I. Giriş

Sivil havacılık altyapısının sürdürülebilir biçimde geliştirilmesi, havalimanı projelerinin yalnızca teknik ve ekonomik yönleriyle değil, bu projelerin mülkiyet hukuku ile kurduğu ilişkiyle de doğrudan bağlantılıdır. Havalimanı yapımı, pist uzatımı, terminal genişletilmesi, seyrüsefer sistemleri ve güvenlik sahaları gibi yatırımlar, geniş yüzölçümlü taşınmazlara ihtiyaç doğurmakta ve bu durum çoğu zaman özel mülkiyete konu taşınmazların kamu mülkiyetine geçirilmesini zorunlu kılmaktadır. Türkiye’de hava meydanlarının işletilmesi ve hava trafiğinin yönetimiyle görevli olan Devlet Hava Meydanları İşletmesi Genel Müdürlüğü, bu kapsamda kamulaştırma yetkisini kullanan başlıca idaredir. DHMİ’nin kamulaştırma yetkisi, Anayasa’nın 46. maddesi ile 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu başta olmak üzere ilgili özel mevzuat hükümlerine dayanmakta olup, mülkiyet hakkı ile kamu yararı arasında anayasal denge kurulmasını zorunlu kılan bir yetki niteliği taşımaktadır.

Bu hukuki çerçevenin uygulamadaki en somut örnekleri, Türkiye’nin büyük ölçekli havalimanı yatırımlarında açık biçimde görülmektedir. Nitekim Adnan Menderes Havalimanı’nın pist uzatma çalışmaları, terminal kapasitesinin artırılması ve güvenlik sahalarının genişletilmesi süreçlerinde; İstanbul Havalimanı’nın inşası ve bağlantı altyapılarının oluşturulması aşamalarında; ayrıca bölgesel havalimanlarının modernizasyon projelerinde, çok sayıda özel mülkiyete konu taşınmaz DHMİ tarafından kamulaştırılmıştır. Bu projelerde kamulaştırma, yalnızca fiziki inşa faaliyetlerini mümkün kılmakla kalmamış; hava sahası güvenliği, uçuş emniyeti, çevresel koruma alanları ve uzun vadeli kapasite planlaması bakımından da zorunlu bir hukuki araç olarak kullanılmıştır. Özellikle büyük metropol havalimanlarında kamulaştırma süreci, bireysel mülkiyet hakkı ile kamu hizmetinin sürekliliği arasında kurulması gereken hassas dengenin en yoğun şekilde test edildiği alanlardan biri hâline gelmiştir.

II.DHMİ’nin Kurumsal Statüsü ve Kamulaştırma Yetkisinin Kaynağı

II.I. Kamu İktisadi Kuruluşu Olarak DHMİ

DHMİ, 233 sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname kapsamında kamu iktisadi kuruluşu statüsünde faaliyet göstermektedir. Bu statü, DHMİ’ye ayrı bir tüzel kişilik kazandırmakla kalmayıp, aynı zamanda kamu hizmeti niteliği taşıyan havalimanı işletmeciliği ve hava seyrüsefer faaliyetlerinin kesintisiz biçimde yürütülebilmesi için gerekli olan taşınmaz edinimlerinde kamulaştırma dâhil olmak üzere geniş idari yetkiler tanımaktadır.

Kamu iktisadi kuruluşu olmanın doğal sonucu olarak DHMİ, yürüttüğü faaliyetlerde kamu yararı ilkesine tabi olmakta; bu çerçevede sahip olduğu kamulaştırma yetkisini, havalimanı yapımı, genişletilmesi, güvenlik sahalarının oluşturulması ve hava trafiğinin emniyetinin sağlanması gibi zorunlu hallerle sınırlı biçimde kullanmaktadır. Bu yönüyle DHMİ’nin kamulaştırma yetkisi, klasik bir yatırımcı idarenin yetkisinden farklı olarak, doğrudan doğruya kamu hizmetinin sürekliliğini ve havacılık faaliyetlerinin güvenli şekilde icrasını temin etmeye yönelik özel bir hukuki fonksiyon üstlenmektedir.

II.II. Havalimanı Projelerinde Kamulaştırmanın Hukuki Dayanağı

Havalimanı projeleri ister doğrudan kamu yatırımı şeklinde ister yap-işlet-devret modeli kapsamında yürütülsün, bu projelerin hayata geçirilebilmesi için gerekli olan taşınmazların kamulaştırılması işlemleri kural olarak DHMİ tarafından gerçekleştirilmektedir. Yap-işlet-devret modeli çerçevesinde özel sektör eliyle inşa edilen havalimanlarında dahi, kamulaştırma yetkisinin yatırımcı şirkete değil, kamu gücünü haiz idare olarak DHMİ’ye ait olması, mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin anayasal güvenceler altında yürütülmesini sağlamaktadır. Bu kapsamda kamulaştırılan taşınmazlar, yatırımın finansman ve işletme modelinden bağımsız olarak kamu mülkiyetine geçmekte; özel hukuk kişilerine devredilmeyip, havalimanı işletmeciliği, uçuş emniyeti, güvenlik sahaları ve hava seyrüsefer hizmetlerinin kesintisiz biçimde sürdürülmesi amacıyla kamu hizmetine tahsis edilmektedir.


