TCK Madde 23, ceza hukukunda neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç kavramını düzenleyen önemli bir hükümdür. Bu madde, failin işlediği fiil sonucunda kastettiğinden daha ağır veya farklı bir neticenin meydana gelmesi halinde ceza sorumluluğunun nasıl belirleneceğini açıklar. TCK 23. madde kapsamında failin ağır neticeden sorumlu tutulabilmesi için, bu netice bakımından en azından taksirle hareket etmiş olması gerekir. Bu nedenle madde, kast, taksir, kusur ve ceza sorumluluğu arasındaki ilişkiyi ortaya koyar. Neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç, özellikle yaralama, ölüm ve ağır sonuç doğuran suçlarda önem taşır.

Madde Metni

Netice sebebiyle ağırlaşmış suç

Madde 23- (1) Bir fiilin, kastedilenden daha ağır veya başka bir neticenin oluşumuna sebebiyet vermesi halinde, kişinin bundan dolayı sorumlu tutulabilmesi için bu netice bakımından en azından taksirle hareket etmesi gerekir.


Madde Gerekçesi

Kişi suç teşkil eden bir fiili işlerken, kastettiği neticeden daha ağır veya başka bir netice gerçekleşmiş olabilir. Bu gibi durumlarda netice sebebiyle ağırlaşmış suç söz konusudur. Örneğin, basit yaralamada bulunulmak istenirken, kişi görme, işitme yeteneğini yitirmiş olabilir. Yaralama fiili gerçekleştirilirken, genellikle bunun sonucunda ağır bir neticenin meydana gelebileceği düşünülür. Örneğin gözün, kulağın üzerine sert bir biçimde vuran kişi, bu yumruk neticesinde mağdurun görme veya işitme yeteneğini yitirebileceği olasılığını göz önünde bulundurur. Ağır neticenin ortaya çıkacağının bu şekilde öngörüldüğü durumlarda, meydana gelen ağır netice açısından fail olası kastla hareket etmektedir.

Buna karşılık, yaralama fiili sonucunda kişinin öngörmediği ağır bir netice de meydana gelmiş olabilir. Örneğin canının biraz yanması için mağdurun karın boşluğuna hafif bir biçimde vurulması hâlinde mağdur inhibisyon sonucu ölebilir. Bu gibi durumlarda ise fail, yaralama fiilini işlerken, mağdurun ölebileceğini tahmin etmemiş olabilir. 765 sayılı Türk Ceza Kanununda ve Hükûmet Tasarısının bazı hükümlerinde, kişi gerçekleştirmeyi kastetmediği böyle neticelerden objektif olarak sorumlu tutulmaktadır.


Yargıtay Kararları

YARGITAY CEZA GENEL KURULU, E. 2022/14-228, K. 2025/292, T. 25.6.2025

ÖZET: TCK 23 uyarınca netice sebebiyle ağırlaşmış suçta failin ağır neticeden sorumlu tutulabilmesi için en az taksir derecesinde kusuru bulunmalıdır. Somut olayda mağdurun ruh sağlığı bozulmuşsa da, sanığın bu sonucu öngörebileceği kabul edilemediğinden TCK 103/6 artırımının uygulanamayacağı, zararın ise TCK 61 kapsamında değerlendirilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.

TCK’nın “Netice sebebiyle ağırlaşmış suç” başlıklı 23. maddesi; “ ( 1 ) Bir fiilin, kastedilenden daha ağır veya başka bir neticenin oluşumuna sebebiyet vermesi halinde, kişinin bundan dolayı sorumlu tutulabilmesi için bu netice bakımından en azından taksirle hareket etmesi gerekir” şeklindedir. Buna göre; failin gerçekleştirdiği bir eylemde, kastettiğinden daha ağır veya başka bir sonucun meydana gelmesi hâlinde, sorumlu tutulabilmesi için, netice bakımından en azından taksirle hareket etmiş olmasının kabulü gerekmektedir. Fail, bu sonucun meydana gelmesinden taksirle bile sorumlu tutulamıyorsa, objektif sorumluluğun kaldırılmasının doğal bir sonucu olarak, sadece nedensellik bağının bulunuyor olması, neticeden sorumlu tutulması için yeterli olmayacaktır.

