TCK Madde 146, kullanma hırsızlığı suçunu düzenleyen özel bir ceza hukuku hükmüdür. Bu madde, failin başkasına ait taşınır malı sürekli olarak sahiplenme amacıyla değil, yalnızca geçici olarak kullanmak amacıyla alması hâlinde uygulanır. Türk Ceza Kanunu’nun 146. maddesi, hırsızlık suçunun klasik görünümünden farklı olarak failin kastını ve malı kullanma amacını dikkate alır. Malın kısa süreli kullanıldıktan sonra iade edilmesi veya bırakılması, suçun niteliğinin belirlenmesinde önem taşır. Bu nedenle TCK 146 kullanma hırsızlığı, hırsızlık suçunda cezanın bireyselleştirilmesi ve olayın özelliklerine göre daha adil yaptırım uygulanması bakımından önemli bir düzenlemedir.
Madde Metni
Madde 146- (1) Hırsızlık suçunun, malın geçici bir süre kullanılıp zilyedine iade edilmek üzere işlenmesi halinde, şikayet üzerine, verilecek ceza yarı oranına kadar indirilir. Ancak malın suç işlemek için kullanılmış olması halinde bu hüküm uygulanmaz.
Madde Gerekçesi
Türk Ceza Kanunu’nun 146. maddesi, kullanma hırsızlığı suçunu düzenleyen özel bir hükümdür. Bu madde, hırsızlık fiilinin malı sürekli olarak sahiplenme amacıyla değil, geçici süreyle kullanıp zilyedine iade etme amacıyla işlenmesi hâlinde uygulanır. Kanun koyucu, failin kastının malı tamamen mülkiyetine geçirme değil, yalnızca geçici olarak kullanma yönünde olması nedeniyle bu durumda temel hırsızlık suçuna göre daha hafif bir yaptırım öngörmüştür.
Kullanma hırsızlığı, hırsızlık suçunun özel bir görünüm biçimidir. Fail, başkasına ait taşınır malı rıza olmaksızın alır; ancak amacı maldan sürekli yararlanmak değil, belirli bir süre kullandıktan sonra malı zilyedine iade etmektir. Bu nedenle failin kastı, suçun hukuki niteliğinin belirlenmesinde büyük önem taşır.
Ancak TCK 146 hükmünün uygulanabilmesi için malın gerçekten geçici kullanım amacıyla alınmış olması gerekir. Failin malı iade etme niyeti bulunmuyorsa veya mal suç işlemek amacıyla kullanılmışsa kullanma hırsızlığı hükümleri uygulanmaz. Bu durumda fiil, somut olayın niteliğine göre basit veya nitelikli hırsızlık kapsamında değerlendirilir.
Sonuç olarak TCK Madde 146, hırsızlık suçunda failin kastını, malı alma amacını ve iade iradesini dikkate alarak cezanın bireyselleştirilmesini sağlayan önemli bir ceza hukuku düzenlemesidir.
Kullanma Hırsızlığı Suçu ile Malın Değerinin Az Olması Arasındaki Temel Fark
Kullanma hırsızlığı ile malın değerinin az olması kurumu arasındaki temel fark, uygulanma sebebi ve hukuki niteliğinden kaynaklanır. TCK 146 kullanma hırsızlığı, failin malı geçici süreyle kullanıp zilyedine iade etmek amacıyla alması hâlinde gündeme gelir. Burada belirleyici unsur, failin malı sürekli olarak sahiplenme kastının bulunmaması ve kullanım amacının geçici olmasıdır.
Buna karşılık TCK 145 malın değerinin az olması, hırsızlık suçunun oluştuğu durumlarda çalınan malın ekonomik değerinin düşük olması nedeniyle cezada indirim yapılmasına veya ceza verilmemesine imkân tanıyan bir hükümdür. Bu durumda suçun niteliği değişmez; yalnızca malın değerinin düşüklüğü nedeniyle yaptırım üzerinde değerlendirme yapılır.
Dolayısıyla TCK 146’da failin kastı ve malı geçici kullanma amacı önem taşırken, TCK 145’te çalınan malın ekonomik değeri dikkate alınır. İlkinde suçun özel görünüm biçimi, ikincisinde ise ceza indirimi veya ceza vermeme nedeni söz konusudur.
