Madde Metni

Hata

Madde 30- (1) Fiilin icrası sırasında suçun kanuni tanımındaki maddi unsurları bilmeyen bir kimse, kasten hareket etmiş olmaz. Bu hata dolayısıyla taksirli sorumluluk hali saklıdır.

(2) Bir suçun daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli hallerinin gerçekleştiği hususunda hataya düşen kişi, bu hatasından yararlanır.

(3) Ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenlere ait koşulların gerçekleştiği hususunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişi, bu hatasından yararlanır.

(4) (Ek fıkra: 29/6/2005 – 5377/4 md.) İşlediği fiilin haksızlık oluşturduğu hususunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişi, cezalandırılmaz


Madde Gerekçesi

Madde metninde çeşitli hata hâlleri düzenlenmiştir.

Birinci fıkrada suçun maddî unsurlarında hataya ilişkin hükme yer verilmiştir. Kast, suçun kanuni tanımındaki maddî unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir. Bu unsurlara ilişkin bilgisizlik, eksik veya yanlış bilgi sahibi olunması durumu ise, maddî unsurlarda hata olarak adlandırılır. Böyle bir hata kastın varlığına engel olur. Örneğin, kişi vestiyerden kendisininki zannederek başkasının paltosunu alır. Keza, kişi gece karanlığında vahşi bir hayvan zannıyla hareketli bir cisme ateş eder. Ancak, gerçekte bu hareket eden cisim bir insandır ve dolayısıyla; bu insan ölür veya yaralanır. Örnek olarak verilen bu olaylarda failin bilgisi gerçeğe uysaydı; işlediği fiil haksızlık teşkil etmeyecekti. Bu nedenle hata hâlinde kasten işlenmiş bir suçtan söz etmek mümkün değildir.

Fıkrada ayrıca, maddî unsurlarda hata hâlinde, taksirle sorumluluğa ilişkin hükme yer verilmiştir. Buna göre, meydana gelen neticeye ilişkin olarak gerekli dikkat ve özen gösterilmiş olsaydı böyle bir netice ile karşılaşılmazdı şeklinde bir yargıya ulaşılabiliyorsa; taksirle işlenmiş bir suç söz konusu olur. Ancak bu durumda neticenin taksirle gerçekleştirilmesinin kanunda suç olarak tanımlanmış olması gerekir. Bu nedenle, kendisinin sanarak başkasının çantasını alan kişinin yanılgısında taksirin varlığı kabul edilse bile; kanunda hırsızlık fiilinin ancak yararlanma kasdıyla işlenebileceği belirtildiği için; böyle bir olay dolayısıyla ceza sorumluluğu doğmayacaktır. Buna karşılık, av hayvanı zannederek gerçekte bir insana ateş edip onun ölümüne neden olan kişinin bu hatasında taksiri varsa, adam öldürme kanunda taksirle işlenen bir suç olarak da tanımlandığı için, böyle bir olayda fail, taksirle adam öldürme suçundan dolayı sorumlu tutulacaktır.

Kastın varlığına engel olan hata, suçun sadece temel şekline ilişkin unsurlar hakkında değil, aynı zamanda failin daha ağır veya hafif ceza ile cezalandırılmasını gerektiren nitelikli unsurları bakımından da ortaya çıkabilir. İkinci fıkra ile kişinin, suçun nitelikli unsurlarına ilişkin hatasından yaralanması öngörülmüştür.

Hükûmet Tasarısının 23 üncü maddesinin birinci fıkrasında 765 sayılı Türk Ceza Kanununun 52 nci maddesinde düzenlemeye paralel olarak şahısta hata ve hedefte sapma hâli düzenlenmiştir.

“Şahısta hata” aslında bir ve ikinci fıkra hükümleri bağlamında düşünülmesi gereken bir durum olduğu için, bu hususa ilişkin ayrı bir hükme yer verilmesi gereksiz görülmüştür. Keza, hedefte sapma hâli ile ilgili olarak bu madde kapsamında düzenleme yapılmasına gerek görülmemiştir. Çünkü hedefte sapma hâlinde bir hata söz konusu değildir. Bu durumda suçların içtimaı hükümleri kapsamında değerlendirilmesi gereken bir sorun söz konusudur. Nitekim, uygulamada da hedefte sapma, suçların içtimaı ve özellikle fikri içtima bağlamında ele alınmaktadır.

