I. GİRİŞ
Kasten İnsan Öldürme suçu, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) “Hayata Karşı Suçlar” bölümünde yer alan ve hukuken insanın en temel ve devredilemez hakkı olan yaşama hakkını mutlak surette korumayı hedefleyen bir suç tipidir. Anayasa’nın 17. maddesi ile güvence altına alınan bu hakka karşı işlenen fiillerin yaptırımı TCK Madde 81 ve devamında düzenlenmiştir.
Yaşama hakkının mutlak nitelikte bir hak olması, devletin hem negatif hem de pozitif yükümlülükler yüklenmesine neden olmuştur. Negatif yükümlülük, kamu gücünün keyfi olarak yaşam hakkına müdahale etmemesi; pozitif yükümlülük ise kişilerin yaşam hakkını üçüncü kişilerin saldırılarına karşı korumak için gerekli adli ve idari tedbirleri alma görevidir. Bu nedenle kasten öldürme suçu, yalnızca bireylerin birbirlerine karşı işledikleri bir suç olarak değil, aynı zamanda devletin cezalandırma yükümlülüğünü doğuran bir eylem olarak kabul edilir.
Suçun faili (öznesi), fiili icra edebilen herhangi bir gerçek kişi olabilirken; mağduru ise fiilin işlendiği anda hayatta olan herhangi bir insandır. Henüz doğmamış ceninler veya hayvanlar, bu suçun mağduru olarak kabul edilmez.
TCK Madde 81, kasten öldürme suçunun temel halini düzenlemektedir: “Bir insanı kasten öldüren kişi, müebbet hapis cezası ile cezalandırılır.” Bu hükümle belirlenen temel ceza yaptırımı sabittir. TCK Madde 61/1 uyarınca hâkime, ceza miktarını belirleme konusunda takdir yetkisi bırakılmamıştır. Ancak, TCK m. 62 uyarınca fail lehine takdiri indirim nedenlerinin uygulanması halinde, müebbet hapis cezası yerine yirmi beş yıl hapis cezasına hükmedilebilir.
Bu noktada önemle vurgulamak gerekir ki, kasten öldürme suçunda temel ceza, suçun neticesi dikkate alınarak belirlenen objektif bir alt sınırdan değil, doğrudan doğruya müebbet hapis gibi sabit bir yaptırımdan oluşur. Bu yönüyle kasten öldürme, ceza hukukunda en ağır yaptırım rejimine tâbi suç tiplerinden biridir. Hâkim, yalnızca takdiri indirim nedenleri, haksız tahrik gibi özel hükümler veya kastın niteliği doğrultusunda cezada değişiklik yapabilir; bunun dışında temel ceza üzerinde herhangi bir indirim veya artırma takdiri bulunmaz.
II. SUÇUN MADDİ VE MANEVİ UNSURLARI İNCELEMESİ
A. Maddi Unsur ve Nedensellik
Kasten öldürme suçunun temel şekli, icrai (aktif) bir davranışla işlenir. Öldürme fiili, kanunda sınırlı sayıda sayılmamış olup, her tür araç ve yöntemle (silah, zehir, darp, boğma vb.) gerçekleştirilebilir. Suçun tamamlanması için zorunlu netice, mağdurun yaşamının sona ermesi, yani hukuki ve tıbbi açıdan beyin ölümünün gerçekleşmesidir. Failin icrai davranışı ile ölüm neticesi arasında hukuki anlamda bir nedensellik bağının ve bu neticenin faile objektif isnadiyetinin bulunması şarttır.
Maddi unsurun bu şekilde geniş yorumlanabilir olması, öldürme suçunun yalnızca fiziksel saldırılarla değil, aynı zamanda ihmali davranışlarla da işlenebilmesini mümkün kılar. Örneğin ölüm sonucunu engelleme yükümlülüğü bulunan bir kimsenin bu yükümlülüğünü yerine getirmemesi halinde de kasten öldürme sorumluluğu doğabilir (TCK 83). Dolayısıyla ölüm neticesinin nasıl meydana geldiğinden çok, failin davranışı ile ölüm arasındaki illiyet bağı belirleyici niteliktedir.
B. Manevi Unsur: Kastın Dereceleri (TCK M. 21)
Kasten öldürme suçu, manevi unsur olarak kastı gerektirir. Kast, failin, eyleminin kanuni tipi (ölüm neticesini) gerçekleştireceğini bilmesi ve bu neticeyi istemesi yönündeki iradesidir. Kast, doğrudan kast ve olası kast olmak üzere iki şekilde incelenir:
Doğrudan Kast (TCK 21/1):
Fail, eylemiyle ölüm neticesini doğrudan doğruya amaçlar veya neticenin hareketin zorunlu/kaçınılmaz bir sonucu olduğunu bilerek ve isteyerek hareketi gerçekleştirir.
