Madde Metni

Kasten yaralamanın ihmali davranışla işlenmesi

Madde 88-(1) Kasten yaralamanın ihmali davranışla işlenmesi halinde, verilecek ceza üçte ikisine kadar indirilebilir. Bu hükmün uygulanmasında kasten öldürmenin ihmali davranışla işlenmesine ilişkin koşullar göz önünde bulundurulur.


Madde Gerekçesi

Maddede, kasten yaralama suçunun daha az cezayı gerektiren hâli düzenlenmiştir. Buna göre, kasten yaralama fiilinin kişi üzerindeki etkisinin basit bir tıbbi müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif olması hâlinde, faile daha az ceza verilmesi öngörülmüştür.

Bu düzenlemeyle, 765 sayılı Türk Ceza Kanununun benimsediği “kasten müessir fiil” ve “mütat iştigallerden mahrumiyeti mucip olma ölçütü” terk edilmiştir. Kasten yaralama fiilinin kişi üzerindeki etkisinin, basit bir tıbbi müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif olup olmadığının belirlenmesi, tıp biliminin verilerine göre yapılacaktır.

Bu ölçüye varmayan kasten yaralama fiillerinde, soruşturma ve kovuşturmanın yapılabilmesi, mağdurun şikâyetine bağlı tutulmuştur.

Cezanın Niteliği, Yargılama ve İnfaz Rejimi

TCK m.88’de düzenlenen kasten yaralamanın ihmali davranışla işlenmesi suçunda cezanın niteliği, TCK m.86’daki kasten yaralama hükümlerine göre belirlenir;

Ancak failin icrai değil ihmali davranışı söz konusu olduğundan ve ancak kanundan, sözleşmeden ya da önceden yarattığı tehlikeli durumdan kaynaklanan koruma yükümlülüğü bulunan “garantör” sıfatıyla hareket etmemesi halinde sorumluluk doğduğundan, hâkim temel ceza üzerinden indirim yapma yetkisine sahiptir;

Suç kural olarak neticenin ağırlığına göre re’sen soruşturulur ve kovuşturulur, basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek hâller şikâyete tabidir; görevli mahkeme cezanın üst sınırına göre genellikle Asliye Ceza Mahkemesidir;

İnfaz rejimi bakımından hükmolunan süreli hapis cezası 5275 sayılı Kanun hükümlerine tabidir ve koşullu salıverilme, denetimli serbestlik ve tekerrür hükümleri genel esaslara göre uygulanır.

Kasten Yaralamanın İhmali Davranışla İşlenmesi Suçunda Tutuklama

TCK m.88’de düzenlenen kasten yaralamanın ihmali davranışla işlenmesi suçunda tutuklama, bir ceza değil 5271 sayılı CMK m.100 ve devamında düzenlenen bir koruma tedbiri olup uygulanabilmesi için kuvvetli suç şüphesinin varlığı ile birlikte kaçma şüphesi, delilleri karartma ihtimali veya mağdur ya da tanıklar üzerinde baskı kurulması tehlikesi gibi somut tutuklama nedenlerinden en az birinin bulunması gerekir;

Suç katalog suçlar arasında yer almadığından tutuklama karinesi söz konusu değildir ve hâkim ölçülülük ilkesini gözeterek adli kontrol tedbirlerinin yetersiz kalacağını gerekçelendirmek zorundadır;

Soruşturma evresinde tutuklama kararı sulh ceza hâkimi, kovuşturma evresinde ise davaya bakan mahkeme tarafından verilir.

Şikâyet, Uzlaşma ve Zamanaşımı

TCK m.88’de düzenlenen kasten yaralamanın ihmali davranışla işlenmesi suçunda şikâyet, uzlaşma ve zamanaşımı hususları TCK m.86 hükümlerine paralel olarak belirlenir; basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek nitelikteki yaralanmalar şikâyete tabi olup mağdurun altı ay içinde şikâyet hakkını kullanması gerekirken, daha ağır neticeli hâller re’sen soruşturulur; uzlaşma bakımından basit yaralama ve uzlaşma kapsamında sayılan bazı hâller CMK m.253 uyarınca uzlaştırmaya tabi olabilirken ağır neticeli hâller uzlaşma dışındadır;

zamanaşımı yönünden ise TCK m.66 hükümleri uygulanır ve suç için öngörülen cezanın üst sınırına göre dava zamanaşımı süresi belirlenir, temel hâlde bu süre kural olarak sekiz yıl olup nitelikli hâllerde artan ceza üst sınırına göre süre değişiklik gösterebilir.

