Madde Metni

Taksirle yaralama

Madde 89- (1) Taksirle başkasının vücuduna acı veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan kişi, dört aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır.

(2) Taksirle yaralama fiili, mağdurun;

a) Duyularından veya organlarından birinin işlevinin sürekli zayıflamasına,

b) Vücudunda kemik kırılmasına,

c) Konuşmasında sürekli zorluğa,

d) Yüzünde sabit ize,

e) Yaşamını tehlikeye sokan bir duruma,

f) Gebe bir kadının çocuğunun vaktinden önce doğmasına,

Neden olmuşsa, birinci fıkraya göre belirlenen ceza, yarısı oranında artırılır.

(3) Taksirle yaralama fiili, mağdurun;

a) İyileşmesi olanağı bulunmayan bir hastalığa veya bitkisel hayata girmesine,

b) Duyularından veya organlarından birinin işlevinin yitirilmesine,

c) Konuşma ya da çocuk yapma yeteneklerinin kaybolmasına,

d) Yüzünün sürekli değişikliğine,

e) Gebe bir kadının çocuğunun düşmesine,

Neden olmuşsa, birinci fıkraya göre belirlenen ceza, bir kat artırılır.

(4) Fiilin birden fazla kişinin yaralanmasına neden olması halinde, dokuz aydan beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

(5) (Değişik: 6/12/2006 – 5560/5 md.) Taksirle yaralama suçunun soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlıdır. Ancak, birinci fıkra kapsamına giren yaralama hariç, suçun bilinçli taksirle işlenmesi halinde şikâyet aranmaz.


Madde Gerekçesi

Madde metninde, taksirle yaralama suçu tanımlanmıştır. “Genel Hükümler” başlıklı Birinci Kitapta yer alan taksire ilişkin hükümler, bu suç açısından da geçerlidir. Yaralama kavramının içeriği bakımından, kasten yaralama suçuna ilişkin gerekçeye bakılmalıdır.

Maddenin iki ve üçüncü fıkralarında taksirle yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hâlleri düzenlenmiştir. Bu hususlarla ilgili açıklamalar için, kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hâllerine ilişkin madde gerekçesine bakılmalıdır.

Dördüncü fıkrada, birden fazla kişinin yaralanmasına neden olunması hâlinde, verilecek cezanın alt ve üst sınırı belirlenmiştir.


Taksirle Yaralama Suçu ile Kasten Yaralama Suçu Arasındaki Temel Farklar

Kasten yaralama ile taksirle yaralama arasındaki temel fark, failin manevi unsurunda ortaya çıkar: Kasten yaralamada fail, mağdurun vücut bütünlüğüne zarar vermeyi bilerek ve isteyerek hareket eder; yani sonucu doğrudan amaçlar ya da en azından kabullenir. Buna karşılık taksirle yaralamada failin zarar verme iradesi yoktur, ancak dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranışı nedeniyle öngörülebilir bir netice meydana gelir. Başka bir ifadeyle kasten yaralamada bilinçli ve iradi bir saldırı söz konusu iken, taksirle yaralamada istenmeyen fakat ihmalkâr ya da dikkatsiz davranıştan kaynaklanan bir sonuç vardır; bu nedenle kasten yaralama suçu genellikle daha ağır yaptırıma tabi tutulur.


Cezanın Niteliği, Yargılama ve İnfaz Rejimi

Türk Ceza Kanunu m.89 kapsamında taksirle yaralama suçunun basit halinde ceza üç aydan bir yıla kadar hapis veya adli para cezası olup, fiilin bilinçli taksirle işlenmesi ya da mağdurda kemik kırığı, hayati tehlike, organ işlevinde zayıflama veya birden fazla kişinin yaralanması gibi ağır neticeler meydana gelmesi hâlinde ceza artırılmaktadır; basit hâl şikâyete tabi iken ağır neticeli hâller re’sen soruşturulur ve görevli mahkeme kural olarak Asliye Ceza Mahkemesidir.