Cezanın Niteliği, Yargılama ve İnfaz Rejimi
TCK Madde 146 kapsamında düzenlenen kullanma hırsızlığı bakımından cezanın niteliği, temel hırsızlık suçuna göre daha hafif yaptırım uygulanmasına yöneliktir. Hırsızlık suçunun, malın geçici bir süre kullanılıp zilyedine iade edilmek üzere işlenmesi hâlinde, verilecek ceza yarı oranına kadar indirilebilir. Bu indirim, failin malı sürekli olarak sahiplenme kastıyla değil, geçici yararlanma amacıyla hareket etmesinden kaynaklanır.
Ancak malın suç işlemek amacıyla kullanılması hâlinde TCK 146 hükmü uygulanmaz. Örneğin bir aracın yalnızca kısa süreli kullanım için alınması ile başka bir suçun işlenmesinde kullanılmak üzere alınması aynı şekilde değerlendirilmez. Suç işleme amacı varsa fail hakkında kullanma hırsızlığına ilişkin ceza indirimi uygulanmayabilir.
Yargılama bakımından kullanma hırsızlığı suçu şikâyete bağlıdır. Mağdurun süresi içinde şikâyette bulunması gerekir. Şikâyet şartı gerçekleşmeden soruşturma ve kovuşturma yapılamaz. Görevli mahkeme kural olarak asliye ceza mahkemesidir.
İnfaz rejimi bakımından hükmedilen hapis cezası genel infaz hükümlerine tabidir. Cezanın miktarı, failin kişisel durumu, zararın giderilip giderilmediği ve somut olayın özelliklerine göre hükmün açıklanmasının geri bırakılması, cezanın ertelenmesi, seçenek yaptırımlar ve denetimli serbestlik hükümleri değerlendirilebilir.
Kullanma Hırsızlığı Suçunda Tutuklama
TCK 146 kullanma hırsızlığı suçunda tutuklama, teorik olarak mümkün olmakla birlikte uygulamada oldukça istisnai niteliktedir. Çünkü bu suç, hırsızlık suçunun daha hafif yaptırımı gerektiren özel bir görünüm biçimidir ve ceza indirimi uygulanmasına elverişlidir.
Tutuklama kararı verilebilmesi için Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 100. maddesi uyarınca kuvvetli suç şüphesini gösteren somut delillerin bulunması gerekir. Bunun yanında kaçma şüphesi, delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme ihtimali ya da mağdur ve tanıklar üzerinde baskı kurulması tehlikesi gibi tutuklama nedenlerinden birinin mevcut olması aranır.
Kullanma hırsızlığı, katalog suçlar arasında yer almadığından tutuklama otomatik olarak uygulanmaz. Ölçülülük ilkesi gereğince çoğu durumda adli kontrol tedbirleri tercih edilir. Failin sabit ikametgâhının bulunması, delillerin toplanmış olması veya kaçma şüphesinin bulunmaması hâlinde tutuklama kararı verilmesi ölçüsüz kabul edilebilir.
Sonuç olarak TCK 146 kapsamında tutuklama, hukuken mümkün olsa da suçun niteliği, ceza indirimi imkânı ve şikâyete bağlı yapı nedeniyle uygulamada sınırlı ve istisnai bir koruma tedbiri olarak değerlendirilir.
Şikâyet, Uzlaşma ve Zamanaşımı
TCK 146 kullanma hırsızlığı suçu, açıkça şikâyete bağlıdır. Mağdurun, fiili ve faili öğrendiği tarihten itibaren 6 ay içinde şikâyette bulunması gerekir. Bu süre içinde şikâyet hakkı kullanılmazsa soruşturma ve kovuşturma yapılamaz. Mağdurun şikâyetinden vazgeçmesi hâlinde ise soruşturma veya kovuşturma aşamasına göre dosyanın düşmesi gündeme gelebilir.
Uzlaşma bakımından kullanma hırsızlığı suçu uzlaştırma hükümlerine elverişli suçlar arasında değerlendirilebilir. Bu nedenle soruşturma aşamasında dosya uzlaştırma bürosuna gönderilebilir. Tarafların uzlaşması hâlinde kamu davası açılmaz; dava açılmışsa düşme kararı verilebilir. Uzlaşma sağlanamazsa ceza yargılaması genel hükümlere göre devam eder.
Zamanaşımı bakımından kullanma hırsızlığı, temel hırsızlık suçuna bağlı olarak değerlendirilir. Uygulamada dava zamanaşımı süresi genel olarak 8 yıl olarak kabul edilir. Ancak suç şikâyete bağlı olduğundan, dava zamanaşımı süresi dolmamış olsa bile 6 aylık şikâyet süresi içinde şikâyet hakkı kullanılmamışsa soruşturma yapılamaz.
