Giriş

Boşanma, bireylerin hayatında önemli ve duygusal olarak zorlu bir dönemi temsil eden hukuki bir süreçtir. Evlilik, yalnızca iki kişinin duygusal ve sosyal bir birlikteliği değil, aynı zamanda hukuki bir ilişkiyi de kapsayan karmaşık bir yapıdadır. Bu nedenle, evlilik birliğinin sona erdirilmesi, çok sayıda hukuki, psikolojik ve sosyal boyutu olan bir konudur. Boşanma süreci, eşlerin bireysel haklarını koruma, maddi ve manevi zararları minimize etme amacı taşır. Boşanma davaları, çeşitli nedenlerle açılabilmekte olup, bu nedenler arasında sadakatsizlik, fiziksel veya psikolojik şiddet, uyuşmazlık, iletişim eksiklikleri ve ailevi sorunlar yer almaktadır. Anlaşmalı boşanma ve çekişmeli boşanma olmak üzere iki ana türde gerçekleşen boşanma davaları, tarafların durumuna ve ilişkilerinin niteliğine göre farklı süreçler izlemektedir. Anlaşmalı boşanma, eşlerin karşılıklı rıza ile boşanma taleplerini sunduğu daha basit bir yolken; çekişmeli boşanma, tarafların karşılıklı anlaşamadığı ve mahkeme tarafından bir çözüm bulunması gereken daha karmaşık bir süreçtir.



1. Boşanma Davası Türleri

Boşanma davası iki ana türde açılmaktadır: anlaşmalı boşanma davası ve çekişmeli boşanma davası.

1.1. Anlaşmalı Boşanma

Anlaşmalı boşanma, eşlerin boşanma hususunda karşılıklı olarak uzlaşarak mahkemeye başvurmasıdır. Anlaşmalı boşanma, genellikle daha hızlı ve az maliyetli bir süreçtir. Eşlerin, boşanma sonrası maddi ve manevi haklarına ilişkin düzenlemeleri de içeren bir protokol hazırlamaları gerekmektedir. Anlaşmalı boşanma için her iki tarafın rızası ile gerçekleşmelidir. Boşanma sonrasında mal paylaşımı, çocukların velayeti, nafaka gibi konularda karşılıklı olarak anlaşmalıdır. Bu anlaşmanın yazılı bir protokol haline getirilmesi ve her iki tarafın imzası ile onaylanması gerekmektedir. Protokol, boşanmanın tüm koşullarını belirlemeli ve ileride doğabilecek uyuşmazlıkların önüne geçmelidir.     

Tarafların belirli konularda mutabakata varmaları halinde, boşanma sürecinin daha sancısız ve çabuk bir şekilde sonuçlanmasını sağlayan “Anlaşmalı Boşanma” yoluna başvurabilecekleri, TMK m. 166/3‘te düzenlenmiştir.

Türk Medeni Kanunu m. 166/3:

“Evlilik en az bir yıl sürmüş ise, eşlerin birlikte başvurması ya da bir eşin diğerinin davasını kabul etmesi hâlinde, evlilik birliği temelinden sarsılmış sayılır. Bu hâlde boşanma kararı verilebilmesi için, hâkimin tarafları bizzat dinleyerek iradelerinin serbestçe açıklandığına kanaat getirmesi ve boşanmanın mali sonuçları ile çocukların durumu hususunda taraflarca kabul edilecek düzenlemeyi uygun bulması şarttır.

Hâkim, tarafların ve çocukların menfaatlerini göz önünde tutarak bu anlaşmada gerekli gördüğü değişiklikleri yapabilir. Bu değişikliklerin taraflarca da kabulü hâlinde boşanmaya hükmolunur. Bu hâlde tarafların ikrarlarının hâkimi bağlamayacağı hükmü uygulanmaz.”

Çiftlerin karşılıklı olarak anlaşmak suretiyle boşanma kararı alabilmeleri için, öncelikle sağlamaları gereken dört şart bulunmaktadır:

  • Evliliğin en az bir yıldır sürüyor olması gerekir.
  • Eşlerin boşanma konusunda anlaşarak mahkemeye başvurması ya daboşanmak isteyen eşin davasının diğer eş tarafından kabul edilmesi gereklidir.
  • Eşler, mahkemede boşanma iradelerini bizzat açıklamalıdır.
  • Mahkeme, tarafların serbest iradeleriyle bu kararı verdiklerine ve boşanma anlaşmasının uygun olduğuna kanaat getirdiğinde, talepler kabul edilecektir.