Olası Kast (TCK 21/2):
Fail, eyleminin neticesinde ölümün muhtemel olduğunu öngörmesine rağmen, bu sonucun meydana gelmesini adeta göze alarak veya kabullenerek fiili işlemesidir. Olası kast durumunda, fail, gerçekleşen neticeye göre TCK 81 uyarınca kasten öldürme suçundan sorumlu tutulur.
Olası kastın belirlenmesi, ceza yargılamalarında en tartışmalı konulardan biri olup, failin “kabullenme” ve “göze alma” tutumunun dış dünyaya yansıyan davranışlarla ortaya konulması gerekir. Yargıtay, bu nedenle failin kullandığı araç, saldırının yoğunluğu, darbe sayısı, bölgelerin hayati niteliği gibi unsurları kast tayininde esas alır.
Olası Kast – Bilinçli Taksir Ayrımı
Bu ayrım, müebbet hapis cezası ile hafif taksir cezaları arasındaki sınırı belirlediği için kritik öneme sahiptir.
Her iki durumda da fail, neticenin gerçekleşme ihtimalini öngörür. Ancak irade farklıdır:
- Olası Kast: Fail, sonucu kabullenir.
- Bilinçli Taksir: Fail, sonucu istemez ve sonucun gerçekleşmeyeceğine güvenir.
Yargıtay, öldürme kastının belirlenmesinde objektif kriterler geliştirmiştir: taraflar arasındaki husumet, kullanılan vasıtanın öldürmeye elverişliliği, eylemin şiddeti, darbe sayısı, hedef alınan bölgenin hayati özellikleri, failin eylemi sürdürme veya sonlandırma şekli gibi kriterler kastın niteliği için belirleyici kabul edilir.
II. KASTEN ÖLDÜRMENİN NİTELİKLİ HALLERİ (TCK MADDE 82)
Kasten öldürme suçunun TCK Madde 82’de sayılan nitelikli hallerden biriyle işlenmesi, failin kusurunun ağırlığını gösterir ve yaptırımı Ağırlaştırılmış Müebbet Hapis Cezası olarak belirler.
A. İşleniş Biçiminden Kaynaklanan Nitelikli Haller
1. Tasarlayarak Öldürme (TCK 82/1-a)
Tasarlama, suç işleme kararının alınması ile fiilin icrası arasında, failin “ruhi sükunete” kavuşmasına ve suçu işleyip işlememe konusunda sakince düşünmesine yetecek kadar bir süre geçmesini ve failin bu süre zarfında kararından vazgeçmemesini gerektirir. Yargıtay içtihatları, ani bir olay nedeniyle ruhi sükunete kavuşamayan sanığın eylemini tasarlayarak öldürme olarak kabul etmez.
2. Canavarca Hisle veya Eziyet Çektirerek Öldürme (TCK 82/1-b)
Bu bent, insanlık onuruna yakışmayan, vahşi ve acımasız yöntemlerle işlenen fiilleri kapsar.
- Canavarca Hisle Öldürme: Fiilin saiki ile ilgilidir. Sadece öldürmekten zevk almak, kan şehvetiyle veya satanist amaçlı insan kurban etme saikiyle, insanı ürküten yabanıl bir kötü yüreklilikle işlenen fiiller canavarca hisle öldürmeye örnek olarak gösterilmiştir. Bu suçta failin zevk ve tatmin duygusuyla hareket etmesi şeklinde özel bir kast aranır.
- Eziyet Çektirerek Öldürme: Fiilin icra şekli ile ilgilidir. Failin, maktulü daha kısa sürede öldürmesi mümkünken, sırf maktule acı vermek amacıyla bir süre işkence yaparak öldürmesidir. Yargıtay, sanığın kendisine hakaret edilmesine sinirlenerek art arda gerçekleştirdiği bıçak darbelerini, bu nitelikli hallerin unsurlarının oluşmadığı gerekçesiyle TCK 81/1 kapsamında değerlendirmiştir . Ayrıca ölmüş bir insanın yakılması veya parçalanması durumunda kasten öldürmenin bu nitelikli hali oluşmaz; bu durum, ölünün hatırasına hakaret veya suç delillerini yok etme gibi başka suçları gündeme getirir.
B. Mağdurun Sıfatından ve Saikten Kaynaklanan Nitelikli Haller
Mağdurun kanun koyucu tarafından özel olarak korunan bir sıfata sahip olması veya suçun özel bir saikle işlenmesi cezayı ağırlaştırır:
- Mağdurun Sıfatı: Üstsoy veya altsoydan birine, eşe, boşanmış eşe veya kardeşe karşı işlenmesi ağırlaştırılmış müebbet gerektirir.
- Kadına Karşı İşlenmesi: 2022 yılında yapılan değişiklikle, mağdurun kadın olması da başlı başına nitelikli hal olarak kabul edilmiştir. Uygulamada, failin mağdurun kadın olduğunu bilmesi yeterli kabul edilir; ayrıca bir “kadın olduğu için” saiki aranmaz.
