Tutuklu bir kişi mahkemeye doğrudan gidemediği için kanun yoluna başvurma hakkını kaybetmez. CMK m.263, cezaevinde bulunan tutuklu veya hükümlünün dilekçe ya da sözlü beyanla itiraz, istinaf veya temyiz gibi kanun yollarına başvurabilmesini güvence altına alan önemli bir düzenlemedir.
Ceza muhakemesinde tutuklama, kişinin özgürlüğüne en ağır müdahalelerden biridir. Bu nedenle tutuklu kişinin yalnızca yargılanması değil, hakkındaki kararlara karşı etkili şekilde başvuru yapabilmesi de adil yargılanma hakkının zorunlu bir parçasıdır. Özellikle ceza infaz kurumunda bulunan kişilerin mahkemeye fiziken ulaşma imkânı sınırlı olduğundan, başvuru hakkının nasıl kullanılacağı açık ve uygulanabilir şekilde düzenlenmelidir.
İşte bu noktada 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 263. maddesi, tutuklunun kanun yollarına başvuru usulünü belirleyen temel hükümlerden biridir.
CMK 263 Nedir?
CMK m.263, tutuklu bulunan kişinin kanun yoluna başvurusunu nasıl yapacağını düzenler. Bu hüküm, cezaevinde bulunan kişinin dilekçe vermek veya sözlü beyanda bulunmak suretiyle kanun yoluna başvurabileceğini kabul eder.
Başvuru, zabıt kâtibine veya ceza infaz kurumu müdürüne yapılabilir. Zabıt kâtibi veya infaz kurumu müdürü ise bu başvuruyu gecikmeksizin görevli hâkime veya mahkemeye ulaştırmakla yükümlüdür.
Bu düzenleme, tutuklu kişinin başvuru hakkını yalnızca teorik olarak tanımaz. Aynı zamanda bu hakkın cezaevi koşullarında fiilen kullanılabilmesini sağlar.
CMK 263 Madde Metni
CMK m.263 – Tutuklunun Kanun Yoluna Başvurması
(1) Tutuklu bulunan şüpheli veya sanık, zabıt kâtibine veya tutuklu bulunduğu ceza infaz kurumu ve tutukevi müdürüne beyanda bulunmak suretiyle veya bu hususta bir dilekçe vererek kanun yollarına başvurabilir.
(2) Zabıt kâtibine başvuru hâlinde, kanun yollarına başvuru beyanı veya dilekçesi ilgili deftere kaydedildikten sonra bu hususları belirten bir tutanak düzenlenerek tutuklu bulunan şüpheli veya sanığa bir örneği verilir.
(3) Kurum müdürüne başvuru hâlinde ikinci fıkra hükmüne göre işlem yapılarak, tutanak ve dilekçe derhâl ilgili mahkemeye gönderilir. Zabıt kâtibi başvuruyu ilgili deftere kaydeder.
(4) Zabıt kâtibi veya kurum müdürü tarafından ikinci fıkra hükmüne göre işlem yapıldığı zaman kanun yolları için bu Kanunda belirlenen süreler kesilmiş sayılır.
Bu hüküm, özellikle cezaevinde bulunan sanıklar bakımından son derece önemlidir. Çünkü tutuklu kişi, dışarıdaki bir kişi gibi doğrudan mahkemeye gidip dilekçe sunamaz. Bu nedenle cezaevi müdürlüğü veya zabıt kâtibi aracılığıyla yapılan başvuru, hukuken geçerli bir kanun yolu başvurusu olarak kabul edilmelidir.
Tutuklu Kişi Kanun Yoluna Nasıl Başvurur?
Tutuklu kişi hakkında verilen bir karara karşı itiraz, istinaf veya temyiz yoluna başvurmak istiyorsa, başvurusunu iki şekilde yapabilir.
Dilekçe ile Başvuru
Tutuklu kişi, ceza infaz kurumunda bulunduğu sırada kanun yolu başvurusunu yazılı dilekçe ile yapabilir. Bu dilekçe ceza infaz kurumu müdürlüğüne teslim edilir. Cezaevi müdürlüğü, dilekçeyi derhâl ilgili mahkemeye veya hâkimliğe göndermek zorundadır.
Bu noktada dilekçenin cezaevine teslim edildiği tarih çok önemlidir. Çünkü başvuru süresinin hesabında, dilekçenin mahkemeye fiilen ulaştığı tarih değil; tutuklu tarafından cezaevi idaresine verildiği tarih dikkate alınmalıdır.