Görevli Mahkeme
TCK 146 kapsamında düzenlenen kullanma hırsızlığı suçunda görevli mahkeme, suçun niteliği ve öngörülen ceza miktarı dikkate alındığında kural olarak asliye ceza mahkemesidir. Bu suç, hırsızlık suçunun daha hafif cezayı gerektiren özel görünüm biçimi olduğundan ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren bir durum söz konusu değildir.
Soruşturma, mağdurun şikâyeti üzerine Cumhuriyet savcılığı tarafından yürütülür. Yeterli şüphe oluşması hâlinde iddianame düzenlenir ve kovuşturma görevli asliye ceza mahkemesinde yapılır.
Mahkeme, yargılama sırasında öncelikle hırsızlık suçunun unsurlarının oluşup oluşmadığını inceler. Ardından failin malı geçici süreyle kullanıp zilyedine iade etme amacıyla alıp almadığını ve malın suç işlemek için kullanılıp kullanılmadığını değerlendirir. Bu şartların oluşması hâlinde TCK 146 uyarınca cezada indirim uygulanabilir.
Sıkça Sorulan Sorular
TCK 146 kullanma hırsızlığı suçu nedir?
TCK 146 kullanma hırsızlığı, failin başkasına ait taşınır bir malı geçici süreyle kullanmak ve daha sonra geri vermek amacıyla alması halinde gündeme gelen özel bir hırsızlık düzenlemesidir. Bu suçta korunan temel hukuki değer, kişinin mülkiyet hakkı, zilyetliği, malvarlığı güvenliği ve mal üzerindeki tasarruf yetkisidir.
Kullanma hırsızlığı ile normal hırsızlık arasındaki fark nedir?
Kullanma hırsızlığı ile hırsızlık suçu arasındaki temel fark, failin malı sürekli olarak sahiplenme amacıyla değil, geçici olarak kullanıp iade etme amacıyla almasıdır. Normal hırsızlıkta failin mal üzerinde kalıcı yarar sağlama kastı ön plana çıkarken, TCK 146 kapsamında failin geçici kullanım amacı ve iade iradesi önem taşır.
TCK 146 kullanma hırsızlığı şikâyete tabi midir?
TCK 146 kullanma hırsızlığı suçu, kural olarak şikâyete tabi suçlardandır. Mağdurun kanuni süre içinde şikâyette bulunması gerekir. Somut olayda malın gerçekten geçici kullanım amacıyla alınıp alınmadığı, iade edilip edilmediği, failin kastı ve mağdurun uğradığı malvarlığı zararı birlikte değerlendirilir.
Yargıtay Kararları
Yargıtay 2. Ceza Dairesi 2025/8672 E. ve 2025/15382 K.
Özet: TCK 146 uygulanma şartları oluşmadığı halde indirim yapılması hukuka aykırı bulunmuş, bu nedenle hüküm sanık lehine bozulmuştur.
