Madde Metni

Hakkın kullanılması ve ilgilinin rızası

Madde 26- (1) Hakkını kullanan kimseye ceza verilmez.

(2) Kişinin üzerinde mutlak surette tasarruf edebileceği bir hakkına ilişkin olmak üzere, açıkladığı rızası çerçevesinde işlenen fiilden dolayı kimseye ceza verilmez.


Madde Gerekçesi

Maddenin birinci fıkrasında hakkın kullanılması hukuka uygunluk nedeni düzenlenmiştir. Bir hakkı kullanan kimsenin hukuka aykırı bir şekilde hareket etmiş sayılamayacağı, bilinen bir gerçektir.

Bir hak, kanun, tüzük, yönetmelik, genelge gibi nizamlara dayanabilir ve hukuken tanınmış ve düzenlenmiş olmak kaydıyla, bir mesleğin icrasından da doğabilir.

Burada hakkın doğrudan doğruya kullanılabilir olması aranacaktır. Eğer hak, bir mercie başvurarak kullanılabilecekse, artık buradaki hak kapsamında kabul olunmayacaktır.

Maddenin ikinci fıkrasında ilgilinin rızası hukuka uygunluk nedeni düzenlenmiştir. Söz konusu hukuka uygunluk nedeninin varlığı için, rızanın kişinin üzerinde mutlak surette tasarrufta bulunabileceği bir hakka ilişkin olması gerekir. Keza, kişinin bu hakla ilgili olarak rıza açıklamaya ehil olması gerekir.

Madde metnindeki “mağdurun rızası” ibaresi “ilgilinin rızası” veya “kişinin rızası” olarak değiştirilmiştir. Ceza sorumluluğunu kaldıran bir sebep olarak rıza, suçun oluşumu açısından fiilin işlenmesinden önce ve en geç işlendiği sırada açıklandığında etkili olur. Bu durumda herhangi bir mağduriyet söz konusu olmadığı için, “mağdur” yerine “ilgili” veya “kişi” kelimesi tercih edilmiştir.


Yargıtay Kararları

YARGITAY CEZA GENEL KURULU, E. 2021/8-428, K. 2023/635, T. 29.11.2023

ÖZET: TCK 26’ya göre, kişinin hak ve özgürlüğünü kullanmasına rızası varsa ceza uygulanmaz. Algılama yeteneğine sahip kişi rıza gösterebiliyorsa, fiil suç sayılmaz; yaş tek ölçüt değildir.

5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 26. maddesinde, ‘Hakkını kullanan kimseye ceza verilmez. Kişinin üzerinde mutlak suretle tasarruf edebileceği bir hakkına ilişkin olmak üzere açıkladığı rızası çerçevesinde işlenen fiilden dolayı kimseye ceza verilmez.’ hükmü yer almaktadır. Kişinin bir yere gitmek veya bir yerde kalmak hürriyetinin kişinin mutlak suretle tasarruf edebileceği bir hakkı olduğu konusunda şüphe yoktur. Ceza hukukunda rızaya ehliyet yaşının kanunlarda ayrıca belirlendiği hâller dışında anlama yeteneğine sahip her kişinin rızaya ehil olduğu kabul edilmektedir. Kural olarak vazgeçtiği hakkın anlamını, kapsamını ve önemini algılayabilecek durumda olan kişinin gösterdiği rızanın geçerli olduğunu kabul etmek gerekmektedir. Kişi hürriyetini sınırlama suçu bakımından kanun koyucunun rıza ehliyeti konusunda belirlediği bir yaş sınırı bulunmamaktadır. Buna göre hürriyeti sınırlamanın cinsel amaçlı olarak işlendiği hâllerde dahi algılama yeteneğine sahip küçüğün rızası fiili suç olmaktan çıkaracaktır ( Koca ve Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Ankara-2019, s. 452 ). Kişi hürriyetinin sınırlanması suçunda ilgilinin rızası bakımından algılama yeteneğine sahip olmanın dışında herhangi bir ölçüt temel alınamaz. Zira bir kişinin işlediği fiilleri hukuken tanıyıp buna geçerli sonuçlar bağladıktan sonra ( 12-15 yaş aralığında olup işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneği bulunan çocukların indirimli ceza ile cezalandırılmaları ) bir hak ve özgürlüğü kullanma söz konusu olduğunda bunu başkalarının onayına bağlı tutmak bir çelişki arz etmektedir ( Artuk, Gökçen ve Diğerleri, Ceza Hukuku Özel Hükümler, s. 437 ). 12-15 yaş aralığındaki bir çocuk Anayasa’da güvence altına alınan kişi hürriyetine sahip olduğundan, kişinin bir hakkkını kullanmasından dolayı hukuka aykırı olmayan ve rızasının olduğu bir husustan dolayı başkasına ceza verilemez.

