TCK Madde 88 kasten yaralamanın ihmali davranışla işlenmesi, kişinin doğrudan aktif bir saldırı hareketi yapmadan, yerine getirmekle yükümlü olduğu davranışı bilerek ihmal etmesi sonucu mağdurun yaralanmasına neden olmasını düzenler. Bu suçta failin sorumluluğu, mağdura karşı sahip olduğu koruma, gözetim veya müdahale yükümlülüğüne dayanır. TCK 88. madde, özellikle ebeveynin çocuğu koruma borcu, doktorun hastaya müdahale yükümlülüğü veya kişinin yarattığı tehlikeyi gidermemesi gibi durumlarda gündeme gelebilir. Bu nedenle ihmali davranışla kasten yaralama, failin garantörlük sıfatı, ihmalin ağırlığı ve yaralanma sonucu birlikte değerlendirilerek belirlenir.


Madde Metni

Kasten yaralamanın ihmali davranışla işlenmesi

Madde 88-(1) Kasten yaralamanın ihmali davranışla işlenmesi halinde, verilecek ceza üçte ikisine kadar indirilebilir. Bu hükmün uygulanmasında kasten öldürmenin ihmali davranışla işlenmesine ilişkin koşullar göz önünde bulundurulur.


Madde Gerekçesi

TCK 88 kasten yaralamanın ihmali davranışla işlenmesi, failin doğrudan aktif bir saldırı hareketi yapmadan, yerine getirmekle yükümlü olduğu davranışı bilerek ihmal etmesi sonucunda mağdurun yaralanmasına neden olmasını düzenler. Bu suçta esas olan, failin mağdura karşı koruma, gözetim veya müdahale yükümlülüğü bulunmasına rağmen bu yükümlülüğü yerine getirmemesidir.

İhmali davranışla kasten yaralama suçunun oluşabilmesi için failin garantör sıfatına sahip olması gerekir. Garantörlük; kanundan, sözleşmeden veya failin önceden yarattığı tehlikeli durumdan kaynaklanabilir. Örneğin ebeveynin çocuğunu koruma yükümlülüğü, doktorun hastaya müdahale sorumluluğu veya tehlikeli bir durum oluşturan kişinin bu tehlikeyi giderme borcu bu kapsamda değerlendirilir.

TCK 88 madde gerekçesi, ihmali davranışın ancak icrai davranışa eşdeğer nitelikte olması halinde cezai sorumluluk doğuracağını kabul eder. Başka bir ifadeyle, fail gerekli davranışı yerine getirseydi yaralanma meydana gelmeyecek veya önemli ölçüde önlenebilecek olmalıdır. Bu nedenle ihmal, yaralanma neticesi ve failin hukuki yükümlülüğü arasında nedensellik bağı bulunmalıdır.

Cezanın Niteliği, Yargılama ve İnfaz Rejimi

TCK 88 cezası, kasten yaralama suçuna ilişkin TCK 86 ve TCK 87 hükümlerine göre belirlenir. Ancak suçun icrai hareketle değil, ihmali davranışla işlenmesi nedeniyle hâkim, somut olayın özelliklerine göre cezada indirim yapabilir.

Kasten yaralamanın ihmali davranışla işlenmesi suçunda cezanın miktarı; yaralanmanın basit tıbbi müdahale ile giderilip giderilemeyeceğine, neticenin ağırlığına, mağdurda kalıcı etki oluşup oluşmadığına ve failin yükümlülüğü ne ölçüde ihlal ettiğine göre belirlenir.

Yargılama ve infaz rejimi bakımından hükmolunan ceza süreli hapis veya adli para cezası niteliğinde olabilir. Verilen cezanın türü ve süresine göre koşullu salıverilme, denetimli serbestlik, erteleme, adli para cezasına çevirme veya diğer infaz hükümleri somut olayın şartlarına göre değerlendirilir.

Kasten Yaralamanın İhmali Davranışla İşlenmesi Suçunda Tutuklama

TCK 88 suçunda tutuklama, ceza değil, CMK m.100 kapsamında uygulanan istisnai bir koruma tedbiridir. Tutuklama kararı verilebilmesi için kuvvetli suç şüphesinin yanında kaçma şüphesi, delilleri karartma ihtimali veya mağdur ve tanıklar üzerinde baskı kurulması riski gibi somut nedenler bulunmalıdır.

