Madde Metni
Meşru savunma ve zorunluluk hali
Madde 25- (1) Gerek kendisine ve gerek başkasına ait bir hakka yönelmiş, gerçekleşen, gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız bir saldırıyı o anda hal ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde defetmek zorunluluğu ile işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez.
(2) Gerek kendisine gerek başkasına ait bir hakka yönelik olup, bilerek neden olmadığı ve başka suretle korunmak olanağı bulunmayan ağır ve muhakkak bir tehlikeden kurtulmak veya başkasını kurtarmak zorunluluğu ile ve tehlikenin ağırlığı ile konu ve kullanılan vasıta arasında orantı bulunmak koşulu ile işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez.
Madde Gerekçesi
Maddenin birinci fıkrasında bir hukuka uygunluk nedeni olarak meşru savunma düzenlenmiştir.
Meşru savunma bakımından Tasarı şu koşulları saptamıştır: Bir kere her türlü hakka yönelik haksız bir saldırıya karşı meşru savunmanın söz konusu olduğu belirtilmiş ve böylece kurumun, bazen anlamsız ve sosyal gereklere aykırı düşecek derecede dar tutulmasının önüne geçilmesi istenilmiştir.
Ayrıca, şu husus da belirtilmelidir ki, kişileri suç işlemekten caydıracak en etkin araçlardan birisi, suç işlediklerinde karşılık görebilecekleri endişesi olduğundan, meşru savunma hakkının böylece genişletilmesi, kriminolojik yönden caydırıcı etki de yapabilecektir.
İkinci olarak meşru savunmanın “haksız saldırı” koşulu bakımından, “gerçekleşen haksız saldırı” ile “gerçekleşmesi muhakkak haksız saldırı” veya “tekrarı muhakkak haksız saldırı” aynı sayılmıştır. Böylece kişilerin haksız saldırılara karşı kendilerini korumaları olanağı daha da genişletilmiş olmaktadır.
Savunmanın “saldırı ile orantılı biçimde” olması, yani saldırıyı defedecek ölçüde olması, meşru savunmanın temel koşullarından birisi olarak kabul edilmiştir. Saldırıya uğrayan kişi, ancak bu saldırıyı etkisiz kılacak ölçüde bir davranış gerçekleştirdiği takdirde, meşru savunma hukuka uygunluk nedeninden yararlanacaktır.
Maddenin ikinci fıkrasında, kusurluluğu ortadan kaldıran bir neden olarak zorunluluk (zaruret, ıztırar) hâli düzenlenmiştir. Zorunluluk hâlinde, kişinin, kendisinin veya başkasının sahip bulunduğu bir hakka yönelik bir tehlikeyi gidermek amacıyla gerçekleştirdiği davranış dolayısıyla, ceza sorumluluğu yoktur. Meşru savunmadan farklı olarak, zorunluluk hâlinde bir saldırı değil tehlike söz konusudur. Zorunluluk hâlinin kabulü için, kişinin tehlikeye bilerek neden olmaması, tehlikeden suç olan bir harekete başvurmadan kurtulmanın olanaklı bulunmaması ve tehlikenin ağır ve muhakkak olması da araştırılacaktır.
Ayrıca, tehlikenin ağırlığı ile konu ve kullanılan araç arasında “orantılılık ilkesi” kabul edilmiştir.
Yargıtay Kararları
YARGITAY 8. CEZA DAİRESİ, E. 2024/21690, K. 2024/9256, T. 3.12.2024
ÖZET: TCK 25’e göre meşru savunma için haksız saldırının varlığı ve orantılı defetme zorunludur. Somut olayda sanık polis, bıçaklı saldırı tespiti yokken katılanı bel altından ateşle ağır yaralamış; eylem orantısız bulunmuştur. Meşru savunma şartları oluşmadığından Başsavcılık itirazı reddedilmiştir.
5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu’nun Meşru savunma ve zorunluluk hali başlıklı 25. maddesinde;
“(1) Gerek kendisine ve gerek başkasına ait bir hakka yönelmiş, gerçekleşen, gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız bir saldırıyı o anda hal ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde defetmek zorunluluğu ile işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez.