- Saik ve Amaç: Bir suçu gizlemek, delillerini ortadan kaldırmak, yakalamayı engellemek veya bir suçu işleyememekten dolayı duyduğu infialle (örneğin cinsel saldırı suçunu tamamlayamayan failin öfkeyle öldürmesi) öldürme [3, 8, 3].
- Kan Gütme ve Töre Saiki: Kanun koyucu, kan gütme saikinin münhasıran (yalnızca) bu amaçla olmasını aramaktadır. Töre saikiyle öldürme de ağırlaştırılmış müebbet gerektirir. Yargıtay, kıyas yasağı nedeniyle namus saiki ile töre saiki kavramlarının özdeşleştirilerek geniş yorumlanmasını reddetmiştir.
IV. ÖZEL İŞLENİŞ BİÇİMLERİ VE GİRİŞİM AŞAMALARI
A. Kasten Öldürmeye Teşebbüs (TCK 35)
Kasten öldürmeye teşebbüs suçu, failin öldürme kastıyla hareket edip icra hareketlerine doğrudan doğruya başlamasına rağmen, elinde olmayan sebeplerle neticenin gerçekleşmemesi halinde oluşur. Suçun teşebbüs aşamasında kalıp kalmadığı, failin kastının niteliği, kullanılan araç, saldırının yoğunluğu, hedef alınan bölge, darbe sayısı ve olay sonrası failin davranışlarıyla tespit edilir. Bu nedenle teşebbüs, kastın doğru nitelendirilmesi açısından kasten öldürme suçunun en karmaşık alanlarından biridir.
1. Teşebbüsün Unsurları
a) Failde öldürme kastı bulunmalıdır
Öldürmeye teşebbüsün en kritik unsuru kasttır. Kast yalnızca genel kast değil, öldürmeye yönelik özel kasttır. Eğer failin kastı yaralamaya yönelikse, netice ölüm olmasa bile suç “yaralamaya teşebbüs” olarak nitelenir. Bu nedenle kastın niteliği, Yargıtay tarafından çok hassas kriterlerle belirlenir.
Yargıtay’ın kast tespiti için kullandığı kriterler:
- Kullanılan aracın öldürmeye elverişliliği (tabanca, bıçak, ağır cisim vb.)
- Darbelerin sayı ve şiddeti
- Hedef alınan bölgenin hayati niteliği (boyun, baş, kalp, göğüs)
- Failin olay öncesi tehditleri
- Failin eylemden sonra pişmanlık gösterip göstermemesi
- Failin saldırıyı sürdürme biçimi
- Olayın meydana geliş şekli ve taraflar arasındaki husumet
Bu kriterler, failin öldürme kastı mı yoksa yaralama kastı mı taşıdığını ayırt etmek için değerlendirilir.
b) Suçun icra hareketlerine başlanmalıdır
Hazırlık hareketleri teşebbüs oluşturmaz. Fail icra hareketlerine başladığında ve öldürme suçunu gerçekleştirmeye doğrudan yöneldiğinde teşebbüs oluşur.
c) Netice failin elinde olmayan nedenlerle gerçekleşmemiş olmalıdır
Fail kendiliğinden vazgeçmişse teşebbüs değildir (gönüllü vazgeçmedir).
Teşebbüs için engelin dış sebeplerden kaynaklanması gerekir: Silahın tutukluk yapması,üçüncü kişilerin müdahalesi, merminin hedefi ıskalaması, mağdurun kaçması v.b.
Kasten Öldürmeye Teşebbüste Cezanın Belirlenmesi
TCK 35/2’ye göre:
- Ağırlaştırılmış müebbet gerektiren suçlarda ceza 14–21 yıl arası,
- Müebbet gerektiren suçlarda ceza 10–18 yıl arasıdır.
Ancak mahkeme, teşebbüsün yakınlık derecesi, failin kastının yoğunluğu, mağdurun yaralanma boyutu gibi unsurlara göre ceza tayin eder.
Bu nedenle aynı olayda bile farklı fail için farklı ceza çıkabilir.
B. Gönüllü Vazgeçme (TCK 36)
Gönüllü vazgeçme, failin kasten öldürme suçunun icra hareketlerine başladıktan sonra, tamamen kendi iradesiyle suçu tamamlamaktan vazgeçmesi ve ölüm neticesinin doğmasını engellemesi hâlinde gündeme gelir. Bu kurumun uygulanabilmesi için failin saldırıyı sürdürme imkânı varken bilinçli bir şekilde durması veya mağdurun hayatta kalmasını sağlamak üzere aktif bir çaba göstermesi gerekir. Fail saldırıyı yarıda bırakabilir ya da gerçekleştirdiği eylemin ölüm sonucuna yol açmasını önlemek için ambulans çağırmak, mağduru hastaneye götürmek veya kanamayı durdurmaya çalışmak gibi davranışlarda bulunabilir. Bu durumda fail artık öldürmeye teşebbüsten değil, yalnızca meydana getirdiği fiillerden sorumludur; çoğu zaman bu fiil kasten yaralama olarak değerlendirilir.