Doktrinde, neticesi sebebiyle ağırlaşmış suçun, gerçek neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç ve görünüşte ya da gerçek olmayan neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç olarak iki farklı şeklinin bulunduğu kabul edilmektedir. Gerçek neticesi sebebiyle ağırlaşmış suçlarda, failin hareketi sonucunda kastettiğinden daha ağır bir netice ortaya çıkmakta, gerçekleşen aşırı netice dolayısıyla bağımsız bir suç tipi oluşmaktadır. Örneğin, yaralama suçunda mağdurun ölmesi, gerçek neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç hâlidir. Görünüşte neticesi sebebiyle ağırlaşmış suçlarda ise, failin hareketi sonucunda suçun oluşması için aranan neticeden başka, niteliği de farklı olan daha ağır bir netice ortaya çıkmakta, gerçekleşen aşırı netice dolayısıyla temel suç niteliği aynı kalmakla beraber yalnızca ceza ağırlaştırılmaktadır. Cinsel istismar suçu nedeniyle mağdurun ruh veya beden sağlığının bozulması hâlinde, görünüşte neticesi sebebiyle ağırlaşmış suçtan bahsedilecektir ( N. Centel, Hamide Z., Ö. Çakmut, Türk Ceza Hukukuna Giriş, Beta Yayınları, İstanbul 2011, 7. Bası, s. 407 vd.; M. E. Artuk – A. Gökcen – A. C. Yenidünya, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Adalet Yayınevi, 8. Bası, Ankara 2014, s. 361 vd ).

Cinsel istismar suçlarında, görünüşte neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç hâlinin söz konusu olduğu ve gerek uygulamada gerekse öğretide kabul edildiği üzere ortada bağımsız bir suç bulunmayıp, meydana gelen ağır neticeden dolayı cezanın ağırlaştırıldığı kabul edilmektedir. Mağdurun ruh sağlığının bozulması hâlinde, bağımsız ve müstakil ceza belirlenmesini gerektiren bir suç tipi bulunmayıp, suçun temel şekline nazaran cezanın daha ağır belirlenmesini gerektiren bir artırım nedeni söz konusudur. Cezanın hesaplanmasında bu hâl diğer artırım nedeniyle birlikte gözetilecektir.

Keza TCK’nın 22/2. maddesinde taksir; “Dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla bir davranışın, suçun yasal tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesidir” şeklinde tanımlanmıştır. Ceza Genel Kurulunun birçok kararında vurgulandığı ve doktrinde de benimsendiği üzere taksirden söz edilebilmesi için; hareketin iradi olması, sonucun istenmemesi, hareket ile sonuç arasında nedensellik bağının bulunması ve sonucun öngörülebilir olmasına rağmen öngörülmemiş olması gerekmektedir. Başka bir anlatımla iradi bir davranış bulunmadığı takdirde taksirden bahsedilemeyeceği gibi, öngörülemeyecek bir sonucun gerçekleşmesi hâlinde de failin taksirinden söz edilemeyecektir. Neticenin öngörülebilir olup olmadığı ise failin yetenekleri, algılama gücü, tecrübeleri, bilgi düzeyi ve içinde bulunduğu koşullar dikkate alınarak belirlenmelidir.

Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;

Suça sürüklenen çocuk , çocuğun cinsel istismarı suçundan cezalandırılmasına karar verilen, oluş ve kabul yönünden bir uyuşmazlık bulunmayan olayda; vücuda organ sokulması suretiyle gerçekleştirilen eylem sebebiyle mağdurun ruh sağlığının bozulduğu, gerek Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi Sağlık Kurulu raporu, gerekse Adli Tıp Kurumu 6. İhtisas Kurulu raporuyla belirlenmiş ise de, 20.10.2011 tarihli psikolog raporu ile 24.04.2012 tarihli Adli Tıp Şube Müdürlüğü ön raporundaki saptamalar ve dosya kapsamına göre, mağdur ile cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir nedene dayalı hâl olmaksızın cinsel ilişkiye giren suça sürüklenen çocuğun, içinde bulunduğu sosyal ortam ve kültürel durumu, eğitim düzeyi, kişisel özellikleri ile olayın gerçekleşme biçimi nazara alındığında, iş bu eylem sonucunda mağdurun ruh sağlığının bozulacağını öngöremeyeceği ve TCK’nun 23. maddesi gereğince ortaya çıkan bu ağır neticede taksir derecesinde dahi kusurunun bulunmaması sebebiyle cezasının TCK’nun 103/6. maddesi kapsamında artırılamayacağı, ancak ortaya çıkan zararın TCK’nun 61. maddesi uyarınca cezanın bireyselleştirilmesinde dikkate alınması gerektiği kabul edilmelidir.

