Madde Metni
Mala zarar vermenin nitelikli halleri
Madde 152- (1) Mala zarar verme suçunun;
a) Kamu kurum ve kuruluşlarına ait, kamu hizmetine tahsis edilmiş veya kamunun yararlanmasına ayrılmış yer, bina, tesis veya diğer eşya hakkında,
b) Yangına, sel ve taşkına, kazaya ve diğer felaketlere karşı korunmaya tahsis edilmiş her türlü eşya veya tesis hakkında,
c) Devlet ormanı statüsündeki yerler hariç, nerede olursa olsun, her türlü dikili ağaç, fidan veya bağ çubuğu hakkında,
d) Sulamaya, içme sularının sağlanmasına veya afetlerden korumaya yarayan tesisler hakkında,
e) Grev veya lokavt hallerinde işverenlerin veya işçilerin veya işveren veya işçi sendika veya konfederasyonlarının maliki olduğu veya kullanımında olan bina, tesis veya eşya hakkında,
f) Siyasi partilerin, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının ve üst kuruluşlarının maliki olduğu veya kullanımında olan bina, tesis veya eşya hakkında,
g) Sona ermiş olsa bile, görevinden ötürü öç almak amacıyla bir kamu görevlisinin zararına olarak,
İşlenmesi halinde, fail hakkında bir yıldan dört yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
(2) Mala zarar verme suçunun;
a) Yakarak, yakıcı veya patlayıcı madde kullanarak,
b) Toprak kaymasına, çığ düşmesine, sel veya taşkına neden olmak suretiyle,
c) Radyasyona maruz bırakarak, nükleer, biyolojik veya kimyasal silah kullanarak,
işlenmesi halinde, verilecek ceza bir katına kadar artırılır.
(3) (Ek: 18/6/2014-6545/65 md.) Mala zarar verme suçunun işlenmesi sonucunda haberleşme, enerji ya da demiryolu veya havayolu ulaşımı alanında kamu hizmetinin geçici de olsa aksaması hâlinde, yukarıdaki fıkralar hükümlerine göre verilecek ceza yarısından iki katına kadar artırılır.
Madde Gerekçesi
Somut olayda mala zarar verme fiilinin kamuya ait veya herkesin yararlanmasına tahsis edilmiş eşya ile korunması gereken nitelikli mallara yönelmesi ve eylemin suçun işleniş biçimi itibarıyla daha ağır tehlike ve zarar doğurma potansiyeli taşıması nedeniyle, fiilin basit hal yerine 5237 sayılı TCK’nın 152. maddesinde düzenlenen nitelikli mala zarar verme kapsamında değerlendirilmesi gerekmektedir; zira kanun koyucu bu tür mallara yönelik saldırıları kamu düzeni ve güvenliği açısından daha ağır yaptırıma bağlamış olup, olayın oluş şekli, suçun konusu ve korunmak istenen hukuki değer birlikte değerlendirildiğinde nitelikli halin uygulanması hukuka ve dosya kapsamına uygun düşmektedir.
Cezanın Niteliği, Yargılama ve İnfaz Rejimi
Cezanın niteliği, işlenen suçun kanuni tanımına göre belirlenen yaptırım türünü (hapis veya adli para cezası gibi) ve bu cezanın ağırlık derecesini ifade ederken, yargılama rejimi suçun hangi usul kurallarına tabi olarak soruşturulup kovuşturulacağını, görevli ve yetkili mahkemeyi, delil değerlendirme usullerini ve kanun yollarını kapsar; infaz rejimi ise kesinleşmiş cezanın ne şekilde yerine getirileceğini, cezanın ceza infaz kurumunda mı yoksa alternatif yöntemlerle mi uygulanacağını, koşullu salıverme, denetimli serbestlik, ceza erteleme gibi kurumları ve hükümlünün ceza sürecindeki hak ve yükümlülüklerini düzenleyen aşamayı ifade eder.
