Madde Metni

Suça teşebbüs

Madde 35- (1) Kişi, işlemeyi kastettiği bir suçu elverişli hareketlerle doğrudan doğruya icraya başlayıp da elinde olmayan nedenlerle tamamlayamaz ise teşebbüsten dolayı sorumlu tutulur.

(2) Suça teşebbüs halinde fail, meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığına göre, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine ondört yıldan yirmibir yıla kadar, müebbet hapis cezası yerine on yıldan onsekiz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Diğer hallerde verilecek cezanın dörtte birinden dörtte üçüne kadarı indirilir.


Madde Gerekçesi

Suça teşebbüste fail suçu tamamlamak amacıyla hareket etmesine rağmen, elinde olmayan nedenlerden dolayı bunu gerçekleştirememektedir. Bu durumda ise kişiye tamamlanmış suça oranla daha az bir ceza verilmektedir. Ancak teşebbüs hâlinde karşılaşılan en önemli sorunlardan biri, cezanın belirlenmesinde “eksik teşebbüs” – “tam teşebbüs” ayrımının esas alınmasıdır. Çünkü, “eksik teşebbüs” – “tam teşebbüs” ayırımında her olaya uygulanabilen ve duraksamaya yer bırakmayan objektif bir ölçüt bulunamamaktadır.

Bu nedenle suçun tamamlanamadığı durumlarda ceza miktarı belirlenirken, yapılan hareketin ulaştığı gerçekleşme aşamasından ziyade, fiilin doğurduğu zarar veya tehlikenin ağırlığı dikkate alınmalıdır. Çünkü bir olayda icra hareketleri bitmemesine rağmen ortaya çıkan zarar veya tehlike, icra hareketlerinin bitmesinden sonra meydana gelen zarar veya tehlikeden daha ağır olabilir. Özellikle silâhla yapılan ve tekrarlanan hareketlerle gerçekleştirilmek istenen adam öldürme suçunda bu durum söz konusu olmaktadır. Örneğin tabancasındaki mermilerden sadece birini atıp mağduru yaraladıktan sonra engellenen fail, icra hareketleri bitmediği için adam öldürmeye “eksik teşebbüs”ten dolayı, buna karşılık silâhındaki tek kurşunu atıp mağdura isabet ettiremeyen fail, icra hareketleri bittiği için “tam teşebbüs”ten dolayı cezalandırılmaktadır.

Görüldüğü üzere 765 sayılı Türk Ceza Kanunu ve Hükûmet Tasarısında yer alan “eksik teşebbüs” – “tam teşebbüs” ayırımı adil olmayan bir cezalandırmanın ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Ayrıca belirtmek gerekir ki, bu ayırım, sırf hareket suçlarında uygulanamamaktadır. Belirtilen bu sorunların giderilmesi için, yabancı bir çok ceza kanununda olduğu gibi suça teşebbüste cezanın tespit edilmesinde, “eksik teşebbüs” – “tam teşebbüs” ayırımına maddede yer verilmemiş, adil ve eşit bir cezalandırma bakımından, teşebbüs hareketinin meydana getirdiği zarar veya tehlikenin ağırlığının esas alınması öngörülmüştür.

Buna göre, suça teşebbüs durumunda hâkim, önce cezanın belirlenmesindeki ölçülere göre temel cezayı saptayacak; daha sonra, bu konuya ilişkin hükümdeki sırayı takip ederek teşebbüs hükmünü uygulayacaktır. Bu hüküm uygulanırken, somut olayda ortaya çıkan zarar veya tehlikenin ağırlığı dikkate alınarak, teşebbüse ilişkin hükümde belirtilen sınırlar arasında ceza belirlenecektir.

Suça teşebbüs düzenlemesinde getirilen diğer bir yenilik, icra hareketlerinin başlangıcına ilişkindir. Bilindiği üzere icra hareketlerinin ne zaman başladığının belirlenmesi kişi hak ve özgürlüklerinin korunmasıyla yakından ilgilidir. Eğer failin kastının şüpheye yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkmasıyla icranın başlayacağı yolundaki sübjektif ölçüt kabul edilirse, kişinin düşüncesi ve yaşam tarzı dolayısıyla cezalandırılmasına varabilecek bir uygulamaya yol açılacaktır. Çünkü hazırlık hareketleri aşamasında da kastın varlığının şüpheye yer vermeyecek biçimde tespit edilebilmesi mümkün olup, böyle bir ölçüt hazırlık – icra hareketleri ayrımı konusunu bir kanıtlama sorunu hâline getirmektedir. Diğer bir deyişle, suçun icrasıyla ilgisiz davranışlar dahi, suç kastını ortaya koyduğu gerekçesiyle cezalandırılabilecektir.