 1.2. Çekişmeli Boşanma

Çekişmeli boşanma, eşlerin boşanma konusunda anlaşamadığı durumlarda ortaya çıkar. Bu süreç, tarafların taleplerinin ve itirazlarının bulunması nedeniyle daha karmaşık ve uzun bir süreçtir. Eşler boşanmanın gerekçeleri, mal paylaşımı, çocukların velayeti, nafaka gibi konularda farklı görüşlere sahip olabilirler. Çekişmeli boşanma davası aşağıdaki sebeplerle açılabilir:

  • Sadakatsizlik: Taraflardan birinin diğerine sadakatsizlik etmesi.
  • Şiddet: Fiziksel veya psikolojik şiddet.
  • Terk: Eşlerden birinin, diğer eşe herhangi bir bildirimde bulunmadan evi terk etmesi.
  • Kötü Muamele: Eşlerden birinin diğerine karşı sürekli kötü muamelede bulunması.

Taraflar, iddialarını desteklemek için delil sunabilirler. Bu deliller, tanık ifadeleri, yazılı belgeler ve uzman raporları gibi çeşitli formlarda olabilir. Mahkeme, sunulan delilleri değerlendirerek karar verir. Tarafların delillerini yeterince güçlü bir şekilde ortaya koymaları, mahkeme kararının şekillenmesinde büyük rol oynar.

1.2.1. Özel Boşanma Sebepleri

Zina

Türk Medeni Kanunu’nun 161. maddesi, boşanma sebepleri arasında zinayı açıkça tanımlar. Zina, mahkeme tarafından boşanma davası açmak için geçerli bir sebep olarak kabul edilir. Bu bağlamda, zina nedeniyle boşanma davası açan tarafın, bu durumu ispat etmesi gerekmektedir. Zina, eşlerden birinin evlilik birliği içerisinde sadakat yükümlülüğünü ihlal eder. Bu durum, evlilik birliğinin temel ilkelerine aykırıdır ve boşanma davasında önemli bir dayanak oluşturur. Boşanma davası açma süresi, fiilin işlenmesinden başlayarak altı ay ve zina eyleminin üzerinden beş yıl geçmesiyle dava hakkı düşer.

Hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranış

Hayata kast, bir kişinin başka bir kişinin yaşamını hedef alarak, onu öldürmeyi veya ağır şekilde yaralamayı amaçlayan eylemlerini ifade eder. Türk Ceza Kanunu’nda bu tür eylemler, insan hayatına karşı en ciddi suçlar arasında yer alır ve genellikle ağır cezalarla sonuçlanır. Pek kötü veya onur kırıcı davranışlar, bir kişinin onurunu, haysiyetini veya itibarını zedeleyen, toplumda kabul edilebilir normlara aykırı olan eylemler olarak tanımlanabilir. Bu tür davranışlar, bireylerin psikolojik ve sosyal sağlığını olumsuz etkileyebilir. 

Suç işleme ve Haysiyetsiz hayat sürme

  • Suç İşleme

Türk Medeni Kanunu’nun 163. maddesine göre, eşlerden birinin evlilik birliği içinde hukuka aykırı bir eylemde bulunması durumunda diğer eş, boşanma davası açabilir. İşlenen suç, hırsızlık, dolandırıcılık veya cinayet gibi ağır suçlar olabilir. Mahkeme, suçun niteliğini ve evlilik üzerindeki etkisini değerlendirerek boşanma talebini kabul edebilir.

  • Haysiyetsiz Hayat Sürme

Bu durum, bir eşin toplumun ahlaki değerlerine aykırı, onur kırıcı ve küçük düşürücü davranışlar sergilemesini ifade eder. Cinsel ilişkilerde bulunmak veya alkol/uyuşturucu bağımlılığı gibi eylemler haysiyetsiz hayat sürme kapsamında değerlendirilebilir. Bu davranışlar, diğer eşin boşanma davası açma hakkını doğurur.

Terk

Terk; bir eşin, diğer eşin rızası olmaksızın ve geçerli bir sebep olmaksızın evlilik birliğini sona erdirmek amacıyla evi terk etmesi durumunu ifade eder. Terk, evlilik birliğinin güven ve sadakat üzerine kurulu olan doğasına aykırı bir davranıştır. Terk, yalnızca fiziksel olarak evi terk etmekle sınırlı değildir; aynı zamanda, terk eden eşin, evlilik birliğine olan bağlılığını, ilgisini ve sorumluluklarını da sona erdirdiğini gösterir. Terkin, kalıcı bir nitelik taşıması gerekir. Yani, eşin evden ayrılması geçici bir durum olmamalıdır.

  • Gerçek Terk

    Gerçek terk, terk eden eşin, diğer eşin rızası olmaksızın evi terk etmesiyle gerçekleşir. Bu, eşin evlilik birliği içindeki diğer tarafla olan ilişkisinin sona ermesi anlamına gelir. Gerçek terk, genellikle kalıcı bir ayrılığı ifade eder. Yani, terk eden eşin evi terk etmesi uzun süreli bir durum olmalıdır. Eğer eş, terk ettikten sonra kısa bir süre içinde geri dönerse bu durum gerçek terk olarak değerlendirilmez. Türk Medeni Kanunu’na göre, terk edilen eş, en az altı ay süresince terk edilen tarafın geri dönmemesi durumunda boşanma davası açabilir. Bu süre, terk durumunun gerçekliğini ve kalıcılığını gösterir.