Gönüllü vazgeçmenin kabul edilebilmesi için vazgeçmenin dışsal bir zorlamaya dayanmaması zorunludur. Failin, yakalanma korkusu, çevredeki kişilerin müdahalesi, mağdurun kaçması veya olay yerindeki koşulların değişmesi nedeniyle eylemi bırakması hâlinde vazgeçme gönüllü sayılmaz. Bu tür durumlarda failin kastı devam ettiği için teşebbüs hükümleri uygulanmaya devam eder. Buna karşılık failin, saldırıyı devam ettirmeye objektif olarak imkânı olmasına rağmen kendi kararıyla durması, kastının yön değiştirdiğini ve ölüm sonucunu istemediğini gösterir. Bu nedenle kanun koyucu bu davranışı cezalandırma alanının dışına çıkararak failin yalnızca yaralama veya diğer bağımsız suçlardan sorumlu tutulmasını öngörmüştür.
C. Suça İştirak (TCK 37–39)
1. Müşterek Faillik
Kasten öldürme suçlarında müşterek faillik, birden fazla kişinin suçu birlikte ve ortak bir irade ile işlemesi hâlinde ortaya çıkar. Failler arasında ya önceden ya da olay anında oluşmuş bir birlikte suç işleme kararı bulunur. Bu kararla birlikte her fail, suçun icrası üzerinde belirli ölçüde hâkimiyet sağlar ve ortaya çıkan neticeden eşit derecede sorumlu tutulur. Müşterek faillikte önemli olan, sadece fiilen darbe vurmak değildir; suçun işleniş süreci üzerinde fonksiyonel hâkimiyet kurulmasıdır. Bu nedenle Yargıtay uygulamasında, failin suçun tamamına yönelik katkısı değerlendirilir ve her bir müşterek fail, öldürme suçunun tüm sonuçlarından bireysel fail gibi cezalandırılır.
2. Azmettirme
Azmettirme, suça iştirak türleri arasında en ağır sonuç doğuran hâllerden biridir. Çünkü azmettiren, suç işleme düşüncesi bulunmayan kişide suç işleme kararının oluşmasını sağlar. Bu zihinsel yönlendirme nedeniyle azmettiren, suçu bizzat işlememiş, mağdura dokunmamış, hatta olay yerinde hiç bulunmamış olsa bile faille aynı derecede cezalandırılır. Kanun koyucu azmettirenin cezai sorumluluğunu failin sorumluluğu ile eşitleyerek, suça sürükleyen ve yönlendiren kişilerin daha az tehlikeli olmadığı gerçeğini vurgular. Yargıtay da azmettirmeyi ispatlayan mesaj, tehdit, telkin, yönlendirme veya emir niteliğindeki davranışların bulunması hâlinde fail ve azmettirenin birlikte müebbet veya ağırlaştırılmış müebbetle cezalandırılmasına karar vermektedir. Azmettirme, özellikle aile içi husumet, çıkar çatışmaları veya örgütlü suçlarda sıkça karşımıza çıkar.
3. Yardım Etme
Yardım etme hâlinde ise kişi suçu bizzat işlememekte, ancak suçun icrasını kolaylaştıran her türlü maddi veya manevi katkıyı sağlamaktadır. Bu katkılar silah temin etmek, mağduru olay yerine çağırmak, failin moralini güçlendirmek, gözcülük yapmak veya kaçışı kolaylaştırmak gibi farklı şekillerde ortaya çıkabilir. Yardım edenin cezai sorumluluğu azmettiren kadar ağır değildir; çünkü suçun işlenmesi üzerindeki etkisi belirleyici değil, yardımcı niteliktedir. Ancak yardımın niteliği ve suçun icrasındaki rolü mahkeme tarafından dikkatle değerlendirilir. Ölüm neticesine giden süreçte yardım edenin katkısı ne kadar önemliyse, sorumluluğu da o ölçüde ağırlaşır.
V. CEZAİ SORUMLULUĞU ETKİLEYEN FAKTÖRLER VE KUSURLULUK MEKANİZMALARI
A. Meşru Müdafaa (TCK 25)
Meşru müdafaanın en temel unsuru, failin savunma hakkını doğuran “mevcut ve haksız bir saldırının” varlığıdır. Bu unsur gerçekleşmeden meşru savunmadan söz edilemez. Hukuka uygunluk sebebi olabilmesi için saldırının yalnızca hukuka aykırı olması yeterli değildir; saldırının güncel, devam eden ya da gerçekleşmesi kesin olan bir tehlike yaratması gerekir. Eğer saldırı tamamen sona ermişse, fail artık tehlike altında değildir ve bu aşamadan sonra gerçekleştirilen karşı eylem meşru müdafaa sınırları içinde kabul edilmez. Aynı şekilde saldırının gerçekleşme ihtimali soyut, belirsiz veya uzak bir ihtimal ise savunma hukuka uygunluk sebebi kapsamında değerlendirilemez.