Mala Zarar Vermenin Nitelikli Halleri Suçunda Tutuklama
5237 sayılı TCK’nın 152. maddesinde düzenlenen mala zarar verme suçunun nitelikli halleri bakımından tutuklama tedbiri, 5271 sayılı CMK’nın 100. maddesi uyarınca ancak kuvvetli suç şüphesinin varlığı ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde uygulanabilir; bu suç tipi katalog suçlar arasında yer almadığından tutuklama otomatik olarak değil somut olayın özelliklerine göre değerlendirilir ve özellikle delilleri yok etme, gizleme, değiştirme veya tanık, mağdur ya da başkaları üzerinde baskı yapılması ihtimali gibi hususlar dikkate alınır; ayrıca suç için öngörülen cezanın üst sınırı ve olayın ağırlığı da ölçülülük ilkesi kapsamında göz önünde bulundurulmak zorunda olup, adli kontrol tedbirlerinin yetersiz kalacağı durumlar dışında tutuklama son çare olarak uygulanmalıdır.
Şikâyet, Uzlaşma ve Zamanaşımı
Mala zarar verme suçunda şikâyet, uzlaşma ve zamanaşımı kurumları suçun basit veya nitelikli haline göre farklılık göstermekte olup, TCK 151 kapsamında düzenlenen basit mala zarar verme suçu kural olarak şikâyete tabi olup mağdurun altı ay içinde şikâyet hakkını kullanması gerekir ve bu suç uzlaşma kapsamında yer aldığından soruşturma ve kovuşturma aşamasında tarafların uzlaşması mümkündür; buna karşılık TCK 152’de düzenlenen nitelikli mala zarar verme halleri çoğunlukla şikâyete tabi olmayıp resen soruşturulur ve uzlaşma kapsamı dışında kalır; zamanaşımı bakımından ise suçun gerektirdiği cezanın üst sınırına göre TCK’nın 66. maddesi uyarınca dava zamanaşımı süresi belirlenir ve bu süre dolduğunda kamu davasının düşmesine karar verilir.
Görevli Mahkeme
Mala zarar verme suçlarında görevli mahkeme, suçun basit veya nitelikli haline göre belirlenmekte olup, 5237 sayılı TCK’nın 151. maddesinde düzenlenen basit mala zarar verme suçunda yargılama görevi kural olarak Asliye Ceza Mahkemesine aittir; TCK 152’de düzenlenen nitelikli mala zarar verme hallerinde de öngörülen cezanın üst sınırı dikkate alındığında görev yine Asliye Ceza Mahkemesinde kalmakta, bu suç tipi ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren katalog suçlardan sayılmamaktadır, dolayısıyla somut olayın özelliklerine göre özel bir görevli mahkeme öngörülmedikçe mala zarar verme suçlarının tamamında genel görevli mahkeme Asliye Ceza Mahkemesidir.
Yargıtay Kararları
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2024/2-186 E. ve 2025/331 K.
Özet: Sanığın kamu malına zarar verme eylemi TCK 152 kapsamında değerlendirilmiş; dava zamanaşımı nedeniyle kamu davası düşürülmüş olup, bu durum sanık lehine sonuçlanmıştır.
DAVA : I. HUKUKİ SÜREÇ
Sanığın kamu malına zarar verme suçundan 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 223/2-e maddesi uyarınca beraatine ilişkin Tarsus 3. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 10.10.2014 tarihli ve 126-918 Sayılı hükmün, katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay ( Kapatılan ) 13. Ceza Dairesince 28.09.2020 tarih ve 3226-7993 sayı ile; “Sanık ve dava dışı suça sürüklenen çocuğun eylemi iştirak iradesi altında birlikte işledikleri, suça sürüklenen çocuğun ifadesinde boya işinin sanık tarafından yapıldığını beyan ettiği, sanığın ise olay yerinde olduğunu kabul ederek üzerine atılı suçu tevil yollu ikrar ettiği, olayı doğrular şekilde görgü tespit tutanağının tutulduğu, müştekinin şikâyetçi olduğu hususları dikkate alındığında, sanık hakkında mahkûmiyet yerine hatalı şekilde beraat kararı verilmesi,” isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
Tarsus 3. Asliye Ceza Mahkemesi ise 03.03.2021 tarih ve 39-168 sayı ile bozma ilamına direnerek önceki hüküm gibi sanığın beraatine karar vermiştir.
