Madde Metni

Netice sebebiyle ağırlaşmış suç

Madde 23- (1) Bir fiilin, kastedilenden daha ağır veya başka bir neticenin oluşumuna sebebiyet vermesi halinde, kişinin bundan dolayı sorumlu tutulabilmesi için bu netice bakımından en azından taksirle hareket etmesi gerekir.


Madde Gerekçesi

Kişi suç teşkil eden bir fiili işlerken, kastettiği neticeden daha ağır veya başka bir netice gerçekleşmiş olabilir. Bu gibi durumlarda netice sebebiyle ağırlaşmış suç söz konusudur. Örneğin, basit yaralamada bulunulmak istenirken, kişi görme, işitme yeteneğini yitirmiş olabilir. Yaralama fiili gerçekleştirilirken, genellikle bunun sonucunda ağır bir neticenin meydana gelebileceği düşünülür. Örneğin gözün, kulağın üzerine sert bir biçimde vuran kişi, bu yumruk neticesinde mağdurun görme veya işitme yeteneğini yitirebileceği olasılığını göz önünde bulundurur. Ağır neticenin ortaya çıkacağının bu şekilde öngörüldüğü durumlarda, meydana gelen ağır netice açısından fail olası kastla hareket etmektedir.

Buna karşılık, yaralama fiili sonucunda kişinin öngörmediği ağır bir netice de meydana gelmiş olabilir. Örneğin canının biraz yanması için mağdurun karın boşluğuna hafif bir biçimde vurulması hâlinde mağdur inhibisyon sonucu ölebilir. Bu gibi durumlarda ise fail, yaralama fiilini işlerken, mağdurun ölebileceğini tahmin etmemiş olabilir. 765 sayılı Türk Ceza Kanununda ve Hükûmet Tasarısının bazı hükümlerinde, kişi gerçekleştirmeyi kastetmediği böyle neticelerden objektif olarak sorumlu tutulmaktadır.

Belirtmek gerekir ki, bu tür sorumluluk, ortaçağ kanonik hukukunun kalıntısı olan “versari in re illicita”, yani hukuka aykırı bir durumda olan bunun bütün neticelerine katlanır anlayışının ürünü olup, çağdaş ceza hukuku bu anlayışı çoktan terk etmiştir. Çünkü kusurun aranmadığı objektif sorumluluk hâlleri kusursuz ceza olmaz ilkesiyle açıkça çelişmektedir. Ülkemiz ceza hukuku öğretisinde uzun süredir objektif sorumluluk hâllerinin ceza mevzuatından çıkarılması gerektiği ifade edilmektedir. Bu talebin yerine getirilmesi, Anayasada öngörülen kusur ilkesinin zorunlu bir sonucudur.

Madde metnindeki düzenlemeyle, meydana gelen ağır netice açısından kişinin sorumlu tutulabilmesi için, söz konusu neticeye ilişkin olarak en azından taksir dolayısıyla kusurlu bulunması gerekmektedir. Bu hükümle, meydana gelen kastedilenden başka ve ağır netice açısından sorumluluğun, kusura dayalı bir sorumluluk olması sağlanmak istenmiştir.


Yargıtay Kararları

YARGITAY CEZA GENEL KURULU, E. 2022/14-228, K. 2025/292, T. 25.6.2025

ÖZET: TCK 23 uyarınca netice sebebiyle ağırlaşmış suçta failin ağır neticeden sorumlu tutulabilmesi için en az taksir derecesinde kusuru bulunmalıdır. Somut olayda mağdurun ruh sağlığı bozulmuşsa da, sanığın bu sonucu öngörebileceği kabul edilemediğinden TCK 103/6 artırımının uygulanamayacağı, zararın ise TCK 61 kapsamında değerlendirilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.

TCK’nın “Netice sebebiyle ağırlaşmış suç” başlıklı 23. maddesi; “ ( 1 ) Bir fiilin, kastedilenden daha ağır veya başka bir neticenin oluşumuna sebebiyet vermesi halinde, kişinin bundan dolayı sorumlu tutulabilmesi için bu netice bakımından en azından taksirle hareket etmesi gerekir” şeklindedir. Buna göre; failin gerçekleştirdiği bir eylemde, kastettiğinden daha ağır veya başka bir sonucun meydana gelmesi hâlinde, sorumlu tutulabilmesi için, netice bakımından en azından taksirle hareket etmiş olmasının kabulü gerekmektedir. Fail, bu sonucun meydana gelmesinden taksirle bile sorumlu tutulamıyorsa, objektif sorumluluğun kaldırılmasının doğal bir sonucu olarak, sadece nedensellik bağının bulunuyor olması, neticeden sorumlu tutulması için yeterli olmayacaktır.

