade özgürlüğünü ihlal etmesi ve ağır ceza gerektirmesi nedeniyle taraflar arasında uzlaşma sağlanması ceza yargılamasını sona erdirmez.

Zamanaşımı bakımından yağma suçunun temel hâli için öngörülen ceza miktarı dikkate alındığında dava zamanaşımı süresi genel olarak 15 yıl olarak uygulanır. Bu süre içinde soruşturma veya kovuşturma yapılmaz ya da dava kanuni süresi içinde sonuçlandırılmazsa kamu davasının düşmesi gündeme gelebilir.

Görevli Mahkeme

TCK Madde 148 kapsamında düzenlenen yağma suçunda görevli mahkeme, suç için öngörülen cezanın ağırlığı nedeniyle ağır ceza mahkemesidir. Yağma suçu, altı yıldan on yıla kadar hapis cezası gerektiren ağır bir suç olduğundan, asliye ceza mahkemesinin görev alanına girmez.

Soruşturma Cumhuriyet savcılığı tarafından re’sen yürütülür. Yeterli şüphe oluşması hâlinde iddianame düzenlenir ve kovuşturma görevli ağır ceza mahkemesinde yapılır. Mahkeme, failin cebir veya tehdit kullanıp kullanmadığını, mağdurun malı teslim etmeye ya da alınmasına karşı koymamaya zorlanıp zorlanmadığını, failin kastını ve suçun unsurlarının oluşup oluşmadığını değerlendirerek karar verir.

Sonuç olarak TCK 148 yağma suçu bakımından görevli mahkeme, suçun ağırlığı ve kanunda öngörülen ceza miktarı gereğince ağır ceza mahkemesidir.


Sıkça Sorulan Sorular

TCK 148 yağma suçu nedir?

TCK 148 yağma suçu, failin mağdura karşı cebir veya tehdit kullanarak bir malı teslim etmeye ya da malın alınmasına karşı koymamaya zorlaması halinde oluşur. Bu suçta korunan temel hukuki değer, kişinin malvarlığı, irade özgürlüğü, vücut dokunulmazlığı ve güven içinde hareket edebilme hakkıdır.

Yağma suçu ile hırsızlık suçu arasındaki fark nedir?

Yağma suçu ile hırsızlık suçu arasındaki temel fark, yağmada mağdur üzerinde cebir veya tehdit kullanılmasıdır. Hırsızlıkta mal, mağdurun rızası dışında alınırken; yağmada mağdur, korkutularak veya zor kullanılarak malı teslim etmeye ya da alınmasına engel olmamaya mecbur bırakılır.

TCK 148 yağma suçu şikâyete tabi midir?

TCK 148 yağma suçu, kural olarak şikâyete tabi olmayan suçlardandır ve Cumhuriyet savcılığı tarafından re’sen soruşturulur. Suçun işleniş biçimi, kullanılan tehdit veya cebrin ağırlığı, alınan malın niteliği ve olayda nitelikli yağma hallerinin bulunup bulunmadığı ceza hukuku bakımından ayrıca değerlendirilir.


Yargıtay Kararları

Yargıtay 2. Ceza Dairesi 2025/3140 E. ve 2025/19457 K.

Özet : TCK 148 kapsamında yağma suçuna ilişkin yeterli kesin delil bulunmadığından sanıklar hakkında beraat kararı verilmiş, karar sanık lehine korunmuştur.

DAVA : İstanbul 7. Ağır Ceza Mahkemesinin, 07.10.2022 tarihli ve 2015/219 Esas, 2022/507 Karar sayılı kararının, sanıklar … ve … müdafii , sanık … müdafii, sanık …, sanık …, sanık …, sanık … müdafii, sanık …, sanık …, sanık …, sanık … müdafii, O yer Cumhuriyet savcısı tarafından temyizi üzerine yapılan ön inceleme neticesinde gereği düşünüldü:

KARAR : F. Cumhuriyet Başsavcılığının 16.10.2008 tarihli ve 2008/6545 Esas, 2008/6346 Karar sayılı iddianamesinde 27 numaralı eylem anlatımı ve başlığındaki sevk maddelerine göre sanıklar …, …, …, … ve … hakkında 5237 Sayılı Kanun’un 142/1-b maddesi uyarınca cezalandırılmalarına yönelik ve yine 6 numaralı eylem anlatımı ve sevk maddesine göre sanıklar …, …, …, …, … ve …’in hakkında 5237 Sayılı Kanun’un 142/1-b maddesi uyarınca cezalandırılmalarına yönelik kamu davasının açıldığı, F. 5. (İstanbul 46.) Asliye Ceza Mahkemesi’nin 14.11.2008 tarihli ve 2008/906 Esas, 2008/1026 Karar sayılı kararıyla yukarıda belirtilen sanıkların eylemlerinin yağma suçunu oluşturduğu gerekçesiyle görevsizlik kararının verildiği, görevsizlik kararı üzerine dosya İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi (CMK 250. Maddesi ile yetkili)’ne tevzi edilmiş, İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi (CMK 250. Maddesi ile yetkili)’nin 22.12.2008 tarihli ve 2008/310 Esas, 2008/339 Karar sayılı görevsizlik kararı ile karşı görevsizlik kararı verilmiş, Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 09.02.2009 tarihli ve 2009/1227 Esas, 2009/1380 karar sayılı ilamı ile ağır ceza mahkemesinin görevsizlik kararının kaldırılması üzerine yargılamaya İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi (CMK 250. maddesiyle yetkili)’nin 2009/88 esas sayılı dosyası üzerinden devam edildiği, 6526 Sayılı Kanun’un 1. maddesiyle 3713 Sayılı yasaya eklenen geçici 14 maddenin 4 fıkrası uyarınca, İstanbul 11 Ağır Ceza Mahkemesi (CMK 250. Maddesi ile yetkili)’nin kapatılması üzerine dosya yeniden tevzi edilmiş ve İstanbul 7. Ağır Ceza Mahkemesinde 2014/196 esas numarasını almış, İstanbul 7. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 19.11.2014 tarihli 2014/196 Esas, 2014/597 Karar sayılı görevsizlik kararı üzerine dosya İstanbul 68. Asliye Ceza Mahkemesine tevzi edilmiş, İstanbul 68. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 21.01.2015 tarihli ve 20015/18 Esas, 2015/53 Karar sayılı görevsizlik kararı ile karşı görevsizlik kararı verilmiş, Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 23.06.2015 tarih, 2015/7016 Esas, 2015/12969 Karar sayılı ilâmı ile İstanbul 7. Ağır Ceza Mahkemesi’nin görevsizlik kararının kaldırılmasına karar verildiği, İstanbul 7. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 07.10.2022 tarihli ve 2015/219 Esas, 2022/507 Karar sayılı ilâmında gerekçe ve hüküm bölümünde “TCK 142/1-b maddesi uyarınca sanıklar …, …, …, … ve …’nin ayrı ayrı cezalandırılmaları istemiyle kamu davası açılmış ve isnat edilen eylemlerin bu suçu oluşturmayıp TCK’nın 148. maddesinde düzenlenen yağma suçunu oluşturduğu anlaşılmışsa da, kendilerine isnat edilen suçlamaları kabul etmeyen sanıkların müsnet suçları işlediklerine dair her türlü şüpheden uzak kesin ve inandırıcı delil elde edilemediği anlaşıldığından sanıkların CMK’nın 223/2-e maddesi uyarınca yağma suçundan ayrı ayrı beraatlerine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.” şeklinde ki gerekçeyle sanıklar hakkında beraat kararının verildiği ve söz konusu beraat hükmünün o yer Cumhuriyet savcısı tarafından aleyhe temyiz edildiğinin anlaşılması karşısında;

SONUÇ : Tebliğnamenin, 6545 Sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 25.01.2023 tarihinden sonra düzenlenmiş olmasına, hükümdeki nitelendirmeye, temyizin kapsamına, Yargıtay Kanunu’nun 14. maddesine ve Yargıtay Büyük Genel Kurulu’nun 25.01.2023 tarihli ve 2023/1 Sayılı iş bölümü kararına göre; temyize konu suçlardan en ağır cezayı içeren 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 149/1-c maddesinde düzenlenen yağma suçundan verilen beraat kararına yönelik temyiz incelemesinin Yargıtay 6. Ceza Dairesinin görevine dahil olduğu anlaşılmakla; Dairemizin GÖREVSİZLİĞİNE, dosyanın ilgili Daireye gönderilmesine, 03.11.2025 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Yargıtay 6. Ceza Dairesi 2023/20985 E. ve 2025/8666 K.