  • Yapıntı Terk

    Türk Medeni Kanunu’nda, bir eşin diğer eşi terk etmesinin geçerli bir sebebe dayandığı durumları ifade eder. Yapıntı terk, genellikle terk eden eşin, evlilik birliğini sürdürmeyi istememesi veya belirli bir sebepten dolayı evden ayrılmasıyla ortaya çıkar. Yapıntı terk, gerçek terk ile karşılaştırıldığında, eşin evden ayrılma nedeninin belirli bir geçerli mazeret veya durumun varlığına dayanmasıdır. Kanunda da bu husus ‘’Diğerini ortak konutu terk etmeye zorlayan veya haklı bir sebep olmaksızın ortak konuta dönmesini engelleyen eş de terk etmiş sayılır.’’ ifadesiyle açıklanmıştır.

Akıl Hastalığı

‘’4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu

Madde 165: “Eşlerden biri akıl hastası olup da bu yüzden ortak hayat diğer eş için çekilmez hâle gelirse, hastalığın geçmesine olanak bulunmadığı resmi sağlık kurulu raporuyla tespit edilmek koşuluyla bu eş boşanma davası açabilir.”

İncelenen kanun maddesi, akıl hastalığına dayalı olarak boşanma kararı verilebilmesi için bazı koşulların mevcut olması gerektiğini göstermektedir. Bu duruma dayanarak, boşanma kararı alınabilmesi için, kanun metninde belirtilen bütün şartların bir arada sağlanması gereklidir. Aksi takdirde, boşanma davası olumsuz sonuçlanabilir. Böylece, Türk Medeni Kanunu’nun 165. maddesinde akıl hastalığı nedeniyle boşanmanın gerçekleşmesi için;

  • Akıl hastalığı, evlilik sonrası bir dönemde meydana gelmiş olmalıdır.
  • Ortak yaşam, diğer eş için katlanılamaz bir hale dönüşmüş olmalıdır.
  • Hastalığın geçmesine olanak bulunmadığı resmi sağlık kurulu raporuyla kanıtlanmalıdır.

Şayet eşlerden birinde evlenmeye engel olacak derecede akıl hastalığı varsa ve buna rağmen bir şekilde evlenme gerçekleşmişse, boşanma davası değil, evliliğin geçersizliği amacıyla mutlak butlan davası açılmalıdır.


1.2.2. Genel Boşanma Sebepleri

Evlilik birliğinin sarsılması

Boşanma davası açan eş, boşanma sebepleri olarak sunduğu durumların varlığını kanıtlamak zorundadır. Mevzuatımızda “evlilik birliğinin temelinden sarsılması” olarak tanımlanan, uygulamada ise “şiddetli geçimsizlik” olarak bilinen genel boşanma nedeni haricindeki sebepler, özel boşanma sebepleri arasında yer almaktadır. Evlilik birliğinin temelinden sarsılması, genel bir sebep olup, içeriği her türlü olayı kapsayabilir. Bu durum, günümüzde birçok evliliğin sona erme nedeninin, evlilik birliğinin temelinden sarsılması olduğu gerçeğini ortaya koymaktadır.                                                                                   

Türk Medeni Kanunu’nun 166. maddesine göre; “Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürebilmeleri beklenmeyecek ölçüde temelinden sarsılmışsa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir.” Bu durumda, eğer eşlerden biri için evliliğin sürdürülmesi dayanılmaz bir hale gelmişse, evlilik birliğinin temelinden sarsıldığı kabul edilerek boşanma davası açılabilir. Bu sebeple dava açmak için davalı eşin kusurlu olması şart değildir. Ancak, davacı eşin daha fazla kusuru varsa, davalı eşin boşanma davasına itiraz etme hakkı bulunmaktadır. Eğer itiraz edilirse, boşanmaya karar verilmesi mümkün olmayacaktır. Ancak itiraz, hakkın kötüye kullanılması anlamına geliyorsa ve evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar açısından korunmaya değer bir menfaat kalmamışsa, boşanma kararı verilebilecektir.  

            Evlilik birliğinin temelinden sarsılması ne anlama geliyor? Evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebiyle boşanma davası, birçok farklı nedenle açılabilir. Burada dikkat edilmesi gereken en önemli nokta, evlilik birliğinin sürdürülemeyecek bir duruma gelmesidir. Örnek vermek gerekirse, ağır borç yükü altına girmek, müsrif bir yaşam sürdürmek, cinsel ilişkiden kaçınmak ya da olağan dışı cinsel ilişkiye zorlamak, uygunsuz işlerle uğraşmak, kumar oynamak ve çalışmamak gibi davranışlar evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına yol açabilir. Bu tür örnekler çoğaltılabilir. Önemli olan, bu durumların evliliği katlanılmaz bir hale getirmesi, yani ortak hayatın sürdürülemez bir hale dönüşmesidir.