YARGITAY 1. CEZA DAİRESİ, E. 2023/8938, K. 2025/4848, T. 18.6.2025

ÖZET: 5237 sayılı TCK’nın 23. maddesiyle objektif sorumluluk terk edilerek ağır netice bakımından en az taksir aranmıştır. Somut olayda 9 mm tabancayla planlı ateş edilmesi öngörülebilir ölüm riskini içerdiğinden, azmettirenler TCK 87/4-2 kapsamında; fiili gerçekleştiren ise kasten öldürmeden sorumludur. Yardım edenler 87/4 ve 39’a göre cezalandırılmalıdır.

765 Sayılı TCK.nu yürürlükten kaldıran 5237 Sayılı TCK.nunda ki düzenlemelere göre 5237 Sayılı TCK.nun 23/1.maddesinde bir fiilin kastedilenden daha ağır veya başka bir neticenin oluşumuna sebebiyet vermesi halinde bundan dolayı sorumlu tutulabilmesi için bu netice bakımından en azından taksirle hareket etmesi gerektiği, maddenin gerekçesinde daha önceki objektif sorumluluk ilkesinin terk edildiği, meydana gelen kastedilenden başka ve ağır netice açısından sorumluluğun kusura dayalı bir sorumluluk olmasının sağlanmak istendiğinin belirtildiği, Olayda tartışılması gereken husus, sanıkların taksirle hareket ettiklerinin kabul edilip edilemeyeceği, dolayısıyla taksirle hareket ettiklerinin kabul edilmesi halinde kasten yaralama sonucunda ölümün meydana gelmesini düzenleyen 5237 Sayılı TCK.nun 87. maddenin 4. fıkrasının 2. cümlesi kapsamında eylemin değerlendirilip değerlendirilemeyeceği veya taksirle hareket edilmediğinin kabul edilmesi halinde 5237 Sayılı TCK.nun kasten yaralamayı düzenleyen 86/1 ve 86/3-e maddesinin uygulanıp uygulanmayacağ, Olay öncesinde ve başlangıçta sanık …’nin maktülün dövülmesi şeklindeki talimatını alan sanık …’ün sanık … … aracılığı ile …ve …isimli şahıslara bu işin yaptırılamaması ve bunun üzerine sanık …’nin bu kez maktülün ayaklarına tabanca ile birkaç el sıkılması şeklindeki talimatın verilmesinden sonra Samsun’dan bu işi için özel olarak bulunup getirtilen ve bir çok sabıkası bulunan sanık…’e tabancanın verilmesi, eylemin maktülün işyerinin önünde silahla yapılacağının planlanmasından sonra sanık…’in maktülün önce bacak bölgesine dört el ateş ettiği halde, 9 mm. Çaplı tabanca ile üç el daha göğüs bölgesine ateş edilmesi şeklindeki eylemle sanıkların sadece yaralamadan sorumlu tutulmalarının kabul edilemeyeceği, zira yaralama olayında kullanılacak olan 9 mm.lik tabanca öldürmeye elverişli , kullanımı ve kontrolü tehlikeli sapmaya müsait bir alet olup, hareketli hedefte sapmaların her an olabileceği gibi, maktule ateş edilirken maktulün kendisini korumak amacıyla çeşitli davranışlarda bulunabileceği veya azmettirilen sanığın bu silahı kastedilen şekilden daha ağır bir netice meydana gelebilecek şekilde kullanabileceği önceden düşünülmesi gerektiği halde ağır netice meydana geldiğinde “ne yapalım, biz bacak bölgesinden yaralanmasını kastetmiştik. Bir kazadır olmuş işte, biz belden aşağısındaki yaralanmadan sorumlu olabiliriz “ gibi bir mantıktan hareketle sadece yaralamadan sorumlu tutmak uygun bulunmamış ve sanıkların olay öncesinde taksir derecesinde kusurlu bulundukları kabul edilmiş, bu durumda eyleme 5237 Sayılı TCK.nun kasten yaralama sonucunda ölümün meydana gelmesini düzenleyen 5237 Sayılı TCK.nun 87. maddenin 4. fıkrasının 2. cümlesi kapsamında değerlendirilmiş olduğunun dikkate alınması gerektiği,