DAVA : İlk Derece Mahkemesince kurulan hükümlere yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararların; 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 286/1. maddesi uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260/1. maddesi gereği temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, 291/1. maddesi gereği temyiz istemlerinin süresinde olduğu, 294/1. maddesi gereği temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298/1. maddesi gereği temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle gereği düşünüldü;
KARAR : 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 280/1-e-f maddesinde Bölge Adliye Mahkemelerinin duruşma açmaksızın hükmün bozulmasına karar verebileceği hallerin sınırlı olarak sayıldığı, dosya içeriğine göre, Tekirdağ 6. Asliye Ceza Mahkemesinin, 11.02.2020 tarihli ve 2019/150 E., 2020/110 K. sayılı dosyasında verilen mahkûmiyet hükümlerine yönelik istinaf istemi üzerine yapılan inceleme neticesinde, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesinin, 17.05.2021 tarihli ve 2020/2514 E., 2021/1532 K. sayılı kararı ile “… Sanık … sorguda, müdafi huzurundaki savunmasında; diğer sanık … ve … ile birlikte buluştuklarını, davaya konu 59 .. … aracı gördüklerini, kapısının açık olduğunu, aracı … çalıştırıp oradan aldıklarını belirterek, suçu ikrara yönelik beyanda bulunmuş, kovuşturmadaki beyanında ise, …’in davaya konu aracı patronunun aracı diyerek, gezmeye gidelim demesi üzerine aldığını, …’in bu aracı bir anahtar ile açtığını, bu şekilde aracı alıp, gezmek amaçlı çıktıklarını, yol kenarında dükkanın önünde demirleri görünce yüklediklerini beyan etmesine rağmen, her iki ifadesinde çelişki bulunmasına rağmen, bu çelişki giderilmeden, ayrıca sanık …’ın polis yakaladığında, tutanağa göre kovuşturmadaki beyanlarına göre, suçlu değil ise niçin kaçtığının kendisine sorulmadan, sanığın eyleminin değerlendirilmesi, sanık …’in davaya konu 59 .. … plakalı aracı eski çalıştığı patronuna ait olduğunu söylemesine rağmen, kullanmak ve daha sonra bırakmak amacıyla aldığını beyan ettiği, bu hususun müştekiden sorulmadan, sanık …’in eyleminin değerlendirilmesi, sanıklar hakkında mahkumiyet hükmü kurulurken, TCK’nın 168/1. fıkrası uygulanarak cezada indirim yoluna gidilmiş ise de, sanıkların eylemi gerçekleştirdikten uzunca bir süre sonra polisler tarafından durdurulmaları nedeniyle korkarak araçtan inerek yaya olarak kaçmaları ve daha sonra sanıklardan ikisinin polisler tarafından yakalandığı, aracın bu şekilde iadesinin sağlandığı anlaşılmasına rağmen, bizzat sanığın pişmanlık göstererek mağdurun uğradığı zararı aynen geri verme unsuru oluşmadığı halde TCK’nın 168/1. maddesinin uygulanmış olması, yine sanıklar için TCK’nın 146/1. maddesinin uygulanarak cezalarında indirim yapılmış ise de, dosya kapsamından, sanık …’in yaptırmış olduğu bir çok araca uyumlu anahtarla hırsızlık konusu aracı açarak, aracı çalıştırdıkları, birlikte .. ilçesine gittikleri, .. ilçesinde sanayinin en son kısmında bulunan kime ait olduğunu bilmedikleri dolgu demirleri araca yükledikleri ve .. iline doğru geri geldikleri sırada, aracın yakıtının bitmesi üzerine …’un kendilerine “yolda kalan aracı çekin, hurdaları satın, paraları alın”, söylemi üzerine bu yönde hareket ettikleri ve daha sonra polislerce yakalandıkları anlaşılmış olup, TCK’nın 146/1. fıkrasında ” ancak malın suç işlenmek için kullanılmış olması halinde bu hüküm uygulanmaz” şeklinde belirtildiğinden, davaya konu hırsızlanan araç başka bir suçta da kullanılmış olduğundan, bu madde uygulanamaz iken uygulanmış olması, ayrıca TCK’nın 146. maddesinin de müştekinin şikayeti üzerine uygulanabileceği, olayımızda ise, müşteki …’nin sanıklardan şikayetçi olmadığı göz önünde tutulduğunda, TCK’nın 146. maddesinin buna göre değerlendirilmesi gerekirken değerlendirilmediği, sanıkların yakalanma şekli ile ilgili ve kaçmaları ile ilgili ve aracın elde edilmesi ve aracın yakalanması ve müştekiye teslim edilmesi ile ilgili, tutanağı düzenleyen zabıt mümzilerinin tanık olarak dinlenmeden değerlendirme yapılması, sanıklardan …’in beyanında, aracı kullanıp yerine bırakmak üzere aldığını belirtmesine rağmen, …’in ve diğer sanıkların aracı aldığı