Görevli Mahkeme

TCK m.88’de düzenlenen kasten yaralamanın ihmali davranışla işlenmesi suçunda görevli mahkeme, 5235 sayılı Kanun’un 12 ve 14. maddeleri uyarınca suç için kanunda öngörülen cezanın üst sınırı esas alınarak belirlenir; m.88’de ceza, kasten yaralama hükümlerine (TCK m.86 ve netice ağırlaşmışsa m.87) göre tayin edildiğinden, üst sınırı on yılı aşmayan hâllerde görevli mahkeme Asliye Ceza Mahkemesidir;

ancak uygulanacak yaptırımın üst sınırı on yıldan fazla hapis cezasını gerektiriyorsa görev Ağır Ceza Mahkemesine geçer; yer bakımından yetki ise CMK hükümlerine göre suçun işlendiği yer mahkemesine aittir.


Yargıtay Kararları

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2020/12-370 E. ve 2024/158 K.

Özet: 5237 sayılı TCK’nın 88. maddesi kapsamında değerlendirilen olayda sanık hakkında yeterli kusur tespit edilememiş, dava zamanaşımı nedeniyle kamu davası düşmüş ve karar sanığın lehine sonuçlanmıştır.

Taksirle bir kişinin ölümüne neden olma suçundan sanığın CMK’nın 223/2-c maddesi uyarınca beraatine ilişkin Kütahya 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 06.05.2014 tarihli kararı, katılan vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 12. Ceza Dairesince, raporlar arasındaki çelişkinin giderilmesi için Adli Tıp Kurumu Genel Kurulundan rapor alınmadan beraat kararı verilmesi gerekçesiyle bozulmuştur; dosyada tartışılan temel husus 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 88. maddesi kapsamında ihmali davranışla işlenen fiillerin hukuki niteliğinin belirlenmesi olmuştur.

Bozmaya uyan Kütahya 2. Asliye Ceza Mahkemesi, yapılan yeni yargılama sonucunda 29.12.2016 tarihli kararıyla sanığın CMK 223/2-b maddesi uyarınca yeniden beraatine hükmetmiş; ancak bu karar da Yargıtay 12. Ceza Dairesince, komplikasyon yönetiminde eksiklik bulunduğu ve eylemin TCK 257/2 kapsamında değerlendirilebileceği gerekçesiyle bozulmuştur.

Bozma sonrası yapılan yargılamada mahkeme 19.04.2018 tarihli kararıyla sanığın tekrar beraatine karar vermiş, dosya yeniden temyiz edilmiştir; Yargıtay 12. Ceza Dairesi, yerel mahkemenin kararının direnme niteliğinde olmadığını belirterek önceki bozma ilamı doğrultusunda hükmün tekrar bozulmasına karar vermiştir.

Yerel mahkeme ise 31.10.2019 tarihli kararıyla bozmaya direnmiş ve Adli Tıp Kurumu Genel Kurulu raporunda sanığa kusur atfedilemediği, ameliyat sırasında meydana gelen büyük arter yaralanmasının komplikasyon niteliğinde olduğu, sanığın gerekli konsültasyonları yaparak tıbbi müdahalede bulunduğu ve cezalandırılması için yeterli delil bulunmadığı gerekçesiyle sanığın beraatine karar vermiştir.

Dosyanın Ceza Genel Kurulunca incelenmesi sonucunda, sanığın eyleminin TCK 257/2 kapsamında ihmali davranışla görevi kötüye kullanma suçunu oluşturabileceği, ancak suç yönünden TCK 66/1-e uyarınca dava zamanaşımının gerçekleştiği belirlenmiş ve CMK 223/8 gereğince kamu davasının düşmesine karar verilmiştir; böylece dava konusu olayda verilen nihai karar sanığın lehine sonuç doğurmuştur.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2021/1-281 E. ve  2022/78 K.