Doktrinde, neticesi sebebiyle ağırlaşmış suçun, gerçek neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç ve görünüşte ya da gerçek olmayan neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç olarak iki farklı şeklinin bulunduğu kabul edilmektedir. Gerçek neticesi sebebiyle ağırlaşmış suçlarda, failin hareketi sonucunda kastettiğinden daha ağır bir netice ortaya çıkmakta, gerçekleşen aşırı netice dolayısıyla bağımsız bir suç tipi oluşmaktadır. Örneğin, yaralama suçunda mağdurun ölmesi, gerçek neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç hâlidir. Görünüşte neticesi sebebiyle ağırlaşmış suçlarda ise, failin hareketi sonucunda suçun oluşması için aranan neticeden başka, niteliği de farklı olan daha ağır bir netice ortaya çıkmakta, gerçekleşen aşırı netice dolayısıyla temel suç niteliği aynı kalmakla beraber yalnızca ceza ağırlaştırılmaktadır. Cinsel istismar suçu nedeniyle mağdurun ruh veya beden sağlığının bozulması hâlinde, görünüşte neticesi sebebiyle ağırlaşmış suçtan bahsedilecektir ( N. Centel, Hamide Z., Ö. Çakmut, Türk Ceza Hukukuna Giriş, Beta Yayınları, İstanbul 2011, 7. Bası, s. 407 vd.; M. E. Artuk – A. Gökcen – A. C. Yenidünya, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Adalet Yayınevi, 8. Bası, Ankara 2014, s. 361 vd ).

Cinsel istismar suçlarında, görünüşte neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç hâlinin söz konusu olduğu ve gerek uygulamada gerekse öğretide kabul edildiği üzere ortada bağımsız bir suç bulunmayıp, meydana gelen ağır neticeden dolayı cezanın ağırlaştırıldığı kabul edilmektedir. Mağdurun ruh sağlığının bozulması hâlinde, bağımsız ve müstakil ceza belirlenmesini gerektiren bir suç tipi bulunmayıp, suçun temel şekline nazaran cezanın daha ağır belirlenmesini gerektiren bir artırım nedeni söz konusudur. Cezanın hesaplanmasında bu hâl diğer artırım nedeniyle birlikte gözetilecektir.

Keza TCK’nın 22/2. maddesinde taksir; “Dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla bir davranışın, suçun yasal tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesidir” şeklinde tanımlanmıştır. Ceza Genel Kurulunun birçok kararında vurgulandığı ve doktrinde de benimsendiği üzere taksirden söz edilebilmesi için; hareketin iradi olması, sonucun istenmemesi, hareket ile sonuç arasında nedensellik bağının bulunması ve sonucun öngörülebilir olmasına rağmen öngörülmemiş olması gerekmektedir. Başka bir anlatımla iradi bir davranış bulunmadığı takdirde taksirden bahsedilemeyeceği gibi, öngörülemeyecek bir sonucun gerçekleşmesi hâlinde de failin taksirinden söz edilemeyecektir. Neticenin öngörülebilir olup olmadığı ise failin yetenekleri, algılama gücü, tecrübeleri, bilgi düzeyi ve içinde bulunduğu koşullar dikkate alınarak belirlenmelidir.

Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;

Suça sürüklenen çocuğun, çocuğun cinsel istismarı suçundan cezalandırılmasına karar verilen, oluş ve kabul yönünden bir uyuşmazlık bulunmayan olayda; vücuda organ sokulması suretiyle gerçekleştirilen eylem sebebiyle mağdurun ruh sağlığının bozulduğu, gerek Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi Sağlık Kurulu raporu, gerekse Adli Tıp Kurumu 6. İhtisas Kurulu raporuyla belirlenmiş ise de, 20.10.2011 tarihli psikolog raporu ile 24.04.2012 tarihli Adli Tıp Şube Müdürlüğü ön raporundaki saptamalar ve dosya kapsamına göre, mağdur ile cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir nedene dayalı hâl olmaksızın cinsel ilişkiye giren suça sürüklenen çocuğun, içinde bulunduğu sosyal ortam ve kültürel durumu, eğitim düzeyi, kişisel özellikleri ile olayın gerçekleşme biçimi nazara alındığında, iş bu eylem sonucunda mağdurun ruh sağlığının bozulacağını öngöremeyeceği ve TCK’nun 23. maddesi gereğince ortaya çıkan bu ağır neticede taksir derecesinde dahi kusurunun bulunmaması sebebiyle cezasının TCK’nun 103/6. maddesi kapsamında artırılamayacağı, ancak ortaya çıkan zararın TCK’nun 61. maddesi uyarınca cezanın bireyselleştirilmesinde dikkate alınması gerektiği kabul edilmelidir.

