Madde Metni

Taksirle Öldürme

Madde 85- (1) Taksirle bir insanın ölümüne neden olan kişi, iki yıldan altı yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Fiil, birden fazla insanın ölümüne ya da bir veya birden fazla kişinin ölümü ile birlikte bir veya birden fazla kişinin yaralanmasına neden olmuş ise, kişi iki yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.


Madde Gerekçesi

Madde metninde, taksirle öldürme suçu tanımlanmıştır. “Genel Hükümler” başlıklı Birinci Kitapta yer alan taksire ilişkin hükümler, bu suç açısından da geçerlidir.

Maddenin ikinci fıkrasına göre; fiilin, birden fazla insanın ölümüne ya da bir veya birden fazla insanın ölümüyle birlikte, bir veya birden fazla kişinin yaralanmasına neden olması hâli, birinci fıkraya göre daha ağır ceza ile cezalandırılmayı gerektiren neden oluşturmaktadır.


Kasten Öldürme Ve Taksirle Öldürme Suçunun Farkları

Türk Ceza Kanunu’nda insan yaşamını korumaya yönelik suç tipleri arasında kasten öldürme suçu (TCK m.81) ve taksirle öldürme suçu (TCK m.85) önemli bir yer tutar. Her iki suç da bir kişinin ölümüyle sonuçlanır; ancak failin psikolojik durumu, kast derecesi ve davranışın niteliği bakımından önemli farklılıklar bulunmaktadır.

Kasten öldürme suçu, failin bir insanı bilerek ve isteyerek öldürmesi durumunda oluşur. Bu suçta fail, gerçekleştirdiği eylemin ölüm sonucunu doğuracağını bilmekte ve istemektedir. Yani ölüm neticesi failin doğrudan amacıdır.

Türk Ceza Kanunu’na göre kasten öldürme suçunun temel cezası müebbet hapis cezasıdır. Suçun tasarlayarak işlenmesi, canavarca hisle işlenmesi veya yakın akrabaya karşı işlenmesi gibi nitelikli hâllerin bulunması durumunda ise ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası uygulanabilir.

Taksirle öldürme suçu, failin ölüm sonucunu istememekle birlikte dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranması sonucu bir kişinin ölümüne neden olması durumunda ortaya çıkar. Bu suç tipinde failin öldürme kastı yoktur; ancak gerekli dikkat ve özeni göstermemesi nedeniyle ölüm neticesi meydana gelmiştir. Taksirle öldürme suçu genellikle trafik kazaları, iş kazaları, tıbbi müdahaleler veya güvenlik önlemlerinin ihlali gibi durumlarda gündeme gelir. Bu suçun cezası kural olarak iki yıldan altı yıla kadar hapis cezasıdır.

Kasten öldürme ve taksirle öldürme suçları arasındaki temel fark failin kastının bulunup bulunmamasıdır. Kasten öldürmede fail ölüm sonucunu bilerek ve isteyerek gerçekleştirir. Taksirle öldürmede ise fail ölüm sonucunu istemez; ancak dikkatsizlik, tedbirsizlik veya kurallara aykırı davranış nedeniyle ölüm meydana gelir.

Bu nedenle ceza hukuku uygulamasında bir olayın kasten öldürme mi yoksa taksirle öldürme mi olduğu, failin kastı, olayın oluş şekli ve tüm deliller birlikte değerlendirilerek belirlenir. Somut olayın özellikleri, failin davranışı ve ölüm sonucuna ilişkin öngörü durumu suçun niteliğinin belirlenmesinde belirleyici rol oynar.

Bilinçli Taksirli Yaralama ve Bilinçsiz Taksirli Yaralama Farkları

Türk Ceza Kanunu’nda taksir, kişinin dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranması sonucu istemediği bir neticenin meydana gelmesi durumunu ifade eder. Taksirle işlenen suçlarda fail ölüm veya zarar sonucunu istememektedir; ancak gerekli dikkat ve tedbirleri göstermediği için bu sonuç ortaya çıkar. Taksir, ceza hukukunda bilinçli taksir ve bilinçsiz taksir olmak üzere ikiye ayrılır.

Bilinçsiz Taksir Nedir?

Bilinçsiz taksir, failin gerçekleştirdiği davranışın tehlikeli sonuçlar doğurabileceğini öngörmemesi durumudur. Fail gerekli dikkat ve özeni göstermemiştir; ancak davranışının ölüm veya zarar sonucuna yol açabileceğini hiç düşünmemiştir.