Özet: Sanığın davranışı TCK m.88 kapsamında ihmali davranışla yaralama değil, bilinçli taksirle ölüme neden olma olarak değerlendirilmiş; önceki mahkûmiyet hükmü bozulmuş ve sanık lehine karar verilmiştir.

DAVA: Sanık … hakkında ihmal suretiyle kasten öldürme suçundan, TCK’nın 83/2-b maddesi yollamasıyla 83/3, 53/1 ve 58. maddeleri uyarınca 16 yıl hapis cezası verilmiş, karar …1. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kurulmuş ve sanık müdafisinin istinaf başvurusu üzerine dosya … Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesince incelenmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi, yalnızca TCK’nın 58. maddesine ilişkin kısmı hükümden çıkararak istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermiştir.

Bu kararın da temyiz edilmesi üzerine dosya Yargıtay 1. Ceza Dairesi tarafından incelenmiş ve temyiz itirazlarının esastan reddine karar verilmiştir. Ancak bazı daire üyeleri karşı oy kullanarak sanığın eyleminin ihmal suretiyle kasten öldürme değil, bilinçli taksirle öldürme olarak değerlendirilmesi gerektiğini belirtmiştir.

Dosya kapsamına göre sanık ile maktulün birlikte alkol aldıktan sonra motosikletle seyir hâlindeyken köprü üzerinde kaza yaptıkları, maktulün dereye düşerek kaybolduğu, sanığın ise olay yerinden ayrıldığı ve durumun yetkililere yaklaşık 15 saat sonra bildirildiği anlaşılmıştır. Yapılan incelemelerde maktulün kafatası ve femur kırıkları ile suda boğulma sonucu öldüğü belirlenmiştir.

Ceza Genel Kurulu incelemesinde, olayda 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 88. maddesi kapsamında ihmali davranışla işlenen suçların niteliği ve sanığın davranışının ihmal suretiyle kasten öldürme mi yoksa bilinçli taksirle öldürme mi olduğu değerlendirilmiştir. Kurul, olayın özellikleri ve deliller birlikte incelendiğinde sanığın ihmal suretiyle kasten öldürme suçundan sorumlu tutulamayacağı sonucuna ulaşmıştır.

Bu nedenle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazı kabul edilmiş, önceki kararlar kaldırılmış ve sanığın eyleminin bilinçli taksirle ölüme neden olma suçunu oluşturduğu gerekçesiyle hüküm bozulmuştur. Ayrıca sanığın cezaevinde geçirdiği süre dikkate alınarak infazın durdurulmasına ve tahliyesine karar verilmiş, böylece verilen karar sanığın lehine sonuç doğurmuştur.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu  2020/12-370 E. ve 2024/158 K.

Özet: TCK 88 kapsamında, garanti yükümlülüğü bulunan failin icrai davranışa eşdeğer ihmali sonucu neticeyi önlememesi halinde, kasten yaralamanın ihmali davranışla işlenmesi kapsamında sorumluluğu doğar.

….”Emredici norma aykırı davranılmasıyla işlenen ihmali suçlar öğretide gerçek ihmali suçlar ve gerçek olmayan veya görünüşte ihmali suçlar olarak iki kategoride değerlendirilmektedir. Gerçek ihmali suçlar; kişinin kanunda tanımlanan icrai davranışı kasten yapmamasıyla oluşmakta olup suçun gerçekleşmesi için ayrıca neticenin de gerçekleşmesi zorunluluğu bulunmamaktadır. TCK’nın 98. maddesindeki; “yardım veya bildirim yükümlülüğünün yerine getirilmemesi”, 175. maddesindeki; “akıl hastası üzerindeki bakım ve gözetim yükümlülüğünün ihlali”, 176. maddedeki; “inşaat veya yıkım faaliyeti sırasında, insan hayatı veya beden bütünlüğü açısından gerekli olan tedbirlerin alınmaması”, 177. maddesindeki; “gözetimi altında bulunan hayvanın kontrol altına alınmasında ihmal gösterilmesi”, 178. maddesindeki; “herkesin gelip geçtiği yerlerde yapılmakta olan işlerden veya bırakılan eşyadan doğan tehlikeyi önlemek için gerekli işaret veya engellerin konulmaması”, 257/2. maddesindeki; “görevinin gereklerinin yapılmasında ihmal veya gecikme gösterilmesi”, 278. maddesindeki; “işlenmekte olan bir suçun yetkili makamlara bildirmemesi”, 279. maddedeki; “kamu adına soruşturma ve kovuşturmayı gerektiren bir suçun işlendiğini göreviyle bağlantılı olarak öğrenip de yetkili makamlara bildirimde bulunulmasının ihmal edilmesi veya bu hususta gecikme gösterilmesi”, 280. maddesindeki; “sağlık mesleği mensubunun görevini yaptığı sırada bir suçun işlendiği yönünde bir belirti ile karşılaşmasına rağmen, durumu yetkili makamlara bildirmemesi veya bu hususta gecikme göstermesi”, 284. maddesindeki; “hakkında tutuklama kararı verilmiş olan veya hükümlü bir kişinin bulunduğu yerin bildiği halde yetkili makamlara bildirilmemesi” gerçek ihmali suçlardandır.