İhmali davranışla kasten yaralama suçunda tutuklama otomatik değildir. Hâkim, ölçülülük ilkesi gereği öncelikle adli kontrol tedbirlerinin yeterli olup olmayacağını değerlendirir. Ancak mağdurda ağır netice oluşması, delil durumunun kuvvetli olması veya failin yargılamadan kaçma ihtimalinin bulunması halinde tutuklama gündeme gelebilir.

Şikâyet, Uzlaşma ve Zamanaşımı

TCK 88 suçunda şikâyet, yaralanmanın niteliğine göre değerlendirilir. Eğer yaralanma basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde ise suç şikâyete tabidir ve mağdurun 6 ay içinde şikâyette bulunması gerekir. Daha ağır yaralanmalarda ise soruşturma ve kovuşturma resen yürütülür.

Uzlaşma hükümleri, suçun hangi kapsamda işlendiğine göre uygulanabilir. Basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek yaralama halleri uzlaşmaya tabi olabilir. Ancak ağır neticeli yaralama, nitelikli yaralama veya uzlaşma kapsamı dışında kalan hallerde uzlaştırma uygulanmaz.

TCK 88 dava zamanaşımı süresi, suç için uygulanacak cezanın üst sınırına göre belirlenir. Temel yaralama halleri bakımından zamanaşımı genel olarak 8 yıl olarak değerlendirilir; daha ağır neticeli hallerde ise ceza üst sınırına göre süre değişebilir.

Görevli Mahkeme

TCK 88 kasten yaralamanın ihmali davranışla işlenmesi suçunda görevli mahkeme, uygulanacak cezanın üst sınırına göre belirlenir. Suçun temel ve basit halleri bakımından görevli mahkeme genellikle Asliye Ceza Mahkemesidir.

Yaralamanın ağır neticeler doğurması veya uygulanacak cezanın üst sınırının ağırlaşması halinde görevli mahkeme değişebilir. Suç vasfının daha ağır bir suça dönüşmesi veya ölüm gibi ağır neticelerin gündeme gelmesi halinde dosya Ağır Ceza Mahkemesi kapsamında değerlendirilebilir.



Yargıtay Kararları

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2020/12-370 E. ve 2024/158 K.

Özet: 5237 sayılı TCK’nın 88. maddesi kapsamında değerlendirilen olayda sanık hakkında yeterli kusur tespit edilememiş, dava zamanaşımı nedeniyle kamu davası düşmüş ve karar sanığın lehine sonuçlanmıştır.

Taksirle bir kişinin ölümüne neden olma suçundan sanığın CMK’nın 223/2-c maddesi uyarınca beraatine ilişkin Kütahya 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 06.05.2014 tarihli kararı, katılan vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 12. Ceza Dairesince, raporlar arasındaki çelişkinin giderilmesi için Adli Tıp Kurumu Genel Kurulundan rapor alınmadan beraat kararı verilmesi gerekçesiyle bozulmuştur; dosyada tartışılan temel husus 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 88. maddesi kapsamında ihmali davranışla işlenen fiillerin hukuki niteliğinin belirlenmesi olmuştur.

Bozmaya uyan Kütahya 2. Asliye Ceza Mahkemesi, yapılan yeni yargılama sonucunda 29.12.2016 tarihli kararıyla sanığın CMK 223/2-b maddesi uyarınca yeniden beraatine hükmetmiş; ancak bu karar da Yargıtay 12. Ceza Dairesince, komplikasyon yönetiminde eksiklik bulunduğu ve eylemin TCK 257/2 kapsamında değerlendirilebileceği gerekçesiyle bozulmuştur.

Bozma sonrası yapılan yargılamada mahkeme 19.04.2018 tarihli kararıyla sanığın tekrar beraatine karar vermiş, dosya yeniden temyiz edilmiştir; Yargıtay 12. Ceza Dairesi, yerel mahkemenin kararının direnme niteliğinde olmadığını belirterek önceki bozma ilamı doğrultusunda hükmün tekrar bozulmasına karar vermiştir.