Hükûmet Tasarısının 23 üncü maddesinin 3 üncü fıkra veya bendinde düzenlenen “hukuka uygunluk nedenlerinde hata” ile ilgili hüküm, bölüm başlığına paralel olarak değiştirilmiştir. Madde metnindeki “hukuka uygunluk nedenleri” yerine, “ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenler” ibaresi konulmuştur. Somut olayda söz konusu nedenlere ait koşulların gerçekleştiği hususunda hataya düşen kişi, bu hatasından yararlanabilecektir. Ancak, bunun için hatanın kaçınılmaz olması gerekir.

Hatanın kaçınılabilir olması durumunda ise, kişi işlediği fiilden dolayı sorumlu tutulacak ve fakat bu hata, temel cezanın belirlenmesinde göz önünde bulundurulacaktır.


Yargıtay Kararları

YARGITAY 4. CEZA DAİRESİ, E. 2024/6774, K. 2025/5871, T. 26.3.2025

ÖZET: TCK m.30’da hata; unsur ve nitelikli hâl yanılgısında kastı kaldıran, hukuka uygunluk ve kusurluluğu etkileyen nedenlerde ise kusuru ortadan kaldıran veya azaltan bir kurumdur. Kaçınılmaz haksızlık yanılgısı cezayı kaldırır; kaçınılabilir hata sorumluluğu azaltır.

Bu aşamada, TCK’nın 30. maddesinde düzenlenen “hata” hükmüne ilişkin açıklamalarda da bulunulması gerekmektedir.

TCK’nın “Hata” başlıklı 30. maddesi üç fıkra hâlinde;

“Fiilin icrası sırasında suçun kanunî tanımındaki maddî unsurları bilmeyen bir kimse, kasten hareket etmiş olmaz. Bu hata dolayısıyla taksirli sorumluluk hâli saklıdır.

Bir suçun daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli hâllerinin gerçekleştiği hususunda hataya düşen kişi, bu hatasından yararlanır.

Ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenlere ait koşulların gerçekleştiği hususunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişi, bu hatasından yararlanır.” şeklinde düzenlenmiş iken, 08.07.2005 tarihli ve 25869 Sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 5377 Sayılı Kanun’un 4. maddesiyle eklenen; “İşlediği fiilin haksızlık oluşturduğu hususunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişi, cezalandırılmaz.” biçimindeki dördüncü fıkra ile son hâlini almıştır.

Hata (yanılma); genel olarak kişinin tasavvuru ve zihinden geçirdikleri ile gerçeğin birbirine uymaması anlamına gelen bir kavramdır. Hata kural olarak iradenin oluşum sürecine etki eder ve gerçeğin yanlış biçimde tasavvuru veya bilinmesi nedeniyle irade bozulmuş olarak doğar. Failin tasavvurunun konusu, dış dünyaya ait bir şeye ilişkin olabileceği gibi normatif dünyaya (kurallar alanına) dair de olabilir. Dış dünyayla ilgili şeyin olduğundan farklı bir biçimde algılanması hâlinde unsur yanılgısından (tipiklik hatası), normatif dünyaya ait gerçekliğin farklı biçimde değerlendirilmesi hâlinde ise yasak hatasından bahsedilir. Kısaca unsur hatası, bir algılama hatası olduğu hâlde; yasak hatası, bir değerlendirme hatasıdır.

