Büyü, doğal yollarla açıklanamayan, mistik, gizli veya paranormal güçler aracılığıyla olayları, kişileri, ilişkileri ya da nesneleri etkileme amacı taşıdığı iddia edilen uygulamalar bütünüdür. Tarih boyunca farklı toplumlarda farklı biçimlerde ortaya çıkan büyü inancı; insanların aşk, evlilik, ayrılık, zenginlik, başarı, intikam, korunma veya zarar verme gibi amaçlarla görünmeyen güçlerden yararlanabileceği düşüncesine dayanır.

Büyü yaptığını iddia eden kişiler genellikle özel ritüeller, dualar, tılsımlar, muskalar, bitkiler, semboller, gizli bilgiler veya çeşitli nesneler kullanarak kişinin hayatına müdahale edebileceklerini ileri sürerler. Bu tür uygulamalar çoğu zaman “aşk büyüsü”, “bağlama büyüsü”, “ayırma büyüsü”, “kısmet açma”, “soğutma büyüsü”, “boşanma büyüsü” veya “zarar verme büyüsü” gibi adlarla anılmaktadır.

Ancak büyünün bilimsel olarak kanıtlanmış bir etkisi bulunmamaktadır. Modern bilimsel yaklaşım bakımından büyü; fiziksel, biyolojik veya psikolojik olarak doğrulanabilir, ölçülebilir ve tekrarlanabilir bir olgu olarak kabul edilmez. Bu nedenle büyü, bilimsel gerçeklikten ziyade kişisel inançlar, kültürel kabuller, geleneksel anlatılar ve bireysel deneyimler üzerinden varlığını sürdüren bir inanç sistemi olarak değerlendirilir.

Bununla birlikte, büyü inancı Türkiye’de ve birçok farklı kültürde sosyal yaşam üzerinde etkili olabilmektedir. Özellikle evlilik birliği, nişanlılık, aile ilişkileri, miras uyuşmazlıkları, eşler arasındaki güven sorunu ve boşanma süreçlerinde taraflardan biri, yaşanan sorunların sebebini büyü yapıldığı iddiasına bağlayabilmektedir. Bu durum, özellikle aile hukuku ve ceza hukuku bakımından bazı hukuki tartışmaları da beraberinde getirebilir.

Örneğin bir kişinin “sana büyü yaptırdım”, “aileni büyüyle dağıtacağım”, “eşini senden soğutacağım” gibi sözlerle karşı tarafı korkutması, somut olayın özelliklerine göre tehdit, hakaret, psikolojik şiddet veya manevi baskı kapsamında değerlendirilebilir. Aynı şekilde büyü bozma, muska hazırlama, cin çıkarma veya benzeri vaatlerle kişilerden para alınması halinde, olayın niteliğine göre dolandırıcılık suçu gündeme gelebilir.

Bu nedenle büyü, yalnızca kültürel veya inançsal bir konu olarak değil; bazı durumlarda kişilerin psikolojik bütünlüğünü, aile düzenini, ekonomik varlığını ve irade özgürlüğünü etkileyen bir olgu olarak da ele alınmalıdır. Özellikle boşanma davalarında büyü iddiası tek başına hukuki sonuç doğurmaz; ancak bu iddia etrafında gelişen baskı, tehdit, kandırma, para alma, aile bireylerini manipüle etme veya psikolojik şiddet niteliğindeki davranışlar mahkeme tarafından değerlendirilebilir.


Büyünün Hukuki Durumu

Türkiye Cumhuriyeti mevzuatında büyücülük, falcılık, üfürükçülük, gaipten haber verme ve murada kavuşturma amacıyla muskacılık gibi faaliyetler hukuken serbest bir meslek veya meşru bir hizmet alanı olarak kabul edilmemektedir. Bu tür faaliyetler, özellikle 30/11/1925 tarihli ve 677 sayılı Tekke ve Zaviyelerle Türbelerin Seddine ve Türbedarlıklar ile Bir Takım Unvanların Men ve İlgasına Dair Kanun kapsamında yasaklanan unvan, sıfat ve faaliyetler arasında değerlendirilmektedir.

