İçindekiler
- I.GİRİŞ
- II.Mal Rejimi Sözleşmesinin Hukuki Mahiyeti
- III.Mal Rejimi Sözleşmesinin Geçerlilik ve Şekil Şartları
- IV.Türk Hukukunda Düzenlenen Mal Rejimi Türleri
- V. Sözleşmede “Geçmişe Etki” Tartışması ve Yargıtay’ın Görüşü
- VI.Sözleşmeye Eklenen Hükümler Ve Hukuki Geçerliliği
- VII.Mal Rejimi Tasfiyesinin Mekanizması ve Hesaplama Esasları
- VIII.Sözleşmenin Geçersizliği ve İptali Nedenleri
- IX.Güncel Yargıtay Kararları
- Sonuç
I.GİRİŞ
Türk aile hukukunda eşler arasındaki ekonomik ilişkilerin düzenlenmesi, toplumun temel taşı olan aile kurumunun istikrarı ve bireylerin mülkiyet haklarının korunması açısından hayati bir öneme sahiptir. 1 Ocak 2002 tarihinde yürürlüğe giren 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu, bu alanda devrim niteliğinde bir değişim gerçekleştirerek, eşler arasında emeğe dayalı hakkaniyetli bir paylaşımı öngören “edinilmiş mallara katılma rejimi”ni yasal mal rejimi olarak kabul etmiştir. Halk arasında yaygın olarak “evlilik sözleşmesi” şeklinde ifade edilen hukuki müessese, teknik anlamda “mal rejimi sözleşmesi” olarak tanımlanmakta olup, eşlerin yasa koyucu tarafından belirlenen sınırlar dahilinde kendi ekonomik geleceklerini tayin etmelerine olanak tanıyan bir irade beyanıdır.
Bu makalede, Türk hukuk sisteminde mal rejimi sözleşmelerinin mahiyetini, yasal mal rejiminden farklarını, geçerlilik şartlarını ve yüksek yargının konuya ilişkin güncel yaklaşımlarını kapsamlı bir perspektifle ele almaktadır.
II.Mal Rejimi Sözleşmesinin Hukuki Mahiyeti
Türk hukukunda mal rejimleri, eşlerin evlilik birliği kurulmadan önce, birlik devam ederken veya birliğin sona ermesi durumunda malları üzerindeki yönetim, yararlanma ve tasarruf yetkilerinin sınırlarını belirleyen kurallar bütünüdür. 1926 tarihli eski Türk Kanunu Medenisi döneminde, eşler arasında herhangi bir sözleşme yapılmadığı takdirde “mal ayrılığı” rejimi yasal rejim olarak uygulanmaktaydı. Ancak 2002 reformu ile birlikte, ev kadınının ev içindeki emeğinin ekonomik bir değer olarak kabul edilmesi ve evlilik süresince edinilen varlıklarda her iki eşin de hakkı olduğu düşüncesi baskın gelmiş, bu durum edinilmiş mallara katılma rejiminin temelini oluşturmuştur.
Mal rejimi sözleşmesi, eşlerin veya evlenme niyetinde olan tarafların, kanunda öngörülen seçimlik mal rejimlerinden birini kabul etmelerini, mevcut rejimlerini değiştirmelerini veya rejimin içeriğini yasal sınırlar içinde modifiye etmelerini sağlayan resmi bir işlemdir. Bu sözleşme, aile hukukuna özgü, iki taraflı ve kural olarak şekle bağlı bir hukuki işlemdir. Sözleşme özgürlüğü ilkesi, mal rejimi sözleşmeleri bakımından “tipe bağlılık” (numerus clausus) ilkesi ile sınırlandırılmıştır; yani eşler kanunda düzenlenmemiş tamamen özgün bir rejim kurgulayamazlar, yalnızca kanun koyucunun sunduğu alternatifler arasında seçim yapabilirler.
II.I.Evlilik Sözleşmesi ve Mal Rejimi Arasındaki Kavramsal Farklar
Uygulamada “evlilik sözleşmesi” terimi ile “mal rejimi” kavramı sıklıkla birbirine karıştırılsa da, hukuk tekniği açısından bu iki mefhum arasında belirgin farklar bulunmaktadır. Mal rejimi, evlilik birliği ile birlikte kendiliğinden veya bir sözleşme ile yürürlüğe giren genel statüdür; mal rejimi sözleşmesi ise bu statüyü belirleyen veya değiştiren hukuki araçtır.