Açıklanan bu nedenlerle, Tasarıdaki “kastı şüpheye yer bırakmayacak” ölçütü madde metninden çıkartılmış ve bunun yerine “doğrudan doğruya icraya başlama” ölçütü kabul edilmiştir. Böylece işlenmek istenen suç tipiyle belirli bir yakınlık ve bağlantı içindeki hareketlerin yapılması durumunda suçun icrasına başlanılmış sayılacaktır.

Ayrıca belirtilmelidir ki, anayasal düzeni zorla değiştirmeye teşebbüs gibi, teşebbüs hareketlerinin bağımsız suç tipi olarak düzenlendiği suçlara teşebbüs mümkün değildir.

Suça teşebbüste kullanılan araç suçun kanuni tanımında öngörülen fiili meydana getirmeye elverişli olmalıdır. Ancak elverişlilik sadece kullanılan araç bakımından değil, suçun konusu da dahil olmak üzere bütün fiil yönünden bulunmalıdır. Nitekim uygulamada da elverişlilik bu şekilde anlaşılmaktadır. Bu nedenle maddeye, suça teşebbüsün bu unsurunu tam anlamıyla ifade eden “uygun hareketler” kavramı dahil edilmiştir.


Yargıtay Kararları

Yargıtay 2. Ceza Dairesi 2023/18443 E. ve 2023/4066 K.

Özet: Sanığın minibüse eliyle vurması eylemi tamamlanmış suç değil, TCK 35. maddesi uyarınca teşebbüs aşamasında; Gülşehir Belediye Başkanlığına duruşma tebliği yapılmamış, CMK 272 vd. gereğince istinaf yoluna tabi, kanun yararına bozma reddedilmiştir.

“5237 sayılı Kanun’un 35. maddesinde yer alan,”(1)Kişi, işlemeyi kastettiği bir suçu elverişli hareketlerle doğrudan doğruya icraya başlayıp da elinde olmayan nedenlerle tamamlayamaz ise teşebbüsten dolayı sorumlu tutulur. (2) Suça teşebbüs halinde fail, meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığına göre, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine onüç yıldan yirmi yıla kadar, müebbet hapis cezası yerine dokuz yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Diğer hallerde verilecek cezanın dörtte birinden dörtte üçüne kadarı indirilir.” şeklindeki düzenleme nazara alındığında,

Dosya kapsamına göre, olay günü sanığın yolcu olarak bindiği Gülşehir Belediyesine ait minibüste bulunduğu sırada aracın şoförü ile arasında çıkan tartışma üzerine minibüsten indikten sonra, araca eliyle vurmak suretiyle kamu malına zarar verme suçunu işlediğinin iddia ve kabul edildiği olayda, her ne kadar Mahkemece atılı suçtan sanık hakkında tamamlanmış suç hükümlerine göre mahkûmiyet kararı verilmiş ise de,

Somut olayda sanığın belediye minübüsüne eliyle vurmasını müteakip, anılan araçta zarar meydana geldiğine dair herhangi bir tespit yapılmadığının anlaşılması karşısında, sanığa yüklenen suçun teşebbüs aşamasında kaldığı cihetle, sanığın üzerine atılı suçtan mahkûmiyetine hükmedilirken teşebbüs hükümlerinin uygulanması gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmemiştir.” şeklindeki gerekçeye dayandığı anlaşılmıştır.

GEREKÇE
5271 sayılı Kanun’un 309. maddesi uyarınca kanun yararına bozma yoluna, istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeden kesinleşen hüküm ve kararlar aleyhine gidilebilir.
2.Dosya kapsamına göre, katılan sıfatını alabilecek şekilde atılı suçtan zarar gören ve davaya katılma hakkı bulunan Gülşehir Belediye Başkanlığı’nın 5271 sayılı Kanun’un 260/1. maddesi uyarınca yasa yollarına başvurma hakkının bulunduğu, Gülşehir Belediye Başkanlığı’na kovuşturma evresinde yöntemine uygun şekilde 5271 sayılı Kanun’un 234/1-b-1. maddesi uyarınca duruşma gününü bildiren tebligatın yapılmadığı, bu nedenle sanık hakkında açılan davadan usûlüne uygun olarak haberdar edilmediği ve davaya katılabilmesi için olanak tanınmadığının anlaşılması karşısında, yasa yollarına başvurma hakkı bulunan ve yokluğunda hüküm verilen şikâyetçi kuruma hükmün tebliği gerekmektedir.