yer ile yakalandıkları yer arasındaki mesafenin dikkate alınarak kullanma hırsızlığının buna göre değerlendirilmemesi, sanık … için mahkumiyet hükmü kurulurken tekerrüre esas sabıkası bulunması nedeniyle TCK’nın 58/6. maddesi uyarınca ikinci kez mükerrirlere özgü infaz rejiminin ve infazdan sonra denetimli serbestlik hükümlerinin uygulanmasına karar verilmiş ise de, ikinci kez mükerrir olan sanık hakkında 5275 Sayılı Kanun’un 108/3. maddesi gereğince cezanın infazından sonra denetimli serbestlik tedbiri uygulanmayacağı (Yargıtay 13 Ceza Dairesinin 2019/10105 Esas 2020/2688 Karar sayılı ilamında da belirtildiği üzere) gözetilmeden, denetimli serbestlik tedbirinin uygulanmasına karar verilmesi, müşteki kovuşturmadaki beyanında; aracı çekicinin olduğu yere almak için gittiklerinde, aracın üstündeki demirler alındıktan sonra, aracını teslim aldığını araçta herhangi bir zararı olmadığını, zararının …’ın ailesi tarafından giderildiğini beyan etmesi karşısında, zararı yok ise …’ın ailesinin hangi zararı giderdiği hususu açıklığa kavuşturulmadan değerlendirme yapılmış olması nedeniyle eksik araştırma sonucu yazılı şekilde sanıklar hakkında hüküm kurulması, kabule göre de; sanık … müdafisi tarafından vekalet ücreti yönüyle yapılan istinaf talebi değerlendirildiğinde; sanık müdafisinin 11/02/2020 tarihinde yüzüne karşı verilen karara 7 günlük süre 18/02/2020 günü dolduktan sonra, 17/03/2020 tarihinde istinaf dilekçesi verilmiş olduğundan, yerel mahkemece 08/06/2020 tarihinde sanık … müdafisinin vekalet talebine ilişkin süreden reddine dair verilen ek karara da 23/06/2020 tarihli dilekçeyle itiraz edilmiş ise de, yerel mahkemece verilen ek karar yerinde görülerek yapılan incelemede; eylemin TCK’nın 146. maddesine girdiği kabul edilecek ise, müştekinin şikayeti bulunmadığından TCK’nın 146. maddesinin uygulanabilmesi için müştekinin şikayeti gerekli olup, şikayetin bulunmaması nedeniyle TCK’nın 146. maddesince indirim yapılması, sanıklar hakkında mahkumiyet hükmü kurulurken soruşturmada zararın giderilmesi nedeniyle, TCK’nın 168. maddesi uygulanırken, 168/1. maddesince cezalarında indirim yapıldığı halde, sevk maddesi olarak TCK’nın 168/2. maddesinin yazılmış olması,…” gerekçeleri ile sanıklar hakkında şikâyetçiye yönelik hükümlerin bozulmasına karar verildiği, ancak verilen bu bozma kararında belirtilen hukuka aykırılıkların aynı Kanun’un 280/1-e-f maddesinde sınırlı olarak sayılan bozma nedenleri arasında gösterilmediği anlaşılmakla, buna göre Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesince davanın yeniden görülmesine karar verilerek yapılacak duruşma sonucunda hukuka aykırılığın giderilmesi yerine, dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde bozma kararı verilmesinin ve anılan karara yönelik direnme yetkisi bulunmayan İlk Derece Mahkemesince yeniden hüküm kurulmasının yasal dayanağının bulunmadığı gözetilerek; İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesinin, 17.05.2021 tarihli ve 2020/2514 E., 2021/1532 K. sayılı kararı ile bozma üzerine Tekirdağ 6. Asliye Ceza Mahkemesinin, 26.12.2023 tarihli ve 2021/217 E., 2023/750 K. sayılı kararlarının hukukî değerden yoksun olduğu belirlenerek yapılan incelemede;
5271 Sayılı Kanun’un 280/1-g maddesi uyarınca davanın yeniden görülmesine karar verilerek, duruşma açılıp, taraflar çağrılarak delillerin değerlendirilmesi sonucunda anılan Kanun maddesinin 2. fıkrasına göre hukuka aykırılığın Bölge Adliye Mahkemesince giderilmesi sonucunda yeniden hükümler kurulması gerektiğinin gözetilmemesi,
SONUÇ : Bozmayı gerektirmiş, sanıklar ve müdafilerinin temyiz nedenleri bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, diğer yönleri incelenmeyen hükümlerin bu sebepten dolayı 5271 Sayılı Kanun’un 302/2. maddesi gereği Tebliğname’ ye aykırı olarak BOZULMASINA, dava dosyasının, aynı Kanun’un 304/2. maddesi uyarınca İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 15.09.2025 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 28. Ceza Dairesi 2025/184 E. ve 2025/337 K.
Özet: TCK 146 uygulanma koşulları oluşmadığından kullanma hırsızlığı kabul edilmemiş, bu nedenle hüküm sanık lehine bozulmuş ve yeniden yargılama yapılmasına karar verilmiştir.
