TCK Madde 91 organ veya doku ticareti suçu, hukuken geçerli rıza olmadan kişiden organ veya doku alınmasını, organ ya da dokunun satılmasını, satın alınmasını, aracılık edilmesini veya hukuka aykırı şekilde nakledilmesini cezalandıran önemli bir ceza hukuku düzenlemesidir. Bu madde, insan onurunu, beden bütünlüğünü, sağlık hakkını ve kişinin vücudu üzerindeki dokunulmazlığını korumayı amaçlar. Organ veya doku ticareti suçu, yalnızca organın alınmasıyla değil, organ ticaretine aracılık edilmesi, ilan verilmesi veya menfaat temin edilmesi gibi fiillerle de gündeme gelebilir. Bu nedenle TCK 91. madde, tıbbi etik, rıza, organ nakli ve ceza sorumluluğu bakımından özel önem taşır.
Madde Metni
Madde 91- (1) Hukuken geçerli rızaya dayalı olmaksızın, kişiden organ alan kimse, beş yıldan dokuz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Suçun konusunun doku olması halinde, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
(2) Hukuka aykırı olarak, ölüden organ veya doku alan kimse, bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(3) Organ veya doku satın alan, satan, satılmasına aracılık eden kişi hakkında, birinci fıkrada belirtilen cezalara hükmolunur.
(4) Bir ve üçüncü fıkralarda tanımlanan suçların bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde, sekiz yıldan onbeş yıla kadar hapis ve onbin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur.
(5) Hukuka aykırı yollarla elde edilmiş olan organ veya dokuyu saklayan, nakleden veya aşılayan kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(6) Belli bir çıkar karşılığında organ veya doku teminine yönelik olarak ilan veya reklam veren veya yayınlayan kişi, bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(7) Bu maddede tanımlanan suçların bir tüzel kişinin faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde, tüzel kişi hakkında bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur.
(8) Birinci fıkrada tanımlanan suçun işlenmesi sonucunda mağdurun ölmesi halinde, kasten öldürme suçuna ilişkin hükümler uygulanır.
Madde Gerekçesi
TCK 91 organ veya doku ticareti suçu, hukuka aykırı şekilde kişilerden organ veya doku alınmasını, organ ve dokuların satılmasını, satın alınmasını, aracılık edilmesini veya maddi menfaat karşılığında dolaşıma sokulmasını cezalandıran önemli bir ceza hukuku düzenlemesidir. Bu maddeyle insan onuru, beden bütünlüğü, sağlık hakkı ve tıbbi etik kurallar korunmaktadır.
Yaşayan kişiden organ veya doku alınması, ancak hukuken geçerli rızaya dayanıyorsa mümkündür. Rızanın geçerli sayılabilmesi için ilgili sağlık mevzuatında belirtilen şartlara uygun olması gerekir. Aksi halde, kişinin rızası var gibi görünse bile hukuka aykırı organ veya doku alma suçu oluşabilir.
Ölüden organ veya doku alınması da kanunda ayrıca düzenlenmiştir. Bu durumda da organ veya doku alınmasının hukuka uygun olabilmesi için ilgili mevzuatta aranan rıza ve usul şartlarının gerçekleşmesi gerekir. Bu şartlara aykırı hareket edilmesi halinde ceza sorumluluğu doğar.
Organ ve doku ticareti, organın veya dokunun hukuka uygun şekilde alınmış olup olmamasından bağımsız olarak suç oluşturabilir. Burada önemli olan, organ veya dokunun para ya da başka bir maddi menfaat karşılığında alınıp satılması, devredilmesi veya bu sürece aracılık edilmesidir.
TCK 91 kapsamında örgütlü suç, daha ağır cezayı gerektirir. Organ veya doku ticareti fiillerinin bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde ceza artırılır. Ayrıca bu durum, şartları varsa suç işlemek amacıyla örgüt kurma, yönetme veya örgüte üye olma suçundan ayrı sorumluluğa da engel değildir.
