İmar uyuşmazlıklarında mahkemenin belirlenmesi, yalnızca işlemi yapan makamın kimliğine bakılarak çözülemez. Önce uyuşmazlığın idarî işlem veya eylemden mi, taşınmazın aynından ya da özel hukuk ilişkisinden mi doğduğu; ardından idare mahkemesi ile Danıştay arasındaki ilk derece görev paylaşımı; son olarak da İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun taşınmazlara özgü yetki kuralı incelenmelidir. İmar planı, parselasyon, yapı ruhsatı, yapı kullanma izni, yapı tatil tutanağı, mühürleme, yıkım ve 3194 sayılı Kanun’un 42. maddesine dayalı para cezası kural olarak idarî yargının alanındadır. Tapu sicilinin düzeltilmesi, özel hukuk sözleşmeleri, fiilî el atma ve mülkiyet hakkına dayalı kimi bedel davaları ise adlî yargıda görülür. Bununla birlikte, hukukî el atma bedel davalarını adlî yargıya bırakan 2942 sayılı Kanun’un Ek 1. maddesindeki cümle AYM’nin E.2024/135, K.2025/20 sayılı kararıyla iptal edilmiş ve iptal 30 Ocak 2026’da yürürlüğe girmiştir. Bu nedenle 2026 sonrası yeni davalarda yargı yolu bakımından geçiş dönemi belirsizliği bulunmaktadır.
| İmar mevzuatına dayanılarak kamu gücüyle tesis edilen işlemlerin iptali ve bunlardan doğan zararların giderilmesi kural olarak idarî yargının; taşınmazın aynına, tapu siciline, özel hukuk ilişkisine veya fiilî el atmaya dayanan istemlerin ise kural olarak adlî yargının alanındadır. İdarî yargıda özel yetki, İYUK m.34 uyarınca taşınmazın bulunduğu yer idare mahkemesidir. Ancak uyuşmazlık taşınmaz mevzuatından değil, planlama sürecinden bağımsız bir bedel veya genel idarî düzenlemeden doğuyorsa İYUK m.32 uygulanabilir. |
1. Görev, yargı yolu ve yetki kavramlarının ayrılması
Uygulamada “görevli mahkeme” ifadesi üç ayrı sorunu örtecek biçimde kullanılmaktadır. Birinci sorun yargı yoludur: uyuşmazlık adlî yargıda mı, idarî yargıda mı çözülecektir? İkinci sorun, idarî yargı kolu seçilmişse davaya ilk derece idare mahkemesinin mi yoksa istisnaen Danıştayın mı bakacağıdır. Üçüncü sorun ise coğrafi yetkidir: aynı türdeki mahkemelerden hangisi davaya bakacaktır? Bu sıralama önemlidir; zira yanlış yargı koluna başvuru ile idarî yargı içinde yanlış yer mahkemesine başvuru aynı sonucu doğurmaz.
İYUK m.14/3-a uyarınca görev ve yetki ilk inceleme konusudur ve m.14/6 gereği davanın her safhasında gözetilebilir. İYUK m.15/1-a, adlî yargının görevli olduğu konuda idarî yargıda açılan davanın reddini; idarî yargı içinde yanlış görevli veya yetkili mahkemeye açılan davada ise dosyanın görevli ve yetkili mahkemeye gönderilmesini öngörür. Bu ayrım, süre ve hak kaybı riski bakımından kritiktir.
- Yargı yolu: adlî yargı–idarî yargı ayrımıdır.
- Görev: idare mahkemesi, vergi mahkemesi veya ilk derece Danıştay ayrımıdır; adlî yargıda ise asliye hukuk, sulh hukuk, tüketici mahkemesi gibi mahkeme türünü ifade eder.
- Yetki: coğrafi yargı çevresidir. İmar davalarında İYUK m.34 çoğu kez İYUK m.32’deki genel yetkiyi bertaraf eder.