YARGITAY 1. CEZA DAİRESİ, E. 2023/8938, K. 2025/4848, T. 18.6.2025

ÖZET: 5237 sayılı TCK’nın 23. maddesiyle objektif sorumluluk terk edilerek ağır netice bakımından en az taksir aranmıştır. Somut olayda 9 mm tabancayla planlı ateş edilmesi öngörülebilir ölüm riskini içerdiğinden, azmettirenler TCK 87/4-2 kapsamında; fiili gerçekleştiren ise kasten öldürmeden sorumludur. Yardım edenler 87/4 ve 39’a göre cezalandırılmalıdır.

765 Sayılı TCK.nu yürürlükten kaldıran 5237 Sayılı TCK.nunda ki düzenlemelere göre 5237 Sayılı TCK.nun 23/1.maddesinde bir fiilin kastedilenden daha ağır veya başka bir neticenin oluşumuna sebebiyet vermesi halinde bundan dolayı sorumlu tutulabilmesi için bu netice bakımından en azından taksirle hareket etmesi gerektiği, maddenin gerekçesinde daha önceki objektif sorumluluk ilkesinin terk edildiği, meydana gelen kastedilenden başka ve ağır netice açısından sorumluluğun kusura dayalı bir sorumluluk olmasının sağlanmak istendiğinin belirtildiği, Olayda tartışılması gereken husus, sanıkların taksirle hareket ettiklerinin kabul edilip edilemeyeceği, dolayısıyla taksirle hareket ettiklerinin kabul edilmesi halinde kasten yaralama sonucunda ölümün meydana gelmesini düzenleyen 5237 Sayılı TCK.nun 87. maddenin 4. fıkrasının 2. cümlesi kapsamında eylemin değerlendirilip değerlendirilemeyeceği veya taksirle hareket edilmediğinin kabul edilmesi halinde 5237 Sayılı TCK.nun kasten yaralamayı düzenleyen 86/1 ve 86/3-e maddesinin uygulanıp uygulanmayacağ, Olay öncesinde ve başlangıçta sanık …’nin maktülün dövülmesi şeklindeki talimatını alan sanık …’ün sanık … … aracılığı ile …ve …isimli şahıslara bu işin yaptırılamaması ve bunun üzerine sanık …’nin bu kez maktülün ayaklarına tabanca ile birkaç el sıkılması şeklindeki talimatın verilmesinden sonra Samsun’dan bu işi için özel olarak bulunup getirtilen ve bir çok sabıkası bulunan sanık…’e tabancanın verilmesi, eylemin maktülün işyerinin önünde silahla yapılacağının planlanmasından sonra sanık…’in maktülün önce bacak bölgesine dört el ateş ettiği halde, 9 mm. Çaplı tabanca ile üç el daha göğüs bölgesine ateş edilmesi şeklindeki eylemle sanıkların sadece yaralamadan sorumlu tutulmalarının kabul edilemeyeceği, zira yaralama olayında kullanılacak olan 9 mm.lik tabanca öldürmeye elverişli , kullanımı ve kontrolü tehlikeli sapmaya müsait bir alet olup, hareketli hedefte sapmaların her an olabileceği gibi, maktule ateş edilirken maktulün kendisini korumak amacıyla çeşitli davranışlarda bulunabileceği veya azmettirilen sanığın bu silahı kastedilen şekilden daha ağır bir netice meydana gelebilecek şekilde kullanabileceği önceden düşünülmesi gerektiği halde ağır netice meydana geldiğinde “ne yapalım, biz bacak bölgesinden yaralanmasını kastetmiştik. Bir kazadır olmuş işte, biz belden aşağısındaki yaralanmadan sorumlu olabiliriz “ gibi bir mantıktan hareketle sadece yaralamadan sorumlu tutmak uygun bulunmamış ve sanıkların olay öncesinde taksir derecesinde kusurlu bulundukları kabul edilmiş, bu durumda eyleme 5237 Sayılı TCK.nun kasten yaralama sonucunda ölümün meydana gelmesini düzenleyen 5237 Sayılı TCK.nun 87. maddenin 4. fıkrasının 2. cümlesi kapsamında değerlendirilmiş olduğunun dikkate alınması gerektiği,