İnfaz bakımından kısa süreli hapis cezaları adli para cezasına çevrilebilir, koşulları varsa hükmün açıklanmasının geri bırakılması ve erteleme uygulanabilir, ancak bilinçli taksir durumunda bazı lehe hükümlerin uygulanması daha sınırlı değerlendirilebilmektedir.

Taksirle Yaralama Suçunda Tutuklama

Türk Ceza Kanunu m.89 kapsamında düzenlenen taksirle yaralama suçu kural olarak alt sınırı düşük ve çoğu durumda adli para cezası veya kısa süreli hapis öngören bir suç olduğundan tutuklama istisnai bir tedbirdir; tutuklama kararı verilebilmesi için yalnızca kuvvetli suç şüphesi değil, ayrıca kaçma şüphesi veya delilleri karartma ihtimali gibi somut tutuklama nedenlerinin bulunması gerekir ve özellikle basit taksirli hallerde ölçülülük ilkesi gereği uygulamada çoğunlukla adli kontrol tedbirleri tercih edilir.

Şikâyet, Uzlaşma ve Zamanaşımı

Türk Ceza Kanunu m.89 kapsamında taksirle yaralama suçunun basit hali şikâyete tabidir ve mağdurun fiili ve faili öğrendiği tarihten itibaren 6 ay içinde şikâyette bulunması gerekir; bu süre geçirilirse soruşturma yapılamaz. Ancak suçun ağır neticeli halleri (örneğin hayati tehlike, organ işlevinde zayıflama, birden fazla kişinin yaralanması gibi) şikâyete tabi değildir ve re’sen soruşturulur. Basit taksirli yaralama suçu kural olarak uzlaşma kapsamındadır, dolayısıyla tarafların anlaşması halinde kamu davası açılmaz ya da açılmışsa düşer; ağır neticeli bazı hallerde ise uzlaşma uygulanmaz. Zamanaşımı bakımından ise suçun temel şekli için dava zamanaşımı süresi 8 yıldır ve bu süre içinde dava açılmadığı veya sonuçlandırılmadığı takdirde düşme kararı verilir.

Görevli Mahkeme

Türk Ceza Kanunu m.89 kapsamında düzenlenen taksirle yaralama suçu bakımından görevli mahkeme kural olarak Asliye Ceza Mahkemesidir, çünkü suç için öngörülen ceza miktarı ağır ceza mahkemesinin görev alanına girmez. Suçun bilinçli taksirle işlenmesi ya da birden fazla kişinin yaralanması gibi ağır neticeler söz konusu olsa dahi, özel olarak ağır ceza mahkemesinin görevine bırakılmadıkça yargılama Asliye Ceza Mahkemesinde yapılır.


Yargıtay Kararları

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2025/1899 E. ve 2025/2250 K.

Özet: TCK m.89 kapsamındaki taksirle yaralamaya dayalı tazminat davası, zamanaşımı nedeniyle reddedilmiş, davacının istinaf başvurusu da esastan reddedilerek karar korunmuş ve sonuç davalı lehine olmuştur.

DAVA : Yukarıda yazılı İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine, Dairemiz Heyetince yapılan müzakere sonucunda;

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ :

KARAR : Dava yaralamalı trafik kazası nedeni ile sürekli iş göremezlik, geçici iş görmezlik, geçici bakıcı gideri, tedavi gideri tazminatına ilişkindir. Mahkemece yapılan yargılama sonucunda, “Davanın zamanaşımı sebebiyle reddine” karar verilmiştir.

