GİRİŞ
İstirdat davası, haksız veya hukuka aykırı biçimde elde edilen bir edimin, malın ya da bedelin gerçek hak sahibine iadesini amaçlayan ve Türk hukuk sisteminde mülkiyetin korunması, sebepsiz zenginleşmenin önlenmesi ve icra faaliyetlerinin denetlenmesi bakımından son derece önemli sonuçlar doğuran bir dava türüdür. Uygulamada istirdat davası çoğu zaman “icra tehdidi altında yapılan ödeme” sonrası gündeme gelmekte; borçlu olmadığını düşünen kişilerin, sırf cebrî icranın ağır sonuçlarından kurtulmak amacıyla yaptığı ödemelerin hukuki akıbeti bu dava ile belirlenmektedir.
İstirdat davaları, yalnızca bir malın iadesini hedefleyen basit bir alacak davası niteliğinde olmayıp; mülkiyet hakkı, borç ilişkileri, icra hukuku ilkeleri ve dürüstlük kuralı gibi birçok temel hukuk ilkesinin kesişim noktasında yer almaktadır. Özellikle İcra ve İflas Hukuku bakımından istirdat davası, cebrî icra tehdidi altında ödenen paraların hukuka uygunluğunun sonradan yargısal denetime tabi tutulmasını sağlayan istisnai ve dengeleyici bir mekanizma olarak karşımıza çıkar.
Bu çalışmada istirdat davasının kavramsal çerçevesi, hukuki dayanakları, şartları, türleri ve ispat rejimi ayrıntılı biçimde ele alınacak; ayrıca istirdat davasının İcra Hukuku’ndaki özel konumu, uygulamada sıkça yapılan hatalar ve Yargıtay içtihatları ışığında kapsamlı biçimde değerlendirilecektir.
İSTİRDAT DAVASININ HUKUKİ DAYANAKLARI
İstirdat davası, tek bir kanun maddesine dayanan dar bir dava türü olmayıp; Türk Medeni Kanunu, Türk Borçlar Kanunu ve Türk İcra ve İflas Kanunu hükümlerinin birlikte değerlendirilmesini gerektiren çok yönlü bir hukuki müessesedir.
1. Türk Medeni Kanunu m. 683 – Mülkiyet Hakkının Korunması
TMK m. 683 uyarınca mülkiyet hakkı, sahibine eşya üzerinde kullanma, yararlanma ve tasarruf etme yetkilerini tanır. Bu hüküm yalnızca aktif tasarruf yetkisini değil, aynı zamanda mülkiyet hakkına yönelik her türlü haksız müdahaleye karşı korunma talep etme yetkisini de içerir. Bir malın haksız olarak başkası tarafından elde edilmesi veya elde tutulması, mülkiyet hakkının ihlali anlamına gelir ve bu ihlalin giderilmesi için istirdat davası açılması mümkündür.
2. Türk Borçlar Kanunu – Sebepsiz Zenginleşme ve Haksız Fiil
İstirdat davalarının borçlar hukuku boyutu, özellikle sebepsiz zenginleşme ve haksız fiil hükümleriyle ilişkilidir. Hukuka aykırı bir biçimde başkasının malvarlığından çıkan bir değer, karşı tarafta haklı bir sebep olmaksızın zenginleşmeye yol açıyorsa, bu zenginleşmenin iadesi gerekir. Özellikle icra tehdidi altında yapılan ödemelerde, borçlu olunmadığı sonradan tespit edilirse, alacaklının sebepsiz zenginleştiği kabul edilir.
3. Türk Medeni Kanunu m. 1020 – Haksız İktisap
Haksız iktisap, bir kişinin hukuki bir sebep olmaksızın bir malı edinmesi veya elinde tutması hâlidir. TMK m. 1020, bu durumda malikin iade talebinde bulunabileceğini düzenleyerek istirdat davasının maddi hukuk temelini güçlendirmektedir.