Sözlü Beyan ile Başvuru
CMK m.263 yalnızca yazılı dilekçeyi değil, sözlü beyanı da geçerli başvuru yöntemi olarak kabul eder. Tutuklu kişi, kanun yoluna başvurmak istediğini sözlü olarak zabıt kâtibine veya ceza infaz kurumu müdürüne bildirebilir.
Bu durumda sözlü beyanın tutanağa geçirilmesi gerekir. Aksi hâlde tutuklu kişinin başvurusu yapılmamış gibi değerlendirilebilir. Bu da savunma hakkı ve kanun yoluna erişim bakımından ciddi hak ihlaline neden olur.
Cezaevi Müdürü ve Zabıt Kâtibinin Sorumluluğu
CMK m.263, yalnızca tutuklu kişiye bir hak tanımaz. Aynı zamanda ceza infaz kurumu müdürüne ve zabıt kâtibine açık bir yükümlülük yükler.
Maddeye göre, yapılan başvurunun hemen görevli hâkime veya mahkemeye ulaştırılması gerekir. Buradaki “hemen” ifadesi, başvurunun bekletilmemesi, geciktirilmemesi ve herhangi bir bürokratik engelle karşılaştırılmaması anlamına gelir.
Başvurunun Geç Gönderilmesi Hak Kaybına Neden Olabilir
Uygulamada en sık karşılaşılan sorunlardan biri, tutuklu kişinin dilekçeyi süresinde vermesine rağmen cezaevi idaresinin dilekçeyi geç göndermesidir. Bu durumda başvurunun süresinde olup olmadığı tartışma konusu olabilir.
Ancak tutuklu kişi dilekçesini süresi içinde cezaevi müdürlüğüne teslim etmişse, sırf idarenin gecikmesi nedeniyle hak kaybına uğramamalıdır. Aksi yorum, kanun yoluna başvuru hakkını cezaevi idaresinin işlemlerine bağımlı hâle getirir ki bu durum adil yargılanma hakkıyla bağdaşmaz.
Sözlü Beyanın Tutanak Altına Alınmaması
Bir diğer önemli sorun, tutuklunun sözlü başvurusunun tutanağa geçirilmemesidir. CMK m.263 sözlü başvuruyu açıkça kabul ettiğine göre, görevli personel bu beyanı usulüne uygun şekilde kayda almak zorundadır.
Sözlü beyanın tutanak altına alınmaması, tutuklunun başvuru hakkının fiilen engellenmesi anlamına gelebilir.
Anayasa m.40/2 ve Kanun Yolu Bildirimi Zorunluluğu
Tutuklu kişinin kanun yoluna başvurabilmesi için yalnızca başvuru hakkının bulunması yetmez. Kişinin hangi karara karşı, hangi sürede, hangi merciye ve nasıl başvuracağını bilmesi gerekir.
Bu nedenle Anayasa m.40/2 özel bir güvence getirir:
“Devlet, işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorundadır.”
Bu hüküm, mahkemelerin kararlarında kanun yolu bilgisini açık, doğru ve anlaşılır şekilde göstermesini zorunlu kılar. Özellikle tutuklu kişiler bakımından bu yükümlülük daha da önemlidir. Çünkü cezaevinde bulunan kişi, dışarıdaki kişilere göre bilgiye ve hukuki yardıma daha sınırlı şekilde ulaşabilir.
Kararda CMK 263’e Uygun Kanun Yolu Gösterilmezse Ne Olur?
Tutuklu sanığa yapılan tebligatta yalnızca “karara karşı 7 gün içinde itiraz edilebilir” veya “15 gün içinde temyiz edilebilir” gibi genel ifadelerin bulunması her zaman yeterli değildir. Cezaevinde bulunan sanığa, başvurusunu bulunduğu ceza infaz kurumu aracılığıyla yapabileceği de açıkça bildirilmelidir.
Aksi hâlde kanun yolu bildirimi eksik veya yanıltıcı olabilir. Bu durum, tebligatın geçerliliğini ve başvuru süresinin başlayıp başlamadığını doğrudan etkileyebilir.
Usulsüz Tebligat Hak Kaybı Doğurmamalıdır
Tutuklu kişiye karar usulsüz tebliğ edilmişse veya CMK m.263 kapsamında başvuru yolu açıkça gösterilmemişse, kişinin kanun yoluna başvuru süresini kaçırdığı söylenemez. Çünkü sürelerin sağlıklı şekilde işlemeye başlaması için kişinin başvuru hakkı konusunda doğru bilgilendirilmiş olması gerekir.