Bu ayrım, eşlerin irade özgürlüğünün sınırlarını anlamak bakımından kritiktir. Bir mal rejimi sözleşmesi yapılmamış olması, eşlerin “mal rejimsiz” olduğu anlamına gelmez; aksine yasa koyucunun “edinilmiş mallara katılma rejimi” statüsünü taraflar adına tayin ettiği varsayılır.
III.Mal Rejimi Sözleşmesinin Geçerlilik ve Şekil Şartları
Mal rejimi sözleşmeleri, ailenin ekonomik temellerini sarsabilecek nitelikte olduğundan ve üçüncü kişilerin (alacaklılar gibi) haklarını etkileyebileceğinden, Türk Medeni Kanunu’nun 205. maddesi uyarınca sıkı şekil şartlarına tabi kılınmıştır. Bu şekil şartları, ispat kolaylığı sağlamanın ötesinde, sözleşmenin geçerliliği için asli birer unsurdur (ad solemnitatem).
“Madde 205 – Mal rejimi sözleşmesi, noterde düzenleme veya onaylama şeklinde yapılır. Ancak, taraflar evlenme başvurusu sırasında hangi mal rejimini seçtiklerini yazılı olarak da bildirebilirler.
Mal rejimi sözleşmesinin taraflarca ve gerektiğinde yasal temsilcilerince imzalanması zorunludur.”
III.I.Resmi Makam ve Usul Şartları
Mal rejimi sözleşmesi, kural olarak noterde “düzenleme” veya “onaylama” şeklinde yapılmalıdır. Düzenleme şeklinde yapılan sözleşmelerde noter, tarafların iradelerini bizzat dinleyerek metni hukuki terminolojiye uygun şekilde hazırlar; onaylama şeklinde ise taraflarca dışarıda hazırlanmış bir metnin imzaları noter huzurunda teyit edilir. Kanun koyucu, eş adaylarına evlenme başvurusu sırasında da bir imkan tanımıştır. Buna göre, taraflar evlendirme memurluğuna yapacakları yazılı bir beyan ile hangi mal rejimini seçtiklerini bildirebilirler. Ancak evlenme başvurusu sırasındaki bu beyan, genellikle sadece rejimin adının zikredilmesiyle sınırlıdır; rejimin içeriğinde karmaşık değişiklikler yapılmak isteniyorsa noter huzurunda detaylı bir sözleşme yapılması hukuk güvenliği açısından zorunludur.
İnternetten indirilen “evlilik sözleşmesi örnekleri”nin imzalanması, WhatsApp/özel yazışma ile “anlaştık” denmesi veya adi yazılı bir metin düzenlenmesi, mal rejimi sözleşmesi bakımından kural olarak geçerlilik sağlamaz; bu alanda resmi şekil esastır.
III.II.Ehliyet ve Temsil Yasakları
Sözleşmenin taraflarının tam ehliyetli (ergin, ayırt etme gücüne sahip ve kısıtlı olmayan) olması esastır. Ayırt etme gücünden yoksun olanların (örneğin akıl hastalığı veya aşırı sarhoşluk durumu) yaptığı mal rejimi sözleşmeleri kesin hükümsüzdür. Reşit olmayan veya kısıtlı olan bireyler, yasal temsilcilerinin (veli veya vasi) rızası ve imzası ile sözleşme yapabilirler; ancak bu durumda dahi sözleşme taraflarının bizzat imzası aranır. Önemle belirtilmelidir ki, mal rejimi sözleşmesi yapmak şahsa sıkı sıkıya bağlı bir hak olarak kabul edildiğinden, bu işlemin bir temsilci (vekil) aracılığıyla yapılması mümkün değildir; tarafların iradelerini bizzat yetkili makam önünde açıklamaları zorunludur.
IV.Türk Hukukunda Düzenlenen Mal Rejimi Türleri
Türk Medeni Kanunu, eşler için bir “yasal mal rejimi” ve üç adet “seçimlik mal rejimi” öngörmüştür. Eşler, sözleşme ile bu rejimlerden birini seçmedikleri takdirde edinilmiş mallara katılma rejimine tabi olurlar.
