Madde Metni

Malın değerinin az olması

Madde 145- (1) (Değişik: 29/6/2005 – 5377/16 md.) Hırsızlık suçunun konusunu oluşturan malın değerinin azlığı nedeniyle, verilecek cezada indirim yapılabileceği gibi, suçun işleniş şekli ve özellikleri de göz önünde bulundurularak, ceza vermekten de vazgeçilebilir.


Madde Gerekçesi

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 145. maddesi, hırsızlık suçunda malın değerinin azlığı hâlinde cezada indirim yapılmasını veya ceza verilmemesini düzenlemekte olup, bu hükmün gerekçesi suçun konusunu oluşturan malın ekonomik değerinin düşüklüğü nedeniyle fiilin toplumsal zararlılık ve kusur yoğunluğunun daha az kabul edilmesine dayanmaktadır; kanun koyucu, ceza adaletinin orantılılık ilkesi gereği, değeri düşük mallara yönelik hırsızlık eylemlerinde ağır yaptırımlar uygulanmasının hakkaniyete aykırı olacağını öngörerek hâkime takdir yetkisi tanımış ve somut olayın özelliklerine göre cezada indirim yapılabilmesine veya ceza verilmemesine imkân sağlamıştır, bu suretle hem cezanın bireyselleştirilmesi hem de failin topluma kazandırılması amaçlanmıştır.


Cezanın Niteliği, Yargılama ve İnfaz Rejimi

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 145. maddesi kapsamında malın değerinin azlığı nedeniyle cezada indirim yapılması veya ceza verilmemesi söz konusu olduğundan, cezanın niteliği hâkimin takdirine bağlı olarak ya daha düşük süreli hapis ya da adlî para cezasına dönüşebilen bir yaptırım şeklinde ortaya çıkmakta, hatta şartları oluştuğunda ceza verilmemesi kararı dahi verilebilmektedir; yargılama bakımından bu suç tipi hırsızlık suçunun temel şekline ilişkin usule tabi olup görevli mahkeme asliye ceza mahkemesi olmakla birlikte basit yargılama usulü ve uzlaştırma hükümleri somut olayın niteliğine göre uygulanabilir, infaz rejimi açısından ise hükmedilen cezanın süresine göre erteleme, hükmün açıklanmasının geri bırakılması, seçenek yaptırımlar ve denetimli serbestlik gibi kurumların uygulanması mümkün olup bu düzenleme ile cezanın orantılılığı ve bireyselleştirilmesi ilkeleri doğrultusunda daha esnek bir yaptırım sistemi öngörülmüştür.

Malın Değerinin Az Olması Suçunda Tutuklama

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 145. maddesinde düzenlenen malın değerinin az olması hâli, hırsızlık suçunda cezanın indirilmesini veya ceza verilmemesini mümkün kılan bir düzenleme olduğundan, bu kapsamdaki fiiller bakımından tutuklama tedbiri Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 100. maddesi uyarınca istisnai nitelikte uygulanabilir; zira öngörülen ceza miktarının düşük olması, suçun katalog suçlar arasında yer almaması ve ölçülülük ilkesi gereği uygulamada çoğunlukla tutuklama yerine adli kontrol tedbirleri tercih edilmekte olup ancak kuvvetli suç şüphesi ve tutuklama nedenlerinin somut olarak varlığı hâlinde tutuklama kararı verilebileceği kabul edilmektedir.

Şikâyet, Uzlaşma ve Zamanaşımı

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 145. maddesinde düzenlenen malın değerinin az olması hâli, hırsızlık suçunun cezada indirim veya ceza verilmemesi sonucunu doğuran özel bir görünüm şekli olup, bu nedenle suçun takibi bakımından şikâyete tabi değildir ve soruşturma ile kovuşturma re’sen yürütülür; uzlaşma bakımından ise hırsızlık suçunun basit hâlinin Ceza Muhakemesi Kanunu kapsamında uzlaşmaya tabi olması nedeniyle, bu kapsamda kalan fiiller de uzlaştırma hükümlerine tabi tutulmakta ve uzlaşma sağlanması hâlinde kamu davası açılmamakta veya açılmış dava düşmektedir; zamanaşımı yönünden ise hırsızlık suçunun temel şekline ilişkin ceza sınırları esas alınarak Türk Ceza Kanunu’nun genel dava zamanaşımı hükümleri uygulanmakta olup bu suçlar bakımından dava zamanaşımı süresi kural olarak 8 yıl olarak kabul edilmektedir.

Görevli Mahkeme

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 145. maddesinde düzenlenen malın değerinin az olması hâli, hırsızlık suçunun özel bir görünüm şekli olduğundan görevli mahkeme, suçun temel şekline ilişkin kurallara göre belirlenmekte olup bu kapsamda görevli mahkeme kural olarak Asliye Ceza Mahkemesi’dir ve yargılama ceza muhakemesi hukukunun genel hükümleri çerçevesinde bu mahkeme tarafından yürütülmektedir.


Yargıtay Kararları

Yargıtay 2. Ceza Dairesi 2025/9445 E. ve 2025/21307 K.

Özet: Sanığın eyleminde malın değerinin azlığı dikkate alınarak TCK 145 kapsamında cezada indirim veya ceza verilmemesi ihtimali değerlendirilmeden hüküm kurulması nedeniyle karar bozulmuştur.

DAVA : İlk Derece Mahkemesince hırsızlık suçundan verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 286/1. maddesi uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260/1. maddesi gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291/1. maddesi uyarınca temyiz isteminin süresinde olduğu, 294/1. maddesi gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298/1. maddesi uyarınca temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:

KARAR : 5271 Sayılı Kanun’un 288. maddesinin ”Temyiz, ancak hükmün hukuka aykırı olması nedenine dayanır. Bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması hukuka aykırılıktır.” ve aynı Kanun’un 294. maddesinin ise; ”Temyiz eden, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermek zorundadır. Temyiz sebebi ancak hükmün hukuki yönüne ilişkin olabilir.” şeklinde düzenlendiği de gözetilerek; sanık müdafinin temyiz isteminin, çalınan malın değerinin az olduğuna bu nedenle TCK’nın 145. maddesinin uygulanması gerektiğine ve eksik inceleme ile hüküm kurulduğuna yönelik olduğu belirlenerek yapılan incelemede;

5271 Sayılı Kanun’un 280. maddesinin 1. fıkrasının ( e ) ve ( f ) bentlerinde bölge adliye mahkemelerinin duruşma açmaksızın hükmün bozulmasına karar verebileceği hâllerin sınırlı olarak sayıldığı, dosya içeriğine göre Kuşadası 1. Asliye Ceza Mahkemesinin, 19.04.2022 tarihli ve 2020/550 Esas, 2022/252 Karar sayılı dosyasında verilen mahkûmiyet hükmüne yönelik sanık ve O yer Cumhuriyet savcısının istinaf istemleri üzerine yapılan inceleme neticesinde, İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 21. Ceza Dairesinin, 10.03.2023 tarihli ve 2022/2204 Esas, 2023/1216 Karar sayılı kararı ile “…5271 Sayılı CMK’nın 188/1. maddesinde; “Duruşmada, hükme katılacak hakimler ve Cumhuriyet savcısı ile zabıt katibinin ve Kanunun zorunlu müdafiliği kabul ettiği hallerde müdafiin hazır bulunması şarttır.” şeklindeki düzenleme ile duruşmada mutlaka hazır bulunması gerekenler belirlenmiştir. 01/06/2005 tarihinde yürürlüğe giren 5271 Sayılı CMK’nın 150/2. maddesinde “Müdafii bulunmayan şüpheli veya sanık; çocuk, kendisini savunamayacak derecede malul veya sağır ve dilsiz ise, istemi aranmaksızın bir müdafi görevlendirilir.” şeklinde düzenlemenin yer aldığı, CMK’nın 150/3. maddesinde ise, üst sınırı en az beş yıl hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yapılan soruşturma ve kovuşturmada, şüpheli veya sanığın müdafisinin bulunmaması hâlinde talebi aranmaksızın kendisine müdafi atanacağı hüküm altına alınmış iken, 19/12/2006 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 5560 Sayılı Kanun’un 21. maddesiyle 5271 Sayılı CMK’nın 150. maddesinde değişiklik yapılarak bu zorunluluk, alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlara şamil kılınmış, bu şekilde daha önce üst sınırı en az 5 yıl hapis cezası gerektiren suçlarda sanıklar için zorunlu müdafi atanması sistemi, alt sınırı 5 yıldan daha fazla hapis cezası gerektiren suçlardan yargılanan sanıklarla sınırlandırılmıştır. Cumhuriyet savcısı veya duruşmada kanunen mutlaka hazır bulunması gereken kişilerin yokluğunda duruşma yapılması ise yine CMK’nın 289/1-e maddesinde “hukuka kesin aykırılık halleri” arasında düzenlenmiştir. Yukarıda ayrıntısıyla açıklanan somut olayda; sanığın üzerine atılı eylemin TCK’nın 142/2-h ve 43/1 maddelerinin kapsamına giren nitelikli hırsızlık suçunu oluşturma olasılığının bulunması karşısında, 28/06/2014 tarihli 6545 Sayılı Kanun ile değişik 5237 Sayılı TCK’nın 142/2-h ve 43/1 maddelerinde öngörülen hapis cezasının alt sınırı dikkate alınarak, 5271 Sayılı CMK’nın 150/3 ve 196/2. maddeleri uyarınca sanık …’ye zorunlu müdafii atanması gerektiği gözetilmeden, yargılamaya devam edilerek aynı Kanun’un 188/1 ve 289/1-e maddelerine aykırı davranılması, sanık …’nin … isimli süpermarketten çaldığı 66 adet kutu birasının toplam değeri olan 1.119,20 TL’yi hakkındaki kovuşturmanın devamı sırasında 12/04/2021 tarihinde müşteki kurum hesabına yatırdığının dava dosyasına ibraz edilen makbuza dayanılarak anlaşılması karşısında, sanık hakkında nitelikli hırsızlık suçundan mahkûmiyet hükmü kurulurken kovuşturma aşamasında etkin pişmanlık gösterdiği gerekçesiyle TCK’nın 168/1 maddesi uyarınca cezasından indirim yapılması gerektiğinin düşünülmemesi ve sanık … hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünde tekerrüre esas alınan Germencik Asliye Ceza Mahkemesi’nin 16/10/2015 tarih, 2015/445 esas, 2015/1042 karar sayılı 1 yıl 8 ay hapis cezasına ilişkin ilâmda taksirle öldürme suçuna ilişkin TCK’nın 85/1 maddesinin uygulanması nedeniyle TCK’nın 58/4 maddesi uyarınca tekerrüre esas alınamayacağı, buna karşın, adıgeçen sanığın adlî sicil kaydında yer alan Kuşadası 3. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 16/02/2017 tarih ve 2016/214 esas, 2017/46 karar sayılı 04/05/2017 tarihinde kesinleşen resmî belgede sahtecilik suçundan hükmolunan 1 yıl 8 ay hapis cezasına ilişkin ilâmın infaz edilmiş sayıldığı tarih dikkate alındığında tekerrüre esas olduğunun gözetilmemesi,

…” nedenleriyle hükmün bozulmasına karar verildiği, ancak bozma kararında belirtilen hukuka aykırılığın aynı Kanun’un 280. maddesinin 1. fıkrasının ( e ) ve ( f ) bentlerinde sınırlı olarak sayılan bozma nedenleri arasında gösterilmediği, bozma ilamının birinci fıkrasındaki bozma nedeninin hukuka kesin aykırılık hâllerini düzenleyen yine aynı Kanun’un 289. maddesinin 1. fıkrasının ( h ) bendinde yer alan “hüküm için önemli olan hususlarda mahkeme kararı ile savunma hakkının sınırlandırılmış olması” kapsamında değerlendirilmesi gerektiği gözetilerek Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesince davanın yeniden görülmesine karar verilmek suretiyle yapılacak duruşma sonucunda hukuka aykırılığın giderilmesi yerine, dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde bozma kararı verilmesinin ve anılan karara yönelik direnme yetkisi bulunmayan İlk Derece Mahkemesince yeniden hüküm kurulmasının yasal dayanağının bulunmadığı,

Nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulunun, 30.04.2025 tarihli ve 2024/6-490 Esas, 2025/197 Karar sayılı kararında “bölge adliye mahkemelerinin, kanuni dayanağı bulunmayan ( 5271 Sayılı Kanun’un 280. maddesinin birinci fıkrasının ( e ) ve ( f ) bentlerinde sayılanlar hariç ) bozma kararları ile iş bu bozma kararına istinaden ilk derece mahkemesince tesis edilen kararların, görevsiz mahkeme tarafından verilmiş olmaları nedeniyle hukuka açık ve ağır aykırılıkla malul olduklarından hükümsüz sayılmaları gerektiğinin…” kabul edildiği, keza Anayasa Mahkemesi’nin 12.06.2025 tarihli Resmî Gazete’ de yayımlanan 09.01.2025 tarihli ve 2023/33667 Sayılı kararı ile de “İstinaf Dairesi kanunda açıkça öngörülmüş hâller dışında bir nedenle bozma kararı vermiş, bunun sonucunda başvurucunun temyiz kanun yoluna başvurma hakkının elinden alınmasına yol açmıştır. Böylelikle istinaf kanun yolu incelemesine ilişkin kuralların İstinaf Dairesince yapılan yorumun kişilerce öngörülebilecek belirlilikte olmadığı ve kanunun lafzıyla çeliştiği görülmüştür. Diğer bir ifadeyle İstinaf Dairesinin bu kararıyla başvurucunun mahkemeye erişim hakkına kanuni dayanağı bulunmayan bir müdahalede bulunulmuştur. Açıklanan gerekçelerle İstinaf Dairesinin 5271 Sayılı Kanun’da sınırlı olarak sayılı hâller dışında bir sebeple bozma kararı vermesiyle gerçekleşen müdahalenin kanuni dayanağının olmaması nedeniyle başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine” hükmedilmekle yukarıda anılan şekilde verilen bozma kararlarının “hukuka açık ve ağır aykırılıkla malûl” olduğunun teyit edildiği dikkate alınmak suretiyle; İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 21. Ceza Dairesinin, 10.03.2023 tarihli ve 2022/2204 Esas, 2023/1216 Karar sayılı kararı ile bozma üzerine verilen Kuşadası 1. Asliye Ceza Mahkemesinin, 27.11.2024 tarihli ve 2023/204 Esas, 2024/1100 Karar sayılı kararının hukukî değerden yoksun olduğu belirlenerek yapılan incelemede;

5271 Sayılı Kanun’un 280. maddesinin 1. fıkrasının ( g ) bendi uyarınca davanın yeniden görülmesine karar verilerek, duruşma açılıp, taraflar çağrılarak delillerin değerlendirilmesi sonucunda anılan Kanun maddesinin 2. fıkrasına göre hukuka aykırılığın Bölge Adliye Mahkemesince giderilmesi sonucunda yeniden hüküm kurulması gerektiğinin gözetilmemesi,

SONUÇ : Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz nedenleri bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, diğer yönleri incelenmeyen hükmün bu sebepten dolayı 5271 Sayılı Kanun’un 302/2. maddesi gereği Tebliğnâme ‘ ye aykırı olarak BOZULMASINA, dava dosyasının, aynı Kanun’un 304/2. maddesi uyarınca İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 21. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 01.12.2025 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Yargıtay 2. Ceza Dairesi 2025/2737 E. ve 2025/14555 K.

Özet: TCK 145 kapsamında malın değerinin azlığı nedeniyle cezada indirim yapılması gerektiği gözetilmediğinden hüküm sanık lehine bozulmuştur.

DAVA : Suça sürüklenen çocuklar hakkında bozma üzerine kurulan hükümlerin; karar tarihi itibarıyla 6723 Sayılı Kanun’un 33. maddesiyle değişik 5320 Sayılı Kanun’un 8. maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 Sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 305. maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 260/1. maddesi gereği temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, 1412 Sayılı Kanun’un 310. maddesi gereği temyiz istemlerinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317. maddesi gereği temyiz isteklerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:

KARAR : Suça sürüklenen çocuk …’nın yokluğunda verilen hükmün suça sürüklenen çocuğun son bilinen adresinde aynı konutta yakına tebliğ edildiği, ancak suça sürüklenen çocuğun tebliğ tarihi olan 21.04.2021 günü … Açık Ceza İnfaz Kurumunda hükümlü olarak bulunduğunun anlaşılması karşısında, suça sürüklenen çocuğun 04.05.2021 tarihli temyiz talebinin süresinde olduğu belirlenerek yapılan incelemede:

I-)Suça sürüklenen çocuklar …, …, …, …, … ve … hakkında katılanlar … ve … ve …’e yönelik hırsızlık suçlarından kurulan hükümlere yönelik temyiz istemlerinin incelenmesinde:

Bozmaya uyularak yapılan yargılamaya, toplanan delillere, gerekçeye, hakimin kanaat ve takdirine göre kararda bir isabetsizlik görülmediğinden hükümlerin Tebliğname’ye uygun olarak ONANMASINA,

II)Suça sürüklenen çocuklar …, …, …, …, … ve … hakkında müşteki …’ya yönelik hırsızlık suçuna ilişkin kurulan hükmün temyiz isteminin incelenmesinde:

Dosya içeriğine göre diğer temyiz nedenleri yerinde görülmemiştir. Ancak;

Mağdur …’a ait hangi eşyaların çalındığına dair mağdurun soruşturma ifadesinde ayrıntılı beyanda bulunmaması, kovuşturma aşamasında ise duruşmaya çağrılıp eşyaların tespitine çalışılmaması karşısında, öncelikle mağdurun çalınan eşyalarının değer tespiti yapılarak, değer azlığının söz konusu olması halinde sanık hakkında suçun işleniş şekli ve özellikleri itibarıyla ceza vermekten vazgeçilemeyecek ise de, hırsızlık konusunu oluşturan malın değerinin az olması nedeniyle TCK’nın 145. maddesi gereğince verilen cezadan belirlenecek oranda indirim yapılması, gerektiğinin gözetilmemesi,

SONUÇ : Bozmayı gerektirmiş, suça sürüklenen çocukların temyiz nedenleri bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükümlerin bu sebeplerden dolayı Tebliğname ‘ ye uygun olarak BOZULMASINA, dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 10.07.2025 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.