 Şiddetli Geçimsizlik Nedeniyle Boşanma Davasını Kim Açabilir?

         Eşlerden herhangi biri, şiddetli geçimsizlik nedeniyle boşanma davası açma hakkına sahiptir. Boşanmaya neden olan durumlar söz konusu olduğunda, hangi eşin daha fazla kusurlu olduğu önemli bir kriter değildir. Bu nedenle, daha fazla kusuru bulunan eş de şiddetli geçimsizlik gerekçesiyle boşanma davası açabilir. Ancak, daha kusurlu olan eşin dava açması durumunda, diğer eşin davaya itiraz etme hakkı olacaktır.

         Kanuni düzenleme yukarıda açıklandığı şekilde olmakla birlikte, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun, 04.07.2018 tarih ve 2017/2-1939 Esas ve 2018/1296 Karar sayılı ilamına göre:
“…Söz konusu hüküm uyarınca evlilik birliği, eşler arasında ortak hayatı çekilmez duruma sokacak derecede temelinden sarsılmış olduğu takdirde, eşlerden her biri kural olarak boşanma davası açabilir…”

         Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 04.12.2015 gün ve 2014/2-594 E. 2795 K. sayılı kararı ile tam kusurlu eşin boşanma davası açamayacağını belirtmiştir. HGK’nın bu görüşü “kimsenin tamamen kendi eylemi ve kusuruna dayanarak hak elde edemeyeceği” şeklinde özetlenebilecek temel hukuk ilkesine dayanmaktadır.Burada, daha fazla kusura sahip olan eşin de dava açma hakkının bulunduğu kabul edilmektedir. Ancak, boşanma kararının verilebilmesi için davalı tarafın en azından bir miktar kusurunun bulunması ve bu kusurun ispat edilmesi gerekmektedir. Sonuç olarak, tamamen kusurlu olan eşin şiddetli geçimsizlik gerekçesiyle boşanma davası açma yetkisi bulunmamaktadır.

Ortak Hayatın Yeniden Kurulamaması

Türk Medeni Kanunu’nun m. 166/4 fıkrası, boşanma davalarında “ortak hayatın yeniden kurulamaması” ilkesini düzenlemektedir. Bu maddeye göre, boşanma davası reddedildikten sonra en az üç yıl boyunca ortak hayat yeniden kurulamamışsa, evlilik birliğinin temelden sarsıldığı kabul edilir ve taraflardan birinin tekrar dava açması halinde boşanmaya karar verilir.

  • Ortak Hayatın Yeniden Kurulamaması Şartları
  1. Önceki Boşanma Davasının Reddedilmiş Olması

Eşlerden biri daha önce boşanma davası açmış, ancak mahkeme tarafından reddedilmiş olmalıdır. Reddin sebebi, hâkimin evlilik birliğinin henüz tam olarak sarsılmadığını veya boşanma için gerekli şartların oluşmadığını düşünmesi olabilir.

  • Reddedilen Davadan Sonra En Az Üç Yıl Geçmiş Olması

İlk boşanma davasının kesinleşmesinden itibaren en az bir yıl geçmelidir. Bu üç yıllık süreçte eşlerin birlikte yaşamaması veya ortak hayatı sürdürememesi gerekir.

  • Ortak Hayatın Yeniden Kurulamamış Olması

Üç yıllık süre içinde eşlerin evlilik birliğini fiilen devam ettirmemeleri gerekir. Eğer eşler bu süre zarfında tekrar bir araya gelir ve evliliklerini fiilen sürdürürlerse, bu maddeye dayanarak boşanma davası açmak mümkün olmaz.

  • Tekrar Açılan Boşanma Davasında Hâkimin Boşanmaya Karar Vermesi

Yukarıdaki şartlar gerçekleştiğinde, taraflardan biri yeniden dava açtığında mahkeme evlilik birliğinin temelinden sarsıldığını kabul ederek boşanmaya hükmeder. Bu noktada kusur değerlendirmesi yapılmaz ve eşlerin boşanma konusunda mutabık olup olmamaları önemli değildir.


2. Mal Paylaşımı

Anlaşmalı veya çekişmeli boşanma davası sonucunda verilen boşanma kararı kesinleştikten sonra boşanan taraflar arasında mal paylaşımı davası görülür. Eşler, edinilmiş malların paylaşımında anlaşamazlarsa, mahkemeye başvurabilirler. Mal paylaşımı, eşlerin evlilik süresince kazandıkları malların ne şekilde paylaşılacağını belirleyen hukuki bir süreçtir. Türkiye’de, Medeni Kanun’a göre edinilmiş mallara katılma rejimi geçerli olup, bu rejime göre eşler arasında mal paylaşımı yapılır. Boşanma sürecinde mal paylaşımı, Türk Medeni Kanunu’nda düzenlenmiş olan önemli bir konudur.