IV.I. Edinilmiş Mallara Katılma Rejimi (Yasal Rejim)
Bu rejim, mülkiyetin ayrılığı ile tasfiye anındaki paylaşımın ortaklığı esasına dayanır. Eşlerin malları “edinilmiş mallar” ve “kişisel mallar” olarak iki ana gruba ayrılır. Edinilmiş mallar, eşlerin çalışma karşılığı elde ettikleri kazançlar, sosyal güvenlik ödemeleri, çalışma gücü kaybı tazminatları ve kişisel malların gelirlerinden oluşur. Kişisel mallar ise eşlerden birinin evlenmeden önce sahip olduğu varlıklar, miras yoluyla geçen değerler, manevi tazminat alacakları ve karşılıksız kazandırmalardır. Rejimin sona ermesi durumunda, her eş diğerinin “artık değer”inin (edinilmiş mallardan borçlar çıkarıldıktan sonra kalan miktar) yarısı üzerinde alacak hakkına sahip olur.
IV.II. Mal Ayrılığı Rejimi
Mal ayrılığı rejiminde, evlilik birliği süresince her eş kendi malvarlığı üzerinde tam bir yönetim, yararlanma ve tasarruf yetkisine sahiptir. Bir eşin edindiği mal, kime aitse onun mülkiyetinde kalır ve boşanma durumunda diğer eşin bu mal üzerinde bir katılma alacağı hakkı doğmaz. Bu rejim, özellikle ticaretle uğraşan veya riskli mali operasyonlar yürüten eşler tarafından, diğer eşin malvarlığını korumak veya paylaşım karmaşasından kaçınmak amacıyla tercih edilmektedir. Ancak bu rejimde de eşlerden biri diğerinin malına maddi katkıda bulunmuşsa (örneğin ev alınırken para vermişse), katkısını ispatlamak kaydıyla “katkı payı alacağı” talep edebilir.
IV.III. Paylaşmalı Mal Ayrılığı Rejimi
Bu rejim, mal ayrılığı esasını benimsemekle birlikte, ailenin ortak kullanımına özgülenmiş mallar (aile konutu, ev eşyaları gibi) için özel bir paylaşım kuralı getirir. Rejim sona erdiğinde, aileye özgülenen mallar eşler arasında eşit olarak paylaştırılır. Bu model, eşlerin bireysel mülkiyetlerini korurken, ailenin temel gereksinimlerini karşılayan varlıklarda ortaklığı savunur.
IV.IV. Mal Ortaklığı Rejimi
En ileri paylaşım modeli olan mal ortaklığı rejiminde, eşlerin kişisel malları dışındaki tüm malları ve gelirleri “ortaklık malları” grubunda birleşir. Eşler ortaklık malları üzerinde elbirliği mülkiyetiene sahip olurlar ve kural olarak bu malları birlikte yönetirler. Tasfiye sırasında ortaklık malları eşler arasında eşit olarak paylaştırılır; ancak eşler sözleşme ile belirli bazı malların ortaklık dışında kalacağını kararlaştırabilirler.
| Mal Rejimi Tipi | Mülkiyet Yapısı | Borçlardan Sorumluluk | Tasfiye Esası |
| Edinilmiş Mallara Katılma | Her eş kendi malının malikidir. | Kişisel borçlardan kendi malvarlığıyla sorumludur. | Artık değerin yarısı üzerinde alacak hakkı (1/2 pay). |
| Mal Ayrılığı | Tam bağımsız mülkiyet. | Her eş kendi borçlarından tüm malvarlığıyla sorumludur. | Paylaşım yoktur; mülkiyet kimdeyse mal ondadır. |
| Paylaşmalı Mal Ayrılığı | Bireysel mülkiyet + Ortak aile malları. | Kendi borçlarından sorumluluk. | Aile mallarının eşit paylaşımı. |
| Mal Ortaklığı | Elbirliği mülkiyeti (Ortaklık malları). | Ortaklık malları ile sorumluluk. | Ortaklık mallarının eşit paylaşımı. |
V. Sözleşmede “Geçmişe Etki” Tartışması ve Yargıtay’ın Görüşü
Türk hukukunda mal rejimi sözleşmelerinin, sözleşme tarihinden önceki evlilik süresini de kapsayıp kapsamayacağı meselesi, hem doktrinde hem de yargı kararlarında en hararetli tartışma konularından biridir. Bu tartışmanın odağında 4722 sayılı Yürürlük Kanunu’nun 10. maddesi yer almaktadır.