III. Kamu Yararı Kavramı ve DHMİ Kamulaştırmaları

III.I. Kamu Yararı Kararının Önemi

Kamulaştırmanın hukuka uygunluğunun temel şartı kamu yararının varlığıdır. Havalimanları; ulaşım hakkı, ekonomik kalkınma, turizm, dış ticaret ve ulusal güvenlik ile doğrudan bağlantılı yatırımlar olduğundan, yargı uygulamalarında açık biçimde kamu yararı taşıyan projeler arasında kabul edilmektedir.

III.II.İmar Planına Dayalı Kamulaştırmalar

Onaylı imar planına veya ilgili idarelerce onaylanmış özel plan ve projelere dayalı havalimanı yatırımlarında ayrıca bir kamu yararı kararı alınmasına gerek bulunmamakta, yetkili icra organının kamulaştırma işlemine başlanmasına ilişkin kararı yeterli sayılmaktadır.


IV. Kamulaştırma Sürecinin İdari Aşamaları

IV.I.Hazırlık İşlemleri ve Kıymet Takdiri

Kamulaştırma kararı alındıktan sonra idare, taşınmazın tapu kayıtlarını, yüzölçümünü, niteliğini ve üzerindeki muhdesatları tespit eder. Ardından idare bünyesinde oluşturulan kıymet takdir komisyonu tarafından taşınmazın tahmini bedeli belirlenir. Bu bedel, pazarlık sürecinde malik ile paylaşılmaz.

IV.II.Pazarlıkla Satın Alma Usulü

2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu gereği idare, yargı yoluna başvurmadan önce taşınmazı pazarlıkla satın alma yolunu denemek zorundadır. Malik, resmi tebligatla görüşmeye davet edilir ve taraflar bedel veya trampa üzerinde uzlaşmaya çalışır. Uzlaşma sağlanması halinde bedel en geç kırk beş gün içinde ödenir ve taşınmaz idare adına tescil edilir.


V.Uzlaşma Sağlanamaması Halinde Bedel Tespiti ve Tescil Davası

V.I. Davanın Niteliği ve Tarafların Konumu

Uzlaşma sağlanamaması halinde DHMİ, taşınmazın bulunduğu yerdeki Asliye Hukuk Mahkemesi’nde bedel tespiti ve tescil davası açar. Malik davalı sıfatını taşımakla birlikte davanın açılmasında herhangi bir kusuru bulunmadığından, idare lehine vekâlet ücretine hükmedilmez.

V.II.Bilirkişi İncelemesi ve Gerçek Bedel İlkesi

Mahkeme, bilirkişi incelemesi yaptırarak kamulaştırma bedelini belirler. Belirlenen bedelin, kamulaştırma tarihindeki gerçek rayiç değeri yansıtması anayasal bir zorunluluktur.


VI.Kamulaştırma Bedelinin Belirlenme Esasları

VI.I.Tarım Arazilerinde Net Gelir Yöntemi

Tarım arazilerinde kamulaştırma bedeli, arazinin olduğu gibi kullanılması halinde sağlayacağı yıllık net gelir esas alınarak belirlenir. Ürün deseni, verim, satış fiyatları ve üretim giderleri bu hesaplamada dikkate alınır.

VI.II.Arsalarda Emsal Karşılaştırması

Arsa niteliğindeki taşınmazlarda bedel tespiti, kamulaştırma tarihinden önce gerçekleşmiş emsal satışlar üzerinden yapılır. Konum, imar durumu, ulaşım ve altyapı olanakları değerlendirilerek rayiç değer belirlenir.

VI.III.Yapılar ve Ağaçların Değerlendirilmesi

Taşınmaz üzerindeki yapılar, bakanlıkça belirlenen yapı yaklaşık birim maliyetleri üzerinden yıpranma payı düşülerek değerlendirilir. Ağaçlar ise tür, yaş ve verim durumuna göre ayrıca bedellendirilir.