Gülşehir Asliye Ceza Mahkemesinin 06.07.2017 tarihli kararıyla sanık hakkında kamu malına zarar verme suçundan mahkûmiyet kararı verildiği, sanığın 04.11.2019 tarihinde kararı istinaf ettiği, Mahkemenin 17.07.2020 tarihli ek kararıyla istinaf isteminin süreden reddine karar verdiği, sanığın 17.07.2020 tarihli dilekçesiyle ek kararı da istinaf etmesine rağmen Mahkemenin dosyayı istinaf yoluyla incelenmek amacıyla Bölge Adliye Mahkemesine göndermemesi nedeniyle inceleme konusu hükmün kesinleşmediği anlaşılmıştır.
Henüz kesinleşmediği belirlenen inceleme konusu hükmün, 5271 sayılı Kanun’un 272 vd. maddeleri uyarınca istinaf yoluna tabi olduğu, olağanüstü kanun yolu olan kanun yararına bozma talebine konu edilemeyeceği belirlenmekle, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma isteminin reddine karar vermek gerekmiştir.

YARGITAY 1. CEZA DAİRESİ, E. 2024/1593, K. 2025/7734, T. 4.11.2025

ÖZET: Sanığın, maktulü öldürme kastı olmadığı ve çocuklara zarar verme niyeti bulunmadığı belirlenmiş; eylemi tehdit suçunu oluşturduğu, nitelikli kasten öldürmeye teşebbüs ve alt sınırdan ceza tayini yapılmaması hukuka aykırıdır.

Dosya kapsamına göre; sanığın eşi olan maktulü bir süredir öldürmeyi düşündüğü, 15.02.2021 tarihinde eylemini gerçekleştirmek amacıyla TİGEM işletmesinde kullandığı, ancak dışarı çıkarması yasak olan silahı gizlice alarak eve geldiği ve maktulü öldürdüğü, bu nedenle başlayan soruşturma kapsamında maktulün kızı …’nın beyanları alındığı, …’nın 13.02.2021 tarihinde, sanığın, küçük kardeşi …’yi pencereden sarkıttığını, kendisinin müdahale ederek kardeşini kurtardığını beyan ettiği, sanığın da olayı doğruladığı, ancak amacının kızı …’ye zarar vermek, pencereden atmak olmadığını, ilk beyanında şaka yaptığını söylediği, sonraki beyanlarında ise kızı …’yi pencereye doğru götürdüğünü, ancak sarkıtmadığını, korkutmak için yaptığını, çocuklarına zarar verme niyetinde olmadığını beyan ettiği, bu olaydan iki gün sonraki olayda da sanığın çocuklara yönelik bir eyleminin bulunmadığı anlaşılmakla, sanığın katılan …’ye yönelik öldürme kastı ile hareket ettiğine dair her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığından, sanığın eyleminin maktule karşı tehdit suçunu oluşturacağı gözetilmeksizin nitelikli kasten öldürmeye teşebbüs suçundan hüküm kurulmak suretiyle fazla ceza tayini hukuka aykırı bulunmuştur.

3. Kabule göre de; sanığın eylemi neticesinde katılan …’de yaralanma meydana gelmediği dikkate alınarak 5237 Sayılı Kanun’un 35/2. maddesi uyarınca sanık hakkında alt sınırdan ceza verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi suretiyle fazla ceza tayini, hukuka aykırı bulunmuştur.

YARGITAY 1. CEZA DAİRESİ, K. 2025/1944, K. 2025/5233, T. 30.06.2025

ÖZET: Sanıklar tarafından katılan …’a yönelik işlenen kasten öldürmeye teşebbüs ve silahla tehdit eylemlerinde, yaralanmanın ağırlığı ve fiilin niteliği dikkate alınarak TCK’nın 35. maddesi kapsamında ceza tayini yapılmıştır. Makul ceza sınırının aşılmaması nedeniyle bozma gerekçesi bulunmamış, yargılama usul ve kanuna uygun yürütülmüş, deliller yeterli ve tartışmalı şekilde gerekçeli kararda gösterilmiştir. Hükümde suç vasfı ve sorumluluk doğru biçimde belirlenmiş olup, sanıkların temyiz itirazları 5271 sayılı CMK’nın 289/1 ve 302/1. maddeleri uyarınca reddedilmiş, hükümler oybirliğiyle onanmıştır.

