1. Giriş

Bu makale, Türk aile hukukunun temel direkleri olan boşanma, velayet ve nafaka konularını, dini nikah perspektifinden incelemektedir. Türk Medeni Kanunu’na (TMK) göre evliliğin hukuken geçerli tek yolu resmi nikahtır. Bu temel prensip, sadece dini nikahla kurulan birlikteliklerin hukuki bir statüye sahip olmasını engeller ve bu durum, özellikle kadınlar ve çocuklar için ciddi hak kayıplarına yol açmaktadır. Amacımız, bu hukuki boşluğun doğurduğu sonuçları yasal düzenlemeler, mahkeme süreçleri ve özellikle Yargıtay’ın yerleşik içtihatları ışığında kapsamlı bir biçimde ortaya koymaktır. Bu analiz, hukuki bir sorun karşısında doğru adımların atılmasına yardımcı olmayı hedeflemektedir.

1.1. Resmi Nikahın Temel İlkesi

Türkiye’de evlilik kurumu, laik devlet anlayışı çerçevesinde Türk Medeni Kanunu hükümlerine tabidir. Evliliğin hukuken geçerli sayılmasının tek yolu, evlendirme memuru tarafından devletin resmi kurumlarında kıyılan resmi nikahtır. TMK’da açıkça belirtildiği üzere, resmi nikah olmadan dini tören yapılamaz ve evliliğin geçerliliği dini törene bağlı değildir. Tüm eş hakları ve yükümlülükleri—miras, mal paylaşımı, nafaka ve sosyal güvence gibi—yalnızca resmi nikahın varlığına dayanır. Bu temel ilke, dini nikahın hukuki geçerliliğinin olmamasının en önemli sebebidir ve raporun ilerleyen bölümlerindeki tüm değerlendirmeler bu kural üzerine inşa edilmiştir.

2. Dini Nikah Kavramı

2.1. Türk Hukukunda Dini Nikahın Yeri

Dini nikah, Türk toplumunda yaygın olarak görülen ve İslam inancı gereği evlilik birliğinin manevi boyutunu tamamlamak için gerçekleştirilen bir ritüeldir. Ancak, Türk Medeni Kanunu’nda (TMK) bu ritüelin evliliğin geçerliliği için bir koşul olmadığı açıkça belirtilmektedir. Kanun koyucu, dini nikahın resmi nikah olmadan yapılamayacağını öngörmüştür; bu, esasen evliliklerin devlet otoritesi altında kayıt dışı kalmasını önlemeyi amaçlayan bir düzenlemedir. Resmi nikah cüzdanı gösterilmedikçe dini tören yapılamamaktadır. Bu kural, dini nikahın hukuki bağlamda evliliğin yerine geçemeyeceğini kesin olarak ortaya koymaktadır. Resmi nikahı olmayan bir dini nikahın hukuken hiçbir geçerliliği bulunmamaktadır.

2.2. Yasal Yaptırımlar

Dini nikahın resmi nikah olmadan yapılmasının hukuki sonuçları, geçmişte yasal yaptırımlara konu olmuştur. Bazı kaynaklarda Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 237. maddesi uyarınca resmi nikahsız dini nikah kıyan din görevlilerine ve taraflara hapis cezası öngörüldüğü belirtilmiştir. Ancak, bu durum yakın zamanda köklü bir değişikliğe uğramıştır. Anayasa Mahkemesi, TCK 230/5 maddesinde yer alan “Aralarında evlenme olmaksızın, evlenmenin dinsel törenini yaptıranlar hakkında iki aydan altı aya kadar hapis cezası verilir” hükmünü, din ve vicdan özgürlüğü gerekçesiyle iptal etmiştir.