B. Haksız Tahrik (TCK 29)
Haksız tahrik, failin cezai sorumluluğunu tamamen ortadan kaldırmayan ancak işlediği fiil üzerindeki hâkimiyetini ve kendini kontrol etme yeteneğini önemli ölçüde azaltan bir kurumdur. Fail, mağdurdan kaynaklanan haksız bir fiilin etkisiyle ani bir öfke, şiddetli elem veya yoğun bir duygusal sarsıntı altında hareket ettiğinde, kusur yeteneğinde objektif bir azalma meydana gelir. Bu nedenle kanun koyucu, failin içinde bulunduğu ruhsal dalgalanmayı dikkate alarak cezada indirime gidilmesini öngörmüştür. Haksız tahrikin uygulandığı hâllerde failin kusuru tamamen kalkmaz, ancak cezasının tahrikin ağırlığı oranında azaltılması gerekir.
Ceza indirim oranı, tahrikin ağırlığına göre hâkim tarafından belirlenir ve TCK m. 29 uyarınca oldukça net bir çerçeveye sahiptir. Eğer işlenen suçun karşılığı ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ise, haksız tahrik uygulanması hâlinde ceza 18 yıldan 24 yıla kadar hapis cezasına indirilebilir. Suçun temel şeklinin cezası müebbet hapis ise, haksız tahrik nedeniyle ceza 12 yıldan 18 yıla kadar hapis cezasına düşer. Bu aralıklar, tahrikin hafif, orta veya ağır olup olmadığına göre somut olayda takdir edilir. Mağdurun haksız davranışının etkisi ne kadar yoğun ve provoke edici ise yapılacak indirim de o ölçüde geniş olur.
C. Kusurluluğu Etkileyen Diğer Haller
Ceza sorumluluğunu etkileyen kişisel hâller arasında yaş küçüklüğü, akıl hastalığı, geçici şuur bozukluğu ve azalmış ehliyet durumu önemli bir yer tutar. Bu hâller, failin işlediği fiilin anlam ve sonuçlarını kavrama, davranışlarını yönlendirme ve kendini kontrol etme yeteneği üzerinde doğrudan etkili olduğu için kusur yeteneğinin derecesini azaltabilir veya ortadan kaldırabilir. Yaş küçüklüğü hâlinde, kanun çocuğun gelişim düzeyini dikkate alır; 12 yaşından küçüklerin cezai sorumluluğu tamamen yoktur, 12–15 yaş arası çocuklarda ise algılama ve yönlendirme yeteneği varsa indirimli ceza uygulanır, 15–18 yaş arasında ise ceza sorumluluğu kabul edilmekle birlikte yetişkinlere göre daha düşük cezalar öngörülür. Bu düzenlemeler, çocuğun biyolojik ve psikolojik gelişiminin ceza sorumluluğunda belirleyici olması ilkesine dayanır.
Akıl hastalığı hâlinde ise failin isnat yeteneği ortadan kalkabilir. Cezai sorumluluk için failin hem fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayabilmesi hem de davranışlarını buna göre yönlendirebilme kapasitesine sahip olması gerekir. Bu yetenekleri ortadan kaldıran veya ciddi şekilde bozan akıl hastalıkları, ceza sorumluluğunu ya tamamen kaldırır ya da önemli ölçüde azaltır. Akıl hastalığı nedeniyle tamamen ehliyetsiz sayılan kişiler hakkında ceza verilmez; bunun yerine güvenlik tedbiri uygulanır. Eğer hastalık failin davranışlarını yönlendirme yeteneğini tamamen ortadan kaldırmıyor, fakat önemli ölçüde azaltıyorsa TCK 32/2 uyarınca indirime gidilir.
Geçici şuur bozukluğu da cezai sorumluluğu etkileyen bir başka durumdur. Fail alkol, ilaç, ani şok, travma, baygınlık hâline yakın ruhsal dalgalanma gibi nedenlerle geçici bir bilinç kaybı ya da kontrol zayıflığı yaşıyorsa, davranışlarını sağlıklı bir şekilde yönlendirme yeteneği sınırlanabilir. Ancak burada önemli ayrım, failin bu hâli kendi isteğiyle oluşturup oluşturmadığıdır. Kendi iradesiyle alkol veya uyuşturucu alan kişinin geçici şuur bozukluğu hâline dayanarak sorumluluktan kurtulması mümkün değildir; buna karşılık irade dışı gelişen bilinç kayıpları, şaşkınlık veya panik hâlleri cezada indirim sebebi oluşturabilir.
Azalmış ehliyet hâli ise failin ne tamamen sorumsuz olduğu ne de tam kusurla hareket ettiği durumları kapsar. Bu hâlde failin işlediği fiilin anlamını kısmen kavrayabildiği, ancak davranışlarını yönlendirme yeteneğinin önemli ölçüde zayıfladığı kabul edilir. Psikiyatrik rahatsızlıkların hafif formları, kişilik bozuklukları, zihinsel kapasitedeki sınırlılıklar veya yoğun emosyonel çöküntüler gibi durumlar azalmış ehliyet kapsamında değerlendirilebilir. Bu durumda fail cezadan tamamen muaf tutulmaz ancak işlenen suçun karşılığı olan ceza, belirli oranda indirilir. Özellikle kasten öldürme suçunda bu hâlin kabul edilmesi hâlinde ağırlaştırılmış müebbet cezası 25 yıla, müebbet hapis cezası ise 20 yıla kadar indirilebilir.