Failin ceza sorumluluğuna gidilebilmesi için kusurlu olması şarttır. Kusur, kınanabilirliktir. Kusurun ifade ettiği değersizlik yargısı ile fail hukuka uygun davranmaması, haklı olan lehine karar verebilme ve hukuka uygun davranma imkânına sahip olmasına rağmen haksız olan davranışı tercih etmesi nedeni ile kınanmaktadır. Kusur yargısının temeli insanın özgür iradesidir. İnsan, özgür iradeye sahip bir varlık olması nedeniyle haklı olan davranış ile haksızlık arasında bir tercih yapma ve haklı olan davranış lehine karar verebilme, davranışlarını hukuk düzeninin gereklerine göre yönlendirebilme ve hukuk düzeninin yasakladığı davranışlardan sakınma yeteneğine sahiptir. Kusur yargısının temelini oluşturan irade özgürlüğü, haksızlık bilincinin varlığını gerekli kılar. Çünkü insanın haklı olan davranış ile haksızlık arasında tercih yapabilmesi için bunu bilmesi şarttır. Fail, haksızlık bilincine sahipse ve özgür iradesiyle haksız olan davranışı tercih ediyor ise kusurludur. Fakat yasak yanılgısı her zaman failin kusurunu tamamen ortadan kaldırmaz. İnsan, hukuk toplumunun bir üyesi olarak hukuka uygun davranmak ve haksız olan davranışlardan sakınmak yükümlülüğü altındadır. Failin açıkça yasak olduğunu bildiği davranışlardan sakınması bu yükümlülüğü yerine getirdiği anlamına gelmez. Fail, aynı zamanda davranışlarının hukuk düzeninin gerekleri ile uyumlu olup olmadığını sorgulamakla yükümlüdür. Fail bu husustaki şüphesini tefekkür etmek veya bir uzmana danışmak yoluyla bertaraf etmek zorundadır. Ayrıca fail vicdan muhasebesi de yapmalıdır. Failden beklenen vicdan muhasebesinin ölçüsü, somut olayın koşulları ile onun sosyal ve mesleki çevresidir. Fail kendisinden beklenen vicdan muhasebesine rağmen davranışının haksızlığını idrak etmeye muktedir değilse yanılgısı kaçınılmazdır. Bu durumda fail kusurlu addedilemez. Buna karşılık fail kendisinden beklenen vicdan muhasebesiyle davranışının haksızlığını idrak edebilecek idiyse yasak yanılgısı kusurunu tamamen ortadan kaldırmaz; fail kusurludur, ancak kusuru azalmıştır.

Hata, kastı ortadan kaldıran veya kusurluluğu etkileyen hata olmak üzere ikiye ayrılır. Suçun maddi unsurlarında (TCK’nın 30/1. maddesi), suçun nitelikli hâllerinde (TCK’nın 30/2. maddesi), hukuka uygunluk nedenlerinin maddi şartlarında (TCK’nın 30/1-3. maddesi) hata kastı kaldırır. Kusurluluğu ortadan kaldıran veya azaltan sebeplerin maddi şartlarında hata (TCK’nın 30/3. maddesi) ile haksızlık yanılgısı (yasak hatası) (TCK’nın 30/4. maddesi) kusurluluğu etkileyen hata şekilleridir. Kastı kaldıran hata türüne hukuka uygunluk nedenlerinin sınırındaki yanılgıyı da eklemek gerekmektedir. (TCK’nın 30/1. maddesi)

TCK’nın 30. maddesine 5377 Sayılı Kanun ile eklenen dördüncü fıkrada, işlediği fiilin haksızlık oluşturduğu hususunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişinin cezalandırılmayacağı hüküm altına alınmıştır.

Ancak, “Haksızlık yanılgısı” ilkesinin, TCK’nın 4. maddesiyle çatışmayacak şekilde yorumlanması gerekmektedir (… Sözüer, Hukuki Hata, Yargıtay Dergisi, C. 21, S. 4, Ekim 1995, s. 489). Zira bu ilke, kişilerin suç işledikten sonra cezadan kurtulmak amacıyla sığınabilecekleri bir düzenleme niteliğinde değildir. Esasen, işlediği fiilin haksızlık oluşturduğu hususunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişi, hukuk düzenince tasvip edilmeyen ve izin verilmeyen, hukuku ihlal eden bir hareket yaptığının farkında olmadığından “Kanunu bilmemek mazeret sayılmaz.” kuralına da aykırı hareket etmemiş olacaktır. Bu anlamda failin, yetkili bir organ ya da resmî bir makamın açıklamasına güvenerek hataya düşmesi hâlinde kural olarak kendisine kusur isnat edilemeyecekken, töre cinayeti örneğinde olduğu gibi kişisel, siyasi, dini veya ahlaki düşüncelerine göre yaptığı hareketi doğru kabul etmesi durumunda, davranışının toplumsal normlara ve hukuk düzenine aykırı olduğunu bilmesi nedeniyle sorumluluktan kurtulamayacağı kabul edilmelidir.