Bu karara karşı davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur .Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; kanun hükmünde zamanaşımının açıkça zarar görenin, zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten itibaren başlayacağının belirtildiğini, uzamış ceza zamanaşımı süresinin dava konusu kaza nedeniyle 8 yıl kabul edildiğini, pandemi nedeniyle zamanaşımı sürelerinin 94 gün boyunca durduğunu ayrıca 06.02.2023 tarihli deprem nedeniyle olağanüstü hal ilan edilen illerde bir kısım yargısal sürelerin 06 Nisan 2023 tarihine kadar durdurulmasına ilişkin Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile de yargıda sürelerin 60 gün boyunca durduğunu, vekil olarak deprem tarihi itibariyle de Gaziantep Barosuna kayıtlı olduğundan sürelerin durması dosyanın kapsamını etkilediğini, dolayısıyla iş bu dosya nezdinde pandemi nedeniyle 94 gün ve deprem nedeniyle de 60 gün boyunca sürelerin durduğunu, trafik kazasının 07.07.2016 tarihinde meydana geldiğini, arabuluculuk, pandemi ve deprem nedeniyle duran sürelerin hesaba katıldığında zamanaşımının 193 gün uzaması gerektiğini, 20.01.2025 tarihinde zamanaşımı süresinin dolduğunu ancak davanın 11.01.2025 tarihinde açıldığını, dolayısıyla zamanaşımı süresinin içerisinde dava açılmış olup davanın red gerekçesinin hukuka uygun olmadığını belirterek istinaf yasa yoluna başvurmuştur. Dava, yaralamalı trafik kazası nedeniyle maddi tazminat istemine ilişkin olup istinaf açısından uyuşmazlık konusu HMK ‘nın 355. maddesine göre kamu düzeni ve istinaf nedenleri ile sınırlı olmak üzere İlk Derece Mahkemesince verilen kararın usul, yasa ve dosya içeriğine uygun olup olmadığıdır.2918 Sayılı KTK’ nın 109/1. maddesinde “Motorlu araç kazalarından doğan maddi zararların tazminine ilişkin talepler, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak 2 yıl ve her halde, kaza gününden başlayarak 10 yıl içinde zamanaşımına uğrar” hükmüne, yine aynı kanunun 109/2. maddesinde ise “dava, cezayı gerektiren bir fiilden doğar ve Ceza Kanunu bu fiil için daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörmüş ise bu süre maddi tazminat talepleri için de geçerlidir” hükmüne yer verilmiştir.5237 Sayılı TCK’nın 89.maddesinde düzenlenen ve somut olayda eyleme uyan taksirle yaralama suçunun ceza zamanaşımı süresi aynı Kanun’un 66/1-e maddesine göre 8 yıl olduğundan açılan dava 8 yıllık dava zamanaşımı süresine tabidir. Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair 7226 Sayılı Kanun’un Geçici 1. maddesi (1)Covid-19 salgın hastalığının ülkemizde görülmüş olması sebebiyle yargı alanındaki hak kayıplarının önlenmesi amacıyla; a) Dava açma, icra takibi başlatma, başvuru, şikâyet, itiraz, ihtar, bildirim, ibraz ve zamanaşımı süreleri, hak düşürücü süreler ve zorunlu idari başvuru süreleri de dâhil olmak üzere bir hakkın doğumu, kullanımı veya sona ermesine ilişkin tüm süreler; 6/1/1982 tarihli ve 2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu, 4/12/2004 tarihli ve 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ve 12.1.2011 tarihli ve 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile usul hükmü içeren diğer kanunlarda taraflar bakımından belirlenen süreler ve bu kapsamda hâkim tarafından tayin edilen süreler ile arabuluculuk ve uzlaştırma kurumlarındaki süreler 13.03.2020 (bu tarih dâhil) tarihinden itibaren 30.4.2020 (bu tarih dâhil) tarihine kadar durur. Bu süreler, durma süresinin sona erdiği günü takip eden günden itibaren işlemeye başlar. Durma süresinin başladığı tarih itibarıyla, bitimine on beş gün ve daha az kalmış olan süreler, durma süresinin sona erdiği günü takip eden günden başlamak üzere on beş gün uzamış sayılır. Salgının devam etmesi halinde Cumhurbaşkanı durma süresini altı ayı geçmemek üzere bir kez uzatabilir ve bu döneme ilişkin kapsamı daraltabilir. Bu kararlar Resmî Gazete’ de yayımlanır.” hükmünü haizdir. 