V.I.Doktrinal Görüşler ve Gerekçeler
Bazı hukukçular, “sözleşme özgürlüğü” ve “ahde vefa” ilkeleri gereğince, eşlerin diledikleri takdirde yeni seçtikleri rejimi evlenme tarihine kadar geriye yürütebilmeleri gerektiğini savunmaktadırlar. Bu görüşe göre, eşler mülkiyet hakları üzerinde tasarruf yetkisine sahiptir ve kamu düzenine aykırı bir durum oluşmadıkça geçmişteki paylaşım rejimini de değiştirebilmelidirler. Özellikle edinilmiş mallara katılma rejiminin evlenme tarihinden itibaren geçerli kılınması yönündeki iradenin, yasa koyucunun 2002’deki temel amacı ile de örtüştüğü ileri sürülmektedir.
V.II.Yargıtay’ın “Geriye Yürüme Yasağı” İçtihatları
Yargıtay, istikrarlı kararları ile mal rejimi sözleşmelerinin geçmişe etkili olamayacağını, bu yöndeki sözleşme hükümlerinin “yok hükmünde” veya “kesin hükümsüz” olduğunu kabul etmektedir. Yargıtay 8. Hukuk Dairesi’nin yerleşik içtihatlarına göre, 4722 sayılı Kanun m. 10/3 ile tanınan ve yasal mal rejiminin evlenme tarihinden itibaren geçerli olacağını kabul etmeye imkan veren bir yıllık süre “hak düşürücü” ve “istisnai” bir süredir; bu süre 1 Ocak 2003 tarihinde dolmuştur.
Yargıtay’ın bu katı tutumunun temelinde üç ana endişe yatmaktadır:
- Üçüncü Kişilerin Korunması: Geçmişe etkili bir mal ayrılığı sözleşmesi, eşlerden birinin alacaklılarından mal kaçırmak amacıyla önceki rejimden doğan katılma alacağı haklarını yok etmesine yol açabilir.
- Müktesep Hakların Korunması: Eşlerin önceki rejim döneminde kazandıkları beklenen hakların (katılma alacağı gibi), sonradan yapılan bir sözleşme ile tek taraflı veya karşılıklı olarak ortadan kaldırılması hukuk güvenliğini sarsar.
- Tipe Bağlılık İlkesi: Mal rejimlerinin zamansal sınırları kanunla belirlenmiştir; taraflar bu sınırları iradeleriyle genişletemezler.
Sonuç olarak, örneğin 2010 yılında evlenen ve 2024 yılında notere giderek mal ayrılığı rejimini seçen eşlerin sözleşmesi, sadece 2024 sonrasındaki edinimlerini etkiler. 2010-2024 arasındaki dönem, yasal mal rejimi olan edinilmiş mallara katılma rejimine tabi kalmaya devam eder.
VI.Sözleşmeye Eklenen Hükümler Ve Hukuki Geçerliliği
Eşler, mal rejimi sözleşmesi içine bazen nafaka, maddi-manevi tazminat, miras hakları veya çocukların velayeti gibi konularda da hükümler eklemektedirler. Ancak bu tür “karma” sözleşme hükümleri her zaman hukuk düzeni tarafından korunmamaktadır.
VI.I.Nafaka ve Tazminat Feragatinin Geçersizliği
Mal rejimi sözleşmesine, “boşanma durumunda taraflar birbirinden yoksulluk nafakası veya tazminat talep etmeyecektir” şeklinde konulan hükümler, Yargıtay tarafından emredici hukuk kurallarına ve kamu düzenine aykırı sayılarak geçersiz kabul edilir. Türk hukukunda “doğmamış haktan feragat edilemez” ilkesi geçerlidir; dolayısıyla boşanma davası açılmadan ve hak somutlaşmadan önce yapılan feragat beyanları hukuki sonuç doğurmaz. Bu tür talepler ancak boşanma davası sırasında veya sonrasında, tarafların hür iradeleriyle yapacakları bir anlaşma (anlaşmalı boşanma protokolü gibi) ile geçerli hale gelebilir.