2. İmar uyuşmazlıklarında genel görev: idarî yargı
Anayasa’nın 125. maddesi idarenin her türlü eylem ve işlemine karşı yargı yolunu açık tutar. 2576 sayılı Kanun’un 5. maddesi uyarınca idare mahkemeleri; vergi mahkemelerinin görevine giren ve ilk derece Danıştayda görülecek davalar dışında kalan iptal ve tam yargı davalarını çözer. İmar planı yapılması ve değiştirilmesi, 3194 sayılı Kanun’un 18. maddesi uyarınca parselasyon, ruhsat verilmesi veya reddi, yapı kullanma izin belgesi, yapı tatil tutanağı, mühürleme, yıkım kararı ve idarî para cezası kamu gücü kullanılarak tek yanlı biçimde tesis edilen idarî işlemlerdir. Bu işlemlerin hukuka uygunluk denetimi, kural olarak idare mahkemesinde yapılır.
2.1. İmar planlarına karşı açılan davalar
Belediye meclisi, bakanlık veya başka bir yetkili idarece onaylanan imar planının idarî makamca tesis edilmiş olması, tek başına Danıştayın ilk derece mahkemesi olduğu anlamına gelmez. Plan belirli bir alana ve tek idare mahkemesinin yargı çevresine ilişkinse görev, 2576 sayılı Kanun m.5 uyarınca idare mahkemesine aittir. Bakanlıkça onaylanan Kanal İstanbul alanına ilişkin plan revizyonunda dahi Danıştay 6. Dairesi, işlemin 2575 sayılı Kanun m.24’te sınırlı sayılan hâllerden olmadığı gerekçesiyle dosyayı yer idare mahkemesine göndermiştir.
Danıştay 6. Daire, E.2021/7987, K.2021/10604, 05.10.2021
“2575 sayılı Danıştay Kanunu’nun 24. maddesinin 1. fıkrasında, Danıştay’ın ilk derece mahkemesi olarak karara bağlayacağı davalar sayılmıştır. 2576 sayılı Kanun’un 5. maddesinde de idare mahkemelerinin, vergi mahkemelerinin görevine giren davalarla ilk derece Danıştayda çözümlenecek olanlar dışındaki davalara bakacağı belirtilmiş; 2577 sayılı Kanun’un 34. maddesinin 1. fıkrasında imar, kamulaştırma, yıkım, işgal, tahsis, ruhsat ve iskân gibi taşınmaz mallarla ilgili mevzuatın uygulanmasında yetkili mahkemenin taşınmazın bulunduğu yer idare mahkemesi olduğu düzenlenmiştir. Bu durumda, dava konusu 1/5000 ölçekli nazım ve 1/1000 ölçekli uygulama imar planı revizyonları 2575 sayılı Kanunun 24. maddesinde sınırlı olarak sayılan ilk derece mahkemesi olarak Danıştayın karara bağlayacağı işlemler kapsamında olmadığından, uyuşmazlığın görüm ve çözümü görevi idare mahkemelerine aittir. Yetkili idare mahkemesi ise alanın bulunduğu yer idare mahkemesidir.”
2.2. Parselasyon ve 3194 sayılı Kanun m.18 uygulamaları
Arazi ve arsa düzenlemesi ile düzenleme ortaklık payına ilişkin belediye encümeni kararları idarî işlemdir. Parselasyonun iptali istemi idarî yargıda görülür. Buna karşılık parselasyon işlemi idarî yargıda iptal edildikten sonra tapu sicilinde oluşan yolsuz tescilin giderilmesi, kadastral parselin ihyası veya tapu iptali ve tescil talebi adlî yargının alanına girer. Uygulamada iki aşamalı yol zorunlu hâle gelebilir: önce idarî işlemin iptali; ardından kesinleşen iptal kararına dayanılarak adlî yargıda sicilin düzeltilmesi.