Bu nedenle usulsüz tebligat, eski hâle getirme talebi veya başvurunun süresinde kabul edilmesi bakımından önemli bir gerekçe oluşturabilir.
CMK 263 ve Eski Hâle Getirme İlişkisi
Ceza muhakemesinde kanun yoluna başvuru süreleri oldukça önemlidir. Süre kaçırıldığında karar kesinleşebilir. Ancak kişi, kusuru olmaksızın süreyi kaçırmışsa eski hâle getirme yoluna başvurabilir.
CMK 263’e aykırı uygulamalar, eski hâle getirme bakımından haklı sebep oluşturabilir.
CMK m.40 Kapsamında Eski Hâle Getirme
CMK m.40’a göre, kanun yoluna başvurma süresini kusuru olmaksızın geçiren kişi eski hâle getirme talebinde bulunabilir.
Tutuklu kişi, kendisine başvuru yolu doğru bildirilmediği, cezaevi idaresi dilekçesini geç gönderdiği veya sözlü başvurusu tutanağa geçirilmediği için süreyi kaçırmışsa, bu durum kusursuzluk hâli olarak değerlendirilebilir.
CMK m.41 Kapsamında Süre
Eski hâle getirme istemi, engelin ortadan kalkmasından itibaren yedi gün içinde yapılmalıdır. Bu nedenle tutuklu kişi veya müdafii, süre kaçırılmasına neden olan engeli öğrendiğinde hızlı hareket etmelidir.
Yargıtay Kararlarında CMK 263 Uygulaması
Yargıtay kararlarında CMK 263 özellikle tutuklu sanığın kanun yoluna erişimi, usulsüz tebligat ve başvuru hakkının korunması bakımından önemli şekilde değerlendirilmektedir.
Yargıtay 8. Ceza Dairesi’nin 21.12.2023 Tarihli Kararı
“İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 31. Ceza Dairesinin 15.02.2023 tarihli hükmüne karşı davanın taraflarına ‘tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içerisinde Bölge Adliye Mahkemesine müracaatla veya Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmek üzere aynı süre içerisinde bir başka yer mahkemesine dilekçe vererek veya zabıt katibine beyanda bulunup zapta geçirilmek suretiyle, CMK’nun 263/1 maddesi gereğince cezaevinde bulunan sanığın tutuklu bulunduğu ceza infaz kurumu ve tutukevi müdürüne gerekçeli beyanda bulunmak suretiyle veya bu hususta gerekçeli bir temyiz dilekçesinin sunulması, aksi takdirde temyiz isteminin reddolunacağı’ ihtarını içerir tebligatın usulüne uygun şekilde tebliği yoluna gidilmesi, süresi içinde hükümleri gerekçeli olarak temyiz etmeleri hâlinde temyiz dilekçeleri ve bunlara özgü düzenlenecek olan ek tebliğname ile birlikte, temyiz isteminde bulunulmaması hâlinde ise mevcut hâliyle incelenmek üzere yeniden Dairemize gönderilmesi için dava dosyasının Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 21.12.2023 tarihinde karar verilmiştir.”
Yargıtay 2. Ceza Dairesi’nin 09.03.2023 Tarihli Kararı
“Tebligat belgesi içeriğine göre gerekçeli kararın sanığa okumak/almak suretiyle tebliğ edildiği, bu işlemlerin CMK’nın 35/3. maddesinde öngörülen usûle uygun olmayıp geçersiz olduğu, ayrıca hükmün yasa yolu bildiriminde sanığa CMK’nın 263. maddesine göre ‘bulunduğu cezaevi aracılığıyla vereceği dilekçeyle kararı temyiz edebileceğinin’ belirtilmediği anlaşıldığından tebliğ işleminin usûlsüz olduğu, erteli cezanın aynen infazına ilişkin 03.07.2015 tarihli ek kararın 03.08.2015 tarihinde cezaevinde tebliğinde yasa yoluna başvuruya ilişkin yapılan ihtar üzerine sanığın 05.08.2015 tarihinde temyiz talebinde bulunduğu, bu talebin süresinde olduğu ve mahkemenin 11.06.2014 tarih, 2012/1194 Esas ve 2014/389 Sayılı kararına yönelik temyiz talebi niteliğinde olduğu kabul edilerek yapılan incelemede… açıklanan nedenle sanığın İstanbul Anadolu 9. Asliye Ceza Mahkemesinin, 11.06.2014 tarihli ve 2012/1194 Esas ve 2014/389 Karar sayılı kararına yönelik temyiz isteği yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 Sayılı Kanun’un 321/1. maddesi gereği BOZULMASINA, ancak bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden aynı Kanun’un 322. maddesinin birinci fıkrasının (1) numaralı bendi uyarınca sanık hakkındaki kamu davasının 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 223/8. maddesi uyarınca gerçekleşen zamanaşımı nedeniyle DÜŞMESİNE, dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 09.03.2023 tarihinde oybirliği ile karar verildi.”