2.1. Eşlerin Mal Rejimi

Türk Medeni Kanunu’na göre, evli çiftler arasında üç ana mal rejimi bulunmaktadır:

  • Eşit Paylaşım (Edinilmiş Mallara Katılma Rejimi): Bu, evlilik sırasında edinilen malların eşit şekilde paylaşılmasını öngörür. Bu rejim, evliliğin başlangıcında geçerli olan temel mal rejimidir. Eşlerden biri, evlilik süresince edinilen mallara ortak olacaktır.
  • Mal Ayrılığı Rejimi: Eşler, evlilik süresince her biri kendi malvarlığını ayrı tutma hakkına sahiptir. Boşanma durumunda, taraflar yalnızca kendi mal varlıklarını paylaşır.
  • Paylaşmalı Mal Ayrılığı Rejimi: Bu rejim, boşanma durumunda tarafların sahip olduğu malların paylaşımını belirler. Eşlerden biri, diğerine belirli bir pay vermek zorunda kalabilir.

2.2. Edinilmiş Mallar

            Evlilik süresince edinilen mallar, eşit olarak paylaşılabilir. Edinilmiş mallar, evlilik sırasında elde edilen taşınmazlar, taşınır mallar, gelirler, maaş, emekli ikramiyesi, primler ve gelirler, SGK veya sosyal yardım kurum ve kuruluşlarının veya personele yardım amacıyla kurulan sandık ve benzerlerinin yaptığı ödemeler, çalışma gücünün kaybı nedeniyle ödenen maddi tazminatlar ve benzeri mülkleri içerir. Eşler, boşanma sürecinde bu malların paylaşımını talep edebilir.

  • Kişisel Mallar

Eşlerin kişisel malları, evlilikten önce edinilen veya miras yoluyla kazanılan mülkler, kişisel kullanım için edinilen eşyalar ve benzeri varlıklar, eşlerin üçüncü kişilerden olan manevi tazminat alacakları, kişisel mallar yerine geçen değerler (Satış, takas vs. yoluyla kişisel mallar yerine geçen para veya diğer değerler) mal paylaşımında dikkate alınmaz. Bu mallar, boşanma durumunda paylaşılmaz ve sahiplerine ait kalır.

2.4. Mal Paylaşımı Süreci

Boşanma davası sırasında mal paylaşımı, mahkeme tarafından ya da tarafların anlaşmasıyla belirlenir. Taraflar, mal paylaşımı konusunda anlaşamazlarsa, mahkeme bu konuda karar verir.

2.5. Anlaşmalı Boşanma

Eğer taraflar anlaşmalı boşanma gerçekleştirirlerse, mal paylaşımı konusunda bir protokol hazırlayarak, malların nasıl paylaşılacağını belirtebilirler. Bu protokol, mahkeme tarafından onaylandığında geçerlilik kazanır.

2.6. Mal Paylaşımında Dikkat Edilmesi Gerekenler

Türk Medeni Kanunu’na göre, evlilik süresince eşler arasında uygulanacak mal rejimi belirlenmelidir. Boşanmada mal paylaşımı, evlilik sırasında seçilen veya yasal olarak geçerli olan mal rejimine göre yapılır. Türkiye’de en yaygın uygulanan mal rejimi “edinilmiş mallara katılma rejimi”dir. Ancak eşler, evlilik sözleşmesi (mal rejimi sözleşmesi) yaparak farklı bir mal rejimi seçmiş olabilirler.

  • Eşler, mal paylaşımı sırasında her birinin katkılarını ve mali durumunu göz önünde bulundurmalıdır.
  • Mal varlığının değeri, değerlendirme uzmanları tarafından belirlenebilir.
  • Eşlerin boşanma sürecinde avukatlardan yardım alması önerilir.

3. Nafaka

Boşanma sonrası ekonomik dengenin korunması, Türk Medeni Kanunu’nun temel amaçlarından biridir. Boşanma, eşlerin birlikte sürdürdüğü ekonomik yapıyı sona erdirdiği için, bu süreçten ekonomik olarak daha zayıf çıkan eşe nafaka ile koruma sağlanır. Türk hukukunda nafaka; boşanma davası devam ederken geçici nitelikte ödenen tedbir nafakası, boşanma kesinleştikten sonra yoksulluğa düşecek tarafa bağlanan yoksulluk nafakası, çocuğun bakım ve eğitim giderleri için ödenen iştirak nafakası ve ihtiyaç halinde üstsoy–altsoy arasında talep edilebilen yardım nafakası olmak üzere çeşitli türlere ayrılmaktadır.

Boşanma sonrasında ihtiyaç sahibi eş, diğer eşten yoksulluk nafakası talep etme hakkına sahiptir. TMK m. 175’e göre, boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek olan taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla süresiz nafaka talep edebilir. Buradaki “yoksulluk”, mutlak yoksulluk değil; evlilik sırasındaki hayat seviyesine kıyasla belirgin bir ekonomik gerileme anlamına gelir. Dolayısıyla eşin gelirinin olması, her zaman nafaka talebini ortadan kaldırmaz; mahkeme, gelirin günlük yaşamı sürdürmeye yetip yetmediğine bakar.