YARGITAY 8. CEZA DAİRESİ, E. 2021/8467, K. 2021/17371, T. 6.7.2021

ÖZET: Sanıkların, 12-15 yaş aralığındaki mağdurelerin özgür iradesi ve rızası çerçevesinde hareket ettikleri, bu nedenle TCK 26 ve kişi hürriyetini sınırlama unsurlarının oluşmadığı sonucuna varılmıştır.

KARAR : Dairemizin 09.03.2021 gün ve 2019/8578 Esas, 2021/3663 Karar sayılı bozma kararı usul ve yasaya uygun bulunmakla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazı yerinde görülmediğinden 6352 Sayılı Kanunla 5271 Sayılı Kanuna eklenen 308/3. madde ve fıkrası hükmüne göre dosyanın Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 06.07.2021 gününde oyçokluğuyla karar verildi.

KARŞI OY GEREKÇESİ

Kişiyi Hürriyetinden Yoksun Kılma Suçu en temel insan haklarından biri olan ve Anayasa’nın 19. maddesinde düzenlenmiş ‘’kişi hürriyeti ve güvenliği hakkını” koruyucu bir suçtur. Anayasa’nın 19. maddesinde “Herkes kişi hürriyeti ve güvenliğine sahiptir” hükmü yer almaktadır. Anayasada Temel Hak ve Hürriyetler esas, kısıtlamalar istisnadır ve bu istisnaların da yazılı hukuk kurallarında açıkça gösterilmesi gerekir.

5237 Sayılı Türk Ceza Kanununun 1. maddesinde ceza kanununun amacı; kişi hak ve özgürlüklerini …. korumak, suç işlenmesini önlemek, hükmü yer almıştır. Bu maddeden de anlaşılması gereken kişi hak ve özgürlüklerinin kanunda aksi gösterilmemişse korunmasının Kanunun ana amaçlarından biri olduğu anlaşılmaktadır.

4721 Sayılı Türk Medeni Kanununun 13. maddesinde; yaşının küçüklüğü yüzünden veya akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk ya da bunlara benzer sebeplerden biriyle akla uygun biçimde davrama yeteneğinden yoksun olmayan herkes, bu Kanuna göre ayırt etme gücüne sahiptir hükmü,

Aynı Kanunun 16/1. maddesinde; ayırt etme gücüne sahip küçükler ve kısıtlılar, yasal temsilcilerinin rızası olmadıkça, kendi işlemleriyle borç altına giremezler. Karşılıksız kazanmada ve kişiye sıkı sıkıya bağlı hakları kullanmada bu rıza gerekli değildir hükmü yer almaktadır. Ceza Genel Kurulunun 11.03.2008 tarihli 5-253/52 numaralı kararına göre, bu maddede geçen kişiye sıkı sıkıya bağlı olan haklar Medeni Kanunda tek tek sayılmamakla birlikte genel olarak öğretide kişinin sadece kendisinin kullanabileceği başkasına devredilemeyen ve miras yoluyla geçmeyen haklar olarak açıklanmaktadır. Bu tür haklar insanın kişiliğini yakından ilgilendirdiğinden bunların kullanılmasına karar verme yetkisi başkasına bırakılmamıştır. Bir kişinin bir yere gitme veya bir yerde kalma hürriyeti elbetteki kişiye sıkı sıkıya bağlı bir hak ve hürriyetidir. Dolayısıyla bu konuda herhangi bir kimseden izin almalarına gerek yoktur.(Ceza Genel Kurulunun 11.03.2008 tarihli 5-253/52 numaralı kararına göre)

Yine aynı Kanunun kişiliğin korunması üst başlıklı 23. maddesinde kimse, hak ve fiil ehliyetlerinden kısmen de olsa vazgeçemez. Kimse özgürlüklerinden vazgeçemez veya onları hukuka ya da ahlâka aykırı olarak sınırlayamaz hükmü yer almaktadır. Maddeden de anlaşılacağı üzere kişilerin hürriyeti temel olup bunlardan kişinin tamamen vazgeçmesi dahi söz konusu olamaz.