(2) Gerek kendisine gerek başkasına ait bir hakka yönelik olup, bilerek neden olmadığı ve başka suretle korunmak olanağı bulunmayan ağır ve muhakkak bir tehlikeden kurtulmak veya başkasını kurtarmak zorunluluğu ile ve tehlikenin ağırlığı ile konu ve kullanılan vasıta arasında orantı bulunmak koşulu ile işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez.” hükmüne yer verilmiştir.
Somut olayda, suç tarihinde Bucak İlçe Emniyet Müdürlüğünde polis memuru olarak görev yapan sanık … ve ekip arkadaşı olan …’in, suç şüphesiyle yakaladıkları … isimli şahsa müdahale ettikleri sırada, olay yerine motosikletle gelen katılan …’e olay yerinden uzaklaşması yönünde uyarılarda bulunduğu, sanık …’ın elinde bulunan tabancayı doğrultup bir el uyarı mahiyetinde ateş ettiği, bu uyarıları dikkate almayan katılan …’in diğer polis memuru olan …’ı yumrukladığı, katılan …’in olay yerinden kaçmaya çalışan …’a doğru hamle yaptığı sırada sanık …’ın katılan …’in bacaklarına doğru ateş etmek suretiyle katılanı, yaşamını tehlikeye sokacak, basit bir tıbbi müdahale ile iyileşemeyecek ve yaşam fonksiyonlarını ağır (5.) derecede etkileyen kemik kırığı oluşacak biçimde yaraladığı somut olayda, dosya kapsamındaki görüntülerin incelenmesinde ve bilirkişi raporundan da anlaşıldığı şekilde katılan …’in elinde bıçak olduğuna ve kolluk görevlilerine yöneltildiğine dair tespitin olmadığı, katılan …’in polis memuru …’ı yumrukladığı ve kaçan …’a doğru hamle yaptığı sırada sanık …’ın katılanın bel altı hizasında ateş ederek saldırı ile orantılı olmayacak biçimde gerçekleştirdiği yaralama eyleminde meşru savunma koşullarının gerçekleşmediği, sanığın zor kullanma yetkisine ilişkin sınırı aştığı anlaşılmakla Bölge Adliye Mahkemesi kararı hukuka uygun görülmüş, bu nedenle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının yerinde olmadığı sonucuna varılmıştır.
SONUÇ : 1. Gerekçe bölümünde belirtilen nedenle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı İTİRAZININ oybirliğiyle REDDİNE,
2. 5271 Sayılı Kanun’un 308. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca Yargıtay 8. Ceza Dairesinin, 07.05.2024 tarihli ve 2023/2673 Esas, 2024/3863 Karar sayılı kararı ile ilgili itirazı incelemek üzere,
Dava dosyasının, Yargıtay Ceza Genel Kurulu’na gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 03.12.2024 tarihinde karar verildi.
YARGITAY 8. CEZA DAİRESİ, E. 2023/2673, K. 2024/3863, T. 7.5.2024
ÖZET: Sanık ağır yaralamadan mahkûm edilmiş; ceza alt sınıra yakın olsa da aleyhe temyiz olmadığından bozma yapılmamış ve hüküm onanmıştır. Çoğunluk meşru savunmayı kabul etmemiştir. Karşı oy ise PVSK kapsamında silah yetkisi veya TCK 27/2 gereği beraat gerektiğini savunmuştur.
Sanığın, katılanı, yaşamını tehlikeye sokacak, basit bir tıbbi müdahale ile iyileşemeyecek ve yaşam fonksiyonlarını ağır (5.) derecede etkileyen kemik kırığı oluşacak biçimde yaraladığı olayda, birden fazla nitelikli halin birleşmesi halinde, 5237 Sayılı Kanun’un 3. maddesindeki orantılılık ilkesi ve aynı Kanun’ un 61. maddesi dikkate alınarak, ortaya çıkan tehlike ve zararın ağırlığıyla orantılı makul bir ceza belirlenmesi gerekirken, yazılı biçimde alt sınıra yakın uygulama yapılmak suretiyle eksik ceza tayini, aleyhe temyiz bulunmadığından bozma nedeni olarak gösterilmemiştir.