677 sayılı Kanun, yalnızca tekke, zaviye ve türbelerin kapatılmasına ilişkin bir düzenleme değildir. Aynı zamanda şeyhlik, dervişlik, müritlik, dedelik, seyitlik, çelebilik, babalık, halifelik gibi unvanların yanı sıra falcılık, büyücülük, üfürükçülük, muskacılık ve gaipten haber verme gibi sıfat ve faaliyetlerin kullanılmasını da yasaklamaktadır. Kanuna aykırı davranan kişiler hakkında üç aydan az olmamak üzere hapis ve adli para cezası gündeme gelebilmektedir.

Bu nedenle “büyü yapmak”, “fal bakmak”, “muska yazmak”, “büyü bozmak”, “gaipten haber vermek” veya “kişileri muradına kavuşturacağını vaat etmek” gibi eylemler, somut olayın niteliğine göre 677 sayılı Kanun kapsamında cezai sorumluluk doğurabilir. Burada önemli olan, kişinin bu tür faaliyetleri bir unvan, sıfat, meslek, hizmet veya menfaat temin etme aracı olarak yürütüp yürütmediğidir.

Büyücülük faaliyetleri ayrıca yalnızca 677 sayılı Kanun yönünden değil, olayın içeriğine göre Türk Ceza Kanunu bakımından da değerlendirilmelidir. Özellikle “büyü yaptım”, “büyünü bozarım”, “eşini sana bağlarım”, “üzerindeki kötü enerjiyi temizlerim”, “cin musallatını kaldırırım” gibi vaatlerle kişilerden para alınması halinde, olayın özelliklerine göre dolandırıcılık suçu gündeme gelebilir. Çünkü bu tür durumlarda mağdurun dini, mistik veya psikolojik hassasiyetleri kullanılarak haksız menfaat elde edilmesi söz konusu olabilir.


Boşanma Davalarında Büyü

“Büyü yaptırma” Türk Medeni Kanunu’nda zina, hayata kast, terk veya suç işleme gibi bağımsız ve özel bir boşanma sebebi olarak düzenlenmemiştir. Ancak bu durum, boşanma davasında hiçbir hukuki değer taşımadığı anlamına gelmez. Evlilik içinde bir eşin büyü yaptırdığı, muska yazdırdığı, falcıya veya medyuma başvurduğu, üçüncü kişileri evlilik ilişkisine dâhil ettiği ya da bu süreçte aile bütçesinden ciddi harcamalar yaptığı iddia ediliyorsa, bu davranışlar TMK m.166/1 kapsamında evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebiyle boşanma davasında değerlendirilebilir. TMK m.166’ya göre, evlilik birliği ortak hayatı sürdürmeleri eşlerden beklenemeyecek derecede temelinden sarsılmışsa eşlerden her biri boşanma davası açabilir.

Burada mahkemenin inceleyeceği konu, büyünün gerçekten var olup olmadığı veya metafizik anlamda sonuç doğurup doğurmadığı değildir. Aile mahkemesi, büyü iddiasını bilimsel ya da inançsal açıdan doğrulamaya çalışmaz. Hukuken önemli olan; bu iddia etrafında gelişen davranışların evlilik üzerindeki objektif etkisidir. Eşler arasındaki güven bağının kopması, saygının zedelenmesi, ev içi huzurun bozulması, üçüncü kişilerin evlilik ilişkisine müdahale etmesi, aile bütçesinin zarar görmesi veya eşlerden birinin sürekli baskı altında hissetmesi boşanma davasında kusur değerlendirmesine konu olabilir.