Katılan …’in 4 adet ateşli silah mermi çekirdeği isabeti ile hayati tehlike geçirmesine neden olacak ve hayat fonksiyonlarını ağır (6.) derecede etkileyen kemik kırığı oluşturacak nitelikte yaralandığı olayda; katılandaki yaralanmanın niteliği ile meydana gelen zarar ve tehlikenin ağırlığına göre sanıklar hakkında teşebbüs nedeniyle 9 yıldan 15 yıla kadar hapis cezası öngören 5237 sayılı Kanun’un 35. maddesi ile yapılan uygulama sırasında makul haddin bir miktar üzerinde ceza belirlenmesi gerekirken, yazılı şekilde makul oranda ceza tayini suretiyle eksik cezaya hükmolunması aleyhe temyiz istemi bulunmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.

Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan ve dosya kapsamına göre yeterli olduğu anlaşılan delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin açıkça gösterildiği, vicdani kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eylemin sanıklar tarafından fikir ve eylem birliği içerisinde birlikte gerçekleştirildiğinin saptandığı, hükme esas alınan adli raporların yeterli olduğu, eyleme uyan suç vasfının doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından, sanık … ve sanık … müdafinin temyiz sebeplerinin incelenmesinde hükümlerde eleştiri nedeni dışında hukuka aykırılık bulunmamıştır.

KARAR
Sanıklar hakkında katılanlar …, … ve …’a yönelik silahla tehdit suçundan kurulan hükümler yönünden;
5271 sayılı Kanun’un 286/2-a maddesinde yer verilen; \”ilk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezaları ile miktarı ne olursa olsun adlî para cezalarına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine dair bölge adliye mahkemesi kararları\”nın temyiz incelemesine tabi olmadığına ilişkin düzenleme karşısında, anılan hükümlerin temyiz incelemesine tabi olmadığı ve incelemeye konu suçun, aynı Kanun’un 286/3. maddesi kapsamında da bulunmadığı anlaşıldığından, sanık … ve sanık … müdafinin temyiz istemlerinin, 5271 sayılı Kanun’un 298/1. maddesi uyarınca, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle REDDİNE,

Sanıklar hakkında katılan …’e yönelik kasten öldürmeye teşebbüs suçundan kurulan hükümler yönünden;
Gerekçe bölümünde yer alan (2) numaralı paragrafta açıklanan nedenlerle İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin, 19.10.2023 tarihli ve 2022/1045 Esas, 2023/1277 Karar sayılı kararında sanık … ve sanık … müdafii tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı Kanun’un 289/1. maddesi ile sınırlı olarak yapılan temyiz incelemesi sonucunda eleştiri nedeni dışında hukuka aykırılık görülmediğinden 5271 sayılı Kanun’un 302/1. maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle TEMYİZ İSTEMLERİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKÜMLERİN ONANMASINA,

Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304/1. maddesi uyarınca Bakırköy 6. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,

30.06.2025 tarihinde karar verildi.


1) Suça teşebbüs ne demektir?

Suça teşebbüs, bir kişinin işlemeyi planladığı suçu gerçekleştirmek için doğrudan harekete geçmesi, ancak kendi iradesi dışında bir nedenle suçu tamamlayamaması durumudur. Yani suç bitmemiştir ama ciddi şekilde başlamıştır.

2) Her suç girişimi teşebbüs sayılır mı?

Hayır. Sadece elverişli ve doğrudan icra hareketleri varsa teşebbüs olur.

3) Suça teşebbüste ceza verilir mi?

Evet. Suç tamamlanmamış olsa bile fail teşebbüsten dolayı cezalandırılır. Ancak ceza, tamamlanmış suça göre indirimli olarak uygulanır.

4) Suça teşebbüste ceza nasıl hesaplanır?

Ağırlaştırılmış müebbet yerine: 14–21 yıl hapis, müebbet yerine: 10–18 yıl hapis,diğer suçlarda: Hakim, verilecek cezadan ¼ ile ¾ arasında indirim yapar. İndirim oranı, oluşan zarar ve tehlikenin ağırlığına göre belirlenir.

5) Fail kendi isteğiyle vazgeçerse yine de cezalandırılır mı?

Eğer fail kendi iradesiyle suçu tamamlamaktan vazgeçmişse, bu durum genellikle gönüllü vazgeçme olarak değerlendirilir ve teşebbüs hükümleri uygulanmaz. Ancak o ana kadar işlenen fiiller ayrıca suç oluşturuyorsa, onlardan dolayı ceza verilebilir.