1.Dava dosyası içeriği, katılan beyanları, katılanın adli raporu, olayın adli mercilere intikal şekli, CD görüntüleri, bilirkişi raporu, tanık beyanları, sanık savunmaları ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararda hukuka aykırılık bulunmadığından, sanık müdafiinin, sanıkta suç kastı bulunmadığına, sanığın yasal savunma hakkını kullandığına, meşru müdafaada bulunduğuna, gerekçesiz ve yanılgılı değerlendirme ile mahkumiyet kararı verildiğine, katılanın beyanlarının çelişkili ve gerçek dışı olduğuna yönelik yerinde görülmeyen temyiz sebepleri reddedilmiştir.
2.Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak verilere dayandırıldığı, eyleme uyan suç vasfının doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından, sanık müdafinin yerinde görülmeyen diğer temyiz sebepleri de reddedilmiştir.
SONUÇ : Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesinin, 26.05.2022 tarihli ve 2021/772 Esas, 2022/1137 Karar sayılı kararında sanık müdafii tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve 5271 Sayılı Kanun’un 289. maddesinin birinci fıkrası ile sınırlı olarak yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görülmediğinden 5271 Sayılı Kanun’un 302. maddesinin birinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy çokluğuyla TEMYİZ İSTEMİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKMÜN ONANMASINA,
Dava dosyasının, 5271 Sayılı Kanun’un 304. maddesinin birinci fıkrası uyarınca Bucak 1. Asliye Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 07.05.2024 tarihinde karar verildi.
(KD)
KARŞI OY GEREKÇESİ
Meşru savunma ve zorunluluk hali
Madde 25- (1) Gerek kendisine ve gerek başkasına ait bir hakka yönelmiş, gerçekleşen, gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız bir saldırıyı o anda hal ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde defetmek zorunluluğu ile işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez.
(2) Gerek kendisine gerek başkasına ait bir hakka yönelik olup, bilerek neden olmadığı ve başka suretle korunmak olanağı bulunmayan ağır ve muhakkak bir tehlikeden kurtulmak veya başkasını kurtarmak zorunluluğu ile ve tehlikenin ağırlığı ile konu ve kullanılan vasıta arasında orantı bulunmak koşulu ile işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez.
Sınırın aşılması
Madde 27- (1) Ceza sorumluluğunu kaldıran nedenlerde sınırın kast olmaksızın aşılması halinde, fiil taksirle işlendiğinde de cezalandırılıyorsa, taksirli suç için kanunda yazılı cezanın altıda birinden üçte birine kadarı indirilerek hükmolunur.
(2) Meşru savunmada sınırın aşılması mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaştan ileri gelmiş ise faile ceza verilmez
Madde 16- (Değişik: 2/6/2007-5681/4 md.) Polis, görevini yaparken direnişle karşılaşması halinde, bu direnişi kırmak amacıyla ve kıracak ölçüde zor kullanmaya yetkilidir. Zor kullanma yetkisi kapsamında, direnmenin mahiyetine ve derecesine göre ve direnenleri etkisiz hale getirecek şekilde kademeli olarak artan nispette bedenî kuvvet, maddî güç ve kanunî şartları gerçekleştiğinde silah kullanılabilir. İkinci fıkrada yer alan;
a-) Bedenî kuvvet; polisin direnen kişilere karşı veya eşya üzerinde doğrudan doğruya kullandığı bedenî gücü,