Özetle; “Velayet, kişisel ilişki, çocuk teslimi, tedbir nafakası” gibi başlıklar, tarafların serbestçe “mal rejimi sözleşmesi” içine yazıp bağlayabileceği alanlar değildir; bunlar boşanma yargılamasında hâkimin kamu düzeni denetimine tabidir. Bu yüzden “evlilik sözleşmesiyle boşanma şartlarını da bağlayalım” yaklaşımı pratikte ciddi risk taşır.
VI.II.Miras Haklarına İlişkin Düzenlemeler
Mal rejimi sözleşmesi ile miras haklarının (saklı paylar, yasal miras payları) değiştirilmesi veya eşlerin birbirinin mirasından peşinen feragat etmesi, TMK’nın miras hukuku hükümleri çerçevesinde değerlendirilir. “Mirastan feragat sözleşmesi”, ancak mirasbırakan ile mirasçı adayı arasında, resmi vasiyetname şeklinde (noterde iki tanık huzurunda) yapılması kaydıyla geçerlidir. Sıradan bir mal rejimi sözleşmesinin içinde geçen miras feragati beyanları, bu ağır şekil şartlarını taşımıyorsa geçersizdir. Ayrıca, mal rejiminin tasfiyesi sonucunda ortaya çıkan alacak hakkı ile miras hakkı farklı hukuki kategorilerdir; eş ölse dahi önce mal rejimi tasfiye edilerek sağ kalan eşin alacağı ödenir, kalan miktar tereke olarak mirasçılar arasında paylaştırılır.
VI.III.Sözleşme ile Değiştirilebilen Teknik Paylar
Yasa koyucu, mal rejimi sözleşmesi ile bazı sayısal oranların değiştirilmesine açıkça izin vermiştir:
- Artık Değer Payı: TMK m. 236/1 uyarınca kural olarak eşler artık değerin yarısını (1/2) alırlar. Ancak eşler sözleşme ile bu oranı arttırabilir, azaltabilir veya paylı mülkiyetin tasfiyesine ilişkin farklı esaslar getirebilirler.
- Değer Artış Payı: TMK m. 227/3 uyarınca eşler, yazılı bir anlaşma ile değer artışından pay almaktan tamamen vazgeçebilirler veya pay oranını (örneğin katkı oranından daha düşük veya yüksek olacak şekilde) değiştirebilirler. Bu tür anlaşmaların mal rejimi sözleşmesi formunda yapılması şart olmayıp, adi yazılı şekil de yeterlidir.
VII.Mal Rejimi Tasfiyesinin Mekanizması ve Hesaplama Esasları
Mal rejimi, eşlerden birinin ölümü, başka bir rejimin kabul edilmesi, boşanma veya evliliğin iptali kararı ile sona erer. Tasfiye süreci, eşlerin malvarlığı değerlerinin dökümünün yapılması ve birbirlerinden olan alacaklarının hesaplanması aşamasıdır.
VII.I.Edinilmiş Mallara Katılma Rejiminde Tasfiye Adımları
Tasfiye süreci matematiksel bir disiplin çerçevesinde şu adımları izler:
- Malların Ayrılması: Öncelikle eşlerin kişisel malları ile edinilmiş malları birbirinden ayrılır. Hangi malın kime ait olduğu ispat edilemiyorsa, o mal eşlerin paylı mülkiyetinde sayılır.
- Eklenecek Değerlerin Hesabı (TMK m. 229): Bir eşin mal rejiminin sona ermesinden önceki bir yıl içinde diğer eşin rızası olmadan yaptığı olağan dışı bağışlar veya katılma alacağını azaltmak kastıyla yaptığı devirler, sanki o mal hala varmış gibi hesaba dahil edilir.
- Denkleştirme (TMK m. 230): Bir eşin kişisel mallarına ilişkin borçları edinilmiş mallardan ödenmişse veya tam tersi durum söz konusuysa, bu mal grupları arasında denkleştirme yapılır.
- Artık Değerin Belirlenmesi: Borçlar çıkarıldıktan sonra kalan net miktar “artık değer”dir.
- Katılma Alacağının Takası: Eşlerin birbirlerinden olan alacakları takas edilir ve bakiye miktar borçlu eş tarafından nakden (veya istisnai olarak aynen) ödenir.
