Madde Metni
Madde 91- (1) Hukuken geçerli rızaya dayalı olmaksızın, kişiden organ alan kimse, beş yıldan dokuz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Suçun konusunun doku olması halinde, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
(2) Hukuka aykırı olarak, ölüden organ veya doku alan kimse, bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(3) Organ veya doku satın alan, satan, satılmasına aracılık eden kişi hakkında, birinci fıkrada belirtilen cezalara hükmolunur.
(4) Bir ve üçüncü fıkralarda tanımlanan suçların bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde, sekiz yıldan onbeş yıla kadar hapis ve onbin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur.
(5) Hukuka aykırı yollarla elde edilmiş olan organ veya dokuyu saklayan, nakleden veya aşılayan kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(6) Belli bir çıkar karşılığında organ veya doku teminine yönelik olarak ilan veya reklam veren veya yayınlayan kişi, bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(7) Bu maddede tanımlanan suçların bir tüzel kişinin faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde, tüzel kişi hakkında bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur.
(8) Birinci fıkrada tanımlanan suçun işlenmesi sonucunda mağdurun ölmesi halinde, kasten öldürme suçuna ilişkin hükümler uygulanır.
Madde Gerekçesi
Madde metninde, hukuka aykırı olarak kişilerden organ ve doku alınması ile organ ve doku ticareti fiilleri, suç olarak tanımlanmıştır.
Birinci fıkraya göre, hukuken geçerli rızaya dayalı olmaksızın, yaşayan kişiden organ veya doku alınması, suç oluşturmaktadır. Fiili suç olmaktan çıkaran rızanın hukuken geçerli rıza olması gerekir. Açıklanan rızanın hangi koşullarda hukuken geçerli olacağı ilgili mevzuatta düzenlenmiştir.
İkinci fıkrada ise, ölüden organ veya doku alınması, ayrı bir suç olarak tanımlanmıştır. Bu fiili suç olmaktan çıkaran rızanın hangi koşullarda hukuken geçerli olacağı, yine ilgili mevzuatta düzenlenmiştir.
Üçüncü fıkrada, organ ve doku ticareti, suç olarak tanımlanmıştır. Söz konusu suçun oluşabilmesi açısından kişiden veya ölüden organ veya dokunun, hukuka uygun bir şekilde alınmış olup olmamasının önemi yoktur. Burada önemli olan, organ veya dokunun para veya sair bir maddî menfaat karşılığında tedavüle tabi tutulmasıdır. Bu bakımdan, söz konusu suç, çok failli bir suç niteliği taşımaktadır.
Dördüncü fıkraya göre, bir ila üçüncü fıkralarda tanımlanan suçların bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi hâlinde, daha ağır cezalara hükmedilecektir. Ancak, bu hüküm, ayrıca suç işlemek için örgüt kurmak veya yönetmek ya da örgüte üye olmak suçundan dolayı cezalandırılmaya engel teşkil etmemektedir.
Beşinci fıkrada, hukuka aykırı yollarla elde edilmiş olan organ veya dokunun saklanması, nakledilmesi veya aşılanması; altıncı fıkrada ise, organ veya doku teminine yönelik olarak ilan veya reklam verilmesi veya yayınlanması, ayrı suçlar olarak tanımlanmıştır.
Yedinci fıkraya göre, bu maddede tanımlanan suçların bir tüzel kişinin faaliyeti çerçevesinde işlenmesi hâlinde, tüzel kişi hakkında bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunacaktır.
Maddenin sekizinci fıkrasında, birinci fıkrada tanımlanan suçun işlenmesi sonucunda mağdurun ölmesi hâlinde, kasten öldürme suçuna ilişkin hükümlerin uygulanacağı kabul edilmiştir. Aslında bu durumda netice sebebiyle ağırlaşmış suç hâli söz konusudur. Ancak, bu tür fiilleri gerçekleştiren kişinin meydana gelen ölüm neticesi açısından en azından olası kastla hareket edebileceği düşünülmüştür.
Cezanın Niteliği, Yargılama ve İnfaz Rejimi
Türk Ceza Kanunu’nun 91. maddesinde düzenlenen organ veya doku ticareti suçu bakımından cezanın niteliği, fiilin kapsamına ve işleniş biçimine göre değişmektedir. Buna göre; hukuka aykırı şekilde organ veya doku alınması, satılması, satın alınması, aracılık edilmesi ya da nakledilmesi hâlinde fail hakkında beş yıldan dokuz yıla kadar hapis cezası ve adli para cezası öngörülmektedir.
Suçun, özellikle örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenmesi veya mağdurun rızasının hukuken geçersiz sayıldığı durumların varlığı hâlinde, kanun koyucu tarafından cezanın artırılması öngörülmüştür. Bu yönüyle suç, hem bireysel hem de örgütlü suç kapsamında ağır yaptırımlara bağlanmıştır.
Organ veya doku ticareti suçu, niteliği gereği re’sen soruşturulan ve kovuşturulan suçlar arasında yer almaktadır. Bu nedenle mağdurun şikâyeti aranmaksızın Cumhuriyet savcılığı tarafından doğrudan soruşturma başlatılmaktadır.
Görevli mahkeme, suç için öngörülen cezanın üst sınırı dikkate alındığında kural olarak Ağır Ceza Mahkemesidir. Yargılama süreci, cezanın ağırlığı ve suçun niteliği nedeniyle ciddi usul güvenceleri çerçevesinde yürütülmektedir.
İnfaz rejimi bakımından ise hükmolunan hapis cezası, Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun hükümlerine tabidir. Bu kapsamda;
- Koşullu salıverilme,
- Denetimli serbestlik,
- Tekerrür hükümleri
genel infaz esaslarına göre uygulanmaktadır.
Organ veya Doku Ticareti Suçunda Tutuklama
Organ veya doku ticareti suçu kapsamında tutuklama, bir ceza değil; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 100 ve devamı maddelerinde düzenlenen bir koruma tedbiridir. Bu nedenle tutuklama kararı verilebilmesi için yalnızca suç isnadı yeterli olmayıp, belirli hukuki şartların birlikte gerçekleşmesi gerekir.
Öncelikle, şüpheli hakkında kuvvetli suç şüphesinin varlığı somut delillerle ortaya konulmalıdır. Bunun yanında, kaçma ihtimali, delillerin yok edilmesi veya değiştirilmesi riski ya da tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı kurulması gibi somut tutuklama nedenlerinden en az birinin bulunması zorunludur.
Organ veya doku ticareti suçu, CMK m.100/3 kapsamında katalog suçlar arasında yer almaktadır. Bu durum, kanun koyucu tarafından tutuklama nedenlerinin varlığına ilişkin bir karine öngörüldüğü anlamına gelir. Ancak bu karine, hâkimi otomatik olarak tutuklama kararı vermeye zorlamaz. Hâkim, her somut olayda ölçülülük ilkesini dikkate almalı ve özellikle adli kontrol tedbirlerinin yetersiz kalacağını açık ve somut gerekçelerle ortaya koymalıdır.
Tutuklama kararı, soruşturma aşamasında sulh ceza hâkimi, kovuşturma aşamasında ise davaya bakan mahkeme tarafından verilmektedir.
Şikâyet, Uzlaşma ve Zamanaşımı
Türk Ceza Kanunu’nun 91. maddesinde düzenlenen organ veya doku ticareti suçu, şikâyete tabi suçlar arasında yer almamakta olup kamu adına re’sen soruşturulmakta ve kovuşturulmaktadır. Bu nedenle mağdurun şikâyeti aranmaksızın Cumhuriyet savcılığı tarafından doğrudan işlem yapılır.
Bu suç bakımından mağdurun rızası, hukuka uygunluk nedeni oluşturmaz. Dolayısıyla taraflar arasında bir rıza bulunması veya sonradan şikâyetten vazgeçilmesi, ceza davasının düşmesi sonucunu doğurmaz.
Uzlaşma yönünden değerlendirildiğinde ise organ veya doku ticareti suçu, Ceza Muhakemesi Kanunu m.253 kapsamında yer almadığından uzlaştırmaya tabi değildir. Bu durum, suçun toplumsal tehlikeliliği ve kamu düzenine yönelik ağır etkisi ile doğrudan ilişkilidir.
Zamanaşımı bakımından ise Türk Ceza Kanunu m.66 hükümleri uygulanmaktadır. Buna göre dava zamanaşımı süresi, suç için öngörülen hapis cezasının üst sınırı esas alınarak belirlenir. Organ veya doku ticareti suçunun temel hâlinde öngörülen cezanın üst sınırı dokuz yıl olduğundan, dava zamanaşımı süresi on beş yıl olarak uygulanmaktadır.
Suçun nitelikli hâllerinde cezanın artırılması durumunda ise, zamanaşımı süresi de buna bağlı olarak yeniden ve daha uzun süreler üzerinden hesaplanacaktır.
Görevli Mahkeme
TCK m.91’de düzenlenen organ veya doku ticareti suçunda görevli mahkeme, 5235 sayılı Kanun’un 12 ve 14. maddeleri uyarınca suç için kanunda öngörülen cezanın üst sınırı esas alınarak belirlenir; temel hâlde cezanın üst sınırı dokuz yıl hapis olmakla birlikte, nitelikli hâller ve artırım sebepleriyle birlikte yaptırım on yıldan fazla hapis cezasını gerektirebildiğinden uygulamada bu suçlar kural olarak Ağır Ceza Mahkemesinin görev alanına girer; yer bakımından yetki ise CMK hükümlerine göre suçun işlendiği yer mahkemesine aittir.
Yargıtay Kararları
Yargıtay 12. Ceza Dairesi 2024/4138 E. ve 2025/5484 K.
Özet: TCK 91 uyarınca organ veya doku ticareti suçundan verilen mahkûmiyet hükmü Yargıtay tarafından eksik hukuki değerlendirme nedeniyle bozulmuş, dosya yeniden yargılama yapılması için yerel mahkemeye gönderilmiştir.
DAVA : İlk Derece Mahkemesince verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; sanık ve müdafii tarafından temyizi üzerine yapılan ön inceleme neticesinde 5271 Sayılı CMK’ nın 298/1. maddesindeki temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, işin esasına geçildi, gereği düşünüldü:
KARAR : Sanık Erkanın yüzüne karşı verilen hükümde temyizin tebliğden sonra yapılacağı belirtildiğinden sanığın yanıltılması nedeniyle 26.06.2020 tarihinde tebliğ edilen hükme karşı 17.06.2020 tarihinde yapmış olduğu temyizin süresinde olduğu kabul edilmiştir.
Sanık müdafiinin duruşmalı inceleme talebinin, 7079 Sayılı Kanun’un 94. maddesiyle değişik 5271 Sayılı Kanun’un 299. maddesinin birinci fıkrası gereği takdiren reddine karar verilmekle, gereği düşünüldü:
KARAR : I. HUKUKİ SÜREÇ
İlk Derece Mahkemesince sanık hakkında verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçundan, 5237 Sayılı TCK’nın 136/1, 137/1-a, 62/1, 53/1. maddeleri uyarınca 2 yıl 1 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiş, Bölge Adliye Mahkemesince sanık müdafiinin ve Cumhuriyet savcısının istinaf başvuruları üzerine duruşmalı yapılan inceleme sonunda sanık hakkında temel cezanın artırımı sırasında hesap hatası yapıldığı gerekçesi ile ilgili bölümlerin hükümden çıkarılarak yerlerine “Sanık …’un eylemini kamu görevlisi sıfatı ile görevinin verdiği yetki kötüye kullanılmak suretiyle gerçekleştirdiği anlaşılmakla cezasından TCK’ nun 137/1-a maddesi uyarınca cezasının yarı oranında artırım yapılarak 3 YIL HAPİS CEZASI İLE CEZALANDIRILMASINA, ve Sanığa verilen cezanın geleceği üzerindeki olası etkileri göz önüne alınarak TCK’nın 62/1. maddesi uyarınca takdiren 1/6 oranında indirim yapılarak 2 YIL 6 AY HAPİS CEZASI İLE CEZALANDIRILMASINA,” ibarelerinin eklenmesi suretiyle düzeltilerek istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiş, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca hükmün bozulmasına karar verilmesi görüşünü içeren Tebliğname ile dava dosyası Daireye tevdi edilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Sanığın temyiz sebepleri; kararın delilsiz ve gerekçesiz olduğuna, suçsuzluk karinesinin ihlal edildiğine, verilen cezanın suç ve cezada eşitlik ve kanunilik ilkesine aykırı olduğuna, mağdurun rızası dahilinde eylemi gerçekleştirdiğine atılı suçun unsurlarının oluşmadığına, yasak delilin hükme esas alınamayacağına sanık müdafiinin temyiz sebepleri; kararın hukuka aykırı olduğuna, mağdurun rızası kapsamında eylemin işlenmesi nedeniyle suçun unsurlarının oluşmadığına, tesadüfen elde edilen delilin hükme esas alınamayacağına, görevinin gereklerine aykırı hareket etmediğine ilişkindir.
III. OLAY VE OLGULAR
İlk Derece Mahkemesince, dosyada mevcut belge ve bilgiler, soruşturma ve kovuşturma evrelerinde alınan beyanlarla birlikte dikkate alınarak yapılan değerlendirmede; Gebze Cumhuriyet Başsavcılığının 2017/23792 soruşturma numaralı dosyasında, temyiz dışı sanık … hakkında kaçakçılık suçundan soruşturma yürütüldüğü ve hakkında iletişimin tespiti tedbiri uygulandığı, iletişim sırasında …’in görüştüğü üçüncü kişiden hakkında soruşturma bulunup bulunmadığı hususunda bilgi ve yardım istemesi üzerine görüştüğü hattın sanık …’a ait olduğunun tespit edildiği, kolluk tarafından görüşmenin içeriğinden de yola çıkılarak sanık …’in görüştüğü kişinin Gebze Adliyesinde veri hazırlama ve kontrol işletmeni olarak görev yapan ve kendisinin UYAP ekranları içersinde yer alan Hazırlık Bürosu rolü olmayan sanık … olduğunun anlaşılması üzerine Başsavcılığında bilgisi halinde … ile … arasındaki görüşmelerinin izlemeye alındığı,
Sanıklar … ile … arasındaki 12/02/2018 tarihli telefon görüşmesinin içeriği incelendiğinde; her ikisinin beyanda geçen mağdur …’ün adli sicil kaydının Uyap sisteminden çıkartılarak sanık …’e … ilişkin görüşme kayıtlarını içerdiği, sanığın Gebze Adliyesinde adli sicil kaydını çıkartmak ve ilgilisine vermeye yetkili kamu görevlisi olmasının yarattığı kolaylıktan ve görevinin verdiği yetkiyi kötüye kullanmak suretiyle mağdura ait Adli Sicil Kaydını çıkardığı, akabinde bunu diğer sanık …’a teslim ettiği, bu hususun sanık …’ın “…’i kendisine mal satığımdan dolayı tanırım, … u nereden tanıdığını bilmiyorum, … bey beni arayarak benden para istiyordu, tehdit ediyordu, bende bunun üzerine … a danıştım, … in ehliyetsiz araba kullandığını, askere gitmediğini söyledim, şikayeti olmak için ne yapmam gerektiğini sordum, bu konuşmalarıma yanımda çalışan … hanımda şahittir, 3-5 gün sonra … elinde sabıka kaydı ile geldi bende bunu ne yapacağımı sordum, çıkarabileceğinin sadece bu olduğunu söyledi…”şeklindeki ve sanık …’un “… ben … hakkında yakalamya bakmadım, adli sicil kayıtları benim ek görev olarak yaptığım bir iştir, … benden tanerin adli sicil kaydını istedi diye hatırlıyorum…” şeklindeki ikrarı ile tanık …’nin “….. çok sık olmamakla beraber işyerine gelip giderdi, iş yerine bir kez elinde A4 kağıdıyla geldi..” şeklindeki beyanı, Adli Sicili ve İstatistik Genel Müdürlüğünün 21/03/2018 tarihli ve 13524483.13-37868-2018/28442/18055 Sayılı cevabi yazısı ve ekindeki inceleme raporu ile ekran çıktısı şeklindeki log kayıtları ile mağdur … ile ilgili 12/02/2018 günü 15:41 de Gebze Adliyesi Bilgi İşlem Merkezinde adli sicil sorgulamasının yapılıp çıktısının alındığı sorgu türü kısmına resmi kurum ibaresinin yazılmış olduğu, sorgulamayı yapan personel olarak sanık …’un bildirildiği anlaşılmış olmakla,
Her ne kadar mağdur … soruşturma aşamasındaki beyanının aksine “…Ben ifademin arkasındayım, benim geçmişle ilgili unutkanlıklarım vardır ancak birisi hatırlattığında hatırlamaktayım, ben … beye ifade verdikten sonra günlerce düşündükten sonra … dan ehliyetim için adli sicil kaydı talebim olduğunu hatırladım…” şeklinde beyanda bulunmuş ise de gerek dosya içerisindeki tape kaydı gerekse sanıkların beyanları dikkate alındığında, … ile mağdur arasında husumet bulunduğunun taraflarca dile getirilmiş oluşu nedeniyle mağdurun değişen beyanın sanığı suçtan kurtarmaya yönelik olduğu değerlendirilerek kovuşturmada değişen beyanına itibar edilmemiş, sanık …’ un üzerine atılı ” kişisel verileri hukuka aykırı olarak ele geçirme veya verme ” suçunu işlediğine yönelik vicdani kanaate varılmakla, sanık hakkında mahkumiyete karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince kabul edilen olay ve olgularda, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından bir isabetsizlik görülmediği anlaşılmış ancak sanık hakkında 5237 Sayılı TCK’nın 137/1-a maddesi uyarınca temel ceza üzerinden yapılan artırımda hesap hatası yapılması nedenle belirtilen hatanın düzeltilmesine karar verilmiştir.
IV. GEREKÇE VE KARAR
Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı,anlaşılmakla, sanık ve müdafiinin yukarıda ilgili bölümde ileri sürdüğü bu kapsamdaki temyiz sebeplerinin reddine, ancak;
Telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi tedbiri 5271 Sayılı Kanun’un 135 ila 138. maddelerinde düzenlenmiş olup, 135. maddede; iletişimin tespiti, dinlenmesi, kayda alınması, sinyal bilgilerinin değerlendirilmesi olmak üzere dört tedbire yer verilmiş, tedbirlerin yerine getirilme şartları ve usulü düzenlenmiş, bu konuya ilişkin verilecek kararların kapsamı ve uygulama süresine yönelik ayrıntılı düzenleme yapılmıştır. Ceza Muhakemesi Kanununun 136. maddesinde, 135. maddede sayılan tedbirlerin uygulanmasına yönelik şüpheli veya sanığın müdafii için öngörülen istisnalar hüküm altına alınmış, 137. maddesinde telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması kararlarının ne suretle icra edileceği, kayda alınan iletişim muhtevasının yazıya dökülmesi, işlemlere son verilmesi ve iletişim içeriğine ilişkin kayıtların yok edilmesi ve ilgililere bilgi verilmesi hususları düzenlenmiş, 138. maddesinde ise tesadüfen elde edilen deliller konusu hükme bağlanmıştır.
CMK’nun 135. maddesinin sekizinci fıkrası hüküm tarihi itibarıyla;
“Bu madde kapsamında dinleme, kayda alma ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesine ilişkin hükümler ancak aşağıda sayılan suçlarla ilgili olarak uygulanabilir:
a- ) Türk Ceza Kanununda yer alan;
1. Göçmen kaçakçılığı ve insan ticareti ( madde 79, 80 ) ile organ veya doku ticareti
( madde 91 ),
2. Kasten öldürme ( madde 81, 82, 83 ),
3. İşkence ( madde 94, 95 ),
4. Cinsel saldırı ( birinci fıkra hariç, madde 102 ),
5. Çocukların cinsel istismarı ( madde 103 ),
6. ( Ek: 21/2/2014 – 6526/12 md. ) Nitelikli hırsızlık ( madde 142 ) ve yağma ( madde 148, 149 ) ile nitelikli dolandırıcılık ( madde 158 ),
7. Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti ( madde 188 ),
8. Parada sahtecilik ( madde 197 ),
9. ( Mülga: 21/2/2014 – 6526/12 md.; Yeniden düzenleme: 24/11/2016-6763/26 md. )
Suç işlemek amacıyla örgüt kurma ( madde 220, fıkra üç ),
10. ( Ek: 25/5/2005 – 5353/17 md. ) Fuhuş ( madde 227 ),
11. İhaleye fesat karıştırma ( madde 235 ),
12. ( Ek: 24/11/2016-6763/26 md. ) Tefecilik ( madde 241 ),
13. Rüşvet ( madde 252 ),
14. Suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama ( madde 282 ),
15. ( Değişik: 2/12/2014-6572/42 md. ) Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak
( madde 302 ) ,
16. ( Ek: 2/12/2014-6572/42 md. ) Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı
Suçlar ( madde 309, 311, 312, 313, 314, 315, 316 ),
17. Devlet Sırlarına Karşı Suçlar ve Casusluk ( madde 328, 329, 330, 331, 333, 334,
335, 336, 337 ) suçları.
b- ) Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanunda tanımlanan silah kaçakçılığı ( madde 12 ) suçları.
c- ) ( Ek: 25/5/2005 – 5353/17 md. ) Bankalar Kanununun 22. maddesinin ( 3 ) ve ( 4 )
numaralı fıkralarında tanımlanan zimmet suçu,39
d- ) Kaçakçılıkla Mücadele Kanununda tanımlanan ve hapis cezasını gerektiren suçlar.
e- ) Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 68 ve 74. maddelerinde tanımlanan suçlar.” şeklinde düzenlenmiş olup, sekizinci fıkrada iletişimin dinlenmesi, kayda alınması ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesine ilişkin hükümlerin hangi suçlarda uygulanabileceği açıkça belirtilmiştir.
Aynı kanunun “Tesadüfen elde edilen deliller” başlıklı 138. maddesinin ikinci fıkrası; “Telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi sırasında, yapılmakta olan soruşturma veya kovuşturmayla ilgisi olmayan ve ancak, 135. maddenin altıncı fıkrasında sayılan suçlardan birinin işlendiği şüphesini uyandırabilecek bir delil elde edilirse; bu delil muhafaza altına alınır ve durum Cumhuriyet savcılığına derhâl bildirilir” şeklinde hüküm altına alınmıştır.
CMK’nun 138. maddesinin ikinci fıkrasındaki düzenlemeyle telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi sırasında, soruşturma veya kovuşturmayla ilgili olmayan ve 135. maddenin sekizinci fıkrasında sayılan katalog suç yada suçlardan sayılmayan bir suça ilişkin elde edilen delil yasak delil kapsamında sayılacak ve hükme esas alınamayacaktır.
Bu açıklamalar ışığında; temyiz dışı sanık … hakkında telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi tedbiri uygulandığı sırada CMK’ nın 135/8. maddesinde sayılan katalog suçlardan olmayan 5237 Sayılı TCK’nın 136/1. maddesinde düzenlenen verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçuna dair yasak delil niteliğindeki tape kayıtlarına istinaden başlanılan soruşturma ve kovuşturmaya dayalı olarak yazılı şekilde sanık hakkında mahkumiyet kararı verilmesi,
SONUÇ : Hukuka aykırı olup, açıklanan nedenlerle sanık ve müdafiinin temyiz istemleri yerinde görüldüğünden Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesinin kararının 5271 Sayılı CMK’ nın 302/2. maddesi gereği, Tebliğname’ ye uygun olarak, oybirliğiyle BOZULMASINA,
Dava dosyasının, 5271 Sayılı CMK’nın 304/2-b maddesi uyarınca Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 23.06.2025 tarihinde karar verildi.
Yargıtay 12. Ceza Dairesi 2022/3930 E. ve 2022/10843 K.
Özet: Sanığın, maddi menfaat karşılığında organ temini kapsamında Türk Ceza Kanunu m.91 kapsamında değerlendirilen eylemi nedeniyle açılan kamu davası, zamanaşımı süresinin dolması sebebiyle sanık lehine düşürülmüştür.
DAVA : Organ veya doku ticareti suçundan sanığın mahkumiyetine ilişkin hüküm, sanık müdafii tarafından temyiz edilmekle dosya incelenerek gereği düşünüldü:
KARAR : Gazetecan.com adlı internet sitesinde 10.11.2010 tarihinde katılan sanık ile sanık arasında maddi menfaat karşılığı böbrek nakli ve akabinde çıkan anlaşmazlıkla ilgili olarak yapılan haberler neticesinde soruşturma başlatıldığı, katılan sanık … ‘ın içinde bulunduğu ekonomik koşullarının kötü olmasından dolayı sanığa ait fabrikada işçi olarak çalıştığı, hastalığı sebebiyle organa ihtiyacı bulunan sanık …’in kendisine ev, araba ve maaş ödemesi karşılığında bir böbreğini vermeyi kabul ettiğine ilişkin aşama savunmaları, tarafların ekonomik ve sosyal durumlarına ilişkin dosya içindeki bilgiler, tanık ifadeleri ve tüm dosya kapsamından, böbrek hastası olan sanık …’e ait fabrikada işçi olarak çalışan katılan sanık … ile Mehmed’e maddi menfaat sağlama hususunda aralarında sözlü olarak anlaşmalarını müteakiben, resmi yollarla uygun şekilde organ naklinin gerçekleştiği olayda,
SONUÇ : Sanığa isnat edilen ve daha ağır bir suçu oluşturma ihtimali bulunmayan eylem TCK’nın 91/3-1. maddesinde yaptırıma bağlanmış olup, anılan suç 5237 Sayılı TCK’nın 66/1-e maddesi uyarınca 8 yıllık zamanaşımına tabidir. Kesen nedenlerin varlığı halinde süre yeniden işlemekte ise de, bu süre TCK’nın 67/4. maddesi uyarınca en fazla yarı oranında uzayacağından suç tarihi olan 12/10/2010 tarihinden itibaren TCK’nın 66/1-e ve 67/4 maddelerinde öngörülen 12 yıllık zamanaşımı süresi, 12/10/2022 tarihinde gerçekleşmiş olup dosya içeriği itibariyle de, 5271 Sayılı CMK’nın 223/9. maddesindeki derhal beraat kararı verilmesini gerektirir şartlar bulunmadığından, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olup, hükmün gerçekleşen zamanaşımı nedeniyle 5320 Sayılı Kanun’un 8. maddesi gereğince halen uygulanmakta olan 1412 Sayılı CMUK’un 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA; ancak, yeniden yargılamayı gerektirmeyen bu hususta, aynı Kanunun 322. maddesi gereğince karar verilmesi mümkün bulunduğundan, aynı maddenin verdiği yetkiye istinaden; 5237 Sayılı TCK’nın 66/1 ve 5271 Sayılı CMK’nın 223/8. maddeleri gereğince kamu davasının DÜŞMESİNE 28/12/2022 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.