Olayımızda da sanık …’ın maktule yönelik olarak silahla yaralama talimatını aldığı halde bacak bölgelerine 2 isabet kaydettikten sonra değişen kasıtla maktulü göğüs bölgesinden de vurarak öldürmesi karşısında sanık …’ın eyleminin TCKnın 82/1-a maddesinde düzenlenen tasarlayarak öldürme suçunu oluşturmadığı, TCK’nın 81 maddesinde düzenlenen kasten öldürme suçunu oluşturduğu, sanık …’ın eyleminin kasten adam öldürme olarak nitelendirmesi karşısında bu kez azmettiren sanık …’in eyleminin ise TCKnın 38. Maddesi delaletiyle 87/4-2 maddesinde düzenlenen silahla kasten yaralama sonucu ölüme sebebiyet vermek olarak nitelendirilmesi gerektiği,

Yine sanık …’ın eyleminin de alt azmettiren olarak TCKnın 38. Maddesi delaletiyle 87/4-2 maddesinde düzenlenen silahla kasten yaralama sonucu ölüme sebebiyet vermek suçunu oluşturduğu ,sanıklar … ve …’in de suça yardım eden sıfatı ile katıldıkları için TCK’nın 87/4 ve 39 maddeleri uyarınca cezalandırmaları gerektiği görüşündeyiz.

YARGITAY CEZA GENEL KURULU, E. 2024/1-154, K. 2025/130, T. 19.3.2025

ÖZET: TCK 23 ve 87/4 uyarınca kasten yaralama sonucu ölümden söz edilebilmesi için failin ölüm neticesi bakımından en az taksir derecesinde kusurlu olması gerekir. Somut olayda sanığın hayati bölgeye, öldürmeye elverişli silahla ve etkili mesafeden ateş etmesi karşısında kastının yaralamaya değil, haksız tahrik altında öldürmeye yönelik olduğu; bu nedenle eylemin kasten öldürme olarak nitelendirilmesi gerektiği kabul edilmelidir.

TCK’nın “Netice sebebiyle ağırlaşmış suç” başlıklı 23. maddesi; ” ( 1 ) Bir fiilin, kastedilenden daha ağır veya başka bir neticenin oluşumuna sebebiyet vermesi halinde, kişinin bundan dolayı sorumlu tutulabilmesi için bu netice bakımından en azından taksirle hareket etmesi gerekir.” biçiminde sevk edilmiştir.

Buna göre; failin gerçekleştirdiği bir eylemde, kastettiğinden daha ağır veya başka bir sonucun meydana gelmesi hâlinde, sorumlu tutulabilmesi için netice bakımından en azından taksirle hareket etmiş olmasının kabulü gerekmektedir. Fail, bu sonucun meydana gelmesinden taksirle bile sorumlu tutulamıyorsa, objektif sorumluluğun kaldırılmasının doğal bir sonucu olarak sadece nedensellik bağının bulunuyor olması, neticeden sorumlu tutulması için yeterli olmayacaktır.

Öğretide, neticesi sebebiyle ağırlaşmış suçun, gerçek neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç ve görünüşte ya da gerçek olmayan neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç olarak iki farklı şeklinin bulunduğu kabul edilmektedir. Gerçek neticesi sebebiyle ağırlaşmış suçlarda, failin hareketi sonucunda kastettiğinden daha ağır bir netice meydana gelmekte olup gerçekleşen aşırı netice dolayısıyla bağımsız bir suç tipi ortaya çıkmaktadır. Örneğin, yaralama suçunda mağdurun ölmesi, gerçek neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç hâlidir. Görünüşte neticesi sebebiyle ağırlaşmış suçlarda ise, failin hareketi sonucunda suçun oluşması için aranan neticeden başka, niteliği de farklı olan daha ağır bir neticenin gerçekleşmesi gerekmekle bu aşırı netice dolayısıyla temel suç niteliği aynı kalmakla beraber yalnızca ceza ağırlaştırılmaktadır. Örneğin, cinsel saldırı suçunda mağdurun bitkisel hayata girmesi, görünüşte neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç hâlidir.