Bu hükmün de katılan vekili tarafından temyizi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 15.09.2022 tarihli ve 59490 Sayılı bozma-gönderme istekli tebliğnamesiyle , devir kararı verilen Yargıtay 2. Ceza Dairesine CMK’ nın 307. maddesi uyarınca gönderilen ve aynı madde uyarınca inceleme yapan Özel Dairece 28.12.2023 tarih ve 5198-10159 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi nedeniyle Yargıtay Birinci Başkanlığına iade edilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
KARAR : II. UYUŞMAZLIĞIN KAPSAMI VE KONUSU
Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa isnat edilen suçun sabit olup olmadığının belirlenmesine ilişkin ise de Yargıtay İç Yönetmeliği’nin 27. maddesi uyarınca öncelikle; müsnet suçun dava zamanaşımına uğrayıp uğramadığının, zamanaşımının gerçekleştiğinin kabulü hâlinde ise hükmün esasının incelenip incelenemeyeceğinin değerlendirilmesi gerekmektedir.
III. OLAY VE OLGULAR
İncelenen dosya muhteviyatından;
Tarsus Cumhuriyet Başsavcılığınca 13.02.2014 tarihli ve 667-293 Sayılı iddianame ile; sanığın, yaş küçüklüğü nedeniyle hakkındaki soruşturma evrakı tefrik edilen … ile birlikte 25.01.2014 tarihinde 2863 Sayılı Kanun kapsamında tescilli taşınmaz kültür varlığı olan Kleopatra Kapısı’na boya ile yazı yazdığından bahisle kamu malına zarar verme suçundan 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 152/1-a maddesi uyarınca cezalandırılması istemiyle kamu davası açıldığı,
Yerel Mahkemece yapılan yargılama sırasında 15.08.2014 tarihli oturumda savunması alınan sanığın, 10.10.2014 tarih ve 126-918 sayı ile beraatine kararı verildiği,
Hükmün katılan vekili tarafından temyizi üzerine Özel Dairenin 28.09.2020 tarihli ve 3226-7993 Sayılı bozma ilamına direnen Yerel Mahkemece 03.03.2021 tarih ve 39-168 sayı ile önceki hüküm gibi sanığın beraatine karar verildiği,
Anlaşılmaktadır.
Ön sorunların sırasıyla ele alınmasında fayda bulunmaktadır.
I- ) Dava zamanaşımının gerçekleşip gerçekleşmediği;
A. İlgili Mevzuat ve Ön Soruna İlişkin Açıklamalar
Suç tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan TCK’nın 152. maddesinin birinci fıkrasının ( a ) bendi;
” ( 1 ) Mala zarar verme suçunun;
a- ) Kamu kurum ve kuruluşlarına ait, kamu hizmetine tahsis edilmiş veya kamunun yararlanmasına ayrılmış yer, bina, tesis veya diğer eşya hakkında, işlenmesi hâlinde, fail hakkında bir yıldan altı yıla kadar hapis cezasına hükmolunur…” şeklinde düzenlenmişken, 28.06.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6545 Sayılı Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 65. maddesiyle TCK’nın 152. maddesinin birinci fıkrasındaki “bir yıldan altı yıla kadar hapis” şeklindeki yaptırım “bir yıldan dört yıla kadar hapis” olarak değiştirilmiştir.
Görüldüğü gibi 6545 Sayılı Kanun ile TCK’nın 152. maddesinin uyuşmazlık konusuyla ilgili birinci fıkrasının ( a ) bendindeki mala zarar verme suçunun nitelikli hâli bakımından ceza süresinin alt sınırı korunmuş, üst sınırı ise dört yıla indirilerek bir yıldan dört yıla kadar hapis cezası öngörülmüştür.
Diğer taraftan, TCK’nın “Dava zamanaşımı” başlıklı 66. maddesinde; kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça kamu davasının maddede yazılı sürelerin geçmesiyle ortadan kalkacağı düzenlenmiş, aynı maddenin birinci fıkrasının ( e ) bendinde beş yıldan fazla olmamak üzere hapis veya adli para cezasını gerektiren suçlarda bu sürenin sekiz yıl olacağı hüküm altına alınmıştır. Zamanaşımını kesen sebepler de TCK’nın 67. maddesinin ikinci fıkrasında sayılmıştır.