Hukuka aykırı yollarla elde edilen organ veya dokunun saklanması, nakledilmesi veya aşılanması da ayrı suç olarak düzenlenmiştir. Bunun yanında organ veya doku teminine yönelik ilan, reklam veya yayın yapılması da TCK 91 kapsamında cezalandırılabilir.
Organ veya doku ticareti suçunun tüzel kişi faaliyeti kapsamında işlenmesi halinde, ilgili tüzel kişi hakkında güvenlik tedbirlerine hükmedilebilir. Suç sonucunda mağdurun ölmesi halinde ise olayın niteliğine göre kasten öldürme hükümleri uygulanabilir. Bu nedenle TCK 91, organ nakli, rıza, beden bütünlüğü ve ceza sorumluluğu bakımından temel bir hükümdür.
Cezanın Niteliği, Yargılama ve İnfaz Rejimi
TCK 91 organ veya doku ticareti suçu, fiilin işleniş şekline göre ağır hapis ve adli para cezası yaptırımı öngören ciddi bir suç tipidir. Hukuka aykırı şekilde organ veya doku alınması, satılması, satın alınması, aracılık edilmesi, saklanması, nakledilmesi veya aşılanması hâlinde fail hakkında kanunda öngörülen hapis cezası ve adli para cezası uygulanır.
Organ veya doku ticareti cezası, suçun örgüt faaliyeti kapsamında işlenmesi, mağdurun rızasının hukuken geçerli olmaması veya fiilin ticari menfaat amacıyla gerçekleştirilmesi gibi durumlarda daha ağır sonuçlar doğurabilir. Bu suç, insan onurunu, beden bütünlüğünü ve kamu sağlığını ilgilendirdiği için ağır yaptırıma bağlanmıştır.
Organ veya doku ticareti suçu, şikâyete tabi değildir ve savcılık tarafından re’sen soruşturulur. Yargılama, suç için öngörülen cezanın ağırlığı nedeniyle kural olarak Ağır Ceza Mahkemesi tarafından yürütülür. İnfaz rejimi bakımından hükmolunan hapis cezası, 5275 sayılı İnfaz Kanunu hükümlerine tabidir.
Organ veya Doku Ticareti Suçunda Tutuklama
Organ veya doku ticareti suçunda tutuklama, ceza değil, Ceza Muhakemesi Kanunu kapsamında uygulanan bir koruma tedbiridir. Tutuklama kararı verilebilmesi için öncelikle kuvvetli suç şüphesinin somut delillerle ortaya konulması gerekir.
TCK 91 organ veya doku ticareti, CMK m.100/3 kapsamında katalog suçlar arasında yer aldığından tutuklama tedbiri uygulamada daha güçlü şekilde gündeme gelebilir. Ancak katalog suç niteliği, otomatik tutuklama anlamına gelmez. Hâkim, kaçma şüphesi, delilleri karartma riski, tanık veya mağdur üzerinde baskı ihtimali ve adli kontrol tedbirlerinin yetersiz kalıp kalmayacağını somut olayda ayrıca değerlendirmelidir.
Tutuklama kararı, soruşturma aşamasında sulh ceza hâkimi, kovuşturma aşamasında ise davaya bakan mahkeme tarafından verilir. Suçun örgütlü işlenmesi, delil durumu, mağdur sayısı ve fiilin ağırlığı tutuklama değerlendirmesinde önem taşır.
Şikâyet, Uzlaşma ve Zamanaşımı
Organ veya doku ticareti suçu şikâyete tabi değildir. Mağdurun şikâyetçi olmaması veya sonradan şikâyetten vazgeçmesi, soruşturmanın ya da kamu davasının düşmesine neden olmaz. Cumhuriyet savcılığı, suçun işlendiğini öğrendiğinde kendiliğinden soruşturma başlatabilir.