VI. TCK M. 81 vs. NETİCESİ SEBEBİYLE AĞIRLAŞMIŞ YARALAMA (TCK 87/4)
Kasten öldürme suçunda en kritik ayrım, ölüm neticesinin fail tarafından öldürme kastıyla mı, yoksa yalnızca yaralama kastıyla mı meydana getirildiğinin belirlenmesidir. Bu ayrım, failin ceza sorumluluğunu tamamen değiştirir; çünkü kastın niteliği hem suçun vasfını hem de yaptırımın ağırlığını doğrudan etkiler. Eğer failin amacı veya bilinci mağdurun yaşamını sona erdirmeye yönelmişse, yani öldürme kastı mevcutsa, ortaya çıkan netice kasten öldürme olarak değerlendirilir ve bu durumda fail hakkında müebbet hapis cezası uygulanır. Buna karşılık failin kastı sadece mağduru yaralamaya yönelik olup da fiilin beklenmedik şekilde ölüm sonucunu doğurması hâlinde, failin sorumluluğu neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama kapsamında belirlenir ve ceza TCK 87/4 uyarınca 10 yıldan 18 yıla kadar hapis cezası aralığında tayin edilir.
Bu nedenle olayın tüm özelliklerinin, taraflar arasındaki husumetin, kullanılan aracın öldürmeye elverişliliğinin, darbe sayısı ve şiddetinin, mağdurun vücudunda hedef alınan bölgelerin ve failin eylem sonrası davranışlarının titizlikle incelenmesi gerekir. Yargıtay, kastın belirlenmesinde failin iç dünyasına doğrudan ulaşmanın mümkün olmadığını kabul eder; bu sebeple kast, davranışsal ve fiziksel verilerden hareketle objektif ölçütlerle tespit edilir. Failin hareket tarzı öldürmeye yönelmişse neticenin yaralama kastıyla açıklandığı kabul edilmez. Buna karşılık ani öfke anında tek darbe vurulması, öldürmeye elverişli olmayan bir alet kullanılması veya eylem sonrası failin mağdura yardım etmeye çalışması gibi unsurlar yaralama kastına işaret edebilir.
VII. YARGILAMA USULÜ VE ZAMANAŞIMI
Kasten öldürme suçlarında yargılama, suçun niteliği ve cezanın ağırlığı gereği yalnızca Ağır Ceza Mahkemelerinde yapılır. Bu suçlar, toplum açısından en ağır kabul edilen fiiller arasında yer aldığından, hem soruşturma hem kovuşturma aşamasında uzmanlaşmış mahkemelerde görülmesi bir gereklilik olarak düzenlenmiştir. Yetki bakımından ise genel kural uygulanır ve yargılama, suçun işlendiği yer mahkemesinde yapılır. Suçun işlendiği yerin tespiti, özellikle birden fazla yerin olayla ilişkilendirildiği durumlarda önem taşır; ancak temel ilke, icra hareketlerinin fiilen gerçekleştiği mahkemenin yetkili olmasıdır.
Bu suçlara ilişkin zamanaşımı süreleri de cezanın ağırlığı ile bağlantılı olarak oldukça uzundur. Kasten öldürme suçunda dava zamanaşımı süresi 30 yıl olup, suçun işlendiği tarihten itibaren işlemeye başlar. Bu süre zarfında dava açılmamış veya açılmış olsa dahi kovuşturma sonuçlandırılamamışsa kamu davası düşer. Ceza zamanaşımı ise mahkûmiyet hükmünün kesinleşmesinden itibaren işlemeye başlar ve suçun temel şekli olan TCK 81 kapsamında verilen cezalar için 30 yıl, nitelikli hâllerin düzenlendiği TCK 82 kapsamında verilen ağırlaştırılmış müebbet cezaları için ise 40 yıl olarak belirlenmiştir. Ceza zamanaşımının dolması durumunda kesinleşmiş ceza artık infaz edilemez hâle gelir.
Sonuç olarak kasten öldürme suçlarında yetkili ve görevli mahkeme Ağır Ceza Mahkemesi olup, zamanaşımı sürelerinin uzunluğu hem suçun ağırlığını hem de toplumun bu tür suçlarda daha geniş bir zaman diliminde yargılama yapılmasına duyduğu ihtiyacı yansıtmaktadır.