Buna göre, bir suçla ilgili olarak;
a- )Şüpheli veya sanıklardan birinin savcı huzurunda ifadesinin alınması veya sorguya çekilmesi,
b- ) Şüpheli veya sanıklardan biri hakkında tutuklama kararının verilmesi,
c- ) Suçla ilgili olarak iddianame düzenlenmesi,
d- ) Sanıklardan bir kısmı hakkında da olsa, mahkûmiyet kararı verilmesi,
Hâlinde, dava zamanaşımı kesilecektir.
TCK’nın 67. maddesinin üçüncü fıkrası gereğince kesen bir nedenin bulunması durumunda zamanaşımı, kesilme gününden itibaren yeniden işlemeye başlayacak, dava zamanaşımını kesen birden fazla nedenin bulunması hâlinde ise son kesme nedeninin gerçekleştiği tarih esas alınacak, dördüncü fıkrası uyarınca da kesilme hâlinde, zamanaşımı süresi ilgili suça ilişkin olarak kanunda belirlenen sürenin en fazla yarısına kadar uzayacaktır.
B. Hukuki Değerlendirme
Suç tarihi itibarıyla sanığa isnat edilen TCK’nın 152/1-a maddesinde düzenlenen kamu malına zarar verme suçu bakımından bir yıldan altı yıla kadar hapis cezası öngörülmüş ise de yargılama aşamasında yürürlüğe giren 6545 Sayılı Kanun’un 65. maddesiyle TCK’nın 152. maddesinin birinci fıkrasındaki; “bir yıldan altı yıla kadar hapis” şeklindeki yaptırımın “bir yıldan dört yıla kadar hapis” olarak değiştirilmesi karşısında, cezanın üst sınırı bakımından yapılan değişikliğin lehe olması nedeniyle TCK’nın 66. maddesinin birinci fıkrasının ( e ) bendi uyarınca müsnet suçun asli dava zamanaşımı süresinin sekiz yıl; kesintili dava zamanaşımı süresinin ise on iki yıl olduğu, daha ağır cezayı gerektiren başka bir suçu oluşturma ihtimali bulunmayan eylemle ilgili olarak dava zamanaşımını kesen en son işlemin, sanığın 15.08.2014 tarihinde sorguya alınması olup Özel Dairenin bozma ilamından sonra dava zamanaşımını kesen veya durduran başkaca bir sebebin de bulunmadığı anlaşılmakla, sekiz yıllık asli dava zamanaşımı süresinin 15.08.2022 tarihinde dolduğu kabul edilmelidir.
II- Birinci ön sorun bakımından varılan sonuca göre hükmün esasının incelenip incelenemeyeceği;
A. İlgili Mevzuat ve Ön Soruna İlişkin Açıklamalar
Ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 04.05.2023 tarihli ve 38-256 Sayılı kararında da belirtildiği üzere suçun işlendiği tarihten itibaren belli bir süre geçmesine rağmen, kamu davasının açılmaması veya açılan davanın sonuçlanmaması yahut da kurulan hükmün kesinleşmemesi hâlinde izlenen suç siyaseti gereğince artık devletin o suçtan dolayı cezalandırma yetkisinden vazgeçmesinin ifadesi olarak dava zamanaşımı kurumu kabul edilmiştir. Dava zamanaşımı kanun aksini kabul etmediği müddetçe bütün suçlar bakımından geçerli olup soruşturma ve kovuşturma makamlarınca resen gözetilip uygulanacaktır. Şüpheli veya sanığın dava zamanaşımından vazgeçmesi mümkün değildir.
CMK’nın 223. maddesinin dokuzuncu fıkrasında, 1412 Sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 253/6. maddesine paralel bir şekilde; “derhal beraat kararı verilebilecek hallerde durma, düşme veya ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilemeyeceği” hüküm altına alınmıştır. Anılan maddenin gerekçesinde de, “fiilin suç oluşturmaması veya yeni bir yasal düzenleme ile suç olmaktan çıkarılması gibi herhangi bir araştırmayı gerektirmeyen hallerde derhal beraat kararı verilebileceği” belirtilmiştir.