DAVA : Adli Yargı İlk Derece Ceza Mahkemesi’nce verilen hükümlere karşı istinaf kanun yoluna başvurulmakla, CMK’ nın 279. ve 280. maddeleri uyarınca dosya incelendi.
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ :
KARAR : İstinaf başvurularının usul yönünden reddini gerektirir neden bulunmadığından işin esasına geçildi.
Suça sürüklenen çocukların aşamalardaki, özellikle de olayın sıcağı sıcağına verdikleri ve birbirleriyle uyumlu, olayın başlangıç ve gelişme şekline uygun, Cumhuriyet Savcılığında müdafii huzurundaki ikrara dayalı savunmaları, sanık Deniz’in tevilli ikrara dayalı savunması, tanık beyanları, kolluk tahkikat evrakı ve tüm dosya kapsamına göre;
Olay günü geç saatlerde suça sürüklenen çocuk K. Demirkazık’ın, beraberinde istinaf dışı suça sürüklenen çocuk Derya Akbal olduğu halde, suça sürüklenen çocuk Görkem Koçaş ve sanık Deniz Akdeniz’in birlikte oturdukları sırada suça sürüklenen çocuk Görkem’i arayarak, Ankara’da olduklarını, Gölbaşı’na dönmeleri için kendilerine yardım etmelerini istemesi, yine SSÇ K.’in SSÇ Görkem ile yaptığı görüşme sırasında, mağdurun Karşıyaka Mahallesi 82/1. Sokaktaki ikametinin önünde duran mağdura ait 06 AD 071 plakalı Tofaş Ş. marka aracın yerini tarif ederek, aracın kapılarının açık olduğunu, kilitlenmediğini söyleyip, mağdura ait bu araçla gelip kendilerini alabileceklerini söylemesi üzerine, SSÇ Görkem ile sanık Deniz’in, SSÇ K. in tarif ettiği mağdura ait aracın bulunduğu yere gitmeleri, kapıları açık olan aracı düz kontak yapıp çalıştırarak 03/11/2019 günü gece saat 00:30 sıralarında çalmaları, Ankara’ya gidip çaldıkları bu araçla K. ve Derya’yı alıp dördünün birlikte Gölbaşı ilçesine döndükleri sırada aracın çalındığı bilgisinin anons edilmesi sebebiyle kolluk görevlilerince aracın İlkokul Sokak No:33 adresi önünde durdurulması , suça sürüklenen çocukların araçtan inerek kaçmaları, sanık Deniz in ise kolluk görevlilerince yakalanması şeklinde gerçekleşen olayda;
Benzer olaylara ilişkin yerleşik Yargıtay kararlarına göre; kullanma hırsızlığı suçunun oluşabilmesi için; geçici yararlanma amacıyla alınan aracın kısa bir süre kullanıldıktan sonra sahibine geri verilmesi veya kolaylıkla bulunabileceği bir yere bırakılması, henüz bırakılmamış ise geri verilmek üzere alındığının açıkça anlaşılması ve iade amacının araç alınırken mevcut olması gerektiğinin vurgulandığı;
Somut olayda ise; yukarıda açıklandığı üzere suça sürüklenen çocuk K.’in, istinaf dışı Derya ile birlikte Ankara’dan Gölbaşı’na dönmek için SSÇ Görkem’i arayıp mağdura ait aracın yerini tarif ederek aracın kilitlenmediğini de belirterek mağdura ait araç ile kendilerini almaları konusunda SSÇ Görkem’i araç hırsızlığına azmettirmesi neticesinde, sanık Deniz ve SSÇ Görkem’in birlikte SSÇ K.’in tarif ettiği yerde bulunan mağdura ait aracı gece vakti düz kontak yapmak suretiyle çalıştırıp olay yerinden ayrılarak SSÇ K.’i ve istinaf dışı Derya’yı aldıktan sonra Gölbaşı’na döndükleri sırada yolda kolluk görevlilerince durdurulmaları akabinde, SSÇ’lerin aracı terk ederek yaya olarak kaçtıkları sanık Deniz’in ise kolluk görevlilerince yakalanmaları şeklinde gerçekleşen olayda, kolluk görevlilerince aracın ele geçirilme ve faillerin yakalanma şekli ile tüm dosya kapsamı bir arada değerlendirildiğinde; sanık ve SSÇ’lerin suça konu aracı geri vermek üzere aldıklarına dair dosya kapsamında herhangi bir delilin bulunmadığı bu haliyle sanık ve SSÇ’lerin eylemlerinin TCK’nın 142/2-h maddesinde düzenlenen hırsızlık suçunu oluşturduğu dolayısıyla somut olayda TCK’nın 146/1. maddesinin uygulanma koşullarının oluşmadığı anlaşılmakla;