4. İcra ve İflas Kanunu m. 72 – İcra Hukukunda İstirdat Davası
İstirdat davasının uygulamadaki en önemli görünümü İİK m.72 kapsamında açılan davalardır. Bu maddeye göre, borçlu olmadığı hâlde icra takibi nedeniyle ödeme yapmak zorunda kalan kişi, ödediği paranın geri alınması için istirdat davası açabilir. Ancak bu dava, klasik anlamda bir alacak davası olmayıp; icra hukukuna özgü, süreye ve şekle sıkı sıkıya bağlı özel bir dava türüdür.
İSTİRDAT DAVASININ ŞARTLARI
İstirdat davası, her hukuka aykırı ödeme veya mal devri hâlinde kendiliğinden açılabilen bir dava değildir. Gerek maddi hukuk gerekse icra hukuku bakımından, bu davanın açılabilmesi için kanunda ve içtihatlarda belirlenen birtakım zorunlu koşulların birlikte gerçekleşmesi gerekir. Bu şartlar, istirdat davasını sıradan bir alacak veya sebepsiz zenginleşme davasından ayıran temel unsurlardır.
1. Hukuka Aykırı Edinim veya Ödeme
İstirdat davasının varlık sebebi, hukuki bir sebebe dayanmayan bir edinim veya ödemenin gerçekleşmiş olmasıdır. Burada hukuka aykırılık, mutlaka açık bir kanun ihlali şeklinde ortaya çıkmak zorunda değildir. Hukuki sebep bulunmaksızın gerçekleşen her türlü ödeme veya mal devri, istirdat davasına konu edilebilir.
Uygulamada bu şart, özellikle icra takibi tehdidi altında yapılan ödemelerde karşımıza çıkmaktadır. Borçlu olmadığı hâlde hakkında icra takibi başlatılan kişi, haciz, satış veya maaş kesintisi gibi cebrî icra işlemlerinin ağır sonuçlarından kurtulmak amacıyla ödeme yapmak zorunda kalabilmektedir. Bu tür ödemeler, görünüşte ihtiyari bir ödeme gibi görünse de, Yargıtay içtihatlarında açıkça kabul edildiği üzere icra tehdidi altında yapılan ödemeler serbest iradeye dayalı sayılmaz.
Bu bağlamda istirdat davası bakımından önemli olan husus; ödemenin fiilen yapılmış olması ve bu ödemenin geçerli bir borç ilişkisine dayanmamasıdır. Eğer borç mevcut değilse veya sonradan yapılan yargılama sonucunda borcun bulunmadığı tespit edilirse, yapılan ödeme hukuki dayanaktan yoksun hâle gelir ve iadesi talep edilebilir.
2. Davacının Hak Sahipliği (Borçsuzluk İddiası)
İstirdat davasında davacı, geri verilmesini talep ettiği malın veya bedelin gerçek hak sahibi olduğunu ortaya koymak zorundadır. İcra hukukuna özgü istirdat davalarında bu hak sahipliği, çoğu zaman “borçlu olunmadığı” iddiası üzerinden şekillenir.
Davacı, icra dosyasında borçlu olarak gösterilmiş olsa dahi, maddi hukuk bakımından borcun hiç doğmadığını, sona erdiğini ya da alacaklının talep ettiği miktarın gerçekte mevcut olmadığını ispat edebilir. Bu ispat; sözleşmeler, ödeme belgeleri, ibra, zamanaşımı defi, mahkeme kararları veya icra dosyasındaki kayıtlar aracılığıyla yapılabilir.
Burada dikkat edilmesi gereken önemli nokta şudur:
İstirdat davası, icra dosyasındaki şekli borçlulukla değil, maddi hukuktaki gerçek borç ilişkisiyle ilgilidir. Dolayısıyla davacı, icra takibinde borçlu görünse bile, maddi hukuk açısından borçlu olmadığını ispatladığı ölçüde istirdat talebinde bulunabilir.
3. Süre Şartı (İİK m.72 Bakımından)
İcra hukukuna özgü istirdat davasının en kritik şartlarından biri, hak düşürücü süreye tabi olmasıdır. İcra ve İflas Kanunu’nun 72. maddesi uyarınca, istirdat davası ödemenin yapıldığı tarihten itibaren bir yıl içinde açılmalıdır.