Bu iptal kararı, yalnızca cezai yaptırımı ortadan kaldırmıştır; dini nikahın hukuken geçersiz olduğu yönündeki temel ilke değişmemiştir. Yani, resmi nikah olmadan yapılan bir dini nikah hala kanun önünde “yok hükmünde” sayılmaktadır. Bu durum, hukuki korumadan mahrum kalma riskini bertaraf etmemekte, yalnızca eylemin suç teşkil etmesini engellemektedir.

2.3. Dini Nikah Tarafları İçin Hak ve Eksiklikler

Sadece dini nikahla evlenen çiftler, hukuki olarak evli sayılmaz ve bu nedenle resmi evliliğin sağladığı hiçbir yasal haktan faydalanamazlar. Bu durum, miras, mal paylaşımı, sosyal güvence, emekli maaşı ve yoksulluk nafakası gibi hayati konularda ciddi hak kayıplarına yol açmaktadır. Hukuki bir belge olan evlilik cüzdanının yokluğu, tarafların evli olduğunu ispat etmesini imkansız kılmaktadır, bu da dolandırıcılık gibi durumlarda suiistimale açık bir zemin hazırlamaktadır. İslam hukukunda yer alan mehir kavramı da, TMK’da düzenlenmiş yasal bir hak değildir; mehir alacağı ancak “şarta bağlı bağışlama sözleşmesi” gibi resmi bir yolla ispatlanırsa talep edilebilir.

2.4. Dini Nikahtan Doğan Çocukların Hukuki Sonuçları

Dini nikahtan doğan çocukların hukuki durumu, ebeveynlerinin resmi nikahı olmamasından bağımsız olarak özel kanunlarla düzenlenmiştir. Hukuken, evlilik dışı doğan çocuk, otomatik olarak annenin nüfusuna kaydedilir ve annenin soyadını alır. Velayet hakkı da herhangi bir mahkeme kararına gerek kalmaksızın doğrudan anneye aittir. Evlilik dışı doğan çocukların hakları, evlilik içinde doğan çocukların haklarıyla aynıdır ve yasalar tarafından korunmaktadır.

Babanın, çocukla soybağı kurması için iki yolu vardır: Çocuğu resmi olarak “tanıma” veya “babalık davası” açılması. Baba, nüfus memurluğu, noter, konsolosluk veya mahkemeye yazılı beyanla çocuğu tanıyabilir. Babalık davası ise, çocuğun babasıyla olan soybağının mahkeme kararıyla belirlenmesidir. Bu süreçlerin sonunda çocuk, yasal olarak babasının çocuğu sayılır ve babasının mirasından pay alma hakkına sahip olur.

En önemli husus, dini nikahla dünyaya gelen çocukların, iştirak nafakası (çocuk nafakası) talep etme hakkının olmasıdır. Bu hak, çocuğa ait olup, hukuken yok hükmünde sayılan evlilikten bağımsızdır. Babalık bağının kurulması şartıyla, mahkeme çocuğun ihtiyaçları doğrultusunda babayı nafaka ödemeye mahkum edebilir.

3. Dini Nikah ve Hukuki Bir Boşanma Sürecinin Yokluğu

Dini nikah, Türk Medeni Kanunu’na göre geçerli bir evlilik birliği teşkil etmediği için, bu birlikteliğin sona ermesi için hukuki anlamda bir “boşanma” davası açılamaz. TMK’nın Zina (aldatma), hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranış gibi Türk Medeni Kanunu’nda sayılan özel boşanma nedenleri ya da evlilik birliğinin temelden sarsılması gibi genel boşanma nedenleri , resmi evlilikler için geçerli olup, dini nikahlı birlikteliklerde bu sebeplerle bir dava açılamaz.

Dini nikahlı bir birlikteliğin sona ermesi, tarafların anlaşmasına veya fiili ayrılığına bağlıdır. Hukuki olarak bir boşanma davası olmadığı için, anlaşmalı veya çekişmeli boşanma gibi süreçler de söz konusu değildir. Bu durum, hukuki hakları koruyacak bir mahkeme kararı alınmasını engeller ve taraflar arasındaki tüm anlaşmazlıklar hukuki güvenceden yoksun kalır.