Gerçek olmayan veya görünüşte ihmali suçlar ise, neticenin önlenmesi bakımından hukuki yükümlülük altında bulunan fail tarafından kanunda tanımlanan neticenin meydana gelmesinin engellenmemesi şeklinde işlenen suçlardır. Bu nedenle kanunda düzenlenen ve kural olarak icrai bir hareketle işlenen suçun ihmali bir hareketle de işlenmesine gerçek olmayan ya da görünüşte ihmali suç denilmektedir. Öğretide neticenin meydana gelmesinin engellenmesi yükümlülüğü garanti yükümlülüğü olarak adlandırılmaktadır. Kişinin yerine getirmekle yükümlü olduğu, başka bir anlatımla garanti yükümlülüğü altında bulunan davranışı gerçekleştirmemesi nedeniyle meydana gelen neticeden sorumlu tutulabilmesi için söz konusu yükümlülük ihmalinin icrai davranışa eşdeğer olması zorunludur. TCK’nın 83. maddesinde düzenlenen; “kasten öldürmenin ihmali davranışla işlenmesi” ile 88. maddesinde düzenlenen; “kasten yaralamanın ihmali davranışla işlenmesi” gerçek olmayan veya görünüşte ihmali suçlardandır (Kayıhan İçel-F. Sokullu Akıncı-İzzet Özgenç-A. Sözüer-F. Selami Mahmutoğlu, Yener Ünver, Suç Teorisi (2), İstanbul, 2004, 3. Baskı, s. 62; İzzet Özgenç, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınevi, Ankara 2014, 10. Bası, s. 216-227; M. Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınevi, Ankara 2014, 7. Bası, s. 362-386; M. E. Artuk-A. Gökcen-A. C. Yenidünya, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Ankara 2014, 8. Bası, s. 233-242).

Gerçek ihmali suçlar hareketin yapılmasıyla gerçekleşen ve kanuni tanımlarında netice aranmayan suçlar olduğundan bu suçlarda nedensellik bağının araştırılmasına gerek yoktur. Görünüşte ihmali suçlarda ise, hareketsizlik doğal anlamda neticeye sebep olmadığından, ortaya çıkan netice ile belirli bir icrai davranışta bulunma yükümlülüğü altında bulunan kişinin hareketsizliği şeklindeki fiil arasında doğal anlamda değil normatif anlamda nedensellik aranmaktadır. İhmal edilen hareket yapılmış olsaydı netice engellenecekti denilebiliyorsa nedenselliğin söz konusu olduğu kabul edileceğinden gerçekleşen netice ile ihmal edilen hareket kanuna uygun bir nedensellik bağı içinde bulunmalıdır.”….