Bu süre, zamanaşımı süresi olmayıp hak düşürücü süre niteliğindedir. Bu nedenle;
- Mahkeme tarafından re’sen dikkate alınır,
- Taraflarca ileri sürülmese bile süre aşımı nedeniyle dava reddedilir,
- Sürenin durması veya kesilmesi mümkün değildir.
Uygulamada en sık yapılan hatalardan biri, bu bir yıllık sürenin gözden kaçırılmasıdır. Özellikle borçlu olmadığını sonradan fark eden veya menfi tespit davası açmayı düşünen kişiler, süreyi kaçırarak istirdat davası açma hakkını kaybedebilmektedir. Bu nedenle, icra tehdidi altında ödeme yapan kişilerin ödeme tarihini esas alarak süreyi titizlikle takip etmeleri büyük önem taşır.
4. İyi Niyetin Korunmaması
Genel hukuk ilkeleri gereği, iyi niyetli kişilerin korunması esastır. Ancak istirdat davası bakımından bu ilke sınırlı biçimde uygulanır. Özellikle icra hukukunda, borçlu olmadığı hâlde ödeme alan alacaklının iyi niyet iddiası çoğu durumda korunmaz.
Zira İİK m.72 kapsamında açılan istirdat davasının amacı, icra tehdidiyle elde edilen haksız kazanımın ortadan kaldırılmasıdır. Alacaklı, icra yoluyla tahsilat yaparken borcun gerçekten mevcut olup olmadığını araştırma yükümlülüğü altındadır. Borç bulunmadığı hâlde ödeme almışsa, bu ödemenin iadesi gerektiği kabul edilir.
Bununla birlikte, bazı istisnai hâllerde üçüncü kişilerin iyi niyeti korunabilir. Özellikle malın devredilmiş olması ve üçüncü kişinin iyiniyetli olarak mülkiyet kazanması hâlinde, istirdat davasının yöneltileceği taraf değişebilir. Ancak asıl alacaklı bakımından iyi niyet savunması, istirdat davalarında dar yorumlanmaktadır.
İSTİRDAT DAVASININ TÜRLERİ
İstirdat davaları, dayandıkları hukuki sebebe ve ortaya çıktıkları uyuşmazlığın niteliğine göre farklı türlerde karşımıza çıkmaktadır. Her ne kadar uygulamada çoğu zaman tek bir dava türü gibi algılansa da, istirdat davasının maddi hukuk temelli ve icra hukuku temelli olmak üzere farklı görünüm biçimleri bulunmaktadır. Bu ayrım, hem görevli mahkemenin tespiti hem de ispat rejimi bakımından büyük önem taşır.
1. İcra Hukukuna Dayalı İstirdat Davası (İİK m.72)
İcra hukukuna dayalı istirdat davası, uygulamada en sık karşılaşılan ve en teknik istirdat davası türüdür. Bu dava, borçlu olmadığı hâlde hakkında icra takibi başlatılan ve icra tehdidi altında ödeme yapmak zorunda kalan kişinin, ödediği bedelin geri alınmasını amaçlar.
Bu dava türünün ayırt edici özelliği, ödemenin icra dosyası kapsamında ve cebrî icra baskısı altında yapılmış olmasıdır. Haciz tehdidi, maaş kesintisi, banka hesaplarının bloke edilmesi veya taşınır–taşınmaz malların satışa çıkarılması ihtimali, ödeme iradesini sakatlar. Bu nedenle yapılan ödeme, hukuken serbest iradeye dayalı kabul edilmez.
İcra hukukuna dayalı istirdat davası;
- Yalnızca ödeme yapıldıktan sonra açılabilir,
- Bir yıllık hak düşürücü süreye tabidir,
- Davacının borçlu olmadığını maddi hukuk bakımından ispatlamasını gerektirir.
Bu yönüyle istirdat davası, icra hukukunda sonradan denetim işlevi gören ve cebrî icranın yol açabileceği haksız sonuçları telafi eden istisnai bir dava türüdür.