Yerel mahkeme ise 31.10.2019 tarihli kararıyla bozmaya direnmiş ve Adli Tıp Kurumu Genel Kurulu raporunda sanığa kusur atfedilemediği, ameliyat sırasında meydana gelen büyük arter yaralanmasının komplikasyon niteliğinde olduğu, sanığın gerekli konsültasyonları yaparak tıbbi müdahalede bulunduğu ve cezalandırılması için yeterli delil bulunmadığı gerekçesiyle sanığın beraatine karar vermiştir.

Dosyanın Ceza Genel Kurulunca incelenmesi sonucunda, sanığın eyleminin TCK 257/2 kapsamında ihmali davranışla görevi kötüye kullanma suçunu oluşturabileceği, ancak suç yönünden TCK 66/1-e uyarınca dava zamanaşımının gerçekleştiği belirlenmiş ve CMK 223/8 gereğince kamu davasının düşmesine karar verilmiştir; böylece dava konusu olayda verilen nihai karar sanığın lehine sonuç doğurmuştur.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2021/1-281 E. ve  2022/78 K.

Özet: Sanığın davranışı TCK m.88 kapsamında ihmali davranışla yaralama değil, bilinçli taksirle ölüme neden olma olarak değerlendirilmiş; önceki mahkûmiyet hükmü bozulmuş ve sanık lehine karar verilmiştir.

DAVA: Sanık … hakkında ihmal suretiyle kasten öldürme suçundan, TCK’nın 83/2-b maddesi yollamasıyla 83/3, 53/1 ve 58. maddeleri uyarınca 16 yıl hapis cezası verilmiş, karar …1. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kurulmuş ve sanık müdafisinin istinaf başvurusu üzerine dosya … Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesince incelenmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi, yalnızca TCK’nın 58. maddesine ilişkin kısmı hükümden çıkararak istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermiştir.

Bu kararın da temyiz edilmesi üzerine dosya Yargıtay 1. Ceza Dairesi tarafından incelenmiş ve temyiz itirazlarının esastan reddine karar verilmiştir. Ancak bazı daire üyeleri karşı oy kullanarak sanığın eyleminin ihmal suretiyle kasten öldürme değil, bilinçli taksirle öldürme olarak değerlendirilmesi gerektiğini belirtmiştir.

Dosya kapsamına göre sanık ile maktulün birlikte alkol aldıktan sonra motosikletle seyir hâlindeyken köprü üzerinde kaza yaptıkları, maktulün dereye düşerek kaybolduğu, sanığın ise olay yerinden ayrıldığı ve durumun yetkililere yaklaşık 15 saat sonra bildirildiği anlaşılmıştır. Yapılan incelemelerde maktulün kafatası ve femur kırıkları ile suda boğulma sonucu öldüğü belirlenmiştir.

Ceza Genel Kurulu incelemesinde, olayda 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 88. maddesi kapsamında ihmali davranışla işlenen suçların niteliği ve sanığın davranışının ihmal suretiyle kasten öldürme mi yoksa bilinçli taksirle öldürme mi olduğu değerlendirilmiştir. Kurul, olayın özellikleri ve deliller birlikte incelendiğinde sanığın ihmal suretiyle kasten öldürme suçundan sorumlu tutulamayacağı sonucuna ulaşmıştır.

Bu nedenle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazı kabul edilmiş, önceki kararlar kaldırılmış ve sanığın eyleminin bilinçli taksirle ölüme neden olma suçunu oluşturduğu gerekçesiyle hüküm bozulmuştur. Ayrıca sanığın cezaevinde geçirdiği süre dikkate alınarak infazın durdurulmasına ve tahliyesine karar verilmiş, böylece verilen karar sanığın lehine sonuç doğurmuştur.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu  2020/12-370 E. ve 2024/158 K.

Özet: TCK 88 kapsamında, garanti yükümlülüğü bulunan failin icrai davranışa eşdeğer ihmali sonucu neticeyi önlememesi halinde, kasten yaralamanın ihmali davranışla işlenmesi kapsamında sorumluluğu doğar.