VII.Acele Kamulaştırma Usulü ve DHMİ Uygulamaları

VII.I.Acele Kamulaştırmanın Hukuki Niteliği

Acele kamulaştırma, 2942 sayılı Kanun’un 27. maddesinde düzenlenen istisnai bir usuldür ve Cumhurbaşkanı kararıyla uygulanır. Bu usulde idareye taşınmaza fiilen el koyma yetkisi tanınır.

VI.II.Mülkiyetin Geçişi Sorunu

Acele kamulaştırma, mülkiyetin derhal idareye geçmesi sonucunu doğurmaz. Mülkiyetin devri için mutlaka olağan bedel tespiti ve tescil davasının sonuçlanması gerekir.


VIII.Mania Planları ve Hukuki El Atma Sorunu

VIII.I.Mania Planlarının Tanımı ve Mülkiyet Hakkına Etkisi

Mania planları; havalimanları ve hava seyrüsefer tesisleri çevresinde, uçuş emniyetinin ve hava trafiği güvenliğinin sağlanması amacıyla hazırlanan, yapılaşmayı yatay ve düşey yönden sınırlayan özel planlama belgeleridir. Bu planlar kapsamında, pist yaklaşma hatları, iniş–kalkış koridorları ve seyrüsefer yardımcı tesislerinin etki alanı dikkate alınarak taşınmazlar üzerinde yapı yasağı, yapı yüksekliği sınırlaması, kullanım kısıtı ve belirli mesafelerde inşaat yasağı gibi kısıtlamalar getirilmektedir. Havalimanı çevresinde uygulanan mania planları, çoğu zaman taşınmazın fiilen kullanılmasını veya ekonomik değerinden yararlanılmasını önemli ölçüde engelleyerek mülkiyet hakkının kullanım alanını daraltabilmektedir.

VIII.II. Hukuki El Atma ve Tazminat Hakkı

Mania planları nedeniyle taşınmaz üzerinde getirilen bu kısıtlamaların uzun süre devam etmesine rağmen kamulaştırma yapılmaması veya plan değişikliğine gidilmemesi hâlinde, ortaya çıkan durum yargı içtihatlarında hukuki el atma olarak nitelendirilmektedir. Bu tür hâllerde taşınmaz malikinin mülkiyet hakkı fiilen kullanılamaz hâle gelmekte; bu nedenle maliklere idari yargıda tam yargı davası açarak tazminat talep etme imkânı tanınmaktadır. Güncel Anayasa Mahkemesi kararları, mania planlarından kaynaklanan bu tür sürekli ve belirsiz kısıtlamaların mülkiyet hakkını ihlal edebileceğini kabul ederek, maliklerin hak arama yollarını daha geniş ve etkin biçimde kullanabilmesinin önünü açmıştır.

Adnan Menderes Havalimanı örneği, mania planlarının klasik bir imar kısıtlamasını aşarak nasıl hukuki el atma niteliği kazanabildiğini somut biçimde ortaya koymaktadır. İzmir Adnan Menderes Havalimanı çevresinde, pist yaklaşma ve kalkış hatları ile seyrüsefer yardımcı tesislerinin güvenliği gerekçesiyle uygulanan mania planları kapsamında, çok sayıda taşınmaz üzerinde yapı yasağı ve yapı yüksekliği sınırlamaları getirilmiştir. Bu kısıtlamalar, bazı bölgelerde taşınmazların imar planında yer almasına rağmen fiilen yapılaşmaya kapalı hâle gelmesine yol açmıştır.

Özellikle Gaziemir ve Menderes ilçeleri sınırları içinde kalan bazı parseller bakımından, mania planları nedeniyle taşınmaz maliklerinin konut, ticari yapı veya sanayi tesisi yapabilmeleri uzun yıllar boyunca mümkün olmamıştır. Taşınmazların tapu kaydı maliklerde kalmaya devam etmiş olmakla birlikte, bu taşınmazlardan ekonomik olarak yararlanma imkânı ortadan kalkmış; taşınmazlar fiilen atıl hâle gelmiştir. Buna rağmen, ilgili taşınmazlar bakımından uzun süre kamulaştırma yoluna gidilmemesi veya plan değişikliği yapılmaması, mülkiyet hakkının fiilen kullanılamaz hâle gelmesine neden olmuştur.


Sonuç

DHMİ tarafından yürütülen kamulaştırma ve planlama süreçleri, Türkiye’nin sivil havacılık altyapısının geliştirilmesi açısından zorunlu ve stratejik bir araç olmakla birlikte, mülkiyet hakkı üzerinde doğrudan ve ağır sonuçlar doğuran idari işlemler niteliği taşımaktadır. Havalimanı projeleri kapsamında gerçekleştirilen kamulaştırmalar, acele kamulaştırma uygulamaları ve özellikle mania planları yoluyla getirilen yapılaşma kısıtlamaları, bireysel mülkiyet hakkı ile kamu yararı arasındaki anayasal dengeyi sürekli olarak gündeme getirmektedir.