TCK’nın 23. maddesinde düzenlenmiş bulunan neticesi sebebiyle ağırlaşmış suça ilişkin genel kuralın, özel hükümler arasında kendisine yer bulduğu maddelerin başında gelen aynı Kanun’un 87. maddenin 4. fıkrasına göre, gerçekleştirilen kasten yaralama eylemi TCK’nın 86. maddesinin 1. fıkrası veya 1. fıkrası ile birlikte 3. fıkrası kapsamında bulunur ve bunun sonucunda da ölüm meydana gelirse, en azından taksirle hareket etmiş olmak şartıyla faile belirtilen cezaların verileceği öngörülmektedir.

Kasten yaralama sonucu mağdurun ölmesine ilişkin TCK’nın 87. maddesinin 4. fıkrasının uygulanması için;

a- ) Failin yaralama kastı ile hareket etmesi,

b- ) Mağdurun TCK’nın 86. maddesinin birinci maddesi kapsamında yaralanmış olması veya 86. maddenin birinci fıkrası kapsamındaki yaralama fiilinin üçüncü fıkra da ihlal edilmek suretiyle gerçekleştirilmesi,

c- ) Failin eylemi ile arasında illiyet bağı bulunacak şekilde mağdurun ölmesi,

d- ) Failin meydana gelen ölüm sonucuna ilişkin en az taksir derecesinde bir kusurunun bulunması,

Şartlarının birlikte gerçekleşmesi gerekir.

Buna göre, fail mağduru yaralamak amacıyla hareket etmeli, mağdurun yaralanacağını bilmeli ve bu sonucu istemelidir. Bununla birlikte fail mağdurun yaralanmasını değil de, ölmesini istemiş ve ölüm meydana gelmiş ise bu durumda kasten öldürmeden sorumlu tutulacaktır.

Madde metnine göre faile verilecek ceza belirlenirken kasten yaralama suçunun düzenlendiği TCK’nın 86. maddesinin birinci ve üçüncü fıkralarına yollama yapılmıştır. O hâlde, mağdurun basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek dereceden daha ağır şekilde yaralanması gerekmektedir. Anılan maddenin 2. fıkrasında karşılığını bulan basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek şekilde meydana gelen yaralamalarda 87. maddenin 4. fıkrası uygulanamayacaktır.

Üçüncü şart olarak mağdurun ölmesi ve failin eylemi ile mağdurun ölümü arasında uygun nedensellik bağının bulunması; son olarak, failin meydana gelen bu ölüm sonucundan, en az taksir derecesinde bir kusurunun bulunması gerekir.

İlkeleri, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun istikrar bulunan ve süregelen kararlarında açıklandığı üzere, bir eylemin öldürme kastıyla mı, yoksa yaralama kastıyla mı icra edildiğinin belirlenmesinde; fail ile mağdur arasında husumet bulunup bulunmadığı, varsa husumetin nedeni ve derecesi, failin suçta kullandığı saldırı aletinin niteliği, darbe sayısı ve şiddeti, mağdurun vücudunda meydana getirilen yaraların yerleri, nitelik ve nicelikleri, hedef seçme imkânı olup olmadığı, failin fiiline kendiliğinden mi, yoksa engel bir nedenden dolayı mı son verdiği gibi ölçütler esas alınmalıdır.

Öldürme ya da yaralama kastının belirlenmesi açısından her bir olayda kullanılması gereken ölçütler farklılık gösterebileceğinden, tüm bu olguların olaysal olarak ele alınması gerektiği gözden uzak tutulmamalıdır.

