Giriş

Miras hukuku, bir kişinin ölümünden sonra geride bıraktığı malvarlığının kimlere, nasıl ve hangi usullerle geçeceğini düzenleyen, toplumsal önemi yüksek bir özel hukuk disiplinidir. Miras bırakanın vefatıyla birlikte tereke kendiliğinden mirasçılara geçse de, pratikte pek çok uyuşmazlık doğmakta; özellikle mirasçılardan biri ya da üçüncü kişiler, terekeye dâhil malları haksız şekilde zilyetliklerinde tutabilmektedir. Bu durumlarda başvurulan temel hukuki yol “miras sebebiyle istihkak davası”dır.

Miras sebebiyle istihkak davası, mirasçının kendisine ait olduğunu ileri sürdüğü tereke veya terekeye dahil malı, haksız zilyedin elinden geri almak amacıyla açtığı, hem mirasçılık sıfatının hem mülkiyet iddiasının birlikte değerlendirildiği özel bir dava türüdür. Türk Medeni Kanunu (TMK), 637 ilâ 639. maddeleri arasında bu davanın koşullarını, kapsamını, hâkimin yetkilerini ve zamanaşımı rejimini ayrıntılı biçimde düzenlemiştir.

Aşağıda, bu dava türünün hukuki temeli, uygulama şartları, sonuçları ve zamanaşımı bakımından kapsamlı bir değerlendirme yapılmaktadır.


A. Koşulları

Miras sebebiyle istihkak davasının özünde, mirasçının mirasçılık sıfatından doğan üstün hakkını ileri sürerek terekeye dâhil bir malın kendisine teslimini istemesi yatmaktadır. TMK m. 637, davanın dayandığı yasal çerçeveyi şu şekilde ortaya koymaktadır:

Madde 637:
“Yasal veya atanmış mirasçı, terekeyi veya bazı tereke mallarını elinde bulunduran kimseye karşı mirasçılıktaki üstün hakkını ileri sürerek miras sebebiyle istihkak davası açabilir. Bu davada hâkim, mirasçılık sıfatıyla ilgili uyuşmazlıkları da çözer. Hâkim, davacının istemi üzerine hakkın korunması için davalının güvence göstermesi veya tapu kütüğüne şerh verilmesi gibi gerekli her türlü önlemi alır.”

Bu düzenleme, davanın üç temel unsurunu vurgular:

  1. Dava hakkı yalnızca mirasçılara tanınmıştır.
    Yasal veya atanmış mirasçı, terekenin tamamı veya bir kısmı üzerinde hak iddia edebilir.
  2. Davalı, tereke malını elinde bulunduran kişidir.
    Bu kişi bir üçüncü kişi olabileceği gibi, mirasçılardan biri de olabilir.
  3. Mirasçılık sıfatıyla ilgili uyuşmazlığı çözme yetkisi hâkime aittir.
    Böylece istihkak davası hem mirasçılığın ispatına hem de malın iadesine ilişkin çift yönlü bir nitelik kazanır.

Mirasçılık Uyuşmazlıklarının Çözülmesi

Davanın görülebilmesi için davacının mirasçılık sıfatını kanıtlaması gerekir. Bu sıfat tartışmalı ise hâkim öncelikle mirasçının kim olduğunu belirler. Vasiyetnameye ilişkin itirazlar, soybağına ilişkin iddialar, atanmış mirasçı tayinleri gibi konular bu aşamada çözümlenir.

Hâkimin bu yetkisi, davayı salt bir “zilyetliğin iadesi” davası olmaktan çıkarır; mirasçılık sıfatını belirleyen bir çekişmeli yargı sürecine dönüştürür.

Hâkimin Alacağı Tedbirler

TMK m. 637/son, hâkime davacının hakkını koruyacak geniş güvence tedbirleri alma yetkisi tanımaktadır. Bu tedbirler özellikle taşınmaz mallar açısından hayati öneme sahiptir. Hâkim:

Davalıdan teminat isteyebilir,
Tapu kütüğüne ihtiyati tedbir şerhi verilmesine karar verebilir,
– Terekenin korunmasına yönelik her türlü geçici hukuki korumayı uygulayabilir.

Bu tedbirler, malın başkasına devredilmesini, değer kaybetmesini ya da zilyedin mal üzerinde tasarrufta bulunmasını engelleyerek davacının üstün mirasçılık hakkını güvence altına alır.

Haksız Zilyetlik ve Malın Geri Alınması

İstihkak davası, temel olarak haksız zilyetliğin ortadan kaldırılmasını amaçlayan bir davadır. Tereke malı üzerinde hak sahibi olmayan kişinin malı elinde bulundurması hukuka aykırı zilyetlik olarak kabul edilir. Mirasçı, bu malı geri almak için mahkemeye başvurur ve mahkeme, mirasçılık sıfatını ispatlayan davacı lehine malın iadesi yönünde karar verir.


B. Hükümleri

TMK m. 638, miras sebebiyle istihkak davasının kabul edilmesi hâlinde uygulanacak sonuçları açık bir şekilde düzenlemiştir.

Madde 638:
“Miras sebebiyle istihkak davasının kabulü hâlinde, tereke veya terekeye dahil mal, davacıya zilyetliğe ilişkin hükümler uyarınca verilir.”