Tutuklunun Kanun Yolu Başvurusunda Süre Nasıl Hesaplanır?
Tutuklu kişi bakımından kanun yolu süresinin hesaplanmasında dikkat edilmesi gereken en önemli nokta, başvurunun ceza infaz kurumu aracılığıyla yapılabilmesidir.
Tutuklu kişi dilekçesini süresi içinde cezaevi idaresine teslim etmişse, dilekçenin mahkemeye birkaç gün sonra ulaşması başvuruyu kendiliğinden süresiz hâle getirmemelidir. Burada esas alınması gereken tarih, tutuklunun başvuru iradesini cezaevi idaresine açıkladığı tarihtir.
Bu nedenle cezaevi teslim kayıtları, dilekçe havale tarihi, UYAP gönderim tarihi, tutanaklar ve infaz kurumu yazışmaları dikkatle incelenmelidir.
CMK 263’e Aykırılık Hangi Hakları İhlal Eder?
CMK m.263’e aykırı uygulamalar yalnızca usul hatası değildir. Bu hatalar, doğrudan temel hak ve özgürlükleri etkileyebilir.
Adil Yargılanma Hakkı
Kanun yoluna etkili erişim, adil yargılanma hakkının parçasıdır. Tutuklu kişinin başvurusunun alınmaması, geç gönderilmesi veya eksik bilgilendirilmesi, yargısal denetim hakkını zayıflatır.
Özgürlük ve Güvenlik Hakkı
Tutuklama kararına karşı etkili başvuru imkânı bulunmadığında, kişi özgürlüğünden mahrum bırakılmaya devam eder. Bu nedenle tutukluluğa itiraz hakkı, özgürlük ve güvenlik hakkıyla doğrudan bağlantılıdır.
Etkili Başvuru Hakkı
Başvuru hakkının kanunda yazılı olması yeterli değildir. Bu hakkın pratikte kullanılabilir, erişilebilir ve sonuç doğurabilir olması gerekir. CMK 263, tam da bu nedenle tutuklular için özel bir başvuru yolu düzenlemiştir.
CMK 263 Kapsamında Uygulamada Dikkat Edilmesi Gerekenler
Tutuklu kişinin kanun yoluna başvurusunda hak kaybı yaşanmaması için bazı hususlar özellikle önemlidir.
Tebligatta Kanun Yolu Açıkça Gösterilmelidir
Kararda veya tebligatta hangi kanun yoluna, hangi sürede, hangi merciye ve nasıl başvurulacağı açıkça yazılmalıdır. Tutuklu sanık bakımından ayrıca cezaevi müdürlüğü aracılığıyla başvuru yapılabileceği belirtilmelidir.
Dilekçe Teslim Tarihi Belgelenmelidir
Tutuklu kişinin dilekçesini ne zaman verdiği mutlaka kayıt altına alınmalıdır. Bu tarih, başvurunun süresinde olup olmadığının belirlenmesinde kritik önemdedir.
Sözlü Beyan Tutanak Altına Alınmalıdır
Tutuklu kişi sözlü başvuru yapmışsa, bu beyan tutanağa geçirilmelidir. Aksi hâlde başvuru hakkının kullanılmasına engel olunmuş olur.
Gecikme Varsa Eski Hâle Getirme Talep Edilmelidir
Başvuru süresi cezaevi idaresinin gecikmesi, usulsüz tebligat veya eksik kanun yolu bildirimi nedeniyle kaçırılmışsa, eski hâle getirme talebi değerlendirilmelidir.
Cezaevi Müdürünün Başvuruyu Göndermemesi Suç Oluşturur mu?
Ceza infaz kurumu müdürü veya görevli personelin CMK 263 kapsamında yapılan başvuruyu süresinde mahkemeye göndermemesi ciddi hukuki sonuçlar doğurabilir.
Somut olayın niteliğine göre bu davranış hakkında idari soruşturma yapılabilir. Ayrıca görevi kötüye kullanma veya hakkın kullanılmasının engellenmesi gibi ceza hukuku sorumlulukları da tartışılabilir.