Katılma Alacağı = Artık Değer (Eş A) − Artık Değer (Eş B) 2
Tasfiye sırasında malların değerlemesi yapılırken, kural olarak “karar tarihine en yakın sürüm değeri” (rayiç değer) esas alınır. Yargıtay’ın yerleşik uygulamasına göre tasfiye tarihi, mahkemenin karar verdiği tarihtir.
VIII.Sözleşmenin Geçersizliği ve İptali Nedenleri
Mal rejimi sözleşmeleri de diğer hukuki işlemler gibi Türk Borçlar Kanunu’nun genel geçersizlik nedenlerine tabidir. Ancak aile hukukunun kendine has yapısı nedeniyle bazı nedenler ön plana çıkmaktadır.
VIII.I. İrade Sakatlıkları ve Hak Düşürücü Süreler
Taraflardan biri sözleşmeyi hata (yanılma), hile (aldatma) veya ikrah (korkutma) altında imzalamışsa, bu durumu öğrendiği tarihten itibaren bir yıllık hak düşürücü süre içinde sözleşmenin iptalini talep edebilir. Örneğin, boşanma davası açmakla veya çocukları göstermemekle tehdit edilerek mal ayrılığı sözleşmesi imzalatılması, somut olayın özelliklerine göre korkutma (ikrah) teşkil edebilir. Yargıtay, tarafların eğitim düzeyi, sosyal durumu ve baskının yoğunluğunu bu tür davalarda titizlikle incelemektedir.
VIII.II. Dürüstlük Kuralı ve Hakkın Kötüye Kullanılması
TMK m. 2 uyarınca, her hak dürüstlük kurallarına uygun olarak kullanılmalıdır. Bir mal rejimi sözleşmesinin sırf eşlerden birini ekonomik olarak çökertmek veya mülkiyet haklarını gasp etmek amacıyla yapılması durumunda, işlemin şeklen geçerli olsa dahi dürüstlük kuralına aykırılığı ileri sürülebilir. Özellikle boşanma aşamasına gelmiş eşlerin, sadakat yükümlülüğüne aykırı davranışlar sergilerken bir yandan da mal kaçırmak için sözleşme yapmaları “hakkın kötüye kullanılması” kapsamında değerlendirilebilir.
IX.Güncel Yargıtay Kararları
Yüksek mahkemenin son dönemdeki kararları, mal rejimi davalarında hem usul hem de esas bakımından önemli yenilikler ve netlikler getirmiştir.
- Feragatin Kesinliği: “duruşma sırasında söylenen “bir talebim yoktur” veya “paylaşılacak malımız kalmamıştır” şeklindeki genel ve soyut beyanlar, mal rejiminin tasfiyesinden doğan alacak haklarından feragat olarak kabul edilemez. Feragat beyanının, her bir malvarlığı unsuru için ayrı ayrı, açık ve tereddüde yer vermeyecek şekilde yapılması zorunludur.”(Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, T. 10.09.2025, E. 2024/7, K. 2025/498.)
- Enflasyonist Ortamda Güncelleme: “Mahkemece, banka hesabındaki paranın tasfiye tarihindeki değeri belirlenirken sadece mevduat faiz oranları gözetilerek paranın sürüm ( rayiç ) değerinin belirlenmesi hatalı olmuştur. O halde, Mahkemece, tasfiyeye konu banka hesabındaki paranın tasfiye ( önceki karar bozulmakla değer güncelliğini yitirdiğinden bozma sonrası yeni karar tarihine en yakın tarihteki ) tarihi itibariyle sürüm ( rayiç ) değeri çeşitli ekonomik etkenler tek tek uygulanarak, tasfiyenin sona erdiği tarihten tasfiye tarihine kadar paranın ulaştığı değer her bir dönem için ayrı ayrı hesaplanıp sonra bunların ortalaması alınmak suretiyle belirlendikten sonra, artık değere katılma alacağının hesaplanması gerekir.”(Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, T. 18.03.2025, E. 2024/4565, K. 2025/2810)