TUTUKLULUK, HAGB, HAPİS CEZASININ ERTELENMESİ
Kasten öldürme suçu, Türk Ceza Kanunu ve Ceza Muhakemesi Kanunu bakımından en ağır suçlardan biri olduğu için katalog suçlar arasında yer alır. Bu nedenle CMK m. 100 uyarınca, bu suçlarda tutuklama tedbiri uygulanabilmesi için ayrıca bir gerekçe gösterilmesine gerek bulunmaz; suçun vasfı gereği tutukluluk hukuken güçlü bir seçenek olarak değerlendirilmektedir. Uygulamada, somut olayda kaçma şüphesi, delil karartma ihtimali veya toplum güvenliği açısından tehlikelilik bulunması hâlinde tutuklama kararı verilmesi oldukça yaygındır.
Kasten öldürme suçunda verilecek cezaların ağırlığı nedeniyle Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB) kurumu uygulanamaz. HAGB ancak cezanın 2 yıl veya altında olması hâlinde mümkündür; oysa kasten öldürme suçunun temel hâlinde müebbet hapis, nitelikli hâllerinde ise ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası öngörülmektedir. Dolayısıyla bu suçta HAGB’nin yasal şartları hiçbir şekilde oluşmaz.
Aynı şekilde cezanın niteliği ve alt sınırları dikkate alındığında cezanın ertelenmesi de mümkün değildir. Erteleme ancak kısa süreli hapis cezalarında uygulanabilen bir infaz kurumudur; kasten öldürme suçunda ise gerek teşebbüs hâlinde verilebilecek cezalar gerekse tamamlanmış suç için öngörülen müebbet cezalar erteleme koşullarının tamamıyla dışında kalır. Bu nedenle fail hakkında verilen hapis cezası, yasal infaz rejimine göre doğrudan infaz edilir.
VIII. YARGITAY KARARLARI
“… kasten öldürme suçu ile kasten yaralama sonucu ölüme neden olma suçu arasındaki ayırıcı kriterlerden en önemlisi manevi unsur farklılığı olacaktır. Suçun vasıflandırılması için failin kastının öldürmeye mi, yoksa yaralamaya mı yönelik olduğu büyük önem taşımaktadır. 5237 sayılı TCK’nın 21/1. maddesine göre, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesi olan ve failin iç dünyasını ilgilendiren kast, dış dünyaya yansıyan davranışlara bakılarak, daha açık bir ifadeyle, failin olay öncesi, olay sırası ve olay sonrası davranışları ölçü alınarak belirlenmelidir.
İlkeleri, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun istikrar bulunan ve süregelen kararlarında açıklandığı üzere, bir eylemin kasten öldürmeye teşebbüs mü, yoksa kasten yaralama mı sayılacağının belirlenmesinde; fail ile mağdur arasında husumet bulunup bulunmadığı, varsa husumetin nedeni ve derecesi, failin suçta kullandığı saldırı aletinin niteliği, darbe sayısı ve şiddeti, mağdurun vücudunda meydana getirilen yaraların yerleri, nitelik ve nicelikleri, hedef seçme imkânı olup olmadığı, failin fiiline kendiliğinden mi, yoksa engel bir nedenden dolayı mı son verdiği gibi ölçütler esas alınmalıdır. Kastın belirlenmesi açısından her bir olayda kullanılması gereken ölçütler farklılık gösterebileceğinden, tüm bu olguların olaysal olarak ele alınması gerekmektedir.” Yargıtay CGK, E. 2020/446, K. 2021/230, 01.06.2021;
“…karşılıklı kavga olayı sırasında sanığın mutfaktan seçtiği 18,8 cm. namlu uzunluğa sahip bıçakla kavganın gerçekleştiği yere gelerek katılan …’in batın sağ üst kısmına bir kez vurarak katılanı hayati tehlike geçirecek ve organlarından birinin işlev kaybetmesine neden olacak şekilde yaraladığı olayda; sanığın hedef aldığı vücut bölgesi, katılanda oluşan yaranın yeri ve niteliği, suçta kullanılan aletin elverişliliği gözetilerek sanığın eyleminin kasten öldürmeye teşebbüs suçunu oluşturduğu gözetilmeden suç vasfında hataya düşülerek yazılı şekilde uygulama yapılması,” Yargıtay 1. Ceza Dairesi, E. 2021/10852, K. 2021/14587,