Özellikle “sana büyü yaptırdım”, “seni bağlattım”, “aileni dağıtacağım”, “eşini senden soğutacağım”, “ritüel yaptırdım, etkisini göreceksin” gibi sözler; somut olayın özelliklerine göre psikolojik şiddet, manevi baskı, tehdit algısı ve evlilik birliğini çekilmez hâle getiren davranışlar kapsamında ileri sürülebilir. Bu tür davranışlar süreklilik kazanmışsa, eşlerden birinin huzurunu bozuyor, güvenliğinden endişe etmesine yol açıyor veya ortak hayatı devam ettirmesini objektif olarak zorlaştırıyorsa, boşanma davasında önemli bir vakıa hâline gelir.

Büyü yaptırma iddiası aynı zamanda eşlerin evlilikten doğan yükümlülükleriyle de bağlantılıdır. TMK m.185 ve m.186 uyarınca eşler birlikte yaşamak, birbirine sadık kalmak, yardımcı olmak ve evlilik birliğinin mutluluğunu birlikte sağlamakla yükümlüdür. Bir eşin gizli şekilde falcı, medyum, büyücü veya üçüncü kişilerle temas kurması; aile içi kararları bu kişilerin yönlendirmesine bırakması; diğer eşi korkutması, aşağılaması veya manipüle etmesi; aile gelirini bu tür faaliyetlere harcaması hâlinde, bu davranışlar sadakat, güven, birlikte yaşam ve karşılıklı saygı yükümlülüklerinin ihlali olarak değerlendirilebilir.

İzmir’de açılan boşanma davalarında da uygulamada “büyü yaptırma”, “muska yazdırma”, “medyuma para gönderme”, “eşe büyü yapıldığı iddiasıyla sürekli baskı kurma” gibi vakıalara dayalı başvurularla karşılaşılmaktadır. Bu tür dosyalarda ispat edilmesi gereken şey büyünün metafizik gerçekliği değil; mesaj kayıtları, banka dekontları, tanık anlatımları, ses kayıtları, sosyal medya yazışmaları, arama dökümleri, medyum veya falcıyla kurulan temaslar ve aile bütçesinden yapılan ödemeler gibi somut delillerle evlilik birliğinin nasıl zarar gördüğüdür.

Boşanma davası devam ederken eşlerin barınması, geçimi, çocukların bakımı ve malların yönetimi gibi konularda geçici önlemler alınması da mümkündür. TMK m.169’a göre boşanma veya ayrılık davası açıldığında hâkim, davanın devamı süresince gerekli geçici önlemleri resen alabilir. Bu kapsamda tedbir nafakası, çocukla kişisel ilişki, ortak konutun kullanımı ve benzeri geçici düzenlemeler talep edilebilir.

Eğer büyü iddiası yalnızca bir inanç meselesi olmaktan çıkıp tehdit, takip, korkutma, sürekli arama, mesaj yağmuru, konuta yaklaşma, aile bireylerini rahatsız etme veya şiddet algısı yaratan davranışlara dönüşmüşse, 6284 sayılı Kanun kapsamında koruyucu ve önleyici tedbirler de gündeme gelebilir. 6284 sayılı Kanun’da barınma, geçici maddi yardım, psikolojik, mesleki, hukuki ve sosyal destek gibi koruyucu tedbirler; ayrıca somut olaya göre önleyici tedbirler düzenlenmiştir.

Ayrıca büyü, ritüel veya ilişkiyi yönlendirme bahanesiyle yapılan ısrarlı aramalar, mesajlar, fiziki takipler ya da üçüncü kişiler aracılığıyla temas kurma çabaları, şartları varsa TCK m.123/A’da düzenlenen ısrarlı takip suçu kapsamında da değerlendirilebilir. TCK m.123/A’ya göre, ısrarlı şekilde fiziken takip etmek veya iletişim araçlarıyla temas kurmaya çalışmak suretiyle bir kişide ciddi huzursuzluk oluşturmak ya da güvenliğinden endişe duymasına neden olmak cezai sorumluluk doğurabilir.