Ceza Genel Kurulunun 23.11.2010 tarihli ve 136–229 Sayılı kararı başta olmak üzere müstekar içtihatlarında; “derhal beraat kararı verilmesini gerektiren hâller hariç olmak üzere zamanaşımının gerçekleşmesi durumunda,öncelikle beraat değil zamanaşımı nedeniyle düşme kararı verilmesi gerektiği” kabul edilegelmiştir.
Ceza Genel Kurulunun 27.09.2023 tarihli ve 7-481 Sayılı kararında ise istikrar kazanmış uygulamadan rücu edilerek özetle; ” CMK’ nun 223/9. maddesinde geçen ‘derhâl’ ibaresinin henüz yargılamanın başında olmayı değil dosyanın mevcut durumunu ifade ettiği, yargılamanın geldiği aşama itibarıyla dosyadaki mevcut delillere göre herhangi bir araştırma yapılmasına gerek olmaksızın beraat kararı verilebilecek bir noktayı vurguladığı, dava zamanaşımının yargılamaların makul sürede sonuçlandırılamaması sonucunda gündeme geldiği, suçluluğunun kesin hükümle sabit olmasına kadar sanığın suçsuz sayılması anlamına gelen masumiyet karinesi ile lekelenmeme hakkı arasında sıkı bir ilişki bulunduğu, ceza davası sonucunda kendisine isnat edilen suçu işlemediğinin sabit olduğu veya suçu işlediğine kesin olarak kanaat getirilemediği ve bu nedenle sanık hakkında beraat kararı verilen durumlarda kişi hakkında masumiyet karinesinin devam ettiğinin kabulü gerekeceği, yargılamanın geldiği aşama itibarıyla hakkında beraat kararı verilmesi gereken sanık yönünden zamanaşımı nedeniyle düşme kararı verilmesi durumunda ise sanığın atılı suçu işleyip işlemediği hususu açığa çıkarılamamış olacağından bu durumun lekelenmeme hakkının ve masumiyet karinesinin yani adil yargılanma hakkının ihlali niteliğinde olacağı, ceza mahkemesinde bir maddi olayın varlığı veya yokluğu konusundaki kesinleşmiş tespitin hukuk mahkemelerindeki yargılamaya olan etkisinin de gözetilmesi gerektiği” şeklinde tespitlere yer verildikten sonra “yargılamanın geldiği aşama itibarıyla dosyadaki mevcut delillere göre herhangi bir araştırma yapılmasına gerek olmaksızın beraat kararı verilebilecek durumlarda artık zamanaşımı nedeniyle düşme kararı değil sanığın daha lehine olan beraat kararı verilmesi gerektiği” sonucuna ulaşılmıştır.
Diğer taraftan Anayasa Mahkemesi 16.10.2014 tarihli ve 2014/23 54… .04.2019 tarihli ve 2016/66583 Sayılı bireysel başvuru kararlarında; adil yargılanma hakkının en temel unsurlarından biri olan mahkemeye erişim hakkının, bir uyuşmazlığın mahkeme önüne taşınabilmesi ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına geldiği, mahkemeye erişme hakkının, hakkında suç isnadı bulunan bir kimsenin, bu isnat hakkında bir mahkeme tarafından bu isnadın yerinde olduğu ya da olmadığı yönünde bir karar verilmesini isteme hakkını kapsadığı, ancak suç ithamlarıyla ilgili karar elde etme hakkının mutlak olmadığı, bu hakkın, suçlanan kişiye hakkındaki isnadın bir hâkim, bir mahkeme tarafından karara bağlanmasını isteme hakkı verdiği, bu nedenle İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nin 6. maddesinde yer bulan adil yargılanma hakkının ceza davalarının mutlaka bir mahkûmiyet ya da beraat hükmü ile sonuçlandırılmasını isteme hakkını içermediği, suç isnadı altındaki kişilere haklarındaki ceza davasının tam olarak aklanmayı sağlayan bir hükümle sonuçlandırılmasını isteme yönünde bir güvence de sağlamadığını, kaldı ki ceza davasının düştüğü veya yüklenen suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması nedeniyle beraat kararı verildiği durumlarda da kişi hakkında masumiyet karinesinin devam ettiğini belirtmiştir. Yine Anayasa Mahkemesi’nin söz konusu kararlarında, kanun koyucunun, ilk derece mahkemelerinin iş yükünün artmaması için sanıklara zamanaşımını ret hakkı tanımadığını, başvurucu hakkında verilen “düşme” kararının, herhangi bir suçlayıcı veya cezai ifade barındırmadığı gibi bu durumun başvurucunun adli siciline de işlenmediğini, bu nedenle söz konusu kararın keyfiliğinden bahsedilemeyeceği hususları vurgulanarak başvurucuların masumiyet karinelerinin ve mahkemeye erişim haklarının ihlal edildiğine ilişkin iddialarının dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