2. Sebepsiz Zenginleşmeye Dayalı İstirdat Davası
Sebepsiz zenginleşmeye dayalı istirdat davaları, icra takibinin bulunmadığı veya icra tehdidi altında ödeme yapılmadığı hâllerde gündeme gelir. Burada temel unsur, hukuki sebep olmaksızın bir kimsenin malvarlığında meydana gelen artıştır.
Örneğin;
- Yanlış kişiye yapılan banka havalesi,
- Geçerli olmayan bir sözleşmeye dayanarak yapılan ödeme,
- Sonradan geçersizliği tespit edilen bir hukuki işleme dayalı edim ifası,
gibi hâllerde, sebepsiz zenginleşmeye dayalı istirdat davası açılabilir.
Bu dava türünde;
- İcra dosyası bulunması zorunlu değildir,
- Hak düşürücü süre değil, genel zamanaşımı süresi uygulanır,
- Davacı, karşı tarafın haklı bir sebep olmaksızın zenginleştiğini ispatlamakla yükümlüdür.
Sebepsiz zenginleşmeye dayalı istirdat davaları, icra hukukuna özgü istirdat davasına kıyasla daha geniş ve esnek bir uygulama alanına sahiptir.
3. Haksız İktisap Nedeniyle Açılan İstirdat Davası
Haksız iktisap nedeniyle açılan istirdat davaları, çoğunlukla taşınır veya taşınmaz malların hukuka aykırı biçimde elde edilmesi veya elde tutulması durumlarında gündeme gelir. Bu dava türü, mülkiyet hakkının doğrudan ihlali söz konusu olduğunda başvurulan bir hukuki yoldur.
Örneğin;
- Yetkisiz temsil sonucu taşınmaz devri,
- Sahte vekâletname ile yapılan satış,
- Rıza dışı el koyma veya teslim,
gibi durumlarda, malikin malı geri almak için istirdat davası açması mümkündür.
Bu tür istirdat davalarında;
- Davacı, mülkiyet hakkını ispatlamak zorundadır,
- İyi niyetli üçüncü kişilerin korunması ilkesi önem kazanır,
- Davanın konusu çoğu zaman aynen iade talebidir.
MENFİ TESPİT DAVASI İLE İSTİRDAT DAVASI ARASINDAKİ FARK
Uygulamada en sık karşılaşılan ve ciddi hak kayıplarına yol açabilen hatalardan biri, menfi tespit davası ile istirdat davasının birbirine karıştırılmasıdır. Her iki dava türü de borçlu olunmadığı iddiasına dayanmakla birlikte, açılma zamanı, amacı ve doğurduğu hukuki sonuçlar bakımından birbirinden köklü biçimde ayrılmaktadır. Bu ayrımın göz ardı edilmesi, özellikle icra tehdidi altında bulunan kişiler açısından geri dönülmesi güç sonuçlar doğurabilmektedir.
Menfi tespit davası, borçlu olmadığını ileri süren kişinin ödeme yapmadan önce başvurduğu bir hukuki yoldur. Bu davanın temel amacı, maddi hukuk bakımından borç ilişkisinin mevcut olmadığının tespit edilmesi ve böylece icra takibinin sürdürülmesinin önüne geçilmesidir. Menfi tespit davası ile kişi, henüz malvarlığında bir eksilme meydana gelmeden, icra tehdidini bertaraf etmeyi ve hukuki durumunu güvence altına almayı hedefler. Bu yönüyle menfi tespit davası, koruyucu nitelikte bir dava olup, cebrî icranın doğurabileceği sonuçları önleyici bir işlev görür.
Buna karşılık istirdat davası, artık ödeme gerçekleştikten sonra gündeme gelen bir dava türüdür. Borçlu olmadığı hâlde icra tehdidi altında ödeme yapmak zorunda kalan kişi, bu ödemenin hukuki sebebinin bulunmadığını ileri sürerek, ödediği bedelin geri verilmesini talep eder. İstirdat davasının amacı, borç ilişkisini soyut olarak tespit ettirmek değil; somut olarak malvarlığından çıkan bir değerin iadesini sağlamaktır. Bu nedenle istirdat davası, menfi tespit davasından farklı olarak telafi edici ve sonuç alıcı bir dava niteliği taşır.