TCK 91 uzlaşma kapsamında değildir. Organ veya doku ticareti, yalnızca bireysel bir mağduriyeti değil, insan onurunu, beden dokunulmazlığını, sağlık hakkını ve kamu düzenini ilgilendirdiğinden tarafların anlaşması ceza yargılamasını sona erdirmez.
Organ veya doku ticareti suçunda dava zamanaşımı, suç için öngörülen cezanın üst sınırına göre belirlenir. Temel hâlde cezanın üst sınırı dikkate alındığında dava zamanaşımı süresi genel olarak 15 yıl olarak değerlendirilir. Nitelikli hallerde veya cezanın artmasına neden olan durumlarda zamanaşımı süresi somut olaya göre ayrıca hesaplanır.
Görevli Mahkeme
TCK 91 organ veya doku ticareti suçunda görevli mahkeme, suç için öngörülen cezanın üst sınırı ve fiilin niteliği dikkate alınarak belirlenir. Bu suç, ağır yaptırımlara bağlandığından uygulamada kural olarak Ağır Ceza Mahkemesinin görev alanına girer.
Yer bakımından yetkili mahkeme, CMK hükümleri uyarınca suçun işlendiği yer mahkemesidir. Örgüt faaliyeti, birden fazla fail, tüzel kişi bağlantısı veya mağdurun ölümü gibi durumlarda dosyanın kapsamı daha geniş değerlendirilir.
Yargıtay Kararları
Yargıtay 12. Ceza Dairesi 2024/4138 E. ve 2025/5484 K.
Özet: TCK 91 uyarınca organ veya doku ticareti suçundan verilen mahkûmiyet hükmü Yargıtay tarafından eksik hukuki değerlendirme nedeniyle bozulmuş, dosya yeniden yargılama yapılması için yerel mahkemeye gönderilmiştir.
DAVA : İlk Derece Mahkemesince verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; sanık ve müdafii tarafından temyizi üzerine yapılan ön inceleme neticesinde 5271 Sayılı CMK’ nın 298/1. maddesindeki temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, işin esasına geçildi, gereği düşünüldü:
KARAR : Sanık Erkanın yüzüne karşı verilen hükümde temyizin tebliğden sonra yapılacağı belirtildiğinden sanığın yanıltılması nedeniyle 26.06.2020 tarihinde tebliğ edilen hükme karşı 17.06.2020 tarihinde yapmış olduğu temyizin süresinde olduğu kabul edilmiştir.
Sanık müdafiinin duruşmalı inceleme talebinin, 7079 Sayılı Kanun’un 94. maddesiyle değişik 5271 Sayılı Kanun’un 299. maddesinin birinci fıkrası gereği takdiren reddine karar verilmekle, gereği düşünüldü:
KARAR : I. HUKUKİ SÜREÇ
İlk Derece Mahkemesince sanık hakkında verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçundan, 5237 Sayılı TCK’nın 136/1, 137/1-a, 62/1, 53/1. maddeleri uyarınca 2 yıl 1 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiş, Bölge Adliye Mahkemesince sanık müdafiinin ve Cumhuriyet savcısının istinaf başvuruları üzerine duruşmalı yapılan inceleme sonunda sanık hakkında temel cezanın artırımı sırasında hesap hatası yapıldığı gerekçesi ile ilgili bölümlerin hükümden çıkarılarak yerlerine “Sanık …’un eylemini kamu görevlisi sıfatı ile görevinin verdiği yetki kötüye kullanılmak suretiyle gerçekleştirdiği anlaşılmakla cezasından TCK’ nun 137/1-a maddesi uyarınca cezasının yarı oranında artırım yapılarak 3 YIL HAPİS CEZASI İLE CEZALANDIRILMASINA, ve Sanığa verilen cezanın geleceği üzerindeki olası etkileri göz önüne alınarak TCK’nın 62/1. maddesi uyarınca takdiren 1/6 oranında indirim yapılarak 2 YIL 6 AY HAPİS CEZASI İLE CEZALANDIRILMASINA,” ibarelerinin eklenmesi suretiyle düzeltilerek istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiş, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca hükmün bozulmasına karar verilmesi görüşünü içeren Tebliğname ile dava dosyası Daireye tevdi edilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Sanığın temyiz sebepleri; kararın delilsiz ve gerekçesiz olduğuna, suçsuzluk karinesinin ihlal edildiğine, verilen cezanın suç ve cezada eşitlik ve kanunilik ilkesine aykırı olduğuna, mağdurun rızası dahilinde eylemi gerçekleştirdiğine atılı suçun unsurlarının oluşmadığına, yasak delilin hükme esas alınamayacağına sanık müdafiinin temyiz sebepleri; kararın hukuka aykırı olduğuna, mağdurun rızası kapsamında eylemin işlenmesi nedeniyle suçun unsurlarının oluşmadığına, tesadüfen elde edilen delilin hükme esas alınamayacağına, görevinin gereklerine aykırı hareket etmediğine ilişkindir.