Cumhuriyet Savcısının istinaf isteminin, hakkında beraat kararı verilse de, iddiaya konu eylemler sübut kabul edilerek suça sürüklenen çocuk K. yönünden ve yine haklarında hırsızlık suçundan mahkumiyet hükümleri kurulan suça sürüklenen çocuk Görkem ile sanık Deniz yönünden, eylemlerin kullanma hırsızlığına ilişkin TCK’nın 146. maddesi kapsamında kaldığından bahisle, şikayetten vazgeçme nedeniyle anılan şahıslar hakkında düşme yönünde hüküm kurulması talebiyle sanık Deniz ve suça sürüklenen çocuk Görkem yönünden lehe, suça sürüklenen çocuk K. yönünden ise aleyhe, suça sürüklenen çocuk Görkem ve müdafiinin istinaf istemlerinin lehe olduğu belirlenerek yapılan incelemede;
1-)5237 Sayılı TCK’nın 142/2. maddesinde 6545 Sayılı Kanun’un 62. maddesiyle yapılan ve 28.06.2014 tarihinde yürürlüğe giren değişiklik uyarınca, sanığa yüklenen TCK’nın 142/2-h ve 143. maddelerinde öngörülen suçun gerektirdiği cezanın alt sınırının 5 yıldan fazla olması ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 14.10.2021 tarihli, 2021/35 E. – 2021/473 K. sayılı kararı dikkate alınarak, 5271 Sayılı CMK’nın 150/3. maddesi uyarınca suça sürüklenen çocuk Görkem Koçaş hakkında hırsızlık suçundan zorunlu atanan müdafiinin karar duruşmasında da hazır bulundurulması gerektiği gözetilmeden ilk derece mahkemesince yargılamaya devam edilerek adı geçen suça sürüklenen çocuk müdafiinin yokluğunda, CMK’nın 188/1 ve 289/1-e maddelerine aykırı davranılması suretiyle adı geçen suça sürüklenen çocuğun savunma hakkının kısıtlanması,
2-)Yukarıda ayrıntılı izah edildiği üzere, sanık ile suça sürüklenen çocukların olayın sıcağı sıcağına alınan savunmaları ile tüm dosya kapsamına göre, suça sürüklenen çocuk K.’in üzerine atılı hırsızlık suçunu azmettirmek suretiyle işlediği anlaşılmasına karşın, atılı suçtan mahkumiyeti yerine, duruşmada değiştirilen bir kısım beyanlara itibar edilerek, kanıtların takdirinde yanılgıya düşülerek “suçu işlediğine dair delil bulunmadığı” şeklindeki yasal ve yeterli olmayan gerekçe ile mahkumiyeti yerine yazılı şekilde beraatine kararı verilmesi,
3-)Kabule göre de,
Dairemizce de benimsenen Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 12.09.2024 tarih, 2022/15509 esas – 2024/8922 karar, 27.06.2024 tarih, 2024/2932 esas – 2024/8066 karar, 27.06.2024 tarih, 2023/19587 esas – 2024/7990 karar, 27.05.2024 tarih, 2024/2393 esas – 2024/6624 karar sayılı ilamlarında belirtildiği üzere, özetle, baro tarafından soruşturma ve kovuşturma aşamasında görevlendirilen müdafii ve vekillere, vekalet ücreti takdir edilmesinin imkan dahilinde bulunmadığı gözetilmeksizin kovuşturma aşamasında baroca görevlendirilen müdafii bulunan suça sürüklenen çocuk K. lehine, hazine aleyhine mahkemece vekalet ücretine hükmolunması,
SONUÇ : Hukuka aykırı ve suça sürüklenen çocuk Görkem Koçaş ve müdafii ile o yer Cumhuriyet Savcısı’nın istinaf istemleri bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükümlerin 5271 Sayılı CMK’nın 280/1-e ve 289/1-a,e maddeleri uyarınca BOZULMASINA,
Kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine,
Dosyanın yeniden incelenmek ve hükmolunmak üzere hükümleri bozulan ilk derece mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,
5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 286/1. maddesi uyarınca, KESİN olmak üzere, 11/02/2025 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