Maktul ile birlikte yaşadığı dönemde maktul tarafından darbedilerek kötü muamele gören sanıklardan …’in durumu bildirdiği kardeşi sanık … ile birlikte maktulü öldürmeyi olaydan önceki günlerde kararlaştırmaları, aldıkları bu karar doğrultusunda sanık …’in önceden temin ettiği av tüfeği ile ikamet ettiği İstanbul’dan olay yeri olan Çorlu’ya gelmesi, sanık …’un …’le birlikte aldıkları maktulü öldürme kararını icra etmek amacıyla, 31.07.2012 tarihinde saat 22.00 sıralarında İpsala’da bulunan maktul …’ü telefonla arayarak, yeniden bir araya gelmeyi arzu ettiğini belirterek gelip kendisini Çorlu’dan almasını istediği maktul ile yaklaşık 36 dakikalık telefon görüşmesi yapması, bu sözlerin ardından maktulü Çorlu’ya gelmeye ikna etmesi, yol boyunca maktul ile telefonla irtibatını sürdürerek sanık …’in av tüfeği ile pusu kurduğu yere önceden bıraktıkları poşetleri almasını istemek suretiyle maktulü pusu kurulan yere yönlendirmesi, sanık …’un kendisini almadan önce yolda bulunduğunu bildirdiği beyaz renkli iki poşet içerisindeki eşyasının alınmasını istediği yere araçla gelip durması üzerine sanık …’in saklandığı yerden çıkarak av tüfeği ile birden çok kez ateş ederek maktulü öldürmesi hususları bir bütün hâlinde değerlendirildiğinde,
sanıklar … ve …’in maktul …’i öldürme kararını olaydan önce verdikleri, kararları ile fiillerinin icrası arasında makul bir süre geçmesine karşın sebatla, ısrarla ve soğukkanlı bir şekilde planlarını gerçekleştirdikleri anlaşıldığından, sanıkların kasten öldürme suçunu tasarlayarak işledikleri kabul edilmelidir.” Yargıtay CGK, E. 2019/220, K. 2020/515, 10.12.2020
“ilişkiyi öğrenmesinden itibaren öldürme kararını alması için yeterli bir süre geçtiği tüm olay kapsamından anlaşılmış ise de aradan geçen ve tasarlamanın varlığı için yeterli olan zamana rağmen, öldürmeye ne zaman karar verdiği ve sebat göstererek eylemini gerçekleştirdiğine dair yeterli kanıt bulunmadığından, sanığın kasten öldürme suçundan cezalandırılması yerine yazılı şekilde tasarlayarak kasten öldürme suçundan hüküm kurulması,” Yargıtay 1. Ceza Dairesi, E. 2020/5365, K. 2021/13930, 08.11.2021;
“ayrıca sanık …’in, maktul ile yaşantısını düzeltmesi hususunda konuşmaya gittiğini, eğer direnir karşı koyarsa öldürmeye niyetlendiğini belirtmesi nedeniyle öldürme eylemini şarta bağladığı, tasarlamanın şarta bağlı da olamayacağı, bu nedenlerle tasarlamanın koşulları bulunmadığından, sanık hakkında TCK’nin 82/1-a maddesinin uygulanamayacağı gözetilmeksizin yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması,” Yargıtay 1. Ceza Dairesi, E. 2020/2893, K. 2021/12645, 22.09.2022
SONUÇ
Kasten öldürme suçu, Türk Ceza Hukukunun hem teorik hem de uygulama bakımından en kapsamlı analiz gerektiren suç tipidir. TCK 81 ve TCK 82 hükümlerinin yorumlanması, kastın derecesinin belirlenmesi, nitelikli hâllerin varlığı, haksız tahrik ve meşru müdafaa gibi sorumluluğu etkileyen sebeplerin değerlendirilmesi; cezanın niteliğini doğrudan değiştiren kritik aşamalardır. Bu nedenle kasten öldürme suçu yalnızca cezalandırma mantığıyla değil, aynı zamanda doğru nitelendirme, doğru delil değerlendirmesi ve Yargıtay kararlarıyla uyumlu hukuki analiz gerektirir.
Bu makale, kasten öldürme suçu nedir, TCK 81 kapsamındaki temel şekil, TCK 82’deki nitelikli hâller, öldürme kastının nasıl belirlendiği, olası kast – bilinçli taksir ayrımı, haksız tahrik indirimi, meşru müdafaa, teşebbüs, iştirak, zamanaşımı, tutukluluk, HAGB’nin neden uygulanmayacağı gibi en çok aranan soruları bilimsel ve uygulamaya dönük bir perspektifle yanıtlamaktadır. Bu yönüyle metin, hem avukatlar hem akademisyenler hem de bu suçun nasıl değerlendirildiğini öğrenmek isteyen vatandaşlar için kapsamlı bir başvuru kaynağı niteliği taşır.
Yargıtay’ın yıllar içinde oluşturduğu içtihat seti, özellikle “öldürme kastı mı, yaralama kastı mı?” ayrımında belirleyici bir rehber niteliğindedir. Bu makalede aktarılmış olan içtihatlar, ceza davasında suç vasfının doğru belirlenmesi için gerekli objektif kriterleri ayrıntılı biçimde ortaya koymaktadır. Bu da yargılamanın adil bir zeminde yürütülmesine katkı sağlar.
Sonuç olarak, kasten öldürme suçu yalnızca ceza miktarı bakımından değil; hukuki analiz gerektiren teknik karmaşıklığı nedeniyle de Türk Ceza Hukukunun en önemli konularından biridir. Bu makale, hem mevzuat hem içtihat hem de uygulama kriterleri bakımından bütüncül bir yaklaşım sunarak, TCK 81 ve TCK 82 kapsamındaki suçların doğru değerlendirilmesine katkı sağlamayı hedeflemektedir.