III. OLAY VE OLGULAR
İlk Derece Mahkemesince, dosyada mevcut belge ve bilgiler, soruşturma ve kovuşturma evrelerinde alınan beyanlarla birlikte dikkate alınarak yapılan değerlendirmede; Gebze Cumhuriyet Başsavcılığının 2017/23792 soruşturma numaralı dosyasında, temyiz dışı sanık … hakkında kaçakçılık suçundan soruşturma yürütüldüğü ve hakkında iletişimin tespiti tedbiri uygulandığı, iletişim sırasında …’in görüştüğü üçüncü kişiden hakkında soruşturma bulunup bulunmadığı hususunda bilgi ve yardım istemesi üzerine görüştüğü hattın sanık …’a ait olduğunun tespit edildiği, kolluk tarafından görüşmenin içeriğinden de yola çıkılarak sanık …’in görüştüğü kişinin Gebze Adliyesinde veri hazırlama ve kontrol işletmeni olarak görev yapan ve kendisinin UYAP ekranları içersinde yer alan Hazırlık Bürosu rolü olmayan sanık … olduğunun anlaşılması üzerine Başsavcılığında bilgisi halinde … ile … arasındaki görüşmelerinin izlemeye alındığı,
Sanıklar … ile … arasındaki 12/02/2018 tarihli telefon görüşmesinin içeriği incelendiğinde; her ikisinin beyanda geçen mağdur …’ün adli sicil kaydının Uyap sisteminden çıkartılarak sanık …’e … ilişkin görüşme kayıtlarını içerdiği, sanığın Gebze Adliyesinde adli sicil kaydını çıkartmak ve ilgilisine vermeye yetkili kamu görevlisi olmasının yarattığı kolaylıktan ve görevinin verdiği yetkiyi kötüye kullanmak suretiyle mağdura ait Adli Sicil Kaydını çıkardığı, akabinde bunu diğer sanık …’a teslim ettiği, bu hususun sanık …’ın “…’i kendisine mal satığımdan dolayı tanırım, … u nereden tanıdığını bilmiyorum, … bey beni arayarak benden para istiyordu, tehdit ediyordu, bende bunun üzerine … a danıştım, … in ehliyetsiz araba kullandığını, askere gitmediğini söyledim, şikayeti olmak için ne yapmam gerektiğini sordum, bu konuşmalarıma yanımda çalışan … hanımda şahittir, 3-5 gün sonra … elinde sabıka kaydı ile geldi bende bunu ne yapacağımı sordum, çıkarabileceğinin sadece bu olduğunu söyledi…”şeklindeki ve sanık …’un “… ben … hakkında yakalamya bakmadım, adli sicil kayıtları benim ek görev olarak yaptığım bir iştir, … benden tanerin adli sicil kaydını istedi diye hatırlıyorum…” şeklindeki ikrarı ile tanık …’nin “….. çok sık olmamakla beraber işyerine gelip giderdi, iş yerine bir kez elinde A4 kağıdıyla geldi..” şeklindeki beyanı, Adli Sicili ve İstatistik Genel Müdürlüğünün 21/03/2018 tarihli ve 13524483.13-37868-2018/28442/18055 Sayılı cevabi yazısı ve ekindeki inceleme raporu ile ekran çıktısı şeklindeki log kayıtları ile mağdur … ile ilgili 12/02/2018 günü 15:41 de Gebze Adliyesi Bilgi İşlem Merkezinde adli sicil sorgulamasının yapılıp çıktısının alındığı sorgu türü kısmına resmi kurum ibaresinin yazılmış olduğu, sorgulamayı yapan personel olarak sanık …’un bildirildiği anlaşılmış olmakla,