Özet: TCK 148 kapsamında yağma suçunun unsurları oluşmadığı, eylemin hukuki alacağın tahsili kapsamında değerlendirilmesi gerektiği kabul edilerek hüküm sanık lehine bozulmuştur.

DAVA : Yapılan ön inceleme neticesinde; sanık hakkında kurulan hükmün temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenlerin hükmü temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, temyiz istemlerinin süresinde olduğu, temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü:

KARAR : I. HUKUKİ SÜREÇ

A. İlk Derece

Manisa 4. Ağır Ceza Mahkemesinin, 07.10.2022 tarihli ve 2022/71 Esas, 2022/239 Karar sayılı kararı ile sanığın yağma suçundan, 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 223/2-e. maddesi uyarınca beraatine karar verilmiştir.

B. İstinaf

İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 21. Ceza Dairesinin, 21.09.2023 tarihli ve 2023/102 Esas, 2023/3719 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik o yer Cumhuriyet savcısının istinaf başvurusunun kabulü ile, duruşmalı yapılan inceleme neticesinde, 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 280/2. maddesi uyarınca İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak, sanığın yağma suçundan 5237 Sayılı Kanun’un 148/1, 62, 53… . maddeleri uyarınca 5 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklularına karar verilmiştir.

II. TEMYİZ

A. Temyiz Sebepleri

Sanık … ve Müdafiinin Temyiz İstemleri

Atılı suçun maddi ve manevi unsurlarının oluşmadığına, faydalanma kastı bulunmadığına, katılanın zararının giderilmiş olduğuna, şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereği sanığın beraatine karar verilmesi gerektiğine ilişkindir.

B. Değerlendirme ve Gerekçe

Diğer temyiz sebepleri yerinde görülmemiştir.

Ancak;

Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 25.02.2014 gün ve 2013/678-2014/98 Sayılı kararında ayrıntıları belirtildiği üzere; 5237 Sayılı Kanun’un 765 Sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 308. maddesindeki “kendiliğinden hak alma” suçuna benzer bağımsız bir suç tipine yer verilmemiş, onun yerine kanunda belirtilen bazı suçların bir hukuki ilişkiye dayanan alacağın tahsili amacıyla işlenmesi halinde failin daha az ceza ile cezalandırılması öngörülmüş, bu bağlamda hırsızlık suçunda 144, yağma suçunda 150/1, dolandırıcılık suçunda 159, belgede sahtecilik suçunda 211. maddeler düzenlenmiştir. Buna göre, 765 Sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 308. maddesinde adliye aleyhine işlenen bir suç olarak koruma altına alınan eylemlerin bir kısmı, 5237 Sayılı Kanun’un 150/1. maddesiyle malvarlığına ilişkin bir suç haline dönüştürülmüştür. Bu düzenlemeye göre, hukuki ilişkiye dayanan bir alacağın tahsili amacıyla cebir veya tehdit kullanılması halinde eylem yağma suçunu oluşturmakla birlikte, bu özel düzenleme nedeniyle fail kasten yaralama ve/veya tehdit suçundan cezalandırılacaktır. Böylece, hukuki ilişkiye dayanan bir alacağın tahsili amacıyla hareket edilmiş olması daha az ceza verilmesini gerektiren bir hal olarak kabul edilmiş, başka bir anlatımla failin saikine önem verilmiştir.