YARGITAY 9. CEZA DAİRESİ, E. 2021/13298, K. 2023/7379, T. 8.11.2023

ÖZET: Sanığın, mağdurenin yaşına ilişkin esaslı yanılgı içinde bulunduğu; mağdurenin kendisini 16 yaşında tanıttığı, fiziki görünümünün de bu beyana uygun olduğu ve sanığın gerçek yaşı bildiğini veya bilmesi gerektiğini gösterir delil bulunmadığı anlaşılmıştır. Bu nedenle TCK m.30/1 uyarınca maddi unsurda hata kabul edilerek kastın oluşmadığı, suçun taksirli hâli de düzenlenmediğinden CMK m.223/2-c gereğince beraat kararı verilmiştir. Hüküm istinaf/temyiz incelemesinde hukuka uygun bulunarak onanmıştır.

Öncesinde birbirlerini tanımayan ve olay tarihinde 14 yaş 11 aylık olan mağdure ile suça sürüklenen çocuğun, olaydan yaklaşık 1 yıl önce tanıştıkları, suça sürüklenen çocuğun tüm aşamalarda ısrarlı ve tutarlı biçimde mağdurenin kendisine yaşının büyük olduğunu söylediği, mağdurenin 15 yaşından küçük olduğunu bilmediğini, mağdurenin kendisine, 16 yaşında olduğunu hatta lisede 1 yıl sınıfta kaldığını söylediğini savunduğu, mahkememizce mağdurenin fiziki görünümünün 15-16 yaşından küçük şekilde gözlemlenmediği, Adli Tıp Kurumundan alınan raporda da mağdurenin olay tarihi itibariyle 15 yaşını bitirip 16 yaş içerisinde olduğunun belirtildiği, suça sürüklenen çocuğun mağdurenin gerçekte 15 yaşından küçük olduğunu bildiğini veya bilmesi gerektiğini gösteren herhangi bir bilgi ve belgenin dosya içerisinde bulunmadığı anlaşıldığından, cinsel ilişkide bulunduğu mağdurenin onbeş yaşını doldurmadığı halde, onbeş yaşını doldurduğu düşüncesiyle ve rızasıyla mağdureyle cinsel ilişkide bulunan suça sürüklenen çocuğun mağdurenin yaşı konusundaki yanılgısının esaslı bir hata niteliğinde olduğu sabit olup, suça sürüklenen çocuk hakkında TCK’nun 30/1. maddesindeki hata hükümlerinin uygulanma şartları gerçekleşmiş, bu şekilde suça sürüklenen çocuğun, mağdurun yaşı konusunda hataya düştüğü mahkememizce de kabul edilir bulunmuş olup, suça sürüklenen çocuğun yüklenen cinsel istismar suçu açısından kasten hareket etmiş sayılmayacağı ve bu suçun taksirle işlenmesi halinin de kanunda cezalandırılmadığı dikkate alınarak 5271 Sayılı C….nun 223. maddesinin 2. fıkrasının (c) bendi gereğince suça sürüklenen çocuğun atılı bulunan suçtan beraatine,