Her ne kadar mağdur … soruşturma aşamasındaki beyanının aksine “…Ben ifademin arkasındayım, benim geçmişle ilgili unutkanlıklarım vardır ancak birisi hatırlattığında hatırlamaktayım, ben … beye ifade verdikten sonra günlerce düşündükten sonra … dan ehliyetim için adli sicil kaydı talebim olduğunu hatırladım…” şeklinde beyanda bulunmuş ise de gerek dosya içerisindeki tape kaydı gerekse sanıkların beyanları dikkate alındığında, … ile mağdur arasında husumet bulunduğunun taraflarca dile getirilmiş oluşu nedeniyle mağdurun değişen beyanın sanığı suçtan kurtarmaya yönelik olduğu değerlendirilerek kovuşturmada değişen beyanına itibar edilmemiş, sanık …’ un üzerine atılı ” kişisel verileri hukuka aykırı olarak ele geçirme veya verme ” suçunu işlediğine yönelik vicdani kanaate varılmakla, sanık hakkında mahkumiyete karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince kabul edilen olay ve olgularda, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından bir isabetsizlik görülmediği anlaşılmış ancak sanık hakkında 5237 Sayılı TCK’nın 137/1-a maddesi uyarınca temel ceza üzerinden yapılan artırımda hesap hatası yapılması nedenle belirtilen hatanın düzeltilmesine karar verilmiştir.
IV. GEREKÇE VE KARAR
Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı,anlaşılmakla, sanık ve müdafiinin yukarıda ilgili bölümde ileri sürdüğü bu kapsamdaki temyiz sebeplerinin reddine, ancak;
Telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi tedbiri 5271 Sayılı Kanun’un 135 ila 138. maddelerinde düzenlenmiş olup, 135. maddede; iletişimin tespiti, dinlenmesi, kayda alınması, sinyal bilgilerinin değerlendirilmesi olmak üzere dört tedbire yer verilmiş, tedbirlerin yerine getirilme şartları ve usulü düzenlenmiş, bu konuya ilişkin verilecek kararların kapsamı ve uygulama süresine yönelik ayrıntılı düzenleme yapılmıştır. Ceza Muhakemesi Kanununun 136. maddesinde, 135. maddede sayılan tedbirlerin uygulanmasına yönelik şüpheli veya sanığın müdafii için öngörülen istisnalar hüküm altına alınmış, 137. maddesinde telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması kararlarının ne suretle icra edileceği, kayda alınan iletişim muhtevasının yazıya dökülmesi, işlemlere son verilmesi ve iletişim içeriğine ilişkin kayıtların yok edilmesi ve ilgililere bilgi verilmesi hususları düzenlenmiş, 138. maddesinde ise tesadüfen elde edilen deliller konusu hükme bağlanmıştır.