B. Somut Olayda Hukuki Nitelendirme

Sanığın soruşturma aşamasında maktulün ayak bölgesini hedefleyerek ateş ettiğini beyan etmesine rağmen kovuşturmada sırtı maktule dönük olacak şekilde hedef gözetmeksizin silahını ateşlediği yolundaki savunmasının oluşa uygun düşmemesi, maktul ve katılan … tarafından darbedilmesi nedeniyle kendisini korumak amacıyla silahını çektiğine dair iddianın ise sanıkta darp ve cebir izine rastlanmaması nedeniyle dosya kapsamıyla örtüşmemesi, maktul ve sanığın hareket hâlinde olmamaları ve aralarında bir engel bulunmaması ile görüş alanının açık ve eylemin gündüz saatlerinde meydana gelmesine nazaran 15 ila 19 metrelik mesafenin öldürmeye elverişli, hedef seçme ve isabet ettirmede etkili alan içinde kalması, arazinin genel yapısındaki %10’luk eğimin, 19 metrelik alan dahilindeki görüş açısını ve hedefteki isabeti etkileyecek düzeyde olmaması karşısında, suçtan sonra ele geçirilen tabancada 2 mermi bulunmasına karşın tek el ateş edilmesinin, sanığın hiçbir mani ve müdahale olmaksızın eyleme kendiliğinden son verdiği şeklinde yorumlanamayacak olması, aksine, maktulün yere düşmesi üzerine amacın gerçekleştiği kanaatiyle eylemini artık devam ettirmeye lüzum görmemesi hususları bir bütün olarak değerlendirildiğinde; sanığın, maktulün hayati bölgesini hedef alarak çalışır hâlde ve öldürmeye elverişli nitelikteki tabanca ile etkili mesafeden ateş etmesi şeklindeki eylemi ve buna bağlı olarak ortaya çıkan kastının haksız tahrik altında öldürmeye yönelik olduğu, mevcut yaralanmanın müstakilen öldürücü nitelik taşıması, sağlık ekiplerince yolda ve ulaştırıldığı hastanede uygulanan CPR işlemine rağmen maktulün hayata döndürülememesi, olayın gerçekleştiği yer ile sağlık kuruluşları arasındaki mesafenin uzak olması nedenleriyle sanığın daha sonra maktulü kurtarmaya yönelik gösterdiği çabanın, meydana gelen suçun vasfını değiştirmede etkili olmadığı ve takdiri indirim maddesinin tatbikinde dikkate alınabileceği kabul edilmelidir.

YARGITAY CEZA GENEL KURULU, E. 2024/1-329, K. 2024/263, T. 25.9.2024

ÖZET: Uyuşmazlık, neticesi sebebiyle ağırlaşmış suçta (TCK 23) ağır netice bakımından taksirli sorumluluk uygulanırken haksız tahrikin tatbik edilip edilemeyeceğine ilişkindir. Ceza Genel Kurulu, temel suç kasten yaralama olduğundan ve haksız tahrik bu suça ilişkin bulunduğundan, netice yönünden taksirli suçtan hüküm kurulsa da TCK 29’un uygulanabileceğini kabul etmiş; Başsavcılık itirazını kabul ederek yerel mahkeme hükmünü onamıştır.

Ceza hukukunun konusunu, kanuni tipe uygun ve özgür/iradi insan davranışları oluşturur. Çağdaş ceza hukuku iradeyi etkileyen hâllerin, ceza sorumluluğunu kaldırdığı ya da azalttığı mülahazası ile bunlara bir hukuki değer atfedip kanuni düzenlemelerde yer vermiştir (TCK’nın 24-34. maddeleri). Bu düzenlemelerden biri de; “Haksız bir fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında suç işleyen kimseye” verilecek cezalarda belli oranlarda indirim yapılmasını öngören TCK’nın 29. maddesidir.

Ceza sorumluluğunu azaltan bir neden olarak düzenlenen haksız tahrik, kişinin haksız bir fiilin kendisinde meydana getirdiği hiddet ya da şiddetli elemin etkisi altında suç işlemesi durumunda kusur yeteneğindeki azalmayı ifade etmektedir. Bu hâlde fail, suç işleme yönünde önceden bir karar vermeden, dışarıdan gelen etkinin ruhsal yapısı üzerinde meydana getirdiği karışıklığın neticesi olarak bir suç işlemeye yönelmektedir. Bu yönüyle haksız tahrik, kusurun irade unsuru üzerinde etkili olan nedenlerden biridir. Başka bir anlatımla, haksız tahrik hâlinde failin iradesi üzerinde zayıflama meydana gelmekte, böylece haksız fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altındaki kişinin suç işlemekten kendisini alıkoyma yeteneği önemli ölçüde azalmaktadır.

Haksız tahrik hükümlerinin, şartları oluştuğunda kasten işlenen suçlarda uygulanacağı ve fakat taksirle işlenen suçlarda kural olarak tatbik imkânının bulunmadığı uygulamada istikrar kazanmıştır. Ancak neticesi sebebiyle ağırlaşmış suçlar bakımından bu kabulün ayrıca tartışılması ve değerlendirilmesi gerekmektedir.

TCK’nın, “Netice sebebiyle ağırlaşmış suç” başlıklı 23. maddesi şöyledir: “(1) Bir fiilin, kastedilenden daha ağır veya başka bir neticenin oluşumuna sebebiyet vermesi halinde, kişinin bundan dolayı sorumlu tutulabilmesi için bu netice bakımından en azından taksirle hareket etmesi gerekir.”