Olayımızda da sanık …’ın maktule yönelik olarak silahla yaralama talimatını aldığı halde bacak bölgelerine 2 isabet kaydettikten sonra değişen kasıtla maktulü göğüs bölgesinden de vurarak öldürmesi karşısında sanık …’ın eyleminin TCKnın 82/1-a maddesinde düzenlenen tasarlayarak öldürme suçunu oluşturmadığı, TCK’nın 81 maddesinde düzenlenen kasten öldürme suçunu oluşturduğu, sanık …’ın eyleminin kasten adam öldürme olarak nitelendirmesi karşısında bu kez azmettiren sanık …’in eyleminin ise TCKnın 38. Maddesi delaletiyle 87/4-2 maddesinde düzenlenen silahla kasten yaralama sonucu ölüme sebebiyet vermek olarak nitelendirilmesi gerektiği,

Yine sanık …’ın eyleminin de alt azmettiren olarak TCKnın 38. Maddesi delaletiyle 87/4-2 maddesinde düzenlenen silahla kasten yaralama sonucu ölüme sebebiyet vermek suçunu oluşturduğu ,sanıklar … ve …’in de suça yardım eden sıfatı ile katıldıkları için TCK’nın 87/4 ve 39 maddeleri uyarınca cezalandırmaları gerektiği görüşündeyiz.

YARGITAY CEZA GENEL KURULU, E. 2024/1-154, K. 2025/130, T. 19.3.2025

ÖZET: TCK 23 ve 87/4 uyarınca kasten yaralama sonucu ölümden söz edilebilmesi için failin ölüm neticesi bakımından en az taksir derecesinde kusurlu olması gerekir. Somut olayda sanığın hayati bölgeye, öldürmeye elverişli silahla ve etkili mesafeden ateş etmesi karşısında kastının yaralamaya değil, haksız tahrik altında öldürmeye yönelik olduğu; bu nedenle eylemin kasten öldürme olarak nitelendirilmesi gerektiği kabul edilmelidir.

TCK’nın “Netice sebebiyle ağırlaşmış suç” başlıklı 23. maddesi; ” ( 1 ) Bir fiilin, kastedilenden daha ağır veya başka bir neticenin oluşumuna sebebiyet vermesi halinde, kişinin bundan dolayı sorumlu tutulabilmesi için bu netice bakımından en azından taksirle hareket etmesi gerekir.” biçiminde sevk edilmiştir.

Buna göre; failin gerçekleştirdiği bir eylemde, kastettiğinden daha ağır veya başka bir sonucun meydana gelmesi hâlinde, sorumlu tutulabilmesi için netice bakımından en azından taksirle hareket etmiş olmasının kabulü gerekmektedir. Fail, bu sonucun meydana gelmesinden taksirle bile sorumlu tutulamıyorsa, objektif sorumluluğun kaldırılmasının doğal bir sonucu olarak sadece nedensellik bağının bulunuyor olması, neticeden sorumlu tutulması için yeterli olmayacaktır.