Bu iki dava arasındaki fark, verilen kararların hukuki niteliğinde de açıkça görülmektedir. Menfi tespit davası sonucunda mahkeme tarafından verilen karar, yalnızca tespit niteliğindedir. Yani mahkeme, borcun mevcut olmadığını belirler; ancak bu karar doğrudan bir para iadesine veya eda yükümlülüğüne hükmetmez. Buna karşılık istirdat davası sonucunda verilen karar, eda hükmü içerir. Mahkeme, davalının haksız olarak elde ettiği bedeli davacıya iade etmesine karar verir ve bu karar ilamlı icra yoluyla da icra edilebilir.
Süre bakımından da menfi tespit davası ile istirdat davası arasında önemli bir ayrım bulunmaktadır. Menfi tespit davası için kanunda öngörülmüş özel bir hak düşürücü süre bulunmamaktadır. Buna karşılık istirdat davası, İcra ve İflas Kanunu’nun 72. maddesi uyarınca ödemenin yapıldığı tarihten itibaren bir yıl içinde açılmak zorundadır. Bu süre hak düşürücü nitelikte olup, mahkeme tarafından re’sen dikkate alınır ve sürenin kaçırılması hâlinde istirdat davası açma hakkı tamamen ortadan kalkar.
İSTİRDAT DAVASINDA İSPAT YÜKÜ VE DELİLLER
İstirdat davasında ispat yükü, genel ispat kurallarına paralel olarak kuralen davacıya aittir. Davacı, açtığı davada yalnızca bir ödeme yaptığını ileri sürmekle yetinemez; bu ödemenin borçlu olmadığı hâlde, icra tehdidi altında ve hukuki bir sebebe dayanmaksızın gerçekleştirildiğini somut, denetlenebilir ve inandırıcı delillerle ortaya koymak zorundadır. Zira istirdat davası, görünüşte geçerli bir icra takibi sonucunda yapılmış ödemenin sonradan hukuki temelden yoksun olduğunun iddia edildiği istisnai bir dava türüdür.
Bu kapsamda davacı öncelikle, maddi hukuk bakımından borçlu olmadığını ispat etmelidir. İcra dosyasında borçlu sıfatıyla yer alması, tek başına borcun gerçekten mevcut olduğu anlamına gelmez. Mahkeme, icra dosyasındaki şekli duruma değil; taraflar arasındaki gerçek borç ilişkisine bakar. Davacı, borcun hiç doğmadığını, sona erdiğini, zamanaşımına uğradığını veya talep edilen miktarın hukuken geçerli olmadığını ortaya koymalıdır. Bu ispat, sözleşmeler, ibra belgeleri, önceki ödeme kayıtları, kesinleşmiş mahkeme kararları veya alacağın varlığını çürüten her türlü yazılı delil ile yapılabilir.
Davacının ispatlamakla yükümlü olduğu bir diğer temel husus, ödemenin serbest irade ile değil, icra tehdidi altında yapılmış olmasıdır. İcra tehdidi; yalnızca fiili haciz işlemleriyle sınırlı olmayıp, haciz ihtimali, maaş kesintisi, banka hesaplarına bloke konulması veya taşınmazların satışa çıkarılması gibi cebrî icra mekanizmalarının doğurduğu baskıyı da kapsar. Yargıtay uygulamasında, devam eden bir icra takibi kapsamında yapılan ödemelerin kural olarak icra tehdidi altında gerçekleştiği kabul edilmekte; bu nedenle ödemenin ihtiyari olduğu yönündeki savunmalara itibar edilmemektedir. Ancak davacı, ödemenin icra dosyasıyla bağlantısını ve takibin ödeme anında derdest olduğunu ortaya koymalıdır.