CMK’nun 135. maddesinin sekizinci fıkrası hüküm tarihi itibarıyla;
“Bu madde kapsamında dinleme, kayda alma ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesine ilişkin hükümler ancak aşağıda sayılan suçlarla ilgili olarak uygulanabilir:
a- ) Türk Ceza Kanununda yer alan;
1. Göçmen kaçakçılığı ve insan ticareti ( madde 79, 80 ) ile organ veya doku ticareti
( madde 91 ),
2. Kasten öldürme ( madde 81, 82, 83 ),
3. İşkence ( madde 94, 95 ),
4. Cinsel saldırı ( birinci fıkra hariç, madde 102 ),
5. Çocukların cinsel istismarı ( madde 103 ),
6. ( Ek: 21/2/2014 – 6526/12 md. ) Nitelikli hırsızlık ( madde 142 ) ve yağma ( madde 148, 149 ) ile nitelikli dolandırıcılık ( madde 158 ),
7. Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti ( madde 188 ),
8. Parada sahtecilik ( madde 197 ),
9. ( Mülga: 21/2/2014 – 6526/12 md.; Yeniden düzenleme: 24/11/2016-6763/26 md. )
Suç işlemek amacıyla örgüt kurma ( madde 220, fıkra üç ),
10. ( Ek: 25/5/2005 – 5353/17 md. ) Fuhuş ( madde 227 ),
11. İhaleye fesat karıştırma ( madde 235 ),
12. ( Ek: 24/11/2016-6763/26 md. ) Tefecilik ( madde 241 ),
13. Rüşvet ( madde 252 ),
14. Suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama ( madde 282 ),
15. ( Değişik: 2/12/2014-6572/42 md. ) Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak
( madde 302 ) ,
16. ( Ek: 2/12/2014-6572/42 md. ) Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı
Suçlar ( madde 309, 311, 312, 313, 314, 315, 316 ),
17. Devlet Sırlarına Karşı Suçlar ve Casusluk ( madde 328, 329, 330, 331, 333, 334,
335, 336, 337 ) suçları.
b- ) Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanunda tanımlanan silah kaçakçılığı ( madde 12 ) suçları.
c- ) ( Ek: 25/5/2005 – 5353/17 md. ) Bankalar Kanununun 22. maddesinin ( 3 ) ve ( 4 )
numaralı fıkralarında tanımlanan zimmet suçu,39
d- ) Kaçakçılıkla Mücadele Kanununda tanımlanan ve hapis cezasını gerektiren suçlar.
e- ) Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 68 ve 74. maddelerinde tanımlanan suçlar.” şeklinde düzenlenmiş olup, sekizinci fıkrada iletişimin dinlenmesi, kayda alınması ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesine ilişkin hükümlerin hangi suçlarda uygulanabileceği açıkça belirtilmiştir.
Aynı kanunun “Tesadüfen elde edilen deliller” başlıklı 138. maddesinin ikinci fıkrası; “Telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi sırasında, yapılmakta olan soruşturma veya kovuşturmayla ilgisi olmayan ve ancak, 135. maddenin altıncı fıkrasında sayılan suçlardan birinin işlendiği şüphesini uyandırabilecek bir delil elde edilirse; bu delil muhafaza altına alınır ve durum Cumhuriyet savcılığına derhâl bildirilir” şeklinde hüküm altına alınmıştır.
CMK’nun 138. maddesinin ikinci fıkrasındaki düzenlemeyle telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi sırasında, soruşturma veya kovuşturmayla ilgili olmayan ve 135. maddenin sekizinci fıkrasında sayılan katalog suç yada suçlardan sayılmayan bir suça ilişkin elde edilen delil yasak delil kapsamında sayılacak ve hükme esas alınamayacaktır.