Bu madde hükmünün uygulanabilmesi için fail ile mağdur arasında alacak hakkı doğuran herhangi bir hukuksal ilişkinin bulunması gereklidir. Bu hukuki ilişkinin, ilgili kanunda belirtilen şekil şartına uygun olarak kurulmuş olması zorunlu olmayıp, hukuk düzenince kabul edilebilir meşru bir ilişki olması yeterlidir. Başka bir anlatımla, şekil şartına uyulmadan kurulan bu ilişkinin ilgili kanun hükümleri uyarınca Özel Hukuk alanında hukuki sonuç doğurmayacak olması, ceza hukuku alanında dikkate alınmasına engel olmayacaktır. Burada önemli olan şekil şartına uyulsun veya uyulmasın meşru bir hukuki ilişkinin bulunup bulunmadığı ve bu hukuki ilişkiye dayanan alacağın tahsili amacıyla hareket edilip edilmediğidir.

Alacak iddiasının varlığını kabul için mutlaka alacak davası açılıp ispatının beklenilmemesi gerekir. Çünkü Cezanın delil anlayışı ile Hukukun delil anlayışı ve kabulü farklıdır. Hukukta şekli gerçeklik hakimdir. Daha ziyada iddia ve ıspata dayanan delil sistemi geçerli olup taraflarca ileri sürülmeyen iddia ve delillerin davanın kabulunde esas alınamayacağı bir gerçekliktir. Oysa Cezada maddi hukuka dayanan bir kabul söz konusudur. Taraflar idda etmese, savunmasa bile maddi gerçeklik her türlü delil incelenip kabulde esas alınmaktadır. Bu nedenle mutlaka hukuka göre ispat şartı aranmamaktadır.

Ayrıca şüpheden sanık yararlanır kuralı ceza yargılamasının en temel kurallarındandır. Yargıtayda yıllardır istikrarlı şekilde bu durumu uygulamaktadır. Hukuki ilişkinin ve borcun varlığı konusunda gerçekten şüpheli bir durum ortaya çıkmış ise şikâyetçi yok dese bile sanık lehine yorumlamak uygun olacaktır.

Dosyaya yansıyan ifadeler ve delillere göre taraflar arasında hukuki bir ilişki ve alacak-borç miktarı konusunda bir tartışmanın varlığı anlaşılmaktadır. Bu durum bile hukuki ilişkiden doğan alacağın kabulü için yeterli olabilir. Bu kabulde sadece şikâyetçinin “borcum yok” demesi de tek başına yeterli olmayacaktır. Şikâyetçi herhangi bir borcum yoktur dese bile dinlenen tanıklar,… vs ile sanıklar ile şikâyetçi arasında hukuki bir ilişki olduğunu ve bu ilişki nedeniyle bir araya gelip hesap yaptıklarını anlaşamadıklarını vs gösterir nitelikte ise şikâyetçinin borcum yok demesine itibar edilmeyip hukuki ilişkinin varlığı kabul edilmelidir.

Kısaca özetlersek taraflar arasında soyut ve kendini kurtarmaya yönelik hukuki alacağı isteme iddiasını aşan boyutta bir hukuki ilişki olduğu anlaşılabiliyorsa bunun ispatı hukuki kaidelerine göre ayrıca değerlendirilecektir. Ancak dosyaya yansıyan tüm verilere göre ciddi şekilde ortaklık ve alacak iddiası olduğu, kuru bir iddianın ötesinde ise sanığın eyleminin sabit görülmesi halinde 5237 Sayılı Kanun’un 150/1. maddesinde düzenlenen alacağının tahsil amacıyla cebir tehdit hükmünün uygulanması gerekir. Burda bir hukuk mahkemesi gibi ispat şartı aranmamalıdır.