b-) Maddî güç; polisin direnen kişilere karşı veya eşya üzerinde bedenî kuvvetin dışında kullandığı kelepçe, cop, basınçlı ve/veya boyalı su, göz yaşartıcı gazlar veya tozlar, fizikî engeller, polis köpekleri ve atları ile sair hizmet araçlarını, (1) ifade eder. Zor kullanmadan önce, ilgililere direnmeye devam etmeleri halinde doğrudan doğruya zor kullanılacağı ihtarı yapılır. Ancak, direnmenin mahiyeti ve derecesi göz önünde bulundurularak, ihtar yapılmadan da zor kullanılabilir. Polis, zor kullanma yetkisi kapsamında direnmeyi etkisiz kılmak amacıyla kullanacağı araç ve gereç ile kullanacağı zorun derecesini kendisi takdir ve tayin eder. Ancak, toplu kuvvet olarak müdahale edilen durumlarda, zor kullanmanın derecesi ile kullanılacak araç ve gereçler müdahale eden kuvvetin amiri tarafından tayin ve tespit edilir. Polis, kendisine veya başkasına yönelik bir saldırı karşısında, zor kullanmaya ilişkin koşullara bağlı kalmaksızın, 5237 Sayılı Türk Ceza Kanununun meşru savunmaya ilişkin hükümleri çerçevesinde savunmada bulunur. Polis;
a-) Meşru savunma hakkının kullanılması kapsamında,
b-) Bedenî kuvvet ve maddî güç kullanarak etkisiz hale getiremediği direniş karşısında, bu direnişi kırmak amacıyla ve kıracak ölçüde,
c-) Hakkında tutuklama, gözaltına alma, zorla getirme kararı veya yakalama emri verilmiş olan kişilerin ya da suçüstü halinde şüphelinin yakalanmasını sağlamak amacıyla ve sağlayacak ölçüde,
d-) Kendisine veya başkalarına, işyerlerine, konutlara, kamu binalarına, okullara, yurtlara, ibadethanelere, araçlara ve kişilerin tek tek veya toplu halde bulunduğu açık veya kapalı alanlara molotof, patlayıcı, yanıcı, yakıcı, boğucu, yaralayıcı ve benzeri silahlarla saldıran veya saldırıya teşebbüs edenlere karşı, saldırıyı etkisiz kılmak amacıyla ve etkisiz kılacak ölçüde, silah kullanmaya yetkilidir. Polis, yedinci fıkranın (c) bendi kapsamında silah kullanmadan önce kişiye duyabileceği şekilde “dur” çağrısında bulunur. Kişinin bu çağrıya uymayarak kaçmaya devam etmesi halinde, önce uyarı amacıyla silahla ateş edilebilir. Buna rağmen kaçmakta ısrar etmesi dolayısıyla ele geçirilmesinin mümkün olmaması halinde ise kişinin yakalanmasını sağlamak amacıyla ve sağlayacak ölçüde silahla ateş edilebilir. Polis, direnişi kırmak ya da yakalamak amacıyla zor veya silah kullanma yetkisini kullanırken, kendisine karşı silahla saldırıya teşebbüs edilmesi halinde, silahla saldırıya teşebbüs eden kişiye karşı saldırı tehlikesini etkisiz kılacak ölçüde duraksamadan silahla ateş edebilir
İlk derece Mahkemesi istinafın ve sayın çoğunluğun kabulünde ve katıldığım oluşa göre; üzerinde uyuşturucu yakalandığı için hakkında adli işlem yapılmak üzere yasal yakalama yetkisini kullanan polis memurlarının müşteki sanık … ‘i Bucak otogarında yakaladıkları, sanık …’in ellerinden kaçtığı, arkasından sanık … ve diğer iki polis memurlarının koştuğu tekrar yakalamak üzereyken; sanık …’un cezaevinde birlikte yatmaları sebebiyle tanıdığı arkadaşı mağdur …’in motosikletiyle olay yerine gelerek sanık polis memuru … A.’e çarptığı ve bu suretle yaraladığı … polis olduklarını yüksek sesle söylediği, buna rağmen mağdur …’in polis memuru …’e yumruk attığı, …’ın savunma amaçlı refleks olarak havaya ateş ettiği, bu sırada mağdur İbrahimin cebine davrandığı ve bunun üzerine …’ın yere doğru ateşi sonucu İbrahimin yaralandığı; İ.’in olay esnasında elini attığı; cebinden bıçak elde edildiği ve …’ın PVSK 16/6 c fıkrası gereği yasal silah kullanma yetkisi doğduğu; Olayın oluş biçimi dikkate alınarak TCK 27/2 deki şartların oluştuğu ve sanığın Beraatine karar verilmesi düşüncesiyle sayın çoğunluğun görüşüne katılmamaktayım.07.05.2024
YARGITAY 6. CEZA DAİRESİ, E. 2016/379, K. 2019/81, T. 16.1.2019
ÖZET : Dava, yaralama suçuna ilişkindir. Olayda sanık yönünden kanunda öngörülen hukuka uygunluk nedenlerinden herhangi birinin varlığının saptanması durumunda sanık hakkında “Beraat” kararı verilmesi gerekmektedir.Oluş, dosya kapsamı ve kabule göre; sanığın mağdura karşı 5237 Sayılı TCK’nin 25/1. Maddesi kapsamında kalan eylemi nedeniyle ile “beraat” kararı verilmesi gerekir.