5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 26. maddesinde, hakkını kullanan kimseye ceza verilmez. Kişinin üzerinde mutlak suretle tasarruf edebileceği bir hakkına ilişkin olmak üzere açıkladığı rızası çerçevesinde işlenen fiilden dolayı kimseye ceza verilmez, hükmü yer almaktadır. Kişinin bir yere gitmek veya bir yerde kalmak hürriyetinin kişinin mutlak suretle tasarruf edebileceği bir hakkı olduğu konusunda şüphe yoktur. Ceza hukukunda rızaya ehliyet yaşının kanunlarda ayrıca belirlendiği haller dışında anlama yeteneğine sahip her kişinin rızaya ehil olduğu kabul edilmektedir. Kural olarak vazgeçtiği hakkın anlamını, kapsamını ve önemini algılayabilecek durumda olan kişinin gösterdiği rızanın geçerli olduğunu kabul etmek gerekmektedir. Kişi hürriyetini sınırlama suçu bakımından kanun koyucunun rıza ehliyeti konusunda belirlediği bir yaş sınırı bulunmamaktadır. Buna göre hürriyeti sınırlamanın cinsel amaçlı olarak işlendiği hallerde dahi algılama yeteneğine sahip küçüğün rızası fiili suç olmaktan çıkaracaktır.(Koca ve Üzülmez; Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Ankara-2019, s:452) Kişi hürriyetinin sınırlanması suçunda ilgilinin rızası bakımından algılama yeteneğine sahip olmanın dışında herhangi bir ölçüt temel alınamaz. Zira bir kişinin işlediği fiilleri hukuken tanıyıp buna geçerli sonuçlar bağladıktan sonra (12-15 yaş aralığında olup işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneği bulunan çocukların indirimli ceza ile cezalandırılmaları) bir hak ve özgürlüğü kullanma söz konusu olduğunda bunu başkalarının onayına bağlı tutmak bir çelişki arz etmektedir.(Artuk, Gökçen ve Diğerleri, Ceza Hukuku Özel Hükümler s:437) 12-15 yaş aralığındaki bir çocuk Anayasa’da güvence altına alınan kişi hürriyetine sahip olduğundan, kişinin bir hakkkını kullanmasından dolayı hukuka aykırı olmayan ve rızasının olduğu bir husustan dolayı başkasına ceza verilemez.

Mülga 765 Sayılı Türk Ceza Kanununun 188. maddesinde 12 yaşını doldurmuş olup henüz 15 yaşını doldurmayan çocukları kendi rızasıyla da olsa anne ve babasının yanından kaçıran veya çocuğun rızasıyla hukuka aykırı olarak yanında tutan kişinin bir seneye kadar hapis cezasıyla mahkum olacağına ilişkin hüküm yer almaktayken 5237 Sayılı Türk Ceza Kanununda bir karşılığı yoktur. Bu da göstermektedir ki 765 Sayılı TCK döneminde unsurları gösterilen bu suç yeni TCK döneminde suç olarak kabul edilmemiştir. Zira 765 Sayılı TCK.nın 108. maddesindeki bu suçun unsurlarının bir tanesi de suçun mağduru olan çocuğun 12-15 yaş aralığında olmasıdır. 5237 Sayılı TCK.da bu yaş aralığındaki çocukların kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun mağduru olarak kabul edildiğine ilişkin bir düzenleme bulunmamaktadır.

5237 Sayılı TCK.nun 234. maddesindeki çocuğun kaçırılması ve alıkonulması suçu ile 109. maddedeki Kişiyi Hürriyetinden Yoksun Kılma suçu birbirine benzemektedir. 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 234. maddesinin 3. fıkrasında kanuni temsilcisinin bilgisi veya rızası dışında evi terk eden çocuğu rızasıyla da olsa, ailesini veya yetkili makamları durumdan haberdar etmeksizin yanında tutan kişinin şikayet üzerine cezalandırılacağı hükmü yer almaktadır. Burada dikkat edilmesi gereken husus suçun konusu olan çocuğun evi terk etmiş olması gerekir. Evi terk etmekle bir daha evine dönmemek üzere oradan ayrılmayı, başka bir ifadeyle süreklilik arz eden bir ayrılmayı anlamak gerekir. Burada korunan hukuki değer, aile düzeni ve velayet hakkıdır. Dolayısıyla bu fıkraya göre bir failin cezalandırılabilmesi için suça konu olan çocuğun evi terk etmiş olması, terk iradesinin bulunması gerekir. Bu çocuğu rızasıyla da olsa eğer fail ailesini ve yetkili makamları durumdan haberdar etmeksizin yanında tutmuşsa bu maddenin 3. fıkrasınca cezalandırılır. Zira bu fıkraya göre çocuğun rızası hukuken geçersizdir.