Madde gerekçesi ise şu şekildedir:

“Kişi suç teşkil eden bir fiili işlerken, kastettiği neticeden daha ağır veya başka bir netice gerçekleşmiş olabilir. Bu gibi durumlarda netice sebebiyle ağırlaşmış suç söz konusudur. Örneğin, basit yaralamada bulunulmak istenirken, kişi görme, işitme yeteneğini yitirmiş olabilir. Yaralama fiili gerçekleştirilirken, genellikle bunun sonucunda ağır bir neticenin meydana gelebileceği düşünülür. Örneğin gözün, kulağın üzerine sert bir biçimde vuran kişi, bu yumruk neticesinde mağdurun görme veya işitme yeteneğini yitirebileceği olasılığını göz önünde bulundurur. Ağır neticenin ortaya çıkacağının bu şekilde öngörüldüğü durumlarda, meydana gelen ağır netice açısından fail olası kastla hareket etmektedir.

Buna karşılık, yaralama fiili sonucunda kişinin öngörmediği ağır bir netice de meydana gelmiş olabilir. Örneğin canının biraz yanması için mağdurun karın boşluğuna hafif bir biçimde vurulması hâlinde mağdur inhibisyon sonucu ölebilir. Bu gibi durumlarda ise fail, yaralama fiilini işlerken, mağdurun ölebileceğini tahmin etmemiş olabilir. 765 Sayılı Türk Ceza Kanununda ve Hükûmet Tasarısının bazı hükümlerinde, kişi gerçekleştirmeyi kastetmediği böyle neticelerden objektif olarak sorumlu tutulmaktadır.

Belirtmek gerekir ki, bu tür sorumluluk, ortaçağ kanonik hukukunun kalıntısı olan “versari in re illicita”, yani hukuka aykırı bir durumda olan bunun bütün neticelerine katlanır anlayışının ürünü olup, çağdaş ceza hukuku bu anlayışı çoktan terk etmiştir. Çünkü kusurun aranmadığı objektif sorumluluk hâlleri kusursuz ceza olmaz ilkesiyle açıkça çelişmektedir. Ülkemiz ceza hukuku öğretisinde uzun süredir objektif sorumluluk hâllerinin ceza mevzuatından çıkarılması gerektiği ifade edilmektedir. Bu talebin yerine getirilmesi, Anayasada öngörülen kusur ilkesinin zorunlu bir sonucudur.

Madde metnindeki düzenlemeyle, meydana gelen ağır netice açısından kişinin sorumlu tutulabilmesi için, söz konusu neticeye ilişkin olarak en azından taksir dolayısıyla kusurlu bulunması gerekmektedir. Bu hükümle, meydana gelen kastedilenden başka ve ağır netice açısından sorumluluğun, kusura dayalı bir sorumluluk olması sağlanmak istenmiştir.”.

Kasten işlenen bir suçun sonucu olarak meydana gelen başka ya da ağır neticeden failin ancak taksir seviyesinde bir kusurunun varlığı hâlinde sorumlu tutulabildiği ve ağır cezanın verilmesini gerektiren suçlara netice sebebiyle ağırlaşmış suç denir (Veli Özer Özbek, “Netice Sebebiyle Ağırlaşmış Suçlar”, Ceza Hukuku Dergisi, 2007/4, s. 227-228).

Kasten işlenen bir suçun öngörülebilir nitelikteki ağır neticelerinin fail tarafından öngörülemediği hâllerde, ağır neticeler bakımından taksirli sorumluluk gündeme gelecektir (kast-taksir kombinasyonu).

Netice sebebiyle ağırlaşan suçlar, cezayı ağırlaştıran bir unsur niteliğindedir. Dolayısıyla netice sebebiyle ağırlaşan suçların hükmünü icra edebilmesi, yani cezayı ağırlaştırabilmesi için temel bir suç tipinin varlığı şarttır. Bu nedenle doğrudan netice sebebiyle ağırlaşan suça ilişkin düzenlemeden hareketle bir değerlendirme yapılması yerinde değildir. Netice sebebiyle ağırlaşmış hâl, temel suç tipiyle birlikte bir anlam ifade eder (M. Koca – İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 14. Baskı, Seçkin Yayınevi, s. 247, 250; M. E. Artuk – A. Gökcen – M. E. Alşahin – Kerim Çakır, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Adalet Yayınevi, 13. Baskı, Ankara 2019, s. 474-476).