Mahkeme, nafaka miktarını belirlerken şu ölçütleri dikkate alır:

  • Tarafların sosyal ve ekonomik durumları (SGK kayıtları, gelir belgeleri, kira geliri, malvarlığı durumu, yaşam giderleri),
  • Evlilik süresi ve tarafların evlilik içindeki emeği,
  • Çocukların velayeti, bakım giderleri ve ihtiyaçları,
  • Tarafların kusur durumu,
  • Yaşam standartlarının ani şekilde düşmesini engelleme ilkesi,
  • Enflasyon ve ekonomik göstergeler,
  • Tarafların sağlık durumu, çalışma kapasitesi ve gelecekteki muhtemel gelir durumu.

Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına göre nafaka; tarafların mali güçleri arasındaki makul dengeyi sağlama, zayıf olan eşin “hayatını devam ettirebilecek asgari seviyeyi” koruma amacı taşır. Bu nedenle nafaka miktarı her somut olaya göre değişir; otomatik, standart bir miktar söz konusu değildir.

Mahkeme ayrıca nafakanın artış oranını da karara bağlar. Genellikle TÜFE oranı esas alınarak her yıl arttırılmasına hükmolunur. Tarafların ekonomik durumunda önemli değişiklik olması halinde (iş kaybı, ağır hastalık, yeni evlilik, gelir artışı vb.) nafaka artırılabilir, azaltılabilir veya kaldırılabilir. Nafaka borçlusunun yeniden evlenmesi nafakayı kendiliğinden ortadan kaldırmaz fakat mali yükümlülükleri değiştiği için mahkemeye başvuru ile yeniden değerlendirme yapılabilir.

Nafaka, yalnızca boşanmış olan eşleri değil, gerektiğinde çocukları ve hatta tarafların yakın hısımlarını da kapsar. Bu nedenle nafaka, boşanma hukukunun en geniş alanlarından biridir ve yanlış bir başvuru birçok hak kaybına yol açabilir. Profesyonel hukuki destek alınması, nafaka türünün doğru belirlenmesi ve ekonomik verilerin eksiksiz sunulması bakımından büyük önem taşır.


4. Çocukların Velayeti

Boşanma sürecinde en hassas konulardan biri, ortak çocukların velayeti, bakımı ve geleceğinin nasıl düzenleneceğidir. Türk Medeni Kanunu’nun temel yaklaşımı, çocukların velayetine ilişkin tüm kararların “çocuğun üstün yararı” ilkesine uygun şekilde verilmesidir. Bu ilke, velayet düzenlemesinde mahkemenin tek ve en önemli ölçütü olup; ebeveynlerin taleplerinden, maddi imkânlarından veya kişisel beklentilerinden bağımsız olarak değerlendirilir.

Eğer eşlerin ortak çocukları varsa, mahkeme boşanma kararıyla birlikte mutlaka velayet hakkının kimde olacağına, çocukların eğitim, sağlık, barınma, bakım, sosyal yaşam gibi tüm temel ihtiyaçlarının nasıl karşılanacağına ilişkin de hüküm kurar. Velayet, yalnızca çocuğun fiziksel bakımı anlamına gelmez; çocuğun eğitimi, gelişimi, sosyal çevresi ve psikolojik ihtiyaçlarından sorumlu olmayı da kapsayan geniş bir hukuki statüdür.

Taraflar velayet konusunda anlaşabilirler; ancak bu anlaşma mahkemeyi bağlamaz. Hakim, ebeveynlerin kendi aralarında yaptığı her türlü protokolü incelemekle birlikte, çocuğun menfaatine aykırı bir durum görürse anlaşmayı kabul etmeyebilir. Bu nedenle velayet, “tarafların anlaşmasına bırakılmış bir hak” değil, kamu düzenini ilgilendiren bir konu olarak değerlendirilir.

Mahkeme velayeti belirlerken şu kriterleri dikkate alır:

  • Çocuğun yaşı ve özel ihtiyaçları,
  • Çocuğun fiziksel ve zihinsel gelişimi,
  • Anne ve babanın çocukla olan duygusal bağı,
  • Tarafların bakım ve gözetim kapasitesi,
  • Ebeveynlerin sosyal ve ekonomik yaşam koşulları,
  • Kardeşlerin birbirinden ayrılmaması ilkesi,
  • Çocuğun mevcut düzeni (okulu, sosyal çevresi, sağlık tedavileri vb.),
  • Tarafların yaşam tarzı ve çocuğa sunabilecekleri ortam,
  • Tarafların psikolojik durumu ve aile içi şiddet bulguları,
  • 8 yaşından büyük çocuklarda görüşünün alınması.