4. Dini Nikah ve Velayet

Resmi nikah olmadan kurulan dini nikahlı bir birliktelikten doğan çocuklar, hukuken “evlilik dışı” çocuk statüsündedir. Bu durum, velayet kararlarını kökten etkiler. Türk Medeni Kanunu’na göre, evlilik dışı doğan çocuğun velayeti, herhangi bir mahkeme kararına gerek kalmaksızın doğrudan anneye aittir. Babanın çocuğu resmi olarak tanıması bile velayet durumunu otomatik olarak değiştirmez; velayet annede kalmaya devam eder.

Babanın velayet hakkını kazanabilmesi için, çocuğun üstün yararının tehlikeye girdiğini ispatlayarak velayetin değiştirilmesi davası açması gerekir. Bu, velayetin değiştirilme nedenleri arasında yer alan, çocuğun sağlık, eğitim veya ahlakının tehlikeye girmesi gibi durumları kapsar. Yani, dini nikahlı bir baba, çocuğunun velayetini ancak hukuki bir süreçle, anneden talep etmesi ve çocuğun menfaatinin bunu gerektirdiğini kanıtlaması halinde alabilir.

5. Dini Nikah ve Nafaka

Dini nikah, taraflara hukuken nafaka hakkı tanımaz. Bu nedenle, resmi nikahlı evliliklerde geçerli olan yoksulluk nafakası veya boşanma davası süresince hükmedilebilen tedbir nafakası, dini nikahla evli olan eş için söz konusu değildir. Dini nikahlı kadın, ayrılık halinde herhangi bir hukuki statüye sahip olmadığından, eşinden yoksulluk ya da tedbir nafakası talep edemez.

Bununla birlikte, nafaka konusunda tek istisna çocuklar için talep edilebilen iştirak nafakasıdır. İştirak nafakası çocuğun temel hakkı olup, anne ve babanın evli olup olmamasından bağımsızdır. Babalık davası ile babalık bağının kurulması halinde, velayet hakkına sahip olmayan taraf çocuğun bakım, eğitim ve gelişim giderlerine mali gücü oranında katılmakla yükümlü olur. Hukuk sistemi, ebeveynlerin ilişkisinden bağımsız şekilde çocuğun üstün yararını korumak amacıyla bu nafakayı zorunlu kılar.

6. Sonuç

Sonuç olarak; yalnızca dini nikâhla evlenen çiftler, mal paylaşımı, nafaka ve tazminat gibi resmi nikâhlı evliliklerde sağlanan haklardan yoksun kalmayı göze almış olurlar. Bu durumda taraflar arasında bir boşanma süreci işletilemediği için, eşlerin karşılıklı hak ve yükümlülükleri yasal güvenceye kavuşamaz. Bu risklerin bertaraf edilmesinin tek yolu, resmi nikâhın kıyılmasıdır. Resmi nikâh, evlilik birliğine ilişkin tüm hak ve sorumlulukları kanuni zemine oturtarak taraflara hukuki koruma sağlar.

Resmi nikâhın mümkün olmadığı hallerde ise, en azından çocukların üstün yararını korumak amacıyla gerekli hukuki adımlar atılmalıdır. Babanın çocuğu nüfusuna tanıma yoluyla kaydetmesi veya babalık davası açılması, iştirak nafakası ve miras gibi çocuk haklarının güvence altına alınması açısından zorunludur. Ancak bu tür işlemler, resmi nikâhlı evliliklerde mevcut olan mal paylaşımı ya da yoksulluk nafakası gibi hakları sağlamaz.

Dolayısıyla, hukuki hak kayıplarını önlemek ve yasal güvencelerden tam anlamıyla yararlanabilmek için dini nikâhın mutlaka resmi nikâh ile tamamlanması şiddetle tavsiye edilmektedir.