Suça sürüklenen çocuk hakkında her ne kadar 15 yaşından küçük olan korunmaya muhtaç çocuk ile cinsel ilişkiye girerek korunmaya muhtaç çocuğu hürriyetinden yoksun bıraktığı iddiası ile TCK’nun 109/3-f,5 maddesi gereği cezalandırılması talebi ile kamu davası açılmış ise de, korunmaya muhtaç çocuğun suç tarihinde 14 yaş 11 aylık olduğu, korunmaya muhtaç çocuk ve suça sürüklenen çocuğun tanışmalarının suç tarihinden yaklaşık bir yıl öncesine dayandığı, korunmaya muhtaç çocuğun kendisini 16 yaşında olarak tanıttığı ve korunmaya muhtaç çocuğun görünüş itibariyle 15 yaşından büyük göründüğünün tespit edildiği, bu şekilde suça sürüklenen çocuğun mağdurun 16 yaşında olduğunu düşünmesinin hayatın olağan akışına uygun bulunduğu ve suça sürüklenen çocuğun mağdurun yaşı konusunda hataya düştüğünün mahkememizce de kabul edilir bulunduğu, suça sürüklenen çocuğun mağdurenin gerçekte 15 yaşından küçük olduğunu bildiğini veya bilmesi gerektiğini gösteren herhangi bir bilgi ve belgenin dosya içerisinde bulunmadığı, mağdurenin kendi rızasıyla suça sürüklenen çocuk ile arkadaşı olan …’ın evine gittiği, mağdurun rızası dışında alıkonulmanın dava konusu olayda gerçekleşmediği birlikte değerlendirildiğinde, suça sürüklenen çocuğun mağdurenin yaşı konusundaki yanılgısının esaslı bir hata niteliğinde olduğu ve suça sürüklenen çocuğun TCK.nın 30/1. maddesi gereği suçun maddi unsurlarında hataya düştüğünün kabulüyle bu suç açısından kasten hareket etmiş sayılmayacağı ve bu suçun taksirle işlenmesi halinin de kanunda cezalandırılmadığı dikkate alınarak 5271 Sayılı C….nun 223. maddesinin 2. fıkrasının (c) bendi gereğince suça sürüklenen çocuğun atılı bulunan suçtan beraatine karar vermek gerekeceği sonuç ve kanaatine varılarak aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.” şeklindeki kabul ile beraat hükümleri kurulmuştur.

IV. GEREKÇE

Mahkemenin gerekçesi ve tüm dosya kapsamına göre, yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı anlaşıldığından hükümlerde bu yönüyle hukuka aykırılık bulunmamıştır.

SONUÇ : Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle Akhisar Ağır Ceza Mahkemesinin, 17.11.2015 tarihli ve 2015/67 Esas, 2015/365 Karar sayılı kararında katılan mağdure vekili tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve dikkate alınan sair hususlar yönünden herhangi bir hukuka aykırılık görülmediğinden katılan mağdure vekilinin temyiz sebeplerinin reddiyle hükümlerin, Tebliğname’ye uygun olarak, oybirliğiyle ONANMASINA,

Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 08.11.2023 tarihinde karar verildi.

YARGITAY 4. CEZA DAİRESİ, E. 2021/10680, K. 2023/19811, T. 13.6.2023

ÖZET: TCK m.30 kapsamında sanığın fiilin maddi unsurlarında veya kusurluluğu etkileyen yanılgısı saptanmış, şahısta hata ve haksız tahrik (TCK m.129) dikkate alınmadan hüküm kurulması hukuka aykırı bulunduğundan karar oybirliğiyle bozulmuştur.

5237 Sayılı Kanun’un “Hata” başlıklı 30. maddesi;

(1) Fiilin icrası sırasında suçun kanuni tanımındaki maddi unsurları bilmeyen bir kimse, kasten hareket etmiş olmaz. Bu hata dolayısıyla taksirli sorumluluk hâli saklıdır.

(2) Bir suçun daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli hâllerinin gerçekleştiği hususunda hataya düşen kişi, bu hatasından yararlanır.

(3) Ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenlere ait koşulların gerçekleştiği hususunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişi, bu hatasından yararlanır

(4) İşlediği fiilin haksızlık oluşturduğu hususunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişi, cezalandırılmaz” şeklinde düzenlenmiştir.

Anılan maddede çeşitli hata halleri düzenlenmiştir. Birinci fıkrada suçun maddi unsurlarında hata yani unsur yanılgısına yer verilmiştir. Başka bir deyişle suçun kast bakımından bilinmesi gereken unsurlarındaki hatayı ifade eder.

Maddi unsurlarda yanılgı o suç ile ilgili yanlış ve eksik bilgi şeklinde ortaya çıkar. Bu durumda kast ortadan kalkacağı için fail hakkında beraat kararı verilecektir. Ancak fail maddi hususlarda eksik ve yanlış bilgi değil de şüphe ile hareket etmişse veya olası kast yada bilinçli taksir söz konusu ise hatadan söz edilemez. Diğer taraftan maddi hatanın kişinin kusuruna dayanması durumunda bu fıkranın uygulama alanı bulunmamaktadır.