Taraflar velayet konusunda anlaşamazlarsa mahkeme, sosyal inceleme raporu, pedagog/psikolog değerlendirmesi, tarafların beyanları, tanık anlatımları ve ekonomik durum araştırmalarıyla birlikte nihai kararı verir. Velayet bir kez belirlendikten sonra kesin değildir; koşullar değiştiğinde, örneğin çocuğun eğitiminin aksaması, velayet sahibi ebeveynin bakım yükümlülüklerini yerine getirmemesi, çocuğa yönelik ihmal veya kötü muamele iddiaları gibi durumlarda velayetin değiştirilmesi de mümkündür.

Mahkeme ayrıca velayeti almayan ebeveyne kişisel ilişki (görüş) düzenlemesi yapar. Bu görüş hakkı; çocuğun düzenli bir ilişki sürdürmesini, psikolojik olarak bağ kurmasını ve ebeveynler arası bağın kopmamasını sağlamak amacıyla belirlenir. Kişisel ilişki düzenlemesi, pazar günleri, tatiller, bayramlar veya yaz ayları gibi dönemleri kapsayacak şekilde ayrıntılı olarak belirlenebilir.


6. Ziynet Eşyaları (Takılar) ve Geri İade Davası

Boşanma davalarında en fazla uyuşmazlık yaşanan konulardan biri, ziynet eşyalarının (altın, bilezik, kolye, çeyrek altın, tam altın, set takılar vb.) kime ait olduğu ve boşanma sonrasında iade edilip edilmeyeceğidir. Türk hukukunda ziynet eşyalarının hukuki niteliği oldukça açıktır: Ziynetler kadına bağışlanmış kişisel mal kabul edilir ve TMK m. 220 kapsamında “kişisel mal” kategorisindedir. Bu nedenle kadın, evlilik boyunca edinilmiş mallardan bağımsız olarak kendi ziynet eşyalarının tek ve münhasır sahibidir.

Bu hususta Yargıtay görüş değiştirmişse de henüz içtihat genel uygulamada kabul görmemektedir.

Ziynet Eşyalarının Bozdurulması ve Harcanması

Eğer erkek ziynet eşyalarının borç ödemek, düğün masraflarını karşılamak, ev kurmak veya başka bir nedenle bozdurulduğunu iddia ediyorsa, bunu hukuken kabul ettirebilmesi için:

  • Kadının açık rızasını,
  • Ziynetlerin hangi tarihte, hangi kuyumcuda, ne karşılığında, hangi amaçla bozdurulduğunu,
  • Bedelin nasıl kullanıldığını,

açık ve kesin delillerle ispat etmek zorundadır.

Yargıtay’a göre “bozdurma fiili” ispatlanmadan yapılan savunmaların hükme etkisi yoktur.

Ziynet Eşyalarının Değeri ve Faiz

Mahkeme, iade edilemeyen ziynetlerin bedelini güncel altın kuru üzerinden hesaplar ve yasal faiziyle birlikte hükme bağlar. Özellikle son yıllarda altın fiyatlarının hızlı değişmesi nedeniyle mahkeme, karar tarihinde veya bilirkişi raporu tarihinde güncel değer üzerinden hesaplama yapar.


7.Boşanma Davası Nasıl Açılır?

Eğer taraflar boşanmanın sebepleri, velayet, nafaka, tazminat, mal paylaşımı gibi konularda anlaşamıyorsa çekişmeli boşanma davası açılır. Bu, Türkiye’de en sık görülen boşanma türüdür.

A. Dava Açma Aşaması

Çekişmeli boşanmada süreç şu şekilde ilerler:

  1. Boşanma dilekçesi hazırlanır.
    Dilekçe, TMK’da belirtilen zina, hayata kast, kötü muamele, hakaret, terk, akıl hastalığı veya evlilik birliğinin temelinden sarsılması gibi hukuki sebeplere dayanmalıdır.
  2. Yetkili Aile Mahkemesi’ne dava açılır.
    Yetkili mahkeme:
    • Eşlerin son altı ay birlikte yaşadığı yer,
    • Birlikte oturmuyorlarsa davalının yerleşim yeri aile mahkemesidir.
  3. Harç ve gider avansı yatırılır.
    Dava açılırken maktu harç, gider avansı ve tebligat ücretleri ödenir.

B. Delillerin Sunulması

Çekişmeli boşanmada davanın kaderi delillere bağlıdır. Mahkemeye şu deliller sunulabilir:

  • Tanık beyanları
  • Polis tutanakları
  • Hastane raporları
  • Mesaj kayıtları (WhatsApp, SMS)
  • Kamera görüntüleri
  • Fotoğraflar
  • Otel Kayıtları
  • Ses kayıtları (Hukuka uygun olmalı)
  • Sosyal medya paylaşımları
  • Banka hareketleri, ekonomik şiddet delilleri

Mahkeme, tarafların sunduğu tüm delilleri değerlendirir ve gerekirse sosyal inceleme uzmanı (psikolog/pedagog) raporu ister.