5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 103/2. maddesinde 15 yaşını tamamlamamış olan çocukların cinsel istismar suçunun mağduru olmaları durumunda bu çocukların rızaları geçerli değildir. Kanun koyucu bu madde ile 15 yaşından küçük çocuklara karşı işlenen cinsel istismar suçunda rızası olsa bile rızalarının geçersiz sayılacağını kabul etmiştir. Ancak kişiyi özgürlüğünden yoksun kılma suçu açısından böyle bir rızayı geçersiz sayma hali bulunmamaktadır. TCK.nın 103/2. maddesindeki çocuğun rızasının geçersiz sayılmasına ilişkin yasa hükmü genişletilerek kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçuna kıyas yoluyla uygulanamaz. Zira ceza kanunlarında kıyas yapmak yasaktır. TCK.nın 2. maddesinde kıyasın yasak olduğu belirtilmiş olup suç ve ceza içeren hükümlerin kıyasa yol açacak biçimde yorumlanamayacağı hükmüne yer verilmiştir. Doktrinde benzer görüşü savunan yazarlar da mevcuttur. (Bayraktar-Kiziroğlu ve diğerleri Özel Ceza Hukuku s:83; Artuk-Gökçen ve diğerleri Ceza Hukuku Özel Hükümler s:437; Koca ve Üzülmez Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler Ankara 2019 s:452; Özbek ve diğerleri Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler S:435; T. ve diğerleri Teorik ve Pratik Ceza Özel Hukuku s:468,469)

Tüm bu açıklamalar doğrultusunda, suça konu olayda suç tarihinde yurttan kaçan mağdurelerle sanıkların parkta tanıştığı, mağdurelerin sanıklara aileleri ile aralarının iyi olmadığını, bu nedenle evden kaçtıklarını söyledikleri, sanıkların mağdurelere evlerine dönmeleri gerektiğini söylemelerine rağmen mağdurelerin üvey anneleri tarafından kendilerine kötü davranıldığını belirtip birkaç gün idare edin demeleri karşısında mağdurelerin 3 gece sanıkların arabalarında birlikte oturarak sabahladıkları, sanıkların mağdurelere yönelik suç teşkil eden bir eylemde bulunmadığı ve mağdurelerin sanıklardan şikayetçi olmadığı olayımızda; kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunda, 12-15 yaş aralığında olup vazgeçtiği hakkın mahiyetini ve işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayabilen mağdurelerin bir yere gitmek veya bir yerde kalmak özgürlüğü bulunduğundan mağdurelerin açıkladığı rızası dahilinde işlenen fiilden dolayı faillere ceza verilmemesi gerektiği kanaatiyle sayın ekseriyetin görüşüne katılmıyorum. 06.07.2021

YARGITAY CEZA GENEL KURULU, E. 2011/5-230, K. 2011/273, T. 20.12.2011

ÖZET: TCK 26 uyarınca, ilgilinin rızası hukuka uygunluk sebebidir; rıza ehliyeti olmayan veya hatalı rızaya dayalı eylemler, TCK 30/3 çerçevesinde kaçınılmaz hata halinde sorumluluk doğurmaz.

Hakkın kullanılması ve ilgilinin rızası” başlıklı 26 ncı maddesinde de, “(1) Hakkını kullanan kimseye ceza verilmez.

(2) Kişinin üzerinde mutlak surette tasarruf edebileceği bir hakkına dair olmak üzere, açıkladığı rızası çerçevesinde işlenen fiilden dolayı kimseye ceza verilmez”,

Şeklinde düzenlemeler yer almaktadır.

26 ncı maddenin gerekçesinde ise; “…Maddenin 2. fıkrasında ilgilinin rızası hukuka uygunluk nedeni düzenlenmiştir. Söz konusu hukuka uygunluk nedeninin varlığı için, rızanın kişinin üzerinde mutlak surette tasarrufta bulunabileceği bir hakka dair olması gerekir. Keza, kişinin bu hakla ilgili olarak rıza açıklamaya ehil olması gerekir.