2480 Sayılı Yargı Alanındaki Hak Kayıplarının Önlenmesi Amacıyla Getirilen Durma Süresinin Uzatılmasına Dair Karar, 30 Nisan 2020 tarihli ve 31114 Sayılı Resmi Gazete’ de yayımlanmış olup; yayımı tarihinde yürürlüğe giren 7226 Sayılı Kanunun Geçici 1. maddesi 1. fıkrası a bendi kapsamında 13.03.2020 tarihinden itibaren duran sürelerin 15.06.2020 (bu tarih dahil) tarihine kadar durmasına karar verildiği anlaşılmıştır. 6325 Sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu’nun 18/A.15. maddesine göre “Arabuluculuk bürosuna başvurulmasından son tutanağın düzenlendiği tarihe kadar geçen sürede zamanaşımı durur ve hak düşürücü süre işlemez. “Olağanüstü Hal Kapsamında yargı alanında alınan tedbirlere ilişkin Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin “Yargı Alanında Alınan Tedbirler “başlıklı 2.maddesinin 1.fıkrasının A bendinde dava açma, icra takibi, şikayet dahil olmak üzere bir hakkın doğumu, kullanımı veya sona ermesine ilişkin tüm sürelerin, 06/02/2023 tarihinden itibaren 06/04/2023 tarihine kadar duracağı belirtilmiş olup, 5.fıkrasında bu madde hükmünün OHAL ilan edilen illerin barosuna 06/02/2023 tarihi itibariyle kayıtlı avukatlar ile diğer barolara kayıtlı olup aynı tarihte bu illerde bulunan avukatlar tarafından takip edilen dava ve işlerle ilgili olarak bu avukatlar bakımından ülke genelinde uygulanacağı ve 6.maddesinde ise OHAL ilan edilmeyen illerin barosuna kayıtlı avukatların ve bürolarında çalışan kişilerin; OHAL ilan edilen illerde kan veya kayın hısımlarının bulunması veya OHAL ilan edilen illerde felakete uğrayanların kurtarılması, meydana gelen hasar ve zararın telafi edilmesi ya da ihtiyaçların karşılanması amacıyla bu illere gitmeleri halinde bu madde hükmünün söz konusu avukatlar tarafından takip edilen dava ve işlerle ilgili olarak bu avukatlar bakımından 06/03/2023 tarihine kadar uygulanacağı düzenlenmiştir. Davacı vekilinin Gaziantep barosuna kayıtlı olduğu dosya kapsamındaki vekaletnameden anlaşılmış ise de davacı tarafından verilen vekaletnamenin 01/03/2024 tarihi olduğu nedenle deprem nedeni ile duran sürelerden yararlanılması mümkün olmayacaktır. Somut uyuşmazlıkta; Dava konusu kaza tarihinde yürürlükte bulunan 5237 Sayılı Kanunu göre, ceza dava zamanaşımı 8 yıldır. Eldeki uyuşmazlıkta tazminata konu trafik kazası 07/07/2016 tarihinde meydana gelmiş, dava ise 11/01/2025 tarihinde açılmıştır. Yukarıda açıklanan kanun hükmü ile Cumhurbaşkanlığı Kararı uyarınca durma süresi 15.06.2020 tarihine kadar uzatılmıştır. Durma süresi olan 95 günün, zamanaşımın son günü olan 07/07/2024 tarihine eklenmesi halinde 12/10/2024 tarihine kadar uzadığı, yine bu tarihten önce 29/06/2024 tarihinde arabuluculuk başvurusunda bulunulduğu, davacının arabulucuya başvuru tarihi 29/06/2024 tarihi ile düzenlendiği 07/08/2024 tarihleri arasında geçen süre ( 39 gün) kadar da zamanaşımı durduğu, durma sürelerinin tamamı eklendiğinde zamanaşımının 21/11/2024 tarihinde dolduğu görülmektedir. Mahkemece davanın zaman aşımı nedeni ile reddine karar verilmiş olmasında isabetsizlik bulunmamaktadır. Bu nedenlerle; davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK ‘ nın 353/1-b/1. maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.