İspat, Usul ve Sonuçlar

Boşanma davasında “büyü yaptırma”, “muska yazdırma”, “medyuma para gönderme” veya “eş üzerinde ritüel uygulandığı” yönündeki iddialarda ispat yükü, kural olarak bu iddiayı ileri süren taraftadır. Mahkeme, büyünün metafizik anlamda gerçek olup olmadığını araştırmaz; aile mahkemesinin inceleyeceği konu, bu iddia etrafında gelişen somut davranışların evlilik birliğine nasıl etki ettiğidir. Bu nedenle davada önemli olan husus, büyünün varlığını ispatlamak değil; güven ilişkisinin bozulduğunu, ortak hayatın çekilmez hâle geldiğini, aile huzurunun sarsıldığını ve varsa ekonomik zararın ortaya çıktığını somut delillerle göstermektir.

Bu tür dosyalarda deliller; eşler arasındaki mesajlaşmalar, sosyal medya yazışmaları, arama kayıtları, medyum veya falcıyla yapılan dijital görüşmeler, banka dekontları, EFT/havale açıklamaları, kargo belgeleri, muska veya benzeri fizikî materyallere ilişkin tespitler, tanık anlatımları ve olayın psikolojik etkisini gösteren sağlık raporları olabilir. Özellikle gizli temasların süreklilik arz etmesi, aile bütçesinden para çıkışı yapılması, üçüncü kişilerin evlilik ilişkisine müdahale etmesi ve diğer eş üzerinde korku, baskı veya huzursuzluk yaratılması hâlinde, bu deliller kusur değerlendirmesinde daha güçlü hâle gelir.

Ancak delil toplama sürecinde hukuka uygunluk sınırı mutlaka gözetilmelidir. Eşin telefonuna izinsiz erişmek, şifre kırmak, özel hesaplarına girmek, kişisel verileri hukuka aykırı biçimde ele geçirmek veya özel hayatın gizliliğini ihlal edecek kayıtlar almak ciddi risk doğurabilir. Hukuka aykırı elde edilen bulguların delil olarak kabul edilemeyeceği Anayasa m.38/6 düzeyinde güvence altına alınmış olup, medeni yargılamada da hukuka aykırı delillerin değerlendirilmesi kural olarak mümkün değildir.

Büyü yaptırma iddiası, gizlilik, süreklilik, aile bütçesini zarara uğratma ve psikolojik baskı unsurlarıyla birleştiğinde boşanmada kusur tespiti bakımından önem kazanabilir. Kusurlu davranışın diğer eşin kişilik haklarına saldırı niteliği taşıması veya boşanma nedeniyle mevcut ya da beklenen menfaatlerin zedelenmesi hâlinde, TMK m.174 kapsamında maddi ve manevi tazminat talepleri gündeme gelebilir. TMK m.174, boşanmaya sebep olan olaylar nedeniyle kusursuz veya daha az kusurlu tarafın, belirli şartlarda maddi ve manevi tazminat isteyebilmesine imkân tanır.

Yoksulluk nafakası yönünden ise mesele yalnızca büyü iddiasından ibaret değildir. TMK m.175 uyarınca, boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak şartıyla diğer taraftan mali gücü oranında yoksulluk nafakası isteyebilir. Bu nedenle mahkeme; tarafların gelir durumunu, sosyal ve ekonomik şartlarını, kusur oranlarını ve boşanma sonrası geçim imkanlarını birlikte değerlendirir.

Velayet ve kişisel ilişki bakımından da büyü iddiası tek başına belirleyici değildir. TMK m.182 kapsamında temel ölçüt çocuğun üstün yararıdır. Mahkeme, anne veya babanın inançlarını değil; çocuğun güvenliği, psikolojik gelişimi, bakım koşulları, ebeveynlerin çocukla ilişkisi ve somut davranışların çocuk üzerindeki etkisini dikkate alır. Eğer büyü, muska, medyum veya benzeri uygulamalar çocuğun korkutulmasına, manipüle edilmesine, ebeveyne yabancılaştırılmasına veya psikolojik olarak zarar görmesine yol açıyorsa, bu durum velayet ve kişisel ilişki düzenlemesinde ayrıca değerlendirilebilir.