2024 ve 2025 yıllarında Anayasa Mahkemesi tarafından verilen iptal kararlarıyla birlikte, kamulaştırma hukukunda idare lehine şekillenmiş olan uygulama anlayışı önemli ölçüde değişmiş; mülkiyet hakkının korunması bakımından daha hak odaklı bir döneme girilmiştir. Artık kamulaştırma işlemine karşı idari yargıda dava açılması hâlinde, adli yargıdaki bedel tespiti ve tescil davalarının bekletici mesele yapılması zorunlu hâle gelmiş; mülkiyetin hukuka uygunluğu denetlenmeden idare adına tescil edilmesinin önü kapatılmıştır. Bu gelişme, kamulaştırma sürecinde yargısal denetimi güçlendiren temel bir kırılma noktasıdır.

Öte yandan havalimanı çevresinde uygulanan mania planları, her ne kadar uçuş güvenliği ve kamu yararı amacıyla hazırlanmış olsa da, uzun süre boyunca kamulaştırma yapılmaksızın taşınmazların fiilen kullanılamaz hâle gelmesi durumunda hukuki el atma niteliği kazanabilmektedir. Adnan Menderes Havalimanı ve İstanbul Havalimanı örneklerinde görüldüğü üzere, planlama yoluyla getirilen sürekli ve belirsiz kısıtlamalar, malikler bakımından ciddi ekonomik kayıplara yol açmakta ve idarenin tazminat sorumluluğunu gündeme getirmektedir.

Bu çerçevede, DHMİ’nin kamulaştırma ve planlama yetkisini kullanırken yalnızca yatırımın teknik gerekliliklerini değil, mülkiyet hakkının özünü ve ölçülülük ilkesini de gözetmesi zorunludur. İdarenin ya makul süre içinde kamulaştırma yoluna gitmesi ya da taşınmazın kullanımını tamamen ortadan kaldıran plan kısıtlamalarını bertaraf edecek düzenlemeleri hayata geçirmesi, hem kamu hizmetinin sürekliliği hem de bireysel mülkiyet güvenliği açısından kaçınılmazdır.

Sonuç olarak, DHMİ kamulaştırmaları ve mania planı uygulamaları, güncel anayasal ve yargısal gelişmeler ışığında artık yalnızca idari takdir alanı içinde değerlendirilemeyecek; etkin yargısal denetime açık, mülkiyet hakkını merkeze alan bir hukuki çerçevede ele alınacaktır. Önümüzdeki dönemde kamulaştırma bedelinin gerçek karşılığı yansıtıp yansıtmadığı, plan kısıtlamalarının sürekliliği ve idarenin pasif tutumu, hem idari yargı hem de adli yargı bakımından temel tartışma başlıkları olmaya devam edecektir.


Sıkça Sorulan Sorular

Mania planı kural olarak kamulaştırma sayılmaz. Çünkü bu durumda taşınmazın mülkiyeti idareye geçmez ve tapu kaydı malikte kalır. Ancak mania planı nedeniyle taşınmaz uzun süre fiilen kullanılamaz hâle gelmiş ve idare kamulaştırma yoluna gitmemişse, ortaya çıkan durum hukuki el atma olarak değerlendirilir ve tazminat hakkı doğabilir.
DHMİ; havalimanı yapımı, pist uzatımı, terminal genişletilmesi, seyrüsefer sistemleri, güvenlik sahaları ve uçuş emniyetinin sağlanması için zorunlu olan taşınmazlar bakımından kamulaştırma yetkisini kullanır.
Mania planı nedeniyle taşınmaz üzerinde uzun süre yapı yasağı veya ciddi kullanım kısıtlaması varsa ve kamulaştırma yapılmamışsa, idari yargıda hukuki el atma nedeniyle tam yargı (tazminat) davası açabilirsiniz.
Hayır. Acele kamulaştırma, taşınmazın mülkiyetini hemen idareye geçirmez. Bu usulde idareye yalnızca taşınmaza fiilen el koyma yetkisi tanınır. Mülkiyetin idare adına tescili için ayrıca bedel tespiti ve tescil davasının sonuçlanması gerekir.
Kamulaştırma bedeli malik adına bankaya yatırılmış ancak 10 yıl boyunca çekilmemişse, bu bedel zamanaşımına uğramaz ve idareye kendiliğinden geçmez. Malik veya mirasçıları, kimlik ve hak sahipliğini belgelemek suretiyle bedeli her zaman talep edebilir. Ancak uzun süreli beklemelerde faiz, bloke ve mirasçılık işlemleri yönünden hukuki destek alınması önemlidir.