Yüksek Mahkemenin, anılan kararlarında yer verilen tespitler ve dava zaman aşımı nedeniyle verilen düşme kararlarının, adil yargılanma hakkı bağlamında mahkemeye erişim hakkının ihlali sonucunu doğurmayacağına ilişkin değerlendirmeleri nazara alındığında; Genel Kurulun 27.09.2023 tarihli ve 7-481 Sayılı kararının gerekçesinde, masumiyet karinesi ve lekelenmeme hakkı argümanlarına dayanan hak ihlali endişelerinin ve buna bağlı olarak varılan sonucun isabetli olmadığı değerlendirilerek istikrar kazanmış uygulamaya rücu edilmesi gerekmiştir.
Bununla birlikte, zaman aşımı nedeniyle düşme kararı verilen hâllerde gündeme gelmesi beklenen uzun süren yargılamaların, makul sürede yargılanma hakkının ( İHAS madde 6 ) ihlali neticesini doğurabileceğinde kuşku bulunmamakta ise de, bu ihtimalin bertaraf ya da telafi edilmesi için, zaman aşımı nedeniyle düşme kararı verilmemesinin etkin ve yeterli bir yöntem olmayacağı açıktır. Bu nedenle de ceza yargılama hukukunun temel ilkeleri üzerine bina edilmiş müstekar uygulama devam edilmelidir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun süreklilik gösteren birçok kararında açıkça vurgulandığı üzere, davaya konu suç için kanunda öngörülen zaman aşımının gerçekleşmemiş olması bir kovuşturma şartıdır. Yargılama yapılmasına engel olup davayı düşüren hâllerden biri olan zamanaşımının yargılama sırasında gerçekleşmesi durumunda, mahkeme ya da Yargıtay, kural olarak resen zamanaşımı nedeniyle kamu davasının düşmesine karar verecektir. Bu hususta taraf iradelerine bir değer verilmemiştir.
B. Hukuki Değerlendirme
Sanığa isnat edilen TCK’nın 152/1-a maddesine mümas kamu malına zarar verme suçunda asli zamanaşımı süresinin dolmuş olması karşısında, eylemin suç oluşturmaması veya yeni bir yasal düzenleme ile suç olmaktan çıkarılması gibi herhangi bir araştırmayı gerektirmeyen hâlin, başka bir deyişle, derhâl beraat kararı verilmesini gerektiren bir durumun mevcut olmadığı ve daha ağır cezayı gerektiren başka bir suçu oluşturma ihtimalinin de bulunmadığı anlaşıldığından, bu aşamada hükmün esasının incelenemeyeceği cihetle, gerçekleşen zamanaşımı nedeniyle kamu davasının düşmesine karar verilmesi gerektiği kabul edilmelidir.
Bu itibarla Yerel Mahkemenin direnme kararına konu hükmünün bozulmasına, ancak bu husus yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden sanık hakkındaki kamu davasının zamanaşımı nedeniyle düşmesine karar verilmelidir.
Ulaşılan sonuç karşısında asıl uyuşmazlık konusu değerlendirilmemiştir.
SONUÇ : Açıklanan nedenlerle;
1- )Tarsus 3. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 03.03.2021 tarihli ve 39-168 Sayılı direnme kararına konu hükmünün, gerçekleşen dava zamanaşımı nedeniyle BOZULMASINA,
Ancak, yeniden yargılamayı gerektirmeyen bu konuda 5320 Sayılı Kanun’un 8. maddesi uyarınca suç ve ilk karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 1412 Sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 322. maddesine göre karar verilmesi mümkün olduğundan, sanık hakkındaki kamu davasının TCK’nın 66/1-e ve CMK’nın 223/8. maddeleri uyarınca DÜŞMESİNE,
2- )Dosyanın mahalline iadesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 30.10.2025 tarihinde yapılan müzakerede her iki ön sorun bakımından oybirliğiyle karar verildi.