İstirdat Davası İle İlgili Yargıtay Kararları
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2022/3-80 Esas ve 2022/107 Karar Sayılı İlamı
“Somut olayda da yapılan ödemeyle ilk bakışta icra dosyasının borçlusunun borcunun söndüğü, bu nedenle menfaat temin edenin dava dışı asıl borçlu şirket olduğu, sebepsiz zenginleşme davasının muhatabının da anılan şirket olması gerektiği düşünülebilirse de, davacı ihtirazî kayıtla yatırdığı parayı asıl borçlunun borcundan kurtulması amacıyla kendiliğinden değil, haciz tehdidinden korunmak amacıyla ve bu hususu da haciz tutanağında açıkça belirterek yatırmıştır. Yatırılan para davalı alacaklının mal varlığına dâhil olmuştur. Öyle ise, dava konusu olayda sebepsiz zenginleşenin davalı olduğunun kabulü gerekir.”
Yargıtay 19 HD’ nin 2014/6582 Esas, 2014/9883 Karar Sayılı İlamı
“Davacı tarafından menfi tespit davası açıldıktan sonra, dava konusu çek ciro edildiği dava dışı üçüncü kişi tarafından icra takibine konu edilmiş ve davacı da çek bedelini işbu icra dosyasına ödemiştir. Davacının, dava konusu çek bedelinin icra dosyasına ödendiğini, davaya istirdat davası olarak devam edilmesi gerektiğini belirtmesine rağmen istirdat talebinin red edilerek davanın menfi tesbit davası olarak görülüp sonuçlandırılması isabetli görülmemiştir”
İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi 2022/155 Esas ve 2025/1322 K. Sayılı İlamı
“Somut olayda da davacı cebri icra tehdidi altında ödeme yaptığını iddia etmişse de hakkında yapılmış bir icra takibi bulunmadığı, mevcut durumda alacaklı olduğunu beyan eden davalının ihtiyati haciz ve icra yoluna gitmediği, bu halde yapılan ödemenin cebri icra tehdidi altında yapılan ödeme sayılmadığı, bu nedenle davacının istirdat davası açmak için şartların gerçekleşmediği, bu davanın olsa olsa sebepsiz zenginleşmeye yönelik bir dava olabileceği, somut olayda ki gibi istirdat davası olamayacağı da belirlenmiştir. Buna göre Cebri icra tehdidi olmaksızın paranın ödenmiş olması halinde, yapılan ödeme istirdat davasına konu olamayacak ve istirdat davası açılamayacaktır. Davalı da cevap dilekçesinde yapılan ödemenin takip sırasında yapılmadığını, icra takibinin bulunmadığını bu nedenle istirdat davasına konu edilemeyeceğini belirlenmiştir.
Davacının bu halde açabileceği sebepsiz zenginleşme davası olacaktır. Ve bu dava genel sebepsiz zenginleşme ilkelerine dayanarak cari hesaptan kaynaklanan alacağa ilişkin olarak ispatlanacaktır. Sebepsiz zenginleşmeye ilişkin olarak ise TBK m. 77-82 arasındaki hükümlere istinaden ispatla yükümlüdür.”
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2003/5492 E. ve 2004/374 K. Sayılı İlamı
“Davacılar, davalının ihtarnamesi üzerine, fazla tahakkuk ettirildiğini düşündükleri temerrüt faizinin o bölümüne karşı ihtiyati tedbir talebinde bulunma ya da menfi tespit davası açma hakları var iken, bu hakları kullanmadan ve davalının bir takip ya da davası ile karşılaşmadan kendi istekleri ile o bölümü de çekincesiz ödediklerine göre, artık istirdat davası açamazlar. Ancak, sebepsiz zenginleşme davası açma hakları bulunmaktadır.”
SONUÇ
İstirdat davası, Türk hukukunda mülkiyet hakkının, sebepsiz zenginleşme yasağının ve icra faaliyetlerinin hukuka uygunluğunun korunması bakımından vazgeçilmez bir dava türüdür. Özellikle icra tehdidi altında yapılan ödemelerin sonradan yargısal denetime tabi tutulabilmesi, hukuk devleti ilkesinin doğal bir sonucudur. Bu nedenle istirdat davası, yalnızca bir geri alma davası değil; hukukun cebrî icra karşısında bireyi koruyan en önemli güvencelerinden biri olarak değerlendirilmelidir.