Bu açıklamalar ışığında; temyiz dışı sanık … hakkında telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi tedbiri uygulandığı sırada CMK’ nın 135/8. maddesinde sayılan katalog suçlardan olmayan 5237 Sayılı TCK’nın 136/1. maddesinde düzenlenen verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçuna dair yasak delil niteliğindeki tape kayıtlarına istinaden başlanılan soruşturma ve kovuşturmaya dayalı olarak yazılı şekilde sanık hakkında mahkumiyet kararı verilmesi,
SONUÇ : Hukuka aykırı olup, açıklanan nedenlerle sanık ve müdafiinin temyiz istemleri yerinde görüldüğünden Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesinin kararının 5271 Sayılı CMK’ nın 302/2. maddesi gereği, Tebliğname’ ye uygun olarak, oybirliğiyle BOZULMASINA,
Dava dosyasının, 5271 Sayılı CMK’nın 304/2-b maddesi uyarınca Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 23.06.2025 tarihinde karar verildi.
Yargıtay 12. Ceza Dairesi 2022/3930 E. ve 2022/10843 K.
Özet: Sanığın, maddi menfaat karşılığında organ temini kapsamında Türk Ceza Kanunu m.91 kapsamında değerlendirilen eylemi nedeniyle açılan kamu davası, zamanaşımı süresinin dolması sebebiyle sanık lehine düşürülmüştür.
DAVA : Organ veya doku ticareti suçundan sanığın mahkumiyetine ilişkin hüküm, sanık müdafii tarafından temyiz edilmekle dosya incelenerek gereği düşünüldü:
KARAR : Gazetecan.com adlı internet sitesinde 10.11.2010 tarihinde katılan sanık ile sanık arasında maddi menfaat karşılığı böbrek nakli ve akabinde çıkan anlaşmazlıkla ilgili olarak yapılan haberler neticesinde soruşturma başlatıldığı, katılan sanık … ‘ın içinde bulunduğu ekonomik koşullarının kötü olmasından dolayı sanığa ait fabrikada işçi olarak çalıştığı, hastalığı sebebiyle organa ihtiyacı bulunan sanık …’in kendisine ev, araba ve maaş ödemesi karşılığında bir böbreğini vermeyi kabul ettiğine ilişkin aşama savunmaları, tarafların ekonomik ve sosyal durumlarına ilişkin dosya içindeki bilgiler, tanık ifadeleri ve tüm dosya kapsamından, böbrek hastası olan sanık …’e ait fabrikada işçi olarak çalışan katılan sanık … ile Mehmed’e maddi menfaat sağlama hususunda aralarında sözlü olarak anlaşmalarını müteakiben, resmi yollarla uygun şekilde organ naklinin gerçekleştiği olayda,
SONUÇ : Sanığa isnat edilen ve daha ağır bir suçu oluşturma ihtimali bulunmayan eylem TCK’nın 91/3-1. maddesinde yaptırıma bağlanmış olup, anılan suç 5237 Sayılı TCK’nın 66/1-e maddesi uyarınca 8 yıllık zamanaşımına tabidir. Kesen nedenlerin varlığı halinde süre yeniden işlemekte ise de, bu süre TCK’nın 67/4. maddesi uyarınca en fazla yarı oranında uzayacağından suç tarihi olan 12/10/2010 tarihinden itibaren TCK’nın 66/1-e ve 67/4 maddelerinde öngörülen 12 yıllık zamanaşımı süresi, 12/10/2022 tarihinde gerçekleşmiş olup dosya içeriği itibariyle de, 5271 Sayılı CMK’nın 223/9. maddesindeki derhal beraat kararı verilmesini gerektirir şartlar bulunmadığından, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olup, hükmün gerçekleşen zamanaşımı nedeniyle 5320 Sayılı Kanun’un 8. maddesi gereğince halen uygulanmakta olan 1412 Sayılı CMUK’un 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA; ancak, yeniden yargılamayı gerektirmeyen bu hususta, aynı Kanunun 322. maddesi gereğince karar verilmesi mümkün bulunduğundan, aynı maddenin verdiği yetkiye istinaden; 5237 Sayılı TCK’nın 66/1 ve 5271 Sayılı CMK’nın 223/8. maddeleri gereğince kamu davasının DÜŞMESİNE 28/12/2022 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