Maddenin ikinci fıkrasında da, suçun nitelikli unsurlarında hatayı düzenlemektedir. Bu durum da kastı ortadan kaldıracağı cihetle, failin yalnızca suçun temel şekline göre cezalandırılır. Bu fıkrada belirtilen hata halinde kişi suçun temel haline ilişkin unsurlarında hataya düşmemiş ancak nitelikli hallerinin gerçekleştiği hususunda hata ile hareket etmiştir.

Kanunun 30. maddesinin üçüncü fıkrasında iki farklı, hem hukuka uygunluk nedenlerinde hem de kusurluluğu etkileyen nedenlerin maddi şartlarındaki hata hali düzenlenmiştir. Kusurluluğu ortadan kaldıran veya azaltan bir nedenin maddi şartlarındaki yanılgı durumunda fail bu hatasından yararlanır ancak hatanın kaçınılabilir olması halinde; sanık cezalandırılacaktır.

Maddenin dördüncü fıkrasında ise fiilin haksızlık oluşturduğu hususunda hata haline yer verilmiştir. “Fail kusurlu sayılması için, işlediği fiilin hukuk düzeni tarafından haksız kabul edildiği bilincinde olması gerekir. Fail yapacağı bir davranışın toplumsal düzeni korumayı amaçlayan sosyal ve hukuksal kurallara aykırı düştüğü bilincinde ise, haksızlık bilinci vardır.” Diğer yandan kaçınılabilir bir hataya düşen failin cezalandırılması gerekecektir.

Tüm bu açıklamalar kapsamında, dava konusu maddi olay değerlendirildiğinde, sanığın trafikte sorun yaşadığı tanık E.Y. ile konuştuğunu düşünerek katılana hakaret etmesi şeklinde gerçekleştirdiği eyleminde, şahısta hata halinin oluştuğu, bu hata halinde failin gerçekleştirmek istediği netice, failin istediği şahıs üzerinde değil bir başka şahıs üzerinde gerçekleşmiş olup şahısta hata halinde failin hatası esaslı bir hata sayılamayacağından failin gerçekleşen netice bakımından sorumlu olacağı ancak sanığın tanık E.Y. ile trafikte tartışması nedeniyle gerçekleştirdiğini düşündüğü eyleminde, kusurluluğu ortadan kaldıran veya azaltan bir nedenin maddi şartlarındaki yanılgı durumunda fail bu hatasından yararlanacağından, sanığın atılı suçu işlediği kabul edilerek, hakkında 5237 Sayılı Kanun’un 129. maddesinde düzenlenen haksız tahrik hükümlerinin değerlendirilmesi gerektiği gözetilmeden yerinde olmayan gerekçeyle ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilmesi hukuka aykırı bulunmuştur.

SONUÇ : Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle, Yerel Mahkemenin kararına yönelik O yer Cumhuriyet savcısının temyiz isteği yerinde görüldüğünden, hükmün, 1412 Sayılı Kanun’un 321. maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oybirliğiyle BOZULMASINA,

Dava dosyasının, Mahkemesi’ne gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na TEVDİİNE, 13.06.2023 arihinde karar verildi.


Suçun maddi unsurlarında hata kastı nasıl etkiler?

Fiilin icrası sırasında kanuni tanımdaki maddi unsurların bilinmemesi, kastı ortadan kaldırır. Ancak fiil taksirle işlenebiliyorsa, taksirli sorumluluk devam eder.

Nitelikli hallerde hataya düşülmesi nasıl değerlendirilir?

Fail, suçun daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli hâlinin gerçekleştiği konusunda hataya düşmüşse, bu hata fail lehine uygulanır.

Ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenlerde hata cezasızlık sağlar mı?

Bu nedenlere ilişkin koşulların gerçekleştiği konusunda kaçınılmaz hata varsa, fail bu hatasından yararlanır ve sorumluluk kaldırılır veya azaltılır.

Kaçınılmaz hata kavramı neyi ifade eder?

Failin, tüm dikkat ve özeni göstermesine rağmen hatadan kaçınmasının objektif olarak mümkün olmadığı durumları ifade eder.

Hukuka aykırılık (haksızlık) bilincinde hata hangi sonuçları doğurur?

Fail, işlediği fiilin haksızlık oluşturduğu konusunda kaçınılmaz hataya düşmüşse, cezalandırılmaz.