Madde metnindeki ‘mağdurun rızası’ ibaresi ‘ilgilinin rızası’ veya ‘kişinin rızası’ olarak değiştirilmiştir. Ceza sorumluluğunu kaldıran bir sebep olarak rıza, suçun oluşumu açısından fiilin işlenmesinden önce ve en geç işlendiği sırada açıklandığında etkili olur. Bu durumda herhangi bir mağduriyet söz konusu olmadığı için, ‘mağdur’ yerine ‘ilgili’ veya ‘kişi’ kelimesi tercih edilmiştir” açıklamalarına yer verilmiştir.

Anılan madde metni ve gerekçesine göre, ilgilinin rızası çerçevesinde işlenen eylemden dolayı kimseye ceza verilememesinin nedeni, ilgilinin rızasının işlenen fiili hukuka uygun hale getirmesidir. Bir hukuka uygunluk nedeninin varlığı halinde eylem yasal tanıma uygun olmasına rağmen hukuka aykırı kabul edilemediğinden cezalandırılmayacaktır.

Gerek öğretide gerekse yerleşmiş yargısal kararlarda vurgulandığı üzere ilgilinin rızasına dayalı hukuka uygunluk nedeninin varlığı için gerekli koşullar şu şekilde sıralanabilir:

a-) İlgili kişinin suç konusu üzerinde serbestçe tasarruf hakkı olmalıdır.

b-) Rıza göstereceği hususlarda aydınlatılmış olmalıdır.

c-) Rızayı serbest olarak özgürce açıklamalıdır.

d-) Rıza baştan itibaren bulunmalı, eylemin gerçekleştirilmesinden önce veya en geç suçun işlendiği sırada açıklanmalıdır. Failin hareketini yapmasından sonra açıklanan rıza, artık rıza değil, bir icazet olacak ve eylemde hukuka uygunluk etkisi yaratmayacaktır.

e-)İlgili kişi rızaya ehil olmalıdır.

İlgili kişinin rızaya ehil olmasından iki şeyi anlamak gerekir. Birincisi, rızayı normun koruduğu hukuksal yararın sahibi açıklamalıdır. Suç işlenseydi kim suçun pasif süjesi olacak idiyse, o kişi rıza beyanında bulunmalıdır. İkincisi de, bu kimse rıza açıklama yeteneğine sahip olmalıdır. Bu sebeple rıza beyanında bulunan kimsenin akıl ve ruh sağlığı yerinde olmalı, onun rızayı açıklama yeteneğini kaldıran bir durum bulunmamalıdır. Küçüklerin rızalarının geçerli olup olmadığının takdir edilebilmesi için de, rıza gösterdikleri konunun anlam ve sonuçlarını kavrayabilecek durumda olup olmadıklarına bakılmalıdır. Kanunun bazı durumlarda yaş sınırları gözettiği de olmuştur.

Bu koşullara göre uyuşmazlığın sağlıklı bir hukuki zemine oturtulabilmesi için, akıl ve ruh hastalıkları sebebiyle fiil ehliyeti bulunmayan 18 yaşından büyüklerin cinsel dokunulmazlıkları ile bir yerde kalma ve bir yere gitme özgürlüklerinin bulunup bulunmadığının, dolayısıyla da bu konudaki rızalarının geçerli olup olmadığının belirlenmesi zorunluluğu doğmaktadır. Bunun için de Medeni Yasaya başvurulması gerekmektedir.

4721 Sayılı Medeni Kanunun 13. maddesinde, yaşının küçüklüğü yüzünden veya akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk ya da bunlara benzer sebeplerden biriyle akla uygun biçimde davranma yeteneğinden yoksun olmayan herkesin ayırt etme gücüne sahip olduğu, 10. maddesinde, ayırt etme gücüne sahip ve kısıtlı olmayan her ergin kişinin fiil ehliyetinin bulunduğu, 11. maddesinde, erginliğin onsekiz yaşın doldurulmasıyla başlayacağı, 14. maddesinde, ayırt etme gücü bulunmayanların, küçüklerin ve kısıtlıların fiil ehliyetinin olmadığı, 15. maddesinde de, kanunda gösterilen ayrık durumlar saklı kalmak üzere, ayırt etme gücü bulunmayan kimsenin fiillerinin hukuki sonuç doğurmayacağı hüküm altına alınmıştır.

Bu düzenlemelere göre, akıl ve ruh hastalıklarıyla akıl zayıflığı nedenlerinden dolayı akla uygun biçimde davranma yeteneğinden yoksun olan 18 yaşından büyüklerin cinsel dokunulmazlıkları ile bir yerde kalma ve bir yere gitme özgürlükleriyle ilgili açıkladıkları rızalarının geçerli olmadığı, buna bağlı olarak da rızalarının hukuka uygunluk nedeni olmadığı sonucuna ulaşılmaktadır.