Mal rejiminin tasfiyesinde ise kural olarak boşanmadaki kusur doğrudan belirleyici değildir. Yani bir eşin büyü yaptırdığı iddiası, tek başına edinilmiş mallara katılma rejiminden doğan alacak hesabını ortadan kaldırmaz. Ancak aile ekonomisinin ağır biçimde kötüye kullanılması, aile bütçesinden medyum, falcı, büyücü veya benzeri kişilere yüksek tutarlı ödemeler yapılması, mal kaçırma veya hesap hareketlerinin gizlenmesi gibi durumlar varsa; bu ödemeler somut hesaplamalarda, katkı ve katılma alacağı tartışmalarında ya da ayrı bir alacak/tazminat değerlendirmesinde önem kazanabilir.


Büyü Nedeniyle Boşanma Davası Sıkça Sorulan Sorular

Büyü Nedeniyle Boşanma Davası Hakkında Sıkça Sorulan Sorular

Büyü yaptırma, Türk Medeni Kanunu’nda bağımsız ve özel bir boşanma sebebi olarak düzenlenmemiştir. Ancak bu davranış eşler arasındaki güveni sarsıyor, aile huzurunu bozuyor, ortak hayatı çekilmez hâle getiriyor veya psikolojik baskı oluşturuyorsa TMK m.166/1 kapsamında evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebiyle boşanma davasına konu edilebilir.

Hayır. Aile mahkemesi büyünün metafizik olarak gerçek olup olmadığını araştırmaz. Mahkemenin değerlendirdiği konu, büyü iddiası etrafında gelişen somut davranışların evlilik üzerindeki etkisidir. Güvenin kopması, eşe baskı yapılması, üçüncü kişilerin evliliğe dâhil edilmesi veya aile bütçesinin zarar görmesi hukuken önemlidir.

İspat yükü, bu iddiayı ileri süren taraftadır. Delil olarak mesajlaşmalar, sosyal medya yazışmaları, banka dekontları, kargo belgeleri, medyum veya falcıyla yapılan görüşmelere ilişkin kayıtlar, tanık anlatımları, fizikî bulgular ve psikolojik etkiyi gösteren sağlık raporları kullanılabilir. Ancak deliller hukuka uygun şekilde elde edilmiş olmalıdır.

Somut olayın özelliklerine göre kusur sayılabilir. Bir eşin gizli şekilde medyuma gitmesi, aile bütçesinden bu kişilere ödeme yapması, diğer eşi korkutması veya aile düzenini bozacak şekilde üçüncü kişileri evlilik ilişkisine dâhil etmesi sadakat, güven ve birlikte yaşam yükümlülüklerinin ihlali olarak değerlendirilebilir.

Büyü yaptırma iddiası, kusurlu davranışlarla birlikte ispatlanırsa TMK m.174 kapsamında maddi ve manevi tazminat taleplerini güçlendirebilir. Yoksulluk nafakası bakımından ise TMK m.175 gereğince tarafların kusur durumu, ekonomik şartları ve boşanma sonrası yoksulluğa düşüp düşmeyecekleri birlikte değerlendirilir.

Büyü iddiası tek başına velayet kararını belirlemez. Velayet ve kişisel ilişki bakımından temel ölçüt çocuğun üstün yararıdır. Ancak büyü, muska, medyum veya benzeri uygulamalar çocuğun korkutulmasına, manipüle edilmesine, ebeveyne yabancılaştırılmasına veya psikolojik zarar görmesine yol açıyorsa mahkeme bu durumu velayet değerlendirmesinde dikkate alabilir.


author avatar
Av. Murat Turgut MİNAR Avukat
Av. Murat Turgut Minar, İzmir Barosu’na 12460 sicil numarasıyla kayıtlı olup; ceza hukuku, kamulaştırma hukuku, miras hukuku, gayrimenkul hukuku, icra ve iflas hukuku ile iş hukuku alanlarında hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti sunmaktadır.