…”Normlar çatışması yalnızca aynı kusur tipleri bakımından söz konusu olabilir. Başka deyişle görevin gereğine bilerek ve isteyerek ihmali-pasif hareketle aykırı davranılması hâlinde eylem TCK’nın 257/2. madde ile birlikte kasten öldürme veya yaralamanın ihmali hareketle işlenmesi suçlarını (TCK’nın 83 ve 88. maddeleri) ihlal edebilir, ihmali hareketin özen yükümlülüğüne aykırılık biçiminde (taksirle) gerçekleşmesi durumunda ise eylem kasıtlı olmadığı için yalnızca taksirle ölüme veya yaralamaya neden olma suçları (TCK’nın 85 ve 89. maddeleri) oluşur (H. Tahsin Gökcan, ‘Görevi Kötüye Kullanma, Zimmet-İrtikap-Rüşvet ve Denetim Görevini İhmal Suçları’, Adalet Yayınevi, Ankara 2002, s. 206; H. Tahsin Gökcan, ‘Tıbbi Müdahaleden Doğan Hukuki ve Cezai Sorumluluk’, Seçkin Yayınevi, 4. Baskı, s. 1215).

f. Madde gerekçesinde de vurgulandığı üzere, TCK’nın ‘Görevi kötüye kullanma’ başlıklı 257. maddesi, genel, tali ve tamamlayıcı bir normdur ve gerek icrai, gerekse ihmali davranışla olsun kastla işlenen bir suç olması nedeniyle aynı eylem yine icrai ya da ihmali davranışla ve fakat kastla işlenen ve özel norm niteliğinde olan bir suçu oluşturduğunda uygulanma kabiliyetini kaybeder. Önemle vurgulamak gerekiyor ki, kastla işlenen ‘ihmali davranışla görevi kötüye kullanma’ suçu ile özensizlik ve önlemsizlikten kaynaklanan taksirli hareketin birbirine karıştırılması nedeniyle, eylemin taksirli suçu oluşturmadığı hâllerde genel, tali norm olan TCK’nın 257. maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen görevde yetkiyi ihmal suretiyle kötüye kullanma suçunu oluşturduğunu söylemek, hukuk ve mantık kuralları müvacehesinde ciddi sorunlar barındıran bir yaklaşımdır.

g. Diğer taraftan Özel Daire ile Genel Kurulun, sanığın öngörülmesi mümkün olmayan komplikasyondan kaynaklanan ölüm neticesi sebebiyle taksirle hareket ettiğinden söz edilemeyeceğinde kuşku bulunmamakla birlikte hekimlik görevinin gereklerini yapmakta gecikme göstererek ölenin mağduriyetine sebebiyet verdiği gerekçesiyle, eyleminin TCK’nın 257/2. maddesinde düzenlenen ihmali davranışla görevi kötüye kullanma suçunu oluşturduğu yönündeki kabulü, kamu görevlisi olan hekimlerle, özel hastane hekimleri arasında izahı kabil olmayan hukuki sonuçlar doğuracaktır. Mesela somut olayda sanık, özel hastanede çalışması nedeniyle kamu görevlisi sayılmayacağı için TCK’nın 257/2. maddesinde düzenlenen ve failin kamu görevlisi olmasını ön şart olarak öngören özgü suç niteliğindeki ihmali davranışla görevi kötüye kullanma suçundan da sorumlu tutulamayacaktı.

Açıklanan nedenlerle Yerel Mahkemenin direnme kararındaki gerekçeler eksik olsa da sonuçları itibarıyla hukuki ve yerinde olduğundan Sayın Çoğunluğun, eylemin TCK’nın 257/2. maddesinde düzenlenen ihmali davranışla görevi kötüye kullanma suçunu oluşturduğu yönündeki kabulüne katılmıyorum.

Sayın Çoğunluğun suç vasfı yönündeki kabulüne göre davanın zamanaşımı nedeniyle düşürülmesinde ise hukuka aykırılık bulunmamaktadır.”,

Çoğunluk görüşüne katılmayan üç Ceza Genel Kurulu Üyesi de; Yerel Mahkemenin direnme gerekçesinin isabetli olduğu,

Düşünceleriyle karşı oy kullanmışlardır.