- Şirket Hisseleri ve İhtiyati Tedbir: “Malın davalı eşin şirket hissesi ve ortak olan davalının hisseye bağlı mal varlıksal nitelikteki hakları olduğu ve mal rejiminin tasfiyesi isteğinde bulunan eşe ya da mirasçılarına tanınan şahsi alacaktan öncelikle davalı eşin sorumlu olduğu, davalı eşin hisse sahibi olduğu şirketin ayrı tüzel kişiliği olup üçüncü kişi konumunda olduğu anlaşılmakla, ayrıca şirket adına kayıtlı mal varlığına ihtiyati tedbir kararı verilemeyeceği şeklinde yukarıda tarih ve sayıları belirtilen Bölge Adliye Mahkemelerin kesin nitelikteki kararları arasındaki uyuşmazlığının giderilmesine karar vermek gerekmiştir.” (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi T. 04.02.2025, E. 2025/49, K. 2025/923)
- Muvazaalı Devirler ve Bekletici Mesele: “4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu’nun ( TMK ) 241. maddesine göre çözümlenmesi gerektiği, bu maddeye göre borçlu eşin malvarlığının ya da terekesinin katılma alacağını karşılamaya yeterli olmadığı hâllerde, alacaklı eşe, kazandırmadan veya devirden yararlanan üçüncü kişiye başvurarak eksik kalan kısmı elde etme olanağı tanıdığı, mal tasfiyesine yönelik davanın sonucunun beklenmesi gerekmektedir.” (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu E. 2023/4-618 E. ve2025/231 K. )
Sonuç
Evlilik sözleşmesi (mal rejimi sözleşmesi), Türk Medeni Kanunu kapsamında eşlere, evlilik birliğinin ekonomik sonuçlarını önceden ve hukuka uygun biçimde düzenleme imkânı tanıyan önemli bir hukuki araçtır. Ancak bu sözleşmeler, sınırsız bir sözleşme özgürlüğü alanı yaratmamakta; emredici hukuk kuralları, kamu düzeni, zayıf eşin korunması ilkesi ve üçüncü kişilerin hakları ile sıkı biçimde sınırlandırılmaktadır. Özellikle mal rejimi sözleşmelerinin geçmişe etkili olamayacağı, nafaka ve tazminat gibi doğmamış haklardan peşinen feragat edilemeyeceği ve miras haklarının ancak özel şekil şartlarıyla düzenlenebileceği hususları, Yargıtay içtihatlarıyla açık ve istikrarlı şekilde ortaya konulmuştur.
Güncel yargı kararları, mal rejiminin tasfiyesinde enflasyonist ekonomik koşulların dikkate alınması, şirket hisseleri bakımından tüzel kişilik ilkesinin korunması ve muvazaaya dayalı tasarrufun iptali davalarında katılma alacağı davasının bekletici mesele yapılması gerektiği yönünde önemli bir uygulama birliği sağlamaktadır. Bu çerçevede, evlilik sözleşmesi hazırlanırken yalnızca şekli geçerliliğin değil; içeriğin Türk Medeni Kanunu hükümlerine, güncel Yargıtay içtihatlarına ve dürüstlük kuralına uygunluğunun da titizlikle değerlendirilmesi, ileride doğabilecek ciddi hak kayıplarının önlenmesi bakımından zorunludur.
Evlilik sözleşmesi (mal rejimi sözleşmesi) nedir ve ne işe yarar?
Bu sözleşme ile eşler, yasal mal rejimi olan edinilmiş mallara katılma rejimi yerine mal ayrılığı, paylaşmalı mal ayrılığı veya mal ortaklığı rejimini seçebilir.
Evlilik sözleşmesi yapmak zorunlu mudur? Yapılmazsa hangi mal rejimi geçerli olur?
Sözleşme yapılmazsa eşler otomatik olarak Türk Medeni Kanunu’na göre edinilmiş mallara katılma rejimine tabi olur. Bu rejim, evlilik süresince edinilen malların boşanma halinde yarı yarıya paylaşılması esasına dayanır.
Mal rejimi sözleşmesi nasıl yapılır? Noterde yapılması şart mı?
Ayrıca evlenme başvurusu sırasında taraflar seçtikleri mal rejimini evlendirme memurluğuna yazılı olarak bildirebilir.
Adi yazılı sözleşme, WhatsApp yazışması veya internetten indirilen örnek metinler resmi şekil şartını sağlamadığı için geçersiz sayılabilir.
Evlilik sözleşmesi evlenmeden önce mi yapılır, evlilik sırasında yapılabilir mi?
yapılabilir.
Ancak evlilik sırasında yapılan mal rejimi değişiklikleri kural olarak ileriye etkili sonuç doğurur.