C. Tedbir Kararları

Dava süresince taraflar mağdur olmasın diye mahkeme şu geçici önlemleri alabilir:

  • Tedbir nafakası,
  • Geçici velayet,
  • Şiddet varsa uzaklaştırma,
  • Kişisel ilişki düzenlemesi,
  • Eve yaklaşmama kararı.

D. Yargılama Süreci

Tanıklar dinlenir, deliller toplanır, gerekirse bilirkişi incelemesi yapılır. Mahkeme, evlilik birliğinin gerçekten sarsılıp sarsılmadığını ve tarafların kusur durumunu değerlendirir.

E. Karar Aşaması

Mahkeme şu konularda karar verir:

  • Boşanmanın kabulü veya reddi
  • Velayet
  • Nafaka (tedbir, iştirak, yoksulluk)
  • Maddi-manevi tazminat
  • Kişisel ilişki
  • Ziynet eşyaları
  • Yargılama giderleri ve vekâlet ücreti

Anlaşmalı Boşanma Davası Nasıl Açılır?

Evlilik süresi en az 1 yıl olan eşler, boşanmanın tüm sonuçları üzerinde anlaşmışlarsa anlaşmalı boşanma açabilirler.

Gerekli şartlar:

  1. Evlilik 1 yıldan uzun olmalı.
  2. Taraflar bizzat duruşmaya katılmalı.
  3. Taraflar;
    • Velayet,
    • Nafaka,
    • Mal paylaşımı,
    • Tazminat,
    • Ziynet eşyaları
      gibi tüm konularda anlaşmış olmalı.

Anlaşmalı protokol hazırlanır, imzalanır ve dilekçe ile birlikte mahkemeye sunulur. Hakim tarafları duruşmada bizzat dinledikten sonra anlaşmayı uygun görürse boşanmaya karar verir. Süreç çekişmeli davaya göre çok daha hızlı sonuçlanır.

Boşanma Davasında Avukat Zorunlu Mu?

Avukat zorunlu değildir; ancak boşanma davaları hem duygusal hem de hukuki açıdan en riskli dava türlerinden biridir. Yanlış delil sunumu, eksik talep veya usul hatası ciddi hak kayıplarına yol açabilir. Özellikle velayet, nafaka, tazminat, şiddet ve mal paylaşımı olan dosyalarda profesyonel hukuki destek alınması büyük önem taşır.


7. Sonuç

Yukarıda açıklanan hukuki süreçler ve boşanma türleri, boşanma davalarının karmaşıklığını ve çok yönlülüğünü ortaya koymaktadır. Boşanma, yalnızca duygusal bir süreç değil, aynı zamanda hukuki bir zorunluluğu da beraberinde getiren bir durumdur. Anlaşmalı boşanma ve çekişmeli boşanma olmak üzere iki ana türde gerçekleşen davalar, tarafların rızasına bağlı olarak farklı süreçler izlemektedir.

Anlaşmalı boşanma, eşlerin karşılıklı rıza ile daha hızlı ve az maliyetli bir şekilde boşanma taleplerini sunmalarını sağlarken, çekişmeli boşanma ise taraflar arasındaki anlaşmazlıkların mahkeme tarafından çözülmesini gerektiren bir süreçtir. Bu bağlamda, boşanma sebepleri, Türk Medeni Kanunu’nda belirlenen çerçevede, zina, şiddet, terk, akıl hastalığı gibi özel ve evlilik birliğinin temelinden sarsılması gibi genel nedenlere dayanmaktadır. Eşlerin mal paylaşımına dair hakları da boşanma sürecinin önemli bir parçasını oluşturmakta olup, edinilmiş malların paylaşımı ve kişisel malların korunması gibi konular, bu süreçte dikkate alınması gereken hukuki unsurlar arasında yer almaktadır. Boşanma süreci, tarafların hak ve yükümlülüklerinin titizlikle belirlenmesi gereken bir dönemdir ve her iki tarafın da menfaatlerinin gözetilmesi, hukukun genel ilkeleri doğrultusunda sağlanmalıdır.

Sonuç olarak, boşanma davası açmak isteyen eşlerin, yukarıda belirtilen süreçleri ve hukuki düzenlemeleri dikkate alarak hareket etmeleri, olası maddi ve manevi zararları minimize etmeleri açısından kritik bir öneme sahiptir. Evlilik birliğinin sona ermesi, tüm bu yönleriyle ele alındığında, bireylerin yaşamında ciddi değişikliklere neden olabilecek bir durumdur. Bu nedenle, profesyonel hukuki danışmanlık almak, boşanma sürecinin sağlıklı ve adil bir şekilde yürütülmesi için gereklidir.


Boşanma Davası Hakkında Sıkça Sorulan Sorular

Boşanma Davası Hakkında Sıkça Sorulan Sorular