Netice sebebiyle ağırlaşan suç, kast-taksir kombinasyonundan bahsedildiğinde, esas itibarıyla failden sadır olan, kasten işlenmiş ve hukuki anlamda tek bir iradi fiilden söz edildiği bilinmelidir. Bu fiilin, kastedilenden daha ağır veya başka bir öngörülebilir neticenin oluşumuna sebebiyet vermesi nedeniyle failin sorumlu tutulması ve şekli, kanun vazıının tercihine kalmış bir meseledir. Madde gerekçesinde de işaret edildiği gibi, kastedilmeyen ağır veya başka bir neticeden; objektif sorumluluk esaslarına göre ya da taksire dayalı bir sorumluluk sistemini benimsemek, normatif bir sorumluluk rejimidir. Bu nedenledir ki, sanığın kasten icra ettiği fiil itibarıyla cezalandırılan iradesini etkileyen yasal sebeplerin uygulanma şartlarıyla doğrudan bir ilgisi bulunmamaktadır.

Mesela TCK’nın 86/2. maddesi kapsamında basit bir tıbbi müdahaleyle giderilebilecek ölçüde yaralama sonucu ölümün meydana geldiği ve yaralama fiili ile ölüm neticesi arasında illiyet bağının bulunduğu hâllerde TCK’nın 23. maddesi delaletiyle failin, TCK’nın 85/1. maddesi uyarınca taksirle ölüme neden olma suçundan cezalandırıldığı durumlarda, neticesi sebebiyle ağır olan taksirle bir kişinin ölümüne neden olma suçunun temelindeki kasten yaralama suçunda, koşulları var ise haksız tahrik hükmünün uygulanmasına hiçbir yasal engel yoktur.

Şu durumda, kasıt-taksir kombinasyonunun gerçekleştiği neticesi sebebiyle ağırlaşmış suçlarda, neticesi bakımından failin taksirli bir suçtan cezalandırılması gerekse dahi temel suç tipi olan kasten yaralama suçu varlığını korumaktadır. Açıklanan nedenle, maddenin düzenleniş biçimine göre sadece kasten işlenebilen temel suç için, cezai sorumluluğu azaltan bir sebep olması hâlinde, bu sebebin neticesi bakımından uygulanması gereken taksirli suçlara da tatbiki gerekmektedir. Dolayısıyla temeldeki kasten yaralama suçu haksız tahrik etkisi altında işlenmiş ise neticesi bakımından uygulanması gereken taksirle ölüme neden olma suçunda da haksız tahrik hükmü uyarınca cezada indirim yapılması gerektiği kabul edilmelidir. Aksi hâlde, örneğin TCK’nın 86/1. maddesi kapsamında kalacak bir yaralanma sonucu ölümün meydana geldiği ve failin TCK’nın 87/4. maddesi uyarınca cezalandırılması gerektiği hâllerde haksız tahrik hükmünün uygulanması mümkün olabilecekken; haksız tahrik altında suç işleyen ancak yaralamanın boyutu TCK’nın 86/2. maddesi kapsamında kalan fail hakkında haksız tahrik hükmünün uygulanmasının mümkün olmayacağı gibi ceza adaleti bakımından kabul edilemeyecek bir sonuç ortaya çıkacaktır.

B. Somut Olaya İlişkin Hukuki Değerlendirme

Sanık polis memurunun Kabahatler Kanunu’na göre işlem yapmak için ölenden kimlik kartını istemesi üzerine ölenin sanığa hakaret ettiği, sanığın da bu haksız eylemin meydana getirdiği hiddetle ölenin göğsüne tekme attığı, basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif nitelikte olan bu yaralama sonucu ölenin kalbinin durması nedeniyle hayatını kaybettiği kabul edilen olayda; sanık hakkında haksız tahrik hükmünün de uygulanarak TCK’nın 22/1-2 ile 23. maddeleri delaletiyle aynı Kanun’un 85/1. maddesi uyarınca cezalandırılmasında bir isabetsizlik bulunmadığı kabul edilmelidir.

Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne karar verilmelidir.

Çoğunluk görüşüne katılmayan altı Ceza Genel Kurulu Üyesi; Özel Daire kararının isabetli olduğu, bu nedenle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmesi gerektiği görüşüyle karşı oy kullanmışlardır.


Netice sebebiyle ağırlaşmış suç ne demektir?

Failin kastettiğinden daha ağır ya da farklı bir sonucun ortaya çıkmasıdır.

Bu ağır sonuçtan dolayı fail her durumda sorumlu tutulur mu?

Hayır. Failin bu sonuç bakımından en azından taksirle hareket etmiş olması gerekir.

Fail sonucu ne kastetmiş ne de öngörmüşse ne olur?

Ağırlaşan netice açısından ceza sorumluluğu doğmaz; sadece kastedilen fiilden sorumlu olur.