Öğretide, neticesi sebebiyle ağırlaşmış suçun, gerçek neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç ve görünüşte ya da gerçek olmayan neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç olarak iki farklı şeklinin bulunduğu kabul edilmektedir. Gerçek neticesi sebebiyle ağırlaşmış suçlarda, failin hareketi sonucunda kastettiğinden daha ağır bir netice meydana gelmekte olup gerçekleşen aşırı netice dolayısıyla bağımsız bir suç tipi ortaya çıkmaktadır. Örneğin, yaralama suçunda mağdurun ölmesi, gerçek neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç hâlidir. Görünüşte neticesi sebebiyle ağırlaşmış suçlarda ise, failin hareketi sonucunda suçun oluşması için aranan neticeden başka, niteliği de farklı olan daha ağır bir neticenin gerçekleşmesi gerekmekle bu aşırı netice dolayısıyla temel suç niteliği aynı kalmakla beraber yalnızca ceza ağırlaştırılmaktadır. Örneğin, cinsel saldırı suçunda mağdurun bitkisel hayata girmesi, görünüşte neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç hâlidir.

TCK’nın 23. maddesinde düzenlenmiş bulunan neticesi sebebiyle ağırlaşmış suça ilişkin genel kuralın, özel hükümler arasında kendisine yer bulduğu maddelerin başında gelen aynı Kanun’un 87. maddenin 4. fıkrasına göre, gerçekleştirilen kasten yaralama eylemi TCK’nın 86. maddesinin 1. fıkrası veya 1. fıkrası ile birlikte 3. fıkrası kapsamında bulunur ve bunun sonucunda da ölüm meydana gelirse, en azından taksirle hareket etmiş olmak şartıyla faile belirtilen cezaların verileceği öngörülmektedir.

Kasten yaralama sonucu mağdurun ölmesine ilişkin TCK’nın 87. maddesinin 4. fıkrasının uygulanması için;

a- ) Failin yaralama kastı ile hareket etmesi,

b- ) Mağdurun TCK’nın 86. maddesinin birinci maddesi kapsamında yaralanmış olması veya 86. maddenin birinci fıkrası kapsamındaki yaralama fiilinin üçüncü fıkra da ihlal edilmek suretiyle gerçekleştirilmesi,

c- ) Failin eylemi ile arasında illiyet bağı bulunacak şekilde mağdurun ölmesi,

d- ) Failin meydana gelen ölüm sonucuna ilişkin en az taksir derecesinde bir kusurunun bulunması,

Şartlarının birlikte gerçekleşmesi gerekir.

Buna göre, fail mağduru yaralamak amacıyla hareket etmeli, mağdurun yaralanacağını bilmeli ve bu sonucu istemelidir. Bununla birlikte fail mağdurun yaralanmasını değil de, ölmesini istemiş ve ölüm meydana gelmiş ise bu durumda kasten öldürmeden sorumlu tutulacaktır.

Madde metnine göre faile verilecek ceza belirlenirken kasten yaralama suçunun düzenlendiği TCK’nın 86. maddesinin birinci ve üçüncü fıkralarına yollama yapılmıştır. O hâlde, mağdurun basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek dereceden daha ağır şekilde yaralanması gerekmektedir. Anılan maddenin 2. fıkrasında karşılığını bulan basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek şekilde meydana gelen yaralamalarda 87. maddenin 4. fıkrası uygulanamayacaktır.

Üçüncü şart olarak mağdurun ölmesi ve failin eylemi ile mağdurun ölümü arasında uygun nedensellik bağının bulunması; son olarak, failin meydana gelen bu ölüm sonucundan, en az taksir derecesinde bir kusurunun bulunması gerekir.

İlkeleri, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun istikrar bulunan ve süregelen kararlarında açıklandığı üzere, bir eylemin öldürme kastıyla mı, yoksa yaralama kastıyla mı icra edildiğinin belirlenmesinde; fail ile mağdur arasında husumet bulunup bulunmadığı, varsa husumetin nedeni ve derecesi, failin suçta kullandığı saldırı aletinin niteliği, darbe sayısı ve şiddeti, mağdurun vücudunda meydana getirilen yaraların yerleri, nitelik ve nicelikleri, hedef seçme imkânı olup olmadığı, failin fiiline kendiliğinden mi, yoksa engel bir nedenden dolayı mı son verdiği gibi ölçütler esas alınmalıdır.

Öldürme ya da yaralama kastının belirlenmesi açısından her bir olayda kullanılması gereken ölçütler farklılık gösterebileceğinden, tüm bu olguların olaysal olarak ele alınması gerektiği gözden uzak tutulmamalıdır.