SONUÇ : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere:

1-)Davacı vekilinin yukarıda esas ve karar numarası yazılı İlk Derece Mahkemesi kararına karşı yapmış olduğu istinaf başvurusunun HMK ‘ nın 353/1-b/1. maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,2-Peşin alınan harç yeterli olduğundan başkaca harç alınmasına yer olmadığına,3-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf eden üzerinde bırakılmasına,4-Duruşma yapılmadığından, vekalet ücreti hükmedilmesine yer olmadığına, 5-İstinaf aşaması için yatırılan gider avansından artan kısmın yatıran tarafa iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda, HMK ‘ nın 361. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay ilgili hukuk dairesine hitaben verilecek temyiz dilekçesi ile temyiz yasa yolu açık olmak üzere oybirliği ile karar verildi.18/12/2025

İstanbul Böyle Adliye Mahkemesi 40. Hukuk Dairesi 2025/2366 E. ve 2025/1832 K.

Özet: TCK m.89 kapsamındaki taksirle yaralamaya dayalı trafik kazasında, açılan tazminat davasının 8 yıllık zamanaşımı süresi geçtikten sonra açıldığı kabul edilmiş ve davanın reddi kararı istinaf incelemesinde onanmıştır.

DAVA : Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine, Dairemiz Heyetince yapılan müzakere sonucunda;

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:

KARAR : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle, dava dışı sürücü …’nun yönetimindeki davacıya Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası (ZMSS) poliçesiyle sigortalı … plakalı aracın 25/09/2009 tarihinde adı geçen sürücüsünün kusuruyla meydana gelen kazada araçta yolcu olarak bulunan davacının ağır biçimde yaralandığını belirterek, belirsiz alacak davası niteliğinde bedensel yaralanmasından kaynaklanan maddi zararlarına karşı 100 TL maddi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı … Sigorta AŞ vekili cevap dilekçesinde, davanın zamanaşımına uğradığını ileri sürerek davanın reddine karar verilmesini istemiştir. İlk derece mahkemesince, davanın zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Bu karara karşı istinaf başvurusunda bulunan davacı vekili dilekçesinde özetle, kazadan sonra Erzurum ilinde Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesinde teşhis ve tedavileri yapılan müvekkilinin tedavilerinin uzun sürmesi sebebiyle, ilk sakatlık oranının ancak 17/11/2015 tarihinde tespit edilebildiğini; dava zamanaşımının başlangıcının, kaza tarihi değil, maluliyetin son olarak belirlendiği 14/03/2025 günü olduğunu; Yargıtay´ın yerleşik kararlarına göre, zamanaşımının işlemeye başlaması için zararın ve tazminat sorumlusunun öğrenilmesi yeterli olmayıp kalıcı sakatlık derecesinin kesin olarak tespit edilerek öğrenilmiş olması gerektiğini, Covid 19 pandemisi sebebiyle çıkarılan Cumhurbaşkanlığı Kararnamesiyle zamanaşımı sürelerinin 13 Mart-15 Haziran tarihleri arasında, yaklaşık 95 gün boyunca işlemediğini, dolayısıyla pandemi sebebiyle 95 günlük uzama süresi ile birlikte huzurdaki davanın, dava zamanaşımının 20/02/2024 tarihinde dolduğunu, bu süre dolmadan 14/02/2024 tarihinde ıslah/arttırım dilekçesi sunulduğunu belirterek istinaf kanun yoluna başvurmuştur.6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 355. maddesi kapsamında istinaf itirazları ve kamu düzenine ilişkin hususlarla sınırlı olarak yapılan inceleme sonunda: Dava, trafik kazasından kaynaklanan sürekli ve geçici iş görmezlik tazminatı istemine ilişkindir. 2918 Sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 109. maddesinin 1. fıkrası uyarınca, motorlu araç kazalarından doğan maddi zararların tazminine ilişkin talepler, zarar görenin, zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yıl ve herhalde, kaza gününden başlayarak on yıl içinde zamanaşımına uğrar. Aynı maddenin 2. fıkrası gereğince de, dava, cezayı gerektiren bir fiilden doğar ve ceza kanunu bu fiil için daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörmüş bulunursa, bu süre, maddi tazminat talepleri için de geçerlidir. Eldeki davada ise, davacı vekili dava dilekçesinde, davalıya ZMSS poliçesiyle sigortalı dava dışı sürücü … ‘ nun yönetimindeki … plakalı aracın 25/9/2009 günü kusuruyla neden olduğu kazada müvekkilinin yaralandığını ileri sürmüş; dava dosyasına sunulan kolluk tarafından düzenlenen tespit tutanağında davaya konu kazanın 25/9/2009 günü meydana geldiği belirtilmiş; dava dilekçesini 17/12/2022 günü tebellüğ eden davalı … Sigorta AŞ’nin vekili HMK’ nin 127. maddesinde öngörülen 2 haftalık cevap süresinin sona erdiği tatil gününü izleyen ilk iş günü olan 02/01/2023 tarihinde sunduğu cevap dilekçesinde davanın zamanaşımına uğradığını savunmuş; Adli Tıp Kurumu Adli Tıp 2. İhtisas Kurulunun 12/3/2025 gün ve 4273 Sayılı raporunda, davaya konu kazada Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranları Tespit İşlemleri Yönetmeliği hükümlerine göre meslekte kazanma gücünü E Cetveline göre %50 oranında kaybetmiş sayılacağı ve iyileşme süresinin 9 aya kadar uzayabileceği bildirilen davacı …’nın %50 oranında meslekte kazanma gücünden kayıp oranının 20/9/2009 tarihinde geçirdiği trafik kazasında meydana gelen sağ frontal kırık, pnömosefali , SAK, her iki maksillada kırıklar sol orbita medial duvarda kırıklar sonucu meydana geldiği ve davaya konu kazayla nedensellik bağının bulunduğu, ayrıca kurulun 18/11/2024 günü yapılan muayenesinde elde edilen bulgularla tespit edildiği ve sabit olduğu üzere, dava konusu olaya bağlı yeni gelişen bir durumun bulunmadığı, maluliyet oranında artış veya herhangi bir azalmanın meydana gelmediği bildirilmiştir. Somut uyuşmazlık yukarıda yapılan açıklamalar ışığında değerlendirildiğinde; KTK ‘nin 109. maddesinin 2. fıkrası uyarınca somut olaya uygulanması gereken taksirle yaralama suçuna ilişkin TCK’nin 89. maddesinin 1. fıkrasında öngörülen cezanın üst sınırına göre aynı Kanunun 66. maddesinin 1. fıkrasının (e) bendi uyarınca 8 yıllık zamanaşımına tabi olan eldeki davanın, davaya konu trafik kazasının meydana geldiği 25/9/2009 gününden, 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 153. maddesinde öngörülen zamanaşımını durduran ve aynı Kanun’un 154. maddesinde belirtilen zamanaşımını kesen neden olmaksızın 8 yıllık zamanaşımı geçtikten sonra 10/11/2022 günü arabulucuya başvurulmasının ardından 7/12/2022 günü açıldığı; böylece eldeki davanın, arabulucuya başvurulmadan önce, Covid-19 salgın hastalığının ülkemizde görülmesi nedeniyle 26 Mart 2020 gün ve 31080 (Mükerrer) sayılı Resmî Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 7226 Sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun geçici 1. maddesi henüz yürürlüğe girmeden önce 25/9/2017 günü zamanaşımına uğradığının anlaşılması karşısında, davacı vekilinin dilekçesinde ileri sürdüğü istinaf sebepleri yerinde görülmemiş, davanın reddine karar verilmesinde isabetsizlik bulunmadığı sonucuna varılmıştır.