Özellikle tutuklunun kanun yolu hakkının engellenmesi, sıradan bir bürokratik gecikme olarak görülmemelidir. Çünkü bu gecikme, kişinin özgürlüğünü ve yargı kararının denetlenmesini doğrudan etkileyebilir.
Sonuç
CMK m.263, cezaevinde bulunan tutuklu veya hükümlünün kanun yoluna başvurma hakkını fiilen kullanılabilir hâle getiren önemli bir güvencedir. Tutuklu kişi, dilekçe veya sözlü beyanla ceza infaz kurumu müdürüne ya da zabıt kâtibine başvurarak itiraz, istinaf veya temyiz hakkını kullanabilir.
Bu başvurunun derhâl görevli hâkim veya mahkemeye gönderilmesi gerekir. Cezaevi idaresinin gecikmesi, sözlü beyanın tutanağa geçirilmemesi veya kanun yolu bildiriminin CMK 263’e uygun yapılmaması, ciddi hak ihlallerine yol açabilir.
Bu nedenle tutuklu sanıklara yapılan tebligatlarda, başvuru süresi ve başvuru merciinin yanında, cezaevi aracılığıyla başvuru yapılabileceği de açıkça belirtilmelidir. Aksi durumda usulsüz tebligat, eski hâle getirme ve kanun yolu başvurusunun süresinde kabul edilmesi gibi hukuki sonuçlar gündeme gelebilir.
Kısacası CMK 263, yalnızca teknik bir usul maddesi değildir. Tutuklu kişinin mahkemeye erişim, savunma, özgürlük ve adil yargılanma hakkını koruyan temel ceza muhakemesi güvencelerinden biridir.
CMK 263 ve Tutuklunun Kanun Yoluna Başvurması Hakkında Sıkça Sorulan Sorular
Tutuklu kişinin cezaevinden itiraz, istinaf veya temyiz başvurusu yapması, avukatın başvurmaması, cezaevi müdürlüğüne dilekçe verilmesi ve usulsüz tebligat hakkında en çok merak edilen sorular.
Evet. Tutuklu kişi, avukatı başvuru yapmamış olsa bile CMK 263 kapsamında kendisi kanun yoluna başvurabilir. Bu başvuru ceza infaz kurumu müdürlüğüne verilecek dilekçeyle veya sözlü beyanın tutanağa geçirilmesiyle yapılabilir. Tutuklunun başvuru hakkı, yalnızca avukatın işlem yapmasına bağlı değildir.
Tutuklu kişi, itiraz, istinaf veya temyiz dilekçesini bulunduğu ceza infaz kurumu müdürlüğüne teslim edebilir. Cezaevi müdürlüğü bu dilekçeyi gecikmeksizin ilgili hâkimlik veya mahkemeye göndermek zorundadır. Başvuru süresi bakımından dilekçenin cezaevine verildiği tarih önem taşır.
Evet. CMK 263, tutuklu kişinin yalnızca yazılı dilekçeyle değil, sözlü beyanla da kanun yoluna başvurabileceğini kabul eder. Ancak sözlü başvurunun mutlaka tutanağa geçirilmesi gerekir. Sözlü beyan tutanağa bağlanmazsa, başvuru hakkının fiilen engellenmesi gündeme gelebilir.
Tutuklu kişi dilekçesini süresi içinde cezaevi müdürlüğüne teslim etmişse, cezaevi idaresinin dilekçeyi geç göndermesi nedeniyle hak kaybı yaşanmamalıdır. Bu durumda teslim tarihi, cezaevi kayıtları, havale bilgisi ve gönderim evrakı incelenmelidir. İdarenin gecikmesi tutuklunun aleyhine yorumlanmamalıdır.
Tutuklu kişiye hangi süre içinde, hangi merciye ve nasıl başvuracağı açıkça bildirilmelidir. Cezaevinde bulunan sanığa, cezaevi müdürlüğü aracılığıyla başvuru yapabileceği gösterilmemişse tebligatın usulsüzlüğü veya kanun yolu bildiriminin eksikliği tartışılabilir. Bu durum eski hâle getirme talebine de dayanak olabilir.
Evet. Tutuklu kişi kusuru olmaksızın kanun yoluna başvuru süresini kaçırmışsa eski hâle getirme talebinde bulunabilir. Özellikle usulsüz tebligat, eksik kanun yolu bildirimi, cezaevi idaresinin dilekçeyi geç göndermesi veya sözlü başvurunun tutanağa geçirilmemesi gibi durumlar eski hâle getirme açısından önemli olabilir.