….”Emredici norma aykırı davranılmasıyla işlenen ihmali suçlar öğretide gerçek ihmali suçlar ve gerçek olmayan veya görünüşte ihmali suçlar olarak iki kategoride değerlendirilmektedir. Gerçek ihmali suçlar; kişinin kanunda tanımlanan icrai davranışı kasten yapmamasıyla oluşmakta olup suçun gerçekleşmesi için ayrıca neticenin de gerçekleşmesi zorunluluğu bulunmamaktadır. TCK’nın 98. maddesindeki; “yardım veya bildirim yükümlülüğünün yerine getirilmemesi”, 175. maddesindeki; “akıl hastası üzerindeki bakım ve gözetim yükümlülüğünün ihlali”, 176. maddedeki; “inşaat veya yıkım faaliyeti sırasında, insan hayatı veya beden bütünlüğü açısından gerekli olan tedbirlerin alınmaması”, 177. maddesindeki; “gözetimi altında bulunan hayvanın kontrol altına alınmasında ihmal gösterilmesi”, 178. maddesindeki; “herkesin gelip geçtiği yerlerde yapılmakta olan işlerden veya bırakılan eşyadan doğan tehlikeyi önlemek için gerekli işaret veya engellerin konulmaması”, 257/2. maddesindeki; “görevinin gereklerinin yapılmasında ihmal veya gecikme gösterilmesi”, 278. maddesindeki; “işlenmekte olan bir suçun yetkili makamlara bildirmemesi”, 279. maddedeki; “kamu adına soruşturma ve kovuşturmayı gerektiren bir suçun işlendiğini göreviyle bağlantılı olarak öğrenip de yetkili makamlara bildirimde bulunulmasının ihmal edilmesi veya bu hususta gecikme gösterilmesi”, 280. maddesindeki; “sağlık mesleği mensubunun görevini yaptığı sırada bir suçun işlendiği yönünde bir belirti ile karşılaşmasına rağmen, durumu yetkili makamlara bildirmemesi veya bu hususta gecikme göstermesi”, 284. maddesindeki; “hakkında tutuklama kararı verilmiş olan veya hükümlü bir kişinin bulunduğu yerin bildiği halde yetkili makamlara bildirilmemesi” gerçek ihmali suçlardandır.

Gerçek olmayan veya görünüşte ihmali suçlar ise, neticenin önlenmesi bakımından hukuki yükümlülük altında bulunan fail tarafından kanunda tanımlanan neticenin meydana gelmesinin engellenmemesi şeklinde işlenen suçlardır. Bu nedenle kanunda düzenlenen ve kural olarak icrai bir hareketle işlenen suçun ihmali bir hareketle de işlenmesine gerçek olmayan ya da görünüşte ihmali suç denilmektedir. Öğretide neticenin meydana gelmesinin engellenmesi yükümlülüğü garanti yükümlülüğü olarak adlandırılmaktadır. Kişinin yerine getirmekle yükümlü olduğu, başka bir anlatımla garanti yükümlülüğü altında bulunan davranışı gerçekleştirmemesi nedeniyle meydana gelen neticeden sorumlu tutulabilmesi için söz konusu yükümlülük ihmalinin icrai davranışa eşdeğer olması zorunludur. TCK’nın 83. maddesinde düzenlenen; “kasten öldürmenin ihmali davranışla işlenmesi” ile 88. maddesinde düzenlenen; “kasten yaralamanın ihmali davranışla işlenmesi” gerçek olmayan veya görünüşte ihmali suçlardandır (Kayıhan İçel-F. Sokullu Akıncı-İzzet Özgenç-A. Sözüer-F. Selami Mahmutoğlu, Yener Ünver, Suç Teorisi (2), İstanbul, 2004, 3. Baskı, s. 62; İzzet Özgenç, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınevi, Ankara 2014, 10. Bası, s. 216-227; M. Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınevi, Ankara 2014, 7. Bası, s. 362-386; M. E. Artuk-A. Gökcen-A. C. Yenidünya, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Ankara 2014, 8. Bası, s. 233-242).

Gerçek ihmali suçlar hareketin yapılmasıyla gerçekleşen ve kanuni tanımlarında netice aranmayan suçlar olduğundan bu suçlarda nedensellik bağının araştırılmasına gerek yoktur. Görünüşte ihmali suçlarda ise, hareketsizlik doğal anlamda neticeye sebep olmadığından, ortaya çıkan netice ile belirli bir icrai davranışta bulunma yükümlülüğü altında bulunan kişinin hareketsizliği şeklindeki fiil arasında doğal anlamda değil normatif anlamda nedensellik aranmaktadır. İhmal edilen hareket yapılmış olsaydı