Örneğin trafik kurallarına dikkat etmeden araç kullanan bir sürücünün kazaya sebep olarak bir kişinin ölümüne neden olması çoğu durumda bilinçsiz taksir kapsamında değerlendirilebilir.

Bilinçli Taksir Nedir?

Bilinçli taksir, failin davranışının tehlikeli sonuçlar doğurabileceğini öngörmesine rağmen, bu sonucun gerçekleşmeyeceğine güvenerek hareket etmesidir. Fail netice ihtimalini bilmektedir; ancak buna rağmen tedbir almadan davranışını sürdürür.

Örneğin aşırı hız yapan bir sürücünün kazaya sebep olarak bir kişinin ölümüne neden olması, çoğu durumda bilinçli taksir kapsamında değerlendirilir. Çünkü sürücü yüksek hızın kaza riskini artırdığını bilmesine rağmen bu riskin gerçekleşmeyeceğini düşünerek hareket etmiştir.

Bilinçli Taksir ile Bilinçsiz Taksir Arasındaki Temel Fark

Bilinçli taksir ile bilinçsiz taksir arasındaki temel fark, failin sonucu öngörüp öngörmemesidir. Bilinçsiz taksirde fail tehlikeli sonucu hiç öngörmezken, bilinçli taksirde fail sonucu öngörür fakat gerçekleşmeyeceğine güvenerek hareket eder.

Bu nedenle ceza hukuku uygulamasında bilinçli taksir daha ağır kabul edilir ve verilecek ceza artırılarak uygulanır. Somut olayın özellikleri, failin davranışı, olayın oluş şekli ve tüm deliller birlikte değerlendirilerek hangi taksir türünün söz konusu olduğu belirlenir.

Cezanın Niteliği, Yargılama ve İnfaz Rejimi

TCK m.85’te düzenlenen taksirle öldürme suçu, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranış sonucu bir kişinin ölümüne neden olunmasını ifade eder ve temel hâlinde iki yıldan altı yıla kadar hapis cezası öngörülür; fiilin birden fazla kişinin ölümüne veya bir kişinin ölümüyle birlikte bir veya birden fazla kişinin yaralanmasına neden olması hâlinde ceza iki yıldan on beş yıla kadar hapis olarak belirlenmiştir; suç re’sen soruşturulup kovuşturulur ve uzlaşmaya tabi değildir; görevli mahkeme, cezanın üst sınırına göre kural olarak Ağır Ceza Mahkemesidir; infaz rejimi bakımından 5275 sayılı Kanun hükümleri uygulanır ve hükmolunan ceza süreli hapis niteliğinde olduğundan koşullu salıverilme, denetimli serbestlik ve diğer infaz kurumları genel esaslara tabidir.

Kasten Öldürme Suçunda Tutuklama

TCK m.85’te düzenlenen taksirle öldürme suçu bakımından tutuklama, bir ceza değil 5271 sayılı CMK m.100 ve devamında düzenlenen bir koruma tedbiri olup, kuvvetli suç şüphesinin varlığı ile birlikte kaçma şüphesi, delilleri yok etme veya değiştirme ihtimali ya da tanıklar üzerinde baskı kurma riski gibi tutuklama nedenlerinden en az birinin somut olayda bulunması hâlinde uygulanabilir; bu suç CMK m.100/3’te sayılan katalog suçlar arasında yer almadığından tutuklama nedeni karinesi yoktur ve hâkim ölçülülük ilkesini gözeterek adli kontrol tedbirlerinin yetersiz kalacağını somut gerekçelerle ortaya koymak zorundadır; soruşturma evresinde kararı sulh ceza hâkimi, kovuşturma evresinde ise yargılamayı yapan mahkeme verir.

Şikâyet, Uzlaşma ve Zamanaşımı

TCK m.85’te düzenlenen taksirle öldürme suçu takibi şikâyete bağlı değildir ve Cumhuriyet savcılığı tarafından re’sen soruşturulup kovuşturulur; bu suç CMK m.253 kapsamında uzlaşmaya tabi suçlar arasında yer almadığından uzlaşma hükümleri uygulanmaz; zamanaşımı bakımından ise temel hâlde öngörülen iki yıldan altı yıla kadar hapis cezası nedeniyle TCK m.66/1-e uyarınca dava zamanaşımı süresi sekiz yıl olup, fiilin birden fazla kişinin ölümüne ya da ölümle birlikte yaralanmaya neden olması hâlinde üst sınır on beş yıl olduğundan TCK m.66/1-d uyarınca dava zamanaşımı süresi on beş yıldır; ayrıca zamanaşımının kesilmesi veya durması hâllerinde süre kanuni hükümlere göre yeniden hesaplanır.

