Madde Metni
Madde 108- (1) Bir şeyi yapması veya yapmaması ya da kendisinin yapmasına müsaade etmesi için bir kişiye karşı cebir kullanılması halinde, kasten yaralama suçundan verilecek ceza üçte birinden yarısına kadar artırılarak hükmolunur.
Madde Gerekçesi
Türk Ceza Kanunu Madde 108 kapsamında düzenlenen cebir suçunun gerekçesi, bireylerin irade özgürlüğünü ve fiziksel bütünlüğünü korumaya yöneliktir; kanun koyucu bu düzenleme ile bir kimsenin fiziksel güç kullanmak suretiyle başka bir kişiyi belirli bir davranışta bulunmaya veya bulunmamaya zorlamasını cezalandırmayı amaçlamıştır; zira cebir fiili, mağdurun serbest iradesini ortadan kaldırarak veya ciddi şekilde sınırlayarak kişinin özgürce karar verme ve hareket etme hakkını ihlal etmekte ve toplum düzeni bakımından tehlikeli bir baskı aracı oluşturmaktadır; bu nedenle cebir kullanılması suretiyle bir kişiyi hukuka aykırı şekilde zorlamak bağımsız bir suç olarak düzenlenmiş, ayrıca cebir uygulanması sırasında mağdurun vücut bütünlüğüne zarar verilmesi halinde bu fiilin ayrıca kasten yaralama gibi suçları da oluşturabileceği kabul edilerek ilgili suçlardan dolayı ayrıca ceza verilmesi öngörülmüş ve böylece bireylerin hem fiziksel güvenliği hem de irade özgürlüğü hukuki koruma altına alınmıştır.
Cebir Suçu ile Şantaj Suçu Arasındaki Temel Fark
Türk Ceza Kanunu Madde 108 ile Türk Ceza Kanunu Madde 107 arasındaki temel fark, mağdur üzerinde kurulan baskının yöntemi ve niteliğinde ortaya çıkmaktadır; cebir suçunda fail mağduru bir şeyi yapmaya veya yapmamaya zorlamak amacıyla fiziksel güç kullanmakta ve bu suretle mağdurun irade özgürlüğünü fiilen ortadan kaldırmaktadır, buna karşılık şantaj suçunda fail genellikle mağdurun şeref ve saygınlığına zarar verecek bir hususu açıklamakla tehdit ederek ya da mağduru bir davranışa zorlayarak psikolojik baskı kurmakta ve çoğu zaman kendisi veya başkası için haksız bir menfaat sağlamayı amaçlamaktadır; bu nedenle cebir suçunun ayırt edici unsuru bedensel güç kullanılması, şantaj suçunun ayırt edici unsuru ise tehdit veya açıklama tehdidi yoluyla baskı kurularak menfaat sağlama amacıdır.
Cezanın Niteliği, Yargılama ve İnfaz Rejimi
Türk Ceza Kanunu Madde 108 bakımından cezanın niteliği, yargılama usulü ve infaz rejimi değerlendirildiğinde; cebir suçunu işleyen kişi hakkında kanunda bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası öngörülmüş olup cebir fiili sırasında mağdurun vücut bütünlüğüne yönelik ayrıca bir zarar meydana gelmesi halinde Türk Ceza Kanunu Madde 86 hükümleri de ayrıca uygulanabilmektedir; yargılama bakımından bu suçtan doğan davalara kural olarak Asliye Ceza Mahkemesi bakmakta olup soruşturma Cumhuriyet savcılığı tarafından yürütülür ve suç şikâyete tabi olmaksızın resen soruşturulur; infaz rejimi açısından ise verilen hapis cezasının süresi ve sanığın kişisel durumu dikkate alınarak hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB), cezanın ertelenmesi veya koşullu salıverme ile denetimli serbestlik gibi kurumların uygulanması mümkün olabilmekte, kesinleşen hapis cezaları ise genel infaz hükümleri çerçevesinde ceza infaz kurumlarında yerine getirilmektedir.
Cebir Suçunda Tutuklama
Türk Ceza Kanunu Madde 108 kapsamında düzenlenen cebir suçunda tutuklama tedbiri, Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 100 hükümlerine göre değerlendirilmekte olup tutuklama bir ceza değil koruma tedbiri niteliğindedir ve uygulanabilmesi için kuvvetli suç şüphesini gösteren somut delillerin bulunması ile birlikte kaçma şüphesinin varlığı, delillerin yok edilmesi veya değiştirilmesi ihtimali ya da tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı kurulması tehlikesi gibi tutuklama nedenlerinden en az birinin mevcut olması gerekmektedir; cebir suçu katalog suçlar arasında yer almadığından yalnızca suç isnadı tutuklama için yeterli kabul edilmemekte ve uygulamada çoğu durumda öncelikle adli kontrol tedbirlerine başvurulmaktadır, bu kapsamda hâkim ölçülülük ilkesi doğrultusunda yurtdışına çıkış yasağı, belirli yerlere gitmeme, mağdura yaklaşmama veya düzenli imza verme gibi adli kontrol tedbirlerinin yeterli olup olmadığını değerlendirir ve bu tedbirlerin yetersiz kalacağı kanaatine varılması halinde tutuklama kararı verebilir.
Şikâyet, Uzlaşma ve Zamanaşımı
Türk Ceza Kanunu Madde 108 bakımından şikâyet, uzlaşma ve zamanaşımı hükümleri değerlendirildiğinde; cebir suçu şikâyete tabi olmayan suçlar arasında yer almakta olup suçun işlendiğine dair bir ihbar veya delil bulunması halinde Cumhuriyet savcılığı tarafından resen soruşturma başlatılmaktadır; uzlaşma bakımından ise cebir suçu uzlaştırma kapsamındaki suçlar arasında bulunmadığından tarafların uzlaşması soruşturma veya kovuşturmanın ortadan kalkmasına yol açmaz ve kamu davası devam eder; zamanaşımı açısından ise suç için kanunda öngörülen bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası dikkate alındığında dava zamanaşımı süresi sekiz yıl olup bu süre içerisinde soruşturma veya kovuşturma yapılmadığı takdirde kamu davası açılamaz veya açılmış dava düşer, ayrıca zamanaşımını kesen bazı usul işlemleri nedeniyle sürenin yeniden işlemeye başlaması da mümkündür.
Görevli Mahkeme
Türk Ceza Kanunu Madde 108 kapsamında düzenlenen cebir suçunda görevli mahkeme, suç için kanunda öngörülen cezanın üst sınırı dikkate alınarak belirlenmekte olup bu suçtan doğan davalara kural olarak Asliye Ceza Mahkemesi bakmaktadır; zira cebir suçunun yaptırımı bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası olarak düzenlenmiş olup bu ceza miktarı ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren suçlar arasında yer almamaktadır, bu nedenle soruşturma aşaması Cumhuriyet savcılığı tarafından yürütüldükten sonra düzenlenen iddianamenin kabulü ile kovuşturma Asliye Ceza Mahkemesinde yapılır ve yargılama sonucunda mahkeme tarafından mahkûmiyet, beraat veya davanın düşmesi gibi kararlar verilebilir.