Alacağın varlığına inanarak ve bu hakkı elde etme özel kastıyla hareket edilmesi hallerinde ise; eylemin 5237 Sayılı Kanun’un 30. maddesi kapsamında ve 150/1. maddesi yollamasıyla hukuki alacağın tahsili amacıyla yağma suçunu oluşturup oluşturmayacağı hususunun da ayrıca somut olayda ayrıca değerlendirilmesi gerekmektedir. ( Benzer görüşler için B.K.. N. Centel- Hamide Zafer- Ö. Çakmut, Kişilere Karşı İşlenen Suçlar, Cilt: 1,4. Baskı, Beta Yayınevi, Ankara 2017, s. 404, Gökcan/Artuç TCK Şerhi age s.5461 )

Bu genel anlatımdan sonra somut olay değerlendirildiğinde, katılan soruşturma aşamasında; sanık ile olaydan kısa süre önce tanışmış olup ara ara birlikte kendi ikametinde alkol aldıklarını, 20.09.2021 tarihinde sanıktan 500,00 TL borç alıp 23/09/2021 tarihinde söz konusu borcu ödediğini, aynı zamanda sanığın isteği üzerine sanığa diz üstü bilgisayarını ödünç olarak verdiğini, ertesi gün sanığın diz üstü bilgisayarını teslim edeceğinden bahisle kendisini araması üzerine buluşmalarının akabinde araç içerisinde yüzüne yumruk ile vurmak suretiyle cebinde bulunan 300,00 TL parasını ve cep telefonunu zorla aldığını beyan ederken, kovuşturma aşamasında sanığın eylemini gerçekleştirdiği sırada yanında iki kişi daha bulunduğunu belirterek çelişkili beyanlarda bulunmuştur. Sanık ise aşamalardaki savunmalarında; katılana 4.000,00 TL borç para vermiş olduğunu, ancak borcun zamanında ödenmediğini, söz konusu borca mahsuben katılanın kendisine diz üstü bilgisayarını verdiğini ve bu bilgisayarı 450,00 TL ye sattıklarını, kalan borcu da 2-3 gün içerisinde geri ödeyeceğini söylemesine karşın ödemediğini, suça konu cep telefonunu katılanın kendisine rızasıyla borcunu ödediğinde geri verilmek üzere teminat olarak vermiş olduğunu beyan etmiştir. Katılanın aşamalardaki çelişkili beyanları, dosya kapsamında sanık savunmasının aksini gösterir herhangi bir görgü tanığı beyanı yahut yazılı bir belgenin bulunmaması, katılanın yeni tanıştığı birine diz üstü bilgisayarını ödünç vermesi olgusunun hayatın olağan akışına aykırı olması, sanığın suça konu cep telefonunun katılanın şikâyeti üzerine olaydan sonra kolluk birimine teslim etmiş olması, katılan hakkında düzenlenen adli rapor form içeriğine göre basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek şekilde yaralandığının tespit olunması hususları birlikte değerlendirildiğinde; katılanın daha önce sanıktan borç para aldığı yönünde kaçamaklı beyanlarda bulunduğu da gözetilerek şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereğince taraflar arasında hukuk düzenince kabul edilebilir bir hukuki ilişkinin varlığını kabul edilmesi gerektiği, sanığın hukuki alacağını tahsil amacıyla hareket ettiği anlaşıldığından, sanığın eyleminin 5237 Sayılı Kanun’un 150/1. maddesi delaletiyle aynı Kanun’un 86/2. maddesinde düzenlenen kasten yaralama suçu kapsamında kaldığı düşünülmeden yazılı şekilde nitelikli yağma suçundan hüküm kurulması, hukuka aykırı bulunmuştur.

SONUÇ : Gerekçe bölümününde açıklanan nedenle, sanık … ve müdafiinin temyiz istemleri yerinde görüldüğünden, İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 21. Ceza Dairesinin kararının 5271 Sayılı Kanun’un 302/2. maddesi uyarınca Tebliğname’ ye aykırı olarak, oybirliğiyle BOZULMASINA,

Dava dosyasının, 5271 Sayılı Kanun’un 304/2-b. maddesi uyarınca İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 21. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine, 16.10.2025 tarihinde karar verildi.


author avatar
Av. Murat Turgut MİNAR Avukat
Av. Murat Turgut Minar, İzmir Barosu’na 12460 sicil numarasıyla kayıtlı olup; ceza hukuku, kamulaştırma hukuku, miras hukuku, gayrimenkul hukuku, icra ve iflas hukuku ile iş hukuku alanlarında hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti sunmaktadır.