Yargıtay 16. Hukuk Dairesi, E.2013/13049, K.2013/12052, 06.12.2013
“Dava; imar uygulamasının iptali ile buna bağlı olarak kadastral parselin ihyasına yönelik tapu iptali ve tescil istekleriyle açılmıştır. İdarî işlemin iptaline yönelik istemin idareyi ve idarî yargıyı ilgilendirdiği tartışmasızdır. İmar düzenlemesi ile oluşturulan imar parselinin dayanağı idarî işlem olup, bu işlem hukuki geçerliliğini koruduğu sürece tapu iptali ve tescil davasının dinlenme olanağı bulunmamaktadır. Ancak imar uygulamasının idarî yargı yerinde iptal edilmesi hâlinde imar parselinin sicil kaydı illetten yoksun hâle gelecek ve yolsuz tescil durumuna düşecektir. Kadastral parselin ihyası ile tapu iptali ve tescil talepleri tapu siciline yönelik olduğundan bu davaların görülme yeri adlî yargıdır. Bu nedenle imar uygulamasının iptali istemi ayrılarak yargı yolu yönünden usulden reddedilmeli; kadastral parselin ihyası bakımından idarî yargıdaki iptal davasının sonucu beklenmelidir.”
2.3. Ruhsat, yapı kullanma izni, yapı tatil tutanağı, mühürleme ve yıkım
3194 sayılı Kanun m.32 uyarınca ruhsatsız veya ruhsat ve eklerine aykırı yapının mevcut durumu tespit edilir, yapı mühürlenerek inşaat durdurulur; aykırılık giderilmez veya ruhsat alınmazsa ruhsat iptal edilir ve belediye encümeni ya da il idare kurulu kararından sonra yıkım uygulanır. Bu işlemler idarî işlemdir. İptal davası, işlemin konu, sebep, şekil, yetki ve maksat unsurları yönünden hukuka uygunluk denetimini içerir ve taşınmazın bulunduğu yer idare mahkemesinde açılır.
Yapı tatil tutanağının tek başına kesin ve yürütülmesi zorunlu işlem sayılıp sayılmayacağı, içeriği ve doğurduğu hukuki sonuca göre ayrıca değerlendirilir. Tutanak yalnız hazırlık tespiti olmaktan çıkıp mühürleme, inşaatı durdurma veya tapu beyanı gibi doğrudan sonuç doğuruyorsa iptal davasına konu edilmesi yönündeki hukuki yarar güçlenir. Yıkım kararının icrası sırasında idarenin fiilen yapıyı yıkması nedeniyle talep edilen yapı bedeli ise, yıkım işleminin daha önce idarî yargıda iptal edilip kesinleşmesi ve fiilî müdahale bulunması hâlinde adlî yargıda tazminat konusu olabilir.
Yargıtay 5. Hukuk Dairesi, E.2024/10424, K.2025/8886, 16.06.2025
“Dava konusu yapının yıkımına ilişkin encümen kararının tebliğinden sonra taşınmazın proje ve imar planı gereği 3194 sayılı Kanun’un 18. maddesi uygulamasına tabi olduğu, yapıların yıkımına başlanacağına ilişkin işlemin iptali için idare mahkemesinde dava açıldığı, işlemin iptaline karar verildiği ve kararın kesinleştiği; buna rağmen yapının yıkıldığı anlaşılmıştır. Kamulaştırmasız el atma olgusu sabit olduğundan davaya bakmak adlî yargının görevindedir. İşin esasına girilip talep hakkında karar verilmesi gerekirken davanın idarî yargının görev alanına girdiğinden bahisle usulden reddi doğru değildir. Elde edilen uyuşmazlık, 04.11.1983 tarihinden sonra fiilen el atılan taşınmazın bedelinin tahsiline ilişkindir; bu nedenle adlî yargı görevlidir.”
2.4. 3194 sayılı Kanun m.42 uyarınca imar para cezaları
İmar para cezası, kamu gücü kullanılarak encümen tarafından tesis edilen idarî yaptırımdır. Kabahatler Kanunu m.27/1 genel olarak idarî para cezalarına karşı sulh ceza hâkimliğine başvuruyu düzenlemekle birlikte, aynı maddenin sekizinci fıkrası, aynı işlem kapsamında idarî yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması hâlinde para cezasına ilişkin hukuka aykırılık iddialarının bu işlemin iptali talebiyle birlikte idarî yargıda görülmesini öngörür. İmar mevzuatında mühürleme, durdurma, yıkım ve para cezasının aynı maddi olgudan doğması nedeniyle Uyuşmazlık Mahkemesi, 3194 sayılı Kanun m.42 uyuşmazlığında idarî yargıyı görevli kabul etmiştir.
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü, E.2008/374, K.2008/418, 22.12.2008
“Dava, 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 42. maddesine göre verilen para cezasının kaldırılması istemiyle açılmıştır. Anılan maddenin sulh ceza mahkemesini itiraz mercii olarak belirleyen hükmü Anayasa Mahkemesinin E.1996/72, K.1997/51 sayılı kararıyla; aynı yapıya ilişkin idarî işlemin bir bölümünün idarî, diğer bölümünün adlî yargı denetimine bırakılmasının yargılamanın bütünlüğünü bozacağı gerekçesiyle iptal edilmiştir. Kabahatler Kanunu m.27/8 uyarınca, idarî yaptırım kararının verildiği işlem kapsamında aynı kişiyle ilgili olarak idarî yargının görev alanına giren kararlar da verilmişse, yaptırıma ilişkin hukuka aykırılık iddiaları işlemin iptali talebiyle birlikte idarî yargı merciinde görülür. İncelenen uyuşmazlıkta para cezasına konu yapı hakkında mühürleme kararı da bulunduğundan, 3194 sayılı Kanun’un 42. maddesi uyarınca verilen para cezasına karşı açılacak davanın çözümünde idarî yargı görevlidir.”
| Yıkım kararı ile para cezası aynı encümen kararında veya aynı yapı tatil tutanağına dayanılarak tesis edilmişse, taleplerin birlikte idare mahkemesinde ileri sürülmesi yargısal bütünlük bakımından güçlü ve yerleşik yaklaşımdır. Para cezasının bütünüyle bağımsız tesis edildiği istisnai dosyalarda Kabahatler Kanunu m.27’nin genel ve özel hükümleri ayrıca tartışılmalıdır. |
3. Danıştayın ilk derece mahkemesi olduğu imar uyuşmazlıkları
Kural, idare mahkemesinin görevli olmasıdır. Danıştayın ilk derece görevi 2575 sayılı Kanun m.24’te sınırlı sayılmıştır. İmar hukuku bakımından iki durum öne çıkar: Bakanlık veya kamu kuruluşunca çıkarılan ve ülke çapında uygulanacak düzenleyici işlemler ile birden çok idare mahkemesinin yetki alanına giren işler. Bir planın bakanlıkça onaylanması, planın ülke çapında uygulanacağı anlamına gelmez. Somut plan tek bir il veya tek mahkeme çevresindeki alanı düzenliyorsa, kural olarak yer idare mahkemesi görevlidir.
Buna karşılık birden fazla il ve idare mahkemesi çevresini kapsayan üst ölçekli çevre düzeni planının iptali Danıştayın ilk derece görevine girebilir. Alt ölçekli ve yalnız belirli taşınmazlara ilişkin planlar ise aynı dilekçede dava konusu edilmiş olsa bile yer idare mahkemesinin görevinde kalabilir. Bu durumda aynı dilekçeyle iki ayrı görevli yargı yerinin incelemesine tabi işlemlere karşı dava açılamaz; dilekçe reddi gündeme gelir.
Danıştay 6. Daire, E.2024/6713, K.2024/7293, 04.12.2024
“İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı, birden çok idare mahkemesinin yetki alanına giren düzenleyici işlem niteliğinde bulunduğundan bu plana karşı açılan davanın görüm ve çözüm yeri Danıştaydır. Buna karşılık 1/25.000 ölçekli nazım imar planı, 1/5000 ölçekli nazım imar planı ve 1/1000 ölçekli uygulama imar planına ilişkin uyuşmazlığın görüm ve çözüm yeri, taşınmazın bulunduğu yer idare mahkemesidir. Ayrı yargı yerlerince değerlendirilmesi gereken bu işlemlere karşı aynı dilekçeyle dava açılmasına olanak bulunmadığından, davacı tarafından görevli ve yetkili yargı yerlerinde ayrı ayrı dava açılmak üzere dilekçenin reddi gerekir.”
4. İdarî yargıda yetkili mahkeme
4.1. İYUK m.34: taşınmazın bulunduğu yer özel yetkisi
İYUK m.34/1 uyarınca “imar, kamulaştırma, yıkım, işgal, tahsis, ruhsat ve iskân gibi taşınmaz mallarla ilgili mevzuatın uygulanmasında veya bunlara bağlı her türlü haklara veya kamu mallarına ilişkin idarî davalarda” yetkili mahkeme taşınmazın bulunduğu yer idare mahkemesidir. Bu hüküm, İYUK m.32’deki genel yetki kuralına göre özel niteliktedir. İşlemi Ankara’daki bir bakanlık tesis etmiş olsa bile uyuşmazlık somut taşınmazın imar rejimine, ruhsatına veya kullanımına doğrudan bağlıysa yetkili mahkeme kural olarak taşınmazın bulunduğu yer mahkemesidir.
4.2. İYUK m.32: işlemi yapan idarî merciin bulunduğu yer
Her imarla bağlantılı uyuşmazlık m.34 kapsamında değildir. Dava konusu işlem, planın içeriğini veya taşınmaza uygulanacak imar rejimini değil; planlama sürecinden bağımsız bir hizmet bedelinin istenip istenemeyeceğini, bir muafiyeti ya da genel idarî düzenlemeyi konu alıyorsa m.32’deki genel yetki uygulanabilir. Bu hâlde yetkili mahkeme, işlemi yapan idarî merciin bulunduğu yer idare mahkemesidir.
Danıştay 6. Daire, E.2019/21182, K.2020/12301, 08.12.2020
“Uyuşmazlık, imar planlarının kısmen iptali teklifinin incelenmesi nedeniyle davacıdan plan inceleme ve işlem hizmet bedeli alınmasına dair işlemin iptali ve bedelin iadesi istemine ilişkindir. Dava konusu işlem; plan inceleme ve hizmet bedeli istenip istenemeyeceği, davacının bu bedelden muaf olup olmadığı ve bedelin ödenme şartlarına ilişkindir. Bu aşamada tesis edilen işlem, planlama sürecinin bir parçası niteliği taşımayan, planlama sürecinden bağımsız olan ve taşınmaz mallarla ilgili mevzuat uygulanarak çözümlenecek nitelikte bulunmayan işlemlerdendir. Bu nedenle uyuşmazlık, İYUK m.34’e göre taşınmazın bulunduğu yerde değil; m.32/1’deki genel yetki kuralı uyarınca işlemi tesis eden davalı idarenin bulunduğu yer idare mahkemesinde görülmelidir.”
4.3. Özel yetki ile genel yetkinin ayrım ölçütü
Ayrımda işlem adında “imar” kelimesinin geçmesi yeterli değildir. Mahkeme, uyuşmazlığın çözümünde taşınmazın hukuki ve fiziksel durumuna ilişkin imar mevzuatının uygulanmasının zorunlu olup olmadığına bakar. Plan kararı, ruhsat, yıkım, iskan ve parselasyon doğrudan m.34 kapsamındadır. Buna karşılık plan inceleme hizmet bedeli, kura işlemi veya taşınmaz mevzuatından bağımsız bir mali yükümlülük m.32 kapsamına girebilir.
Danıştay 10. Daire, E.2023/6067, K.2023/9234, 28.12.2023
“Kentsel dönüşüm projesi kapsamında gerçekleştirilen konut kura çekiminin iptali istemi, İYUK m.34 anlamında imar, kamulaştırma, yıkım, işgal, tahsis, ruhsat ve iskân gibi taşınmaz mallarla ilgili mevzuatın uygulanmasına veya taşınmaza bağlı hakka yönelik değildir. Bu nedenle İYUK m.32/1’deki genel yetki kuralı uyarınca işlemi tesis eden Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının bulunduğu yerdeki Ankara İdare Mahkemesi yetkilidir.”
5. Adlî yargının görevli olduğu başlıca imar bağlantılı uyuşmazlıklar
5.1. Özel hukuk sözleşmeleri ve aynî hak uyuşmazlıkları
Bir uyuşmazlığın arka planında imar mevzuatının bulunması, davayı kendiliğinden idarî nitelikli hâle getirmez. Arsa payı karşılığı inşaat, taşınmaz satış vaadi, yüklenici–arsa sahibi ilişkisi, ayıp, eksik ifa, tapu iptali ve tescil, el atmanın önlenmesi ve tapu sicilinin tutulmasından doğan TMK m.1007 sorumluluğu kural olarak adlî yargıda görülür. Malvarlığı ve aynî haklara ilişkin davalarda aksine hüküm yoksa asliye hukuk mahkemesi görevlidir. Taşınmazın aynından doğan davalarda HMK m.12 uyarınca taşınmazın bulunduğu yer mahkemesi kesin yetkilidir.
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü, E.2013/1124, K.2013/1411, 07.10.2013
“Dava, davacılar adına kayıtlı taşınmazın tapu kaydının orman sınırları içinde kaldığı gerekçesiyle iptal edilip Hazine adına tesciline karar verilmesi nedeniyle uğranıldığı ileri sürülen zararın tazmini istemine ilişkindir. Türk Medeni Kanunu’nun 1007. maddesi, tapu sicilinin tutulmasından doğan bütün zararlardan Devletin sorumlu olduğunu ve davanın tapu sicilinin bulunduğu yer mahkemesinde görüleceğini düzenlemektedir. Uyuşmazlığın, taşınmazın tapu kaydının hatalı tescili nedeniyle iptal edilmesinden kaynaklandığı ve tazminat talebinin bununla ilişkilendirildiği gözetildiğinde, davanın Türk Medeni Kanunu hükümlerine göre adlî yargıda görülmesi gerekir.”
5.2. Fiilî kamulaştırmasız el atma
İdarenin geçerli bir kamulaştırma işlemi olmaksızın taşınmaza yol, park, tesis veya başka bir kamu hizmeti amacıyla fiilen el koyması; zilyetliği ortadan kaldırması ya da yapıyı yıkması hâlinde mülkiyet hakkına doğrudan fiilî müdahale söz konusudur. El atmanın önlenmesi veya taşınmaz/yapı bedelinin tahsili istemleri adlî yargıda, kural olarak taşınmazın bulunduğu yer asliye hukuk mahkemesinde görülür. İdarenin dayandığı bir yıkım ya da imar uygulaması varsa, bu idarî işlemin hukuka uygunluğu idarî yargının; fiilî müdahale nedeniyle bedel ve aynî sonuçlar ise adlî yargının konusu olabilir.
5.3. Hukukî el atma: 30 Ocak 2026 sonrası geçiş dönemi
Hukukî el atma, taşınmaza fiilen girilmemekle birlikte uygulama imar planında taşınmazın uzun süre umumi hizmete veya resmî kuruma ayrılması ve malik yetkilerinin mülkiyet hakkının özüne dokunacak ölçüde kısıtlanmasıdır. 2942 sayılı Kanun’un Ek 1. maddesine 7421 sayılı Kanun’la eklenen üçüncü cümle, beş yıl içinde kamulaştırma veya kısıtlılığı giderici plan değişikliği yapılmaması hâlinde mülkiyet hakkından kaynaklı bedel davalarının adlî yargıda görülmesini öngörmüştü. Danıştay İdarî Dava Daireleri Kurulu, bu kuralın görev bakımından derhâl uygulanacağını kabul ederek kesinleşmemiş idarî yargı davalarının görev yönünden reddi gerektiğine karar vermiştir.
Danıştay İdarî Dava Daireleri Kurulu, E.2022/1135, K.2022/4071, 29.12.2022
“7421 sayılı Kanun ile uygulama imar planlarında umumi hizmetlere ve resmî kurumlara ayrılmak suretiyle kamulaştırmasız hukukî el atma nedeniyle açılacak tazminat davalarının adlî yargı mercilerince görüleceği kabul edilerek bu uyuşmazlıklar idarî yargı kolundan çıkarılmıştır. Görevli yargı koluyla ilgili kanun değişiklikleri, aksine açık hüküm olmadıkça derhâl uygulama ilkesi gereğince kesinleşmemiş davalara uygulanır. Görev kuralları kamu düzenindendir ve davanın her aşamasında gözetilir. Bu nedenle mevcut idarî yargı davalarına ilişkin bir istisna öngörülmediğinden, görülmekte olan davanın da adlî yargının görev alanına girdiği sonucuna varılmıştır.”
Ne var ki AYM, E.2024/135, K.2025/20 sayılı kararıyla bu cümlenin tamamını iptal etmiştir. Karar 30 Nisan 2025 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanmış; dokuz aylık erteleme sonunda iptal 30 Ocak 2026’da yürürlüğe girmiştir. İptalin gerekçesi, yalnız mahkeme kolunun seçimi değildir. AYM, bedelin hak sahibine ödenmesi sağlanmadan tapunun idare adına tesciline engel olacak güvence bulunmadığını; düzenlemenin Anayasa m.46’daki gerçek karşılık ve peşin ödeme güvencelerini karşılamadığını belirlemiştir. Ancak iptal, “adlî yargıda görülür” ibaresini de içeren cümlenin tamamını ortadan kaldırdığı için 30 Ocak 2026 sonrasında açık görev hükmü kalmamıştır.
Anayasa Mahkemesi, E.2024/135, K.2025/20, 16.01.2025 (RG 30.04.2025)
“İtiraz konusu kural, hukukî el atma hâlinde taşınmaz malikleri tarafından bedele ilişkin dava açılabileceğini ve bu davalarda adlî yargının görevli olduğunu belirlemekle birlikte, kamulaştırmanın Anayasa’nın 46. maddesinde öngörülen ilkelere uygun yapılmasını sağlayacak bir güvenceye yer vermemektedir. Mahkemece hükmedilen taşınmazın gerçek karşılığının peşin ödenmesi sağlanmadan tapu kaydının iptali ile idare adına tescile karar verilmesi hâlinde gerçek anlamda telafi veya tasfiyeden söz edilemez. Düzenleme, kamulaştırmasız el atmayı olağanlaştırıp hukukileştirmekte ve kamulaştırmaya alternatif bir araç izlenimi yaratmaktadır. Bu nedenle kural Anayasa’nın 13., 35. ve 46. maddelerine aykırıdır. İptal hükmü Resmî Gazete’de yayımlanmasından dokuz ay sonra yürürlüğe girecektir.”
| 30 Ocak 2026 sonrası görev riski Yeni açılacak salt hukukî el atma bedel davalarında artık “adlî yargı görevlidir” diyen yürürlükte açık bir cümle bulunmamaktadır. Eski Uyuşmazlık Mahkemesi ve Yargıtay kararları, fiilî el atma yoksa idarî işlem/eylemden doğan uyuşmazlığın idarî yargıda görülmesi yönündeydi. Buna karşılık Yargıtay 5. Hukuk Dairesi 12.03.2026 tarihli bir kararda, 2024’te açılmış dosyada eski cümleye dayanarak asliye hukuk mahkemesi hükmünü onamıştır. Bu karar iptal hükmünün yürürlüğe girmesinden sonraki tarihlidir; ancak dava tarihi ve geçiş bağlamı nedeniyle 30.01.2026’dan sonra açılan tüm davalar için kesin bir görev kuralı oluşturduğu söylenemez. Yeni kanuni düzenleme veya Uyuşmazlık Mahkemesinin güncel ilke kararı oluşuncaya kadar talebin niteliği ve dava tarihi ayrıca tartışılmalıdır. |
Yargıtay 5. Hukuk Dairesi, E.2025/12023, K.2026/4570, 12.03.2026
“Dava konusu taşınmaz ilk olarak 1988 yılında kesinleşen uygulama imar planında ‘Belediye Parkı Su Kuyuları Koruma Alanı’ olarak ayrılmıştır. 2942 sayılı Kanun’un Ek 1. maddesine 7421 sayılı Kanun’la eklenen cümle uyarınca, beş yıllık süre içinde gerekli işlemlerin yapılmaması hâlinde mülkiyet hakkından kaynaklı bedel davaları adlî yargıda görülür. Taşınmazın 1988 yılından beri devam eden kısıtlılık durumu sorumlu idarece makul süre içinde giderilmediğinden kamulaştırmasız el atmanın kabulü yerindedir. Mahallinde yapılan keşifte taşınmaza fiilen el atılmadığı belirlenmiş olsa da arsa niteliğindeki taşınmaza emsal karşılaştırmasıyla değer biçilerek bedelin davalı idareden tahsiline karar verilmesinde isabetsizlik bulunmamaktadır.”
Bu son karar, 2022–2026 arasındaki düzenlemeye dayanır ve AYM’nin iptalinin yürürlüğe girmiş olmasını gerekçesinde tartışmaz. Bu nedenle, kararın yeni açılacak davalarda yargı yolunu kesin biçimde çözdüğü sonucuna ihtiyatla yaklaşılmalıdır. AYM’nin iptal gerekçesi de adlî yargı seçimini tek başına Anayasa’ya aykırı saymamış; düzenlemenin maddi hukuk ve tescil güvencelerindeki eksikliklerini esas almıştır. Sonuç olarak iki argüman yarışmaktadır: uyuşmazlığın idarî plan ve idarî hareketsizlikten doğduğu için idarî yargıya dönmesi; yahut bedel–tescil bütünlüğü ve Yargıtay uygulaması nedeniyle adlî yargının görevli kalması. Bu tartışma, görev itirazının dilekçede özel başlık altında gerekçelendirilmesini zorunlu kılar.
6. Dava türüne göre görev ve yetki tablosu
| Uyuşmazlık | Yargı kolu | İlk derece merci | Yer / ölçüt |
| İmar planı iptali (tek mahkeme çevresi) | İdarî yargı | İdare mahkemesi | Taşınmaz/plan alanının bulunduğu yer, İYUK m.34 |
| Çok illi üst ölçek çevre düzeni planı | İdarî yargı | İlk derece Danıştay | 2575 m.24/1-e; plan kapsamı kontrol edilir |
| Ülke çapında uygulanacak bakanlık düzenlemesi | İdarî yargı | İlk derece Danıştay | 2575 m.24/1-c |
| 3194 m.18 parselasyon iptali | İdarî yargı | İdare mahkemesi | Taşınmazın bulunduğu yer |
| İptal edilen parselasyon sonrası tapu ihyası | Adlî yargı | Asliye hukuk | Taşınmazın bulunduğu yer, HMK m.12 |
| Ruhsat/iskan/yapı tatil/mühürleme/yıkım iptali | İdarî yargı | İdare mahkemesi | Taşınmazın bulunduğu yer, İYUK m.34 |
| 3194 m.42 imar para cezası; yıkım/mühürleme ile bağlantılı | İdarî yargı | İdare mahkemesi | Taşınmazın bulunduğu yer |
| Planlama sürecinden bağımsız inceleme/hizmet bedeli | İdarî yargı | İdare mahkemesi | İşlemi tesis eden merciin yeri, İYUK m.32 |
| Arsa payı karşılığı inşaat, satış vaadi, ayıp/ifa | Adlî yargı | Genellikle asliye hukuk; somut ilişkiye göre tüketici/ticaret | HMK ve özel kanun hükümleri |
| Tapu sicili sorumluluğu, tapu iptali ve tescil | Adlî yargı | Asliye hukuk | Taşınmaz/tapu sicilinin bulunduğu yer |
| Fiilî kamulaştırmasız el atma | Adlî yargı | Asliye hukuk | Taşınmazın bulunduğu yer; 2942 m.37/HMK m.12 |
| Salt hukukî el atma bedeli (30.01.2026 sonrası) | Geçiş dönemi ihtilaflı | Dava tarihi ve talebe göre tartışmalı | AYM E.2024/135, K.2025/20 sonrası özel inceleme |