Bu hüküm, malın davacıya teslimi bakımından zilyetliğin devrini düzenler. Mirasçı, davayı kazandığında, mal üzerindeki fiilî hâkimiyet kendisine geçer. Zilyetlik devri, malın niteliğine göre farklı hukuki işlemlerle gerçekleştirilir:

– Taşınır mallarda malın fiilen teslimi,
– Taşınmaz mallarda mahkeme kararının tapuya bildirilmesi ve tescil,
– Hak ve alacaklar için ilgili idarelere bildirim yapılması gibi uygulamalar söz konusu olur.

Zamanaşımı Savunmasının Yasaklanması

TMK m. 638’in devamı şu hükmü içerir:

“Davalı, tereke malını zamanaşımı yoluyla kazandığını ileri süremez.”

Bu düzenleme, istihkak davasının en önemli koruyucu mekanizmasıdır. Çünkü zamanaşımı yoluyla mülkiyet kazanımı (özellikle taşınmazlarda 20 yıllık sürelerle) bir hukuki istisna oluşturur. Ancak miras sebebiyle istihkak davasında zamanaşımı savunması ileri sürülemez.

Bu ilke, mirasçıların tereke üzerindeki haklarının zaman içerisinde zilyetlik yoluyla kaybedilmesine engel olur ve mirasçının üstün hakkını korur.


C. Zamanaşımı

TMK m. 639, istihkak davasının açılması için öngörülen zamanaşımı sürelerini düzenler:

Madde 639:
“Miras sebebiyle istihkak davası, davacının kendisinin mirasçı olduğunu ve iyiniyetli davalının terekeyi veya tereke malını elinde bulundurduğunu öğrendiği tarihten başlayarak bir yıl ve her hâlde mirasbırakanın ölümünün veya vasiyetnamenin açılmasının üzerinden on yıl geçmekle zamanaşımına uğrar. İyiniyetli olmayanlara karşı zamanaşımı süresi yirmi yıldır.”

Bu maddeye göre zamanaşımı üç katmanlıdır:

  1. Öğrenmeden itibaren 1 yıl
    Mirasçı, hem mirasçı olduğunu hem de malın kimin elinde olduğunu öğrendiği anda süre işlemeye başlar.
  2. Her hâlde 10 yıl
    Öğrenme gerçekleşmemiş olsa bile miras bırakanın ölümünden veya vasiyetnamenin açılmasından itibaren 10 yıl geçince dava hakkı düşer.
  3. Kötü niyetli zilyet için 20 yıl
    Malı kötü niyetle elinde bulunduran kişiler bakımından süre uzatılmıştır.

Bu hükümler, mirasçının hakkını korurken aynı zamanda hukuki güvenliği sağlamak amacıyla belirlenmiş sürelerdir.


C.1. Mirasçılık Sıfatı ve İstihkak Davası Arasındaki Ayrım

Mirasçılık sıfatı konusunda taraflar arasında çekişme yoksa, yani herkes mirasçı olduğunu kabul ediyorsa, miras sebebiyle istihkak davasına gerek yoktur. Bu durumda uyuşmazlık doğrudan “mirasın paylaşılması”na ilişkin olup TMK m. 640 ve devamı hükümleri uygulanır.

İstihkak davası ise yalnızca mirasçılık sıfatının tartışmalı olduğu, tereke mallarının haksız zilyetlik altında tutulduğu veya üçüncü kişilerin mülkiyet iddiasında bulunduğu hâllerde gündeme gelir.


C.2. Taraflar

İstihkak davasında:

  • Davacı, mirasçılık sıfatını ileri süren ve tereke malının kendisine ait olduğunu iddia eden kişidir.
  • Davalı, malı haksız olarak elinde bulunduran zilyettir. Bu kişi mirasçı da olabilir, üçüncü kişi de olabilir.

C.3. Zamanaşımının Uygulamadaki Önemi

İstihkak davası, miras hukukunun en temel koruma araçlarından biridir. Ancak süresi içinde açılmadığı takdirde mirasçının hakkı güçlü şekilde zedelenebilir. Özellikle tereke mallarının dağılması, üçüncü kişilere devredilmesi veya tapu devri yapılması hâllerinde zamanaşımı kritik rol oynar.

Zamanaşımı süresi işlemeye başladığında mirasçı, mal üzerinde hak iddia edebilmek için hızlı hareket etmelidir. Aksi hâlde, mal geri alınamaz hâle gelebilir.


Sonuç

Miras sebebiyle istihkak davası, mirasçının tereke üzerindeki haklarını koruyan ve haksız zilyetliği sona erdiren güçlü bir hukuki mekanizmadır. Bu dava, yalnızca malın iadesini değil, mirasçılık sıfatının tespitini de içerdiği için oldukça kapsamlı ve özel bir yapıya sahiptir.

Dava açmadan önce:

– Mirasçılık sıfatının tartışmalı olup olmadığı,
– Tereke malının kimde bulunduğu,
– Zilyedin iyi niyetli veya kötü niyetli olup olmadığı,
– Zamanaşımı sürelerinin dolup dolmadığı,

dikkatle değerlendirilmelidir.

Uyuşmazlığın niteliğine göre kimi durumlarda paylaşma davasına gidilmesi yeterli olurken, özellikle malın üçüncü kişiler tarafından haksız şekilde zilyetlikte tutulduğu hâllerde miras sebebiyle istihkak davası zorunlu hâle gelir.