Yargıtay 2. Ceza Dairesi 2025/2113 E. ve 2025/10257 K.
Özet: Sanığın motosikleti yakarak mala zarar verme eylemi TCK 152 kapsamında değerlendirilmiş; usul ve ceza hataları nedeniyle hüküm bozulmuş, yeniden değerlendirme yapılarak sanık lehine sonuç doğması amaçlanmıştır.
DAVA : I. Üst Cumhuriyet savcısının temyiz isteminin incelenmesinde;
01.04.2015 tarihinde verilen hükmü 1412 Sayılı CMUK’nın 310. maddesinde düzenlenen yasal bir aylık süreden sonra 04.05.2015 tarihinde temyiz eden Üst Cumhuriyet savcısının temyiz isteminin aynı Kanun’un 317. maddesi uyarınca Tebliğname’ye aykırı olarak REDDİNE,
II. Sanığın temyiz isteminin incelenmesinde;
Sanık hakkında kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 Sayılı Kanun’un 33. maddesiyle değişik 5320 Sayılı Kanun’un 8. maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 Sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 305. maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 260/1. maddesi gereği temyiz edenlerin hükmü temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, 1412 Sayılı Kanun’un 310. maddesi gereği temyiz isteklerinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317. maddesi gereği temyiz isteklerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle gereği düşünüldü:
KARAR : Dosya içeriğine göre diğer temyiz nedenleri yerinde görülmemiştir. Ancak;
1. Hükümden sonra 02.12.2016 tarihli ve 29906 Sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6763 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 34. maddesiyle değişik 5271 Sayılı CMK’nın 253. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendine eklenen alt bentler arasında yer alan ve 5237 Sayılı TCK’nın 167/2. maddesinde tanımı yapılan aynı konutta beraber yaşamayan kardeşe karşı nitelikli mala zarar verme suçunun da uzlaşma kapsamına alındığının anlaşılması karşısında; 5237 Sayılı TCK’nın 7/2. maddesi uyarınca; “Suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise, failin lehine olan kanun uygulanır ve infaz olunur.” hükmü de gözetilerek 6763 Sayılı Kanun’un 35. maddesiyle değişik CMK’nın 254. maddesi uyarınca aynı Kanun’un 253. maddesinde belirtilen esas ve usûle göre uzlaştırma işlemleri yerine getirildikten sonra sonucuna göre sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,
2.Kabule göre de;
a.Sanığın, şikayetçinin motosikletini yakmak şeklinde gerçekleşen eyleminin, 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 151/1 ve 152/2-a maddesinde düzenlenen yakarak mala zarar verme suçunu oluşturduğu ve temel cezanın 151/1. madde uyarınca belirlendikten sonra 152/2-a maddesi uyarınca artırım yapılması gerektiği gözetilmeden, temel cezanın 152/2-a maddesine göre belirlenip, yine 152/2-a maddesi uyarınca artırım yapılarak hükümde çelişkiye neden olunması,
b.25.03.2015 tarihli duruşmada, bir sonraki duruşma tarihinin 31.03.2015 tarihi olarak belirlenmesine rağmen, elektrik kesintisi nedeniyle duruşma yapılamaması üzerine yeni duruşma günü sanığa tebliğ edilmeden 01.04.2025 tarihinde resen duruşma açılıp karar verilerek savunma hakkının ihlâl edilmesi,
c.Sanık ile şikayetçi kardeş olup, aynı konutta beraber yaşamadıklarının anlaşılması karşısında, sanık hakkında hükmolunan cezadan, 5237 Sayılı Kanun’un 167/2. maddesi uyarınca indirim yapılması gerektiğinin gözetilmemesi,
SONUÇ : Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz nedenleri bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu sebeplerden dolayı Tebliğname’ye uygun olarak BOZULMASINA, dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 28.05.2025 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