Dini Nikah – Boşanma, Velayet, Nafaka ve Haklar | SSS

Dini Nikah – Sıkça Sorulan Sorular

Hayır. Hukuken geçerli evlilik yalnızca resmi nikâhla kurulur. Sadece dini nikâh kanun önünde evlilik sayılmaz.

Hayır. Hukuken geçerli bir evlilik olmadığından “boşanma” davası açılamaz; anlaşmalı/çekişmeli boşanma süreçleri işlemez.

Hayır. Dini nikâhlı eşe yoksulluk veya tedbir nafakası bağlanmaz. İstisna: çocuk için iştirak nafakası talep edilebilir.

Önce soybağı kurulmalıdır: tanıma (nüfus, noter, konsolosluk/mahkeme) veya babalık davası. Ardından çocuk adına iştirak nafakası istenir.

Doğumda velayet otomatik olarak annededir. Baba tanısa bile velayet kendiliğinden değişmez; değişim için dava ve çocuğun üstün yararı şarttır.

Anne veya çocuk adına babalık davası açılır. DNA testi dahil delillerle soybağı kurulunca nafaka ve miras hakları doğar.

Çocuk, annenin nüfusuna ve soyadıyla kaydolur. Baba tanır veya babalık kararı alınırsa baba hanesine bağ ve kişisel durum kayıtları işlenir.

Hayır. Sadece dini nikâh bu hakları doğurmaz. Bu güvenceler resmi nikâhla mümkündür.

Mehir TMK’da düzenli değildir. Yazılı ve ispatlanabilir bir borç ilişkisi (ör. şarta bağlı bağışlama sözleşmesi) varsa o sözleşmeye dayanılarak talep denenebilir.

İlgili cezai hüküm iptal edildi. Ancak bu, dini nikâha hukuki geçerlilik kazandırmaz; sadece cezai yaptırımı kaldırır.

Boşanma davası açılamaz. Çocuk varsa soybağı/nafaka/kişisel ilişki süreçleri; şiddet varsa 6284 kapsamında koruma tedbirleri talep edilebilir.

  • Soybağı kurulmamışsa: tanıma/babalık davası
  • Soybağı varsa: iştirak nafakası davası
  • Ödeme yapılmıyorsa: icra takibi ve tazyik hapsi süreci

Kesin şart değildir; ancak çoğu dosyada belirleyici delildir. Mahkeme gerekli görürse DNA incelemesi yaptırır.

Tanıma işlemi nüfus müdürlüğü, noter, konsolosluk veya mahkeme beyanıyla yapılır. Uygulamada e-imzalı noter/mahkeme süreçleri mümkündür.

Hayır, eş sıfatı yoktur. Ancak çocuk babaya mirasçı olabilir; babalık/soybağı kurulmuş olmalıdır. SGK yönü için resmi evlilik aranır.

  • Çocuk için: tanıma/babalık ve iştirak nafakası
  • Vefat riski: çocuğun miras hakkı için soybağı
  • Mal/hak devri: ayrı sözleşmeler (bağış/satış) – resmi nikahın yerini tutmaz

Not: Tam koruma için daima resmi nikâh.

Evet. 6284 sayılı Kanun kapsamında, aile içi/ısrarlı takip şiddetinde resmi evlilik şartı aranmaksızın koruma tedbirleri talep edilebilir.

Nüfus kayıt örneği, sağlık raporu, fotoğraf ve belediye/evlendirme memurunun istediği standart belgeler. Dini tören, resmi nikâhtan sonra yapılabilir.

Soybağı kurulduktan sonra taraflar anlaşamazsa, aile mahkemesi çocuğun üstün yararına göre gün/saatli kişisel ilişki kararı verir.

Evet. Miras, mal rejimi, nafaka, sosyal güvence ve boşanma dâhil tüm hukuki güvenceler için resmi nikâh zorunludur.

Bilgilendirme niteliğindedir; somut dosyanız için hukuki danışmanlık alınız.