SONUÇ : Açıklanan nedenlerle;

1-) Kütahya 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 31.10.2019 tarihli ve 405-696 Sayılı direnme kararına konu hükmünün, sanığın eyleminin TCK’nın 257/2. maddesinde düzenlenen ihmali davranışla görevi kötüye kullanma suçunu oluşturduğunun gözetilmemesi isabetsizliğinden ve gerçekleşen dava zamanaşımı nedeniyle BOZULMASINA, ancak yeniden yargılama gerektirmeyen bu konuda, 1412 Sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun, 5320 Sayılı Kanun’un 8. maddesi gereğince karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 322. maddesi uyarınca karar verilmesi mümkün bulunduğundan, sanık hakkındaki açılan kamu davasının, TCK’nın 66/1-e ve CMK’nın 223/8. maddeleri uyarınca DÜŞMESİNE,

2-) Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 22.05.2024 tarihinde yapılan müzakerede sanığın eyleminin TCK’nın 85/1. maddesi kapsamında taksirle bir kişinin ölümüne neden olma suçunu mu, yoksa aynı Kanun’un 257/2. maddesi kapsamında kalan görevi kötüye kullanma suçunu mu oluşturacağına ilişkin uyuşmazlık konusu bakımından oy çokluğuyla, dava zamanaşımının gerçekleşip gerçekleşmediğine ilişkin uyuşmazlık konusu bakımından ise oybirliğiyle karar verildi.”


TCK 88 Sıkça Sorulan Sorular | Kasten Yaralamanın İhmali Davranışla İşlenmesi

TCK 88 Sıkça Sorulan Sorular

TCK m.88’de ceza, bağımsız ve sabit bir yaptırım olarak değil; kasten yaralama hükümleri esas alınarak belirlenir. Ardından, fiilin ihmali davranışla işlenmiş olması nedeniyle hâkim tarafından üçte ikiye kadar indirim uygulanabilir. Bu nedenle her dosyada ceza miktarı; mağdurun yaralanma derecesine, failin hukuki yükümlülüğüne ve olayın somut özelliklerine göre ayrıca değerlendirilir.

Bu sorunun tek ve değişmez bir cevabı yoktur. Hükmedilen cezanın süresi, sanığın adli geçmişi, cezanın ertelenmesine elverişli olup olmadığı, hükmün açıklanmasının geri bırakılması şartlarının oluşup oluşmadığı ve infaz rejimi birlikte değerlendirilir. Uygulamada, özellikle daha düşük ceza miktarlarında erteleme, hükmün açıklanmasının geri bırakılması veya cezanın infaz şekline ilişkin farklı sonuçlar gündeme gelebilir. Bu nedenle “kesin olarak hapis yatılır” ya da “hiç yatılmaz” şeklinde kategorik bir değerlendirme doğru değildir.

Somut olayın özelliklerine ve hükmedilen cezanın niteliğine bağlı olarak, kısa süreli hapis cezalarının adli para cezasına çevrilmesi mümkün olabilir. Ancak bu sonuç her dosyada kendiliğinden doğmaz. Mahkeme; failin kişiliğini, yargılama sürecindeki tutumunu, suçun işleniş biçimini ve cezanın bireyselleştirilmesine ilişkin genel ilkeleri dikkate alarak karar verir.

Bu husus, yaralanmanın ağırlığına göre değişir. Basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek nitelikteki yaralanmalar şikâyete tabi olabilir ve bu durumda mağdurun süresi içinde şikâyet hakkını kullanması gerekir. Daha ağır nitelikteki yaralanmalarda ise soruşturma ve kovuşturma çoğu zaman re’sen yürütülür. Uzlaşma bakımından da yine suçun temel veya ağırlaşmış hâline göre değerlendirme yapılır; bazı basit yaralama halleri uzlaştırma kapsamında kalabilirken, daha ağır sonuç doğuran hâller uzlaşma dışında kalabilir.

Mahkûmiyet hükmünün niteliğine göre adli sicil bakımından farklı sonuçlar ortaya çıkabilir. Kesinleşmiş bir mahkûmiyet kararı kural olarak adli sicil yönünden sonuç doğurabilir. Ancak hükmün açıklanmasının geri bırakılması gibi kurumların uygulanması halinde aynı sonucun doğup doğmayacağı, kararın hukuki niteliğine göre ayrıca değerlendirilmelidir. Bu sebeple, adli sicil etkisi bakımından dosyanın sonucuna göre ayrı bir hukuki inceleme yapılması gerekir.

Bu içerik genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Somut olayın özelliklerine göre ceza miktarı, uzlaşma, şikâyet, infaz ve adli sicil sonuçları farklılık gösterebilir.