Görevli Mahkeme

TCK m.85’te düzenlenen taksirle öldürme suçu bakımından görevli mahkeme, 5235 sayılı Kanun uyarınca belirlenir; suçun temel hâlinde öngörülen cezanın üst sınırı altı yıl hapis olduğundan yargılama kural olarak Asliye Ceza Mahkemesinde yapılır, ancak fiilin birden fazla kişinin ölümüne veya bir kişinin ölümüyle birlikte bir veya birden fazla kişinin yaralanmasına neden olması hâlinde cezanın üst sınırı on beş yıl olduğundan bu durumda görevli mahkeme Ağır Ceza Mahkemesidir; yer bakımından yetki ise CMK hükümlerine göre suçun işlendiği yer mahkemesine aittir.


Yargıtay Kararları

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2022/12-16 E. ve 2025/215 K.

Özet: Türk Ceza Kanunu m.85/2 kapsamında taksirle birden fazla kişinin ölümüne neden olma suçunda, kusur ve zarar ağırlığı gözetilerek cezanın alt sınırdan daha fazla uzaklaşılması gerektiği tartışılmıştır.

B. Hukuki Değerlendirme

Beş kişinin ölümüyle sonuçlanan olayın gerçekleşmesine farklı evrelerdeki kusurlarıyla katkıda bulundukları anlaşılan sanıkların, hükme esas alınan 24.07.2012 ve 26.08.2014 tarihli raporlara da yansıyan ve TCK’nın 61/1-f maddesinde karşılığını bulan taksire dayalı kusurlarının ağırlığı ile hayatını kaybedenlerin sayısı itibarıyla aynı Kanun’un 61/1-e maddesinde yer alan meydana gelen zararın ağırlığı dikkate alındığında Yerel Mahkemece TCK’nın 85/2. maddesinde iki yıldan on beş yıla kadar hapis cezasını gerektiren taksirle birden fazla kişinin ölümüne neden olma suçunda … cezanın alt sınırdan daha fazla uzaklaşılarak tayin edilmesi yerine TCK’nın 3. maddesindeki orantılılık ilkesine de aykırı olacak şekilde dört yıl olarak tayin ve takdir edilmesinde isabet bulunmamaktadır.

Bu itibarla, Yerel Mahkemece verilen direnme kararı konu hükümlerin bozulmasına karar verilmelidir.

Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu…; “Yargılama süreci boyunca maddi gerçeğe ulaşma ve adaleti sağlama yolunda çaba harcayan ve sanıkları birebir gözlemleyen Yerel Mahkemece; hükme esas alınan bilirkişi raporlarında ölenlerin de tali kusurlu olduklarının belirtilmesi, dosyaya yansıyan diğer delillerle doğrulandığı üzere sanıklardan …’ın ölenlerden …’e olaya herhangi bir müdahalede bulunmamaları gerektiğini iletmesi, ölenlerden ekip şefi olarak görev yapan …’nın diğer sanıklara haber vermeksizin inisiyatif alarak belediyeden temin ettiği deniz bisikletine diğer ölenlerin taşıma kapasitesini aşacak şekilde binmelerini sağlayarak olay yerine hareket etmesi ile kurtarma faaliyetlerinde yaşandığı anlaşılan gecikme ve zafiyet bir bütün olarak değerlendirildiğinde, TCK’nın 85. maddesinde iki yıldan on beş yıla kadar hapis cezasını gerektiren taksirle birden fazla kişinin ölümüne neden olma suçunda … cezanın alt sınırdan makul bir oranda uzaklaşılarak dört yıl olarak tayin ve takdir edilmesinde herhangi bir isabetsizlik bulunmamakta olup bu uygulama aynı Kanun’un 3. maddesinin 1. fıkrasında düzenlenen orantılılık ilkesine de aykırılık oluşturmamaktadır.”,

Çoğunluk görüşüne katılmayan altı Ceza Genel Kurulu Üyesi de; Yerel Mahkemenin direnme gerekçesinin isabetli olduğu,

Düşünceleriyle karşı oy kullanmışlardır.