SONUÇ : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;

1-)Davacı … vekilinin yukarıda esas ve karar numarası yazılı ilk derece mahkemesinin hükmüne yönelik istinaf başvurusunun, HMK’ nin 353/1-b/1. maddesi uyarınca esastan reddine,2-Harçlar Kanununa göre alınması gereken 615,40 TL istinaf karar ve ilam harcının peşin alınan 2.562 TL harçtan mahsubu ile 1.946,6 TL istinaf karar ve ilam harcının davacıya iadesine,3-Davacının istinaf başvurusu nedeniyle sarf ettiği yargılama giderinin üzerinde bırakılmasına,4-İstinaf incelemesi duruşmalı yapılmadığından vekâlet ücretine hükmedilmesine yer olmadığına, 5-İstinaf yargılama giderleri için yatırılan gider avansından artan kısmın yatıran tarafa iadesine, Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, HMK’ nin 361. maddesi uyarınca gerekçeli kararın tebliği tarihinden itibaren iki haftalık süre içerisinde, dairemize ya da bulunulan yer bölge adliye mahkemesi hukuk dairesine veya ilk derece mahkemesine verilecek dilekçeyle Yargıtayda temyiz yolu açık olmak üzere oybirliği ile karar verildi. 11/12/2025


TCK 89 Sıkça Sorulan Sorular | Taksirle Yaralama Suçu

TCK 89 Sıkça Sorulan Sorular

TCK m.89 kapsamında taksirle yaralama suçunda ceza, yaralanmanın niteliğine ve doğurduğu sonuca göre belirlenir. Temel hâlde adli para cezası veya hapis cezası gündeme gelebilir. Ancak mağdurda kemik kırığı, organ işlevinde zayıflama, kalıcı etki veya birden fazla kişinin yaralanması gibi daha ağır sonuçlar ortaya çıkmışsa ceza artabilir. Bu nedenle kesin ceza miktarı, her somut olayın özelliklerine göre ayrıca değerlendirilir.

Bu soruya tek bir dosya incelenmeden kesin cevap vermek mümkün değildir. Hükmedilen cezanın süresi, sanığın sabıka durumu, cezanın ertelenmeye elverişli olup olmadığı, hükmün açıklanmasının geri bırakılması şartlarının oluşup oluşmadığı ve infaz hükümleri birlikte değerlendirilir. Uygulamada, daha düşük ceza miktarlarında cezanın infaz şekli bakımından farklı sonuçlar doğabilmektedir.

Evet, somut olayın özelliklerine ve hükmedilen cezanın türüne göre kısa süreli hapis cezalarının adli para cezasına çevrilmesi mümkündür. Ancak bu sonuç her dosyada otomatik olarak doğmaz. Mahkeme, failin kusur durumu, olayın meydana geliş şekli ve cezanın bireyselleştirilmesine ilişkin ilkeleri dikkate alarak takdir yetkisini kullanır.

Taksirle yaralama suçu kural olarak şikâyete bağlıdır. Bununla birlikte, yaralanmanın ağır sonuçlar doğurması veya kanunda özel olarak belirtilen nitelikli hâllerin bulunması halinde soruşturma ve kovuşturma şikâyete bağlı olmaksızın da yürütülebilir. Bu nedenle olayın basit veya ağır sonuçlu olup olmadığı mutlaka ayrıca incelenmelidir.

Taksirle yaralama suçu, uygulamada çoğu durumda uzlaştırma kapsamında değerlendirilir. Ancak olayın niteliği, mağdur sayısı ve yaralanmanın sonuçları bu değerlendirmeyi etkileyebilir. Uzlaşma sağlanması halinde ceza yargılaması bakımından önemli sonuçlar doğar ve dosya, kanundaki şartlara göre farklı bir aşamaya geçebilir.

Kesinleşmiş mahkûmiyet kararları adli sicil bakımından sonuç doğurabilir. Bununla birlikte, hükmün açıklanmasının geri bırakılması gibi kurumların uygulanması halinde aynı sonucun doğup doğmayacağı kararın hukuki niteliğine göre değişir. Bu nedenle adli sicil etkisi, dosyada verilen kararın türüne göre ayrıca değerlendirilmelidir.

Bu içerik genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Somut olayın özelliklerine göre ceza miktarı, uzlaşma, şikâyet, infaz ve adli sicil sonuçları değişiklik gösterebilir.