İlgilinin rızasının hangi hallerde hukuka uygunluk nedeni olduğu konusundaki bu açıklamalardan sonra, 5237 Sayılı T.C.K.nın 30. maddesinde düzenlenen “hata” konusuna da değinmek gerekmektedir. Anılan Kanunun “Hata” başlıklı 30. maddesinde, “(1) Fiilin icrası sırasında suçun kanuni tanımındaki maddi unsurları bilmeyen bir kimse, kasten hareket etmiş olmaz. Bu hata dolayısıyla taksirli sorumluluk hali saklıdır.

(2) Bir suçun daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli hallerinin gerçekleştiği hususunda hataya düşen kişi, bu hatasından yararlanır.

(3) Ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenlere ait koşulların gerçekleştiği hususunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişi, bu hatasından yararlanır.

(4) İşlediği fiilin haksızlık oluşturduğu hususunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişi, cezalandırılmaz” hükmü yer almaktadır.

Maddenin 3. fıkrasına göre, kusurluluğu ortadan kaldıran ya da azaltan nedenlere ait koşulların gerçekleştiği hususunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişi bu hatasından yararlanacaktır. Burada hem hukuka uygunluk sebebinin maddi şartlarında hata hem de kusurluluğu etkileyen hata hallerinin düzenlenmiş olduğu görülmektedir.

Gelinen bu noktada uyuşmazlık konusunun çözümüne yönelik olarak hukuka uygunluk sebebinin maddi şartlarındaki hata konusu da değerlendirilmelidir.

5237 Sayılı Türk Ceza Yasasında başlıca dört hukuka uygunluk nedeninden bahsedilmektedir. Bunlar; meşru savunma, hakkın kullanılması, kanunun emrini ifa ve ilgilinin rızasıdır. Gerçekleştirdiği eylemle ilgili olarak hukuka aykırılık vasfını ortadan kaldıran bir sebebin somut olayda var olduğunu düşünen kişi, bu hususta kaçınılmaz bir hataya düşmesi halinde 5237 Sayılı T.C.K.nın 30/3. maddesi gereğince sorumlu tutulamayacaktır. Meşru savunma koşullarının bulunduğu, kanun hükmünü yerine getirdiği ya da ilgilinin hukuken korunan geçerli bir rızasının olduğu gibi konularda hataya düşülmesi durumunda yanılgının kaçınılmaz olup olmadığı değerlendirilecek ve ancak kaçınılabilir bir yanılgı olduğu sonucuna varılırsa sorumluluğu cihetine gidilecektir.

Uyuşmazlık konusuyla bağlantılı olarak, 18 yaşını tamamlamış ancak rıza açıklama ehliyetine sahip bulunmayan bir kişinin, cinsel davranışlar ile bir yerde kalma ve bir yere gitme özgürlükleri yönünden açıkladığı rızasının eylemi hukuka uygun hale getirdiğinden söz edilemeyeceğinden, eylemi gerçekleştiren kişinin mağdurun rıza açıklama ehliyetinin bulunmadığını bilip bilmediğinin ve bu konuda 5237 Sayılı T.C.K.nın 30/3. maddesi uyarınca hataya düşüp düşmediğinin belirlenmesi gerekecektir. Sanık, mağdurun rıza ehliyeti olmadığını bilememesi sebebiyle hukuken geçerli bir rızanın bulunduğu hususunda kaçınılmaz hataya düştüğünde bu yanılgıdan yararlanacaktır. Buna karşılık hatanın kaçınılabilir olduğu hallerde cezai sorumluluğun varlığı kabul edilecektir.


Hakkını kullanan kişi ceza alır mı?

Hayır. Kanunen tanınmış bir hakkını kullanan kişiye ceza verilmez.

Hakkın kullanılması her durumda cezasızlık sağlar mı?

Hayır. Kullanılan hak hukuka uygun olmalı ve sınırları aşmamalıdır.

Rıza varsa suç oluşmaz mı?

Evet. Kişinin üzerinde tasarruf edebileceği bir hak bakımından açık rızası varsa, rıza sınırında kalan fiil suç sayılmaz.

Rızanın sınırı aşılırsa ne olur?

Rızanın kapsamı aşılırsa, fiil hukuka aykırı hale gelir ve ceza sorumluluğu doğabilir.