Meşru savunma ( Gerek kendisine ve gerek başkasına ait bir hakka yönelmiş gerçekleşen, gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız bir saldırıyı o anda hal ve koşullara göre saldırıyla orantılı biçimde defetmek zorunluluğu ile işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez. Gerek kendisine gerek başkasına ait bir hakka yönelik olup bilerek neden olmadığı veya başka suretle korunmak olanağı bulunmayan ağır ve muhakkak bir tehlikeden kurtulmak veya başkasını kurtarmak zorunluluğu ile ve tehlikenin ağırlığı ile konu ve kullanılan vasıta arasında orantı bulunmak koşulu ile işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez. ) ( m. 25, f. 1 ),
4- ) İlginin rızası ( m. 26, f.2 ), olarak sayılmıştır.
B- ) Kusurluluğu etkileyen nedenler ise, şu şekilde sıralamaya tabi tutulmuştur;
1- )Yaş küçüklüğü ( m.31 ),
2- ) Akıl hastalığı ( m.32 )
3- ) Sağır ve dilsizlik ( m.33 )
4- ) Geçici nedenler, alkol ve uyuşturucu madde etkisinde olma ( m.34 )
5- ) Cebir veya tehdit dolayısıyla kişinin irade yeteneğinin etkilenmesi
( m.25,f.2;m.92;m.99,f.2;m.143 )
6- ) Hukuka aykırı ve fakat, bağlayıcı emrin yerine getirilmesi ( m.24,f.2-4 ),
7- ) Hukuka uygunluk sebeplerinde sınırın aşılması ( m.27 ),
8- ) Haksız tahrik ( m.29 ),
9- ) Çeşitli hata halleri ( m.30,f.3,4 )
10 ) Cebir ve veya tehdit dolayısıyla kişinin irade yeteneğinin etkilenmesi ( m. 28 ) ( karşı koyamayacağı veya kurtulamayacağı cebir ve şiddet veya muhakkak ve ağır bir korkutma veya tehdit sonucu suç işleyen kimseye ceza verilmez. Bu gibi hallerde cebir ve şiddet korkutma ve tehdidi kullanan kişi suçun faili sayılır” olarak sayılmıştır.
Herhangi bir somut olayda sanık yönünden kanunda öngörülen hukuka uygunluk nedenlerinden herhangi birinin varlığının saptanması durumunda 5271 Sayılı CMK’nin 223. maddesinin 2. fıkrasının ( d ) bendi gereğince, sanık hakkında “Beraat” kararı verilmesi gerekmektedir.
Hal böyle olunca;
Oluş, dosya kapsamı ve kabule göre; sanığın mağdura karşı 5237 Sayılı TCK’nin 25/1. maddesi kapsamında kalan eylemi nedeniyle ile 5271 Sayılı CMK’nın 223/2-d maddesi uyarınca “beraat” kararı verilmesi gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde karar verilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, katılan sanık savunmanının temyiz itirazları bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenle tebliğnameye aykırı olarak BOZULMASINA, bozma nedeni yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, 5320 Sayılı Kanun’un 8/1. maddesi yollamasıyla 1412 Sayılı CMUK’un 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak, hüküm fıkrasından “…TCK’nin 25 ve CMK’nin 223/3-c maddeleri gereğince sanığa ceza verilmesine yer olmadığına” ilişkin bölümün çıkartılarak yerine “… sanığın üzerine atılı kasten yaralama suçundan 5237 Sayılı TCK’nin 25/1. ve CMK’nin 223/2-d maddeleri uyarınca beraatine” cümlesinin yazılması suretiyle, diğer yönleri usul ve yasaya uygun bulunan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA,
II- Sanık hakkında katılana karşı yaralama suçlarından kurulan mahkumiyet hükümlerinin temyiz incelenmesinde:
Diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
Ancak;
Mağdur arkadaşlarıyla buluşmak için evinden çıkıp Şirinevler mahallesi üzerinde bulunan BİM marketin yanındaki otobüs durağında beklediği sırada hal ve hareketlerinden sarhoş olduğunu düşündüğü sanığın yanına gelerek “Bana para ver” demesi üzerine mağdurun olumsuz bir şey yaşamak istemediğinden kendi rızası ile 2 TL parayı sanığa verdiği, sanığın bu parayı aldıktan sonra anlamsız bir şekilde “Sen beni ne zannediyorsun” diyerek tepki gösterip, bağırması üzerine mağdurun kavga çıkacağı endişesiyle daha önce ara ara gittiği Şirin Kafe’ye yöneldiği, sanığın mağduru takip edip arkadan itmesiyle her ikisinin bir anda birlikte kafeye girdikleri, sanığın kafeye girer girmez mağdura kafa atıp, mağdurun da sanığa karşı koyduğu, taraflar arasında çıkan arbedeyi gören kafe sahibi tanık ve kafede bulunan tanıkların duruma müdahale edip tarafları ayırıp, kafe sahibi tanık ve mağdurun polise haber vermesi üzerine sanığın kafeden dışarı çıkarak uzaklaştığı, bir süre sonra olay yerine gelen polislere mağdur ve kafe sahibi tanığın herhangi bir sorun kalmadığını söylemeleri üzerine güvenlik güçlerinin işlem yapmadan ayrıldıkları, sanığın yeniden kafeye gelip tanık ve mağdura “Bir çok tanıdığım var, siz benim kim olduğumu biliyor musunuz, buraya gelip burayı yakarım” dedikten sonra mağdura tekme atması üzerine mağdur ve tanığın bir kez daha emniyet güçlerine durumu bildirdikleri, gelen polisler tarafından sanığın yakalandığı olayda; mağdurun kendi rızasıyla 2 TL parayı vermesinden sonra sanığın ardışık zaman dilimi içerisinde değişerek gelişen eylemlerinin bir bütün halinde değerlendirilip, sonucuna göre sanığın suç teşkil eden haksız bir fiili olup olmadığı varsa bunun hukuki nitelendirmesinin yapılmasıyla yetinilmesi gerektiği düşünülmeden, sanığın bir bütün halindeki eylemi kendi içinde bir takım bölümlere ayrılıp bir kısmı için beraat, diğer kısmı için mahkumiyet hükümleri kurulmak suretiyle infaza esas kesin sonuç yaratan birbirinden farklı ve kendi içinde çelişen uygulamalara yer verilmesi,
SONUÇ : Bozmayı gerektirmiş, sanık savunmanının temyiz itirazları bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenlerle isteme uygun olarak BOZULMASINA, 5320 Sayılı Kanun’un 8/1. maddesi aracılığı ile 1412 Sayılı CMUK’un 326/ son maddesi uyarınca ceza süresi açısından kazanılmış hakkın korunmasına, 16.01.2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Size ya da bir başkasına yönelik haksız ve devam eden (ya da hemen gerçekleşmesi kesin) bir saldırıyı, o anki şartlara uygun ve orantılı şekilde defetmektir.
Evet. Saldırı gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak ise, beklemek zorunda değilsiniz; savunma meşru sayılabilir.
Hayır. Savunma zorunlu ve orantılı ise, meydana gelen zarardan dolayı ceza verilmez.
Kişinin kendi kusuruyla neden olmadığı, başka türlü korunma imkânı olmayan ağır ve kesin bir tehlikeden kendisini ya da başkasını kurtarmasıdır.
Hayır. Yapılan fiil, tehlikenin ağırlığıyla ve kullanılan araçla orantılı olmalıdır. Orantı yoksa cezasızlık uygulanmaz.