B. Somut Olayda Hukuki Nitelendirme

Sanığın soruşturma aşamasında maktulün ayak bölgesini hedefleyerek ateş ettiğini beyan etmesine rağmen kovuşturmada sırtı maktule dönük olacak şekilde hedef gözetmeksizin silahını ateşlediği yolundaki savunmasının oluşa uygun düşmemesi, maktul ve katılan … tarafından darbedilmesi nedeniyle kendisini korumak amacıyla silahını çektiğine dair iddianın ise sanıkta darp ve cebir izine rastlanmaması nedeniyle dosya kapsamıyla örtüşmemesi, maktul ve sanığın hareket hâlinde olmamaları ve aralarında bir engel bulunmaması ile görüş alanının açık ve eylemin gündüz saatlerinde meydana gelmesine nazaran 15 ila 19 metrelik mesafenin öldürmeye elverişli, hedef seçme ve isabet ettirmede etkili alan içinde kalması, arazinin genel yapısındaki %10’luk eğimin, 19 metrelik alan dahilindeki görüş açısını ve hedefteki isabeti etkileyecek düzeyde olmaması karşısında, suçtan sonra ele geçirilen tabancada 2 mermi bulunmasına karşın tek el ateş edilmesinin, sanığın hiçbir mani ve müdahale olmaksızın eyleme kendiliğinden son verdiği şeklinde yorumlanamayacak olması, aksine, maktulün yere düşmesi üzerine amacın gerçekleştiği kanaatiyle eylemini artık devam ettirmeye lüzum görmemesi hususları bir bütün olarak değerlendirildiğinde; sanığın, maktulün hayati bölgesini hedef alarak çalışır hâlde ve öldürmeye elverişli nitelikteki tabanca ile etkili mesafeden ateş etmesi şeklindeki eylemi ve buna bağlı olarak ortaya çıkan kastının haksız tahrik altında öldürmeye yönelik olduğu, mevcut yaralanmanın müstakilen öldürücü nitelik taşıması, sağlık ekiplerince yolda ve ulaştırıldığı hastanede uygulanan CPR işlemine rağmen maktulün hayata döndürülememesi, olayın gerçekleştiği yer ile sağlık kuruluşları arasındaki mesafenin uzak olması nedenleriyle sanığın daha sonra maktulü kurtarmaya yönelik gösterdiği çabanın, meydana gelen suçun vasfını değiştirmede etkili olmadığı ve takdiri indirim maddesinin tatbikinde dikkate alınabileceği kabul edilmelidir.


SIKÇA SORULAN SORULAR

Netice sebebiyle ağırlaşmış suç ne demektir?

Failin kastettiğinden daha ağır ya da farklı bir sonucun ortaya çıkmasıdır.

Bu ağır sonuçtan dolayı fail her durumda sorumlu tutulur mu?

Hayır. Failin bu sonuç bakımından en azından taksirle hareket etmiş olması gerekir.

Fail sonucu ne kastetmiş ne de öngörmüşse ne olur?

Ağırlaşan netice açısından ceza sorumluluğu doğmaz; sadece kastedilen fiilden sorumlu olur.

İzmir Ceza Avukatı Desteği

TCK 23, neticesi sebebiyle ağırlaşmış suçlarda failin ağır sonuçtan ne zaman sorumlu tutulacağını düzenleyen temel hükümlerden biridir. Ancak ceza yargılamasında asıl değerlendirme, temel suçun niteliğine, meydana gelen ağır neticeye, failin bu netice bakımından en azından taksirinin bulunup bulunmadığına ve somut olayın özelliklerine göre yapılır.

Ceza soruşturması, kovuşturma, ağır ceza davaları ve ceza hukuku konularında hukuki destek almak için Minar Hukuk ve Danışmanlık ile iletişime geçebilirsiniz.


author avatar
Av. Murat Turgut MİNAR Avukat
Av. Murat Turgut Minar, İzmir Barosu’na 12460 sicil numarasıyla kayıtlı olup; ceza hukuku, kamulaştırma hukuku, miras hukuku, gayrimenkul hukuku, icra ve iflas hukuku ile iş hukuku alanlarında hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti sunmaktadır.