Yargıtay 12. Ceza Dairesi 2020/12339 E. ve 2024/5736 K.

Özet: Türk Ceza Kanunu m.85/2 kapsamında bir kişinin ölümü ve bir kişinin yaralanmasıyla sonuçlanan kazada, suçun ağır ceza mahkemesinin görev alanında olduğu gözetilmeden hüküm kurulması bozma nedeni yapılmıştır.

 Dosya içeriğine göre …’in idaresindeki motosikletle, direksiyon hakimiyetini kaybederek, karşı şeride geçtiği sırada devrilerek ilerlerken düz seyreden sanık idaresindeki otomobille çarpışmasıyla, motosiklet sürücüsünün ölmesi, motosiklette yolcu …’ın hayati tehlike geçirecek şekilde yaralanmasıyla sonuçlanan olayda, katılanın bir süre yoğun bakımda tedavi gördükten sonra kollukta alınan beyanında olayı ve kazanın oluşunu hatırlamadığını, yolcu olarak bulunduğu aracın sürücülüğünü yapan ve kazada ölen iş arkadaşından şikayeti olmadığını bildirdiği bu ifadesinde olayın tamamı hakkında bilgi sahibi olmadığının anlaşıldığı, olaya ilişkin bilgi sahibi olduktan sonra alınan ilk ifadesi olan kovuşturma aşamasında 01.10.2015 tarihli 2 numaralı celsedeki söyleminde ise yalnızca …’den şikayetçi olmadığını, sanıktan şikayetçi olduğunu bildirdiği gözetildiğinde eylem neticesinde bir kişinin ölümü, bir kişinin yaralanması sebebiyle suçun 5237 Sayılı TCK’nın 85/2. maddesi kapsamında kaldığı anlaşılmıştır.

5237 Sayılı Türk Ceza Kanununun 85/2. maddesindeki “Fiil, birden fazla insanın ölümüne ya da bir veya birden fazla kişinin ölümü ile birlikte bir veya birden fazla kişinin yaralanmasına neden olmuş ise, kişi iki yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.”, 5235 Sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun 12. maddesindeki “Kanunların ayrıca görevli kıldığı hâller saklı kalmak üzere, Türk Ceza Kanununda yer alan yağma (m. 148), irtikâp (m. 250/1 ve 2), resmî belgede sahtecilik (m. 204/2), nitelikli dolandırıcılık (m. 158), hileli iflâs (m. 161) suçları, Türk Ceza Kanununun İkinci Kitap Dördüncü Kısmının Dört, Beş, Altı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlar (318, 319, 324, 325 ve 332. maddeler hariç) ve 12/4/1991 tarihli ve 3713 Sayılı Terörle Mücadele Kanununun kapsamına giren suçlar dolayısıyla açılan davalar ile ağırlaştırılmış müebbet hapis, müebbet hapis ve on yıldan fazla hapis cezalarını gerektiren suçlarla ilgili dava ve işlere bakmakla ağır ceza mahkemeleri görevlidir. Anayasa Mahkemesi ve Yargıtayın yargılayacağı kişilere ilişkin hükümler, askerî mahkemelerin görevlerine ilişkin hükümler ile çocuklara özgü kovuşturma hükümleri saklıdır.” ve aynı Kanunun 14. maddesindeki “Mahkemelerin görevlerinin belirlenmesinde ağırlaştırıcı veya hafifletici nedenler gözetilmeksizin kanunda yer alan suçun cezasının üst sınırı göz önünde bulundurulur.” şeklindeki düzenlemeler karşısında, atılı suçun cezasının üst sınırının 15 yıl hapis olduğu, 10 yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlara bakmanın Ağır Ceza Mahkemesi’nin görev alanı içerisinde bulunduğu ve üst dereceli mahkemede yargılamanın sanık lehine olduğu hususları birlikte değerlendirildiğinde, görevsizlik kararı verilmesi gerektiği gözetilmeden yargılamaya devamla yazılı şekilde hüküm kurulması,

Hukuka aykırı olup, başkaca yönleri incelenmeyen İstanbul 19.Asliye Ceza Mahkemesi’nin kararına yönelik katılan vekilinin temyiz istekleri yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 Sayılı CMUK’un 321. maddesi gereği, Tebliğnameye uygun olarak, oybirliğiyle BOZULMASINA,

SONUÇ : Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 24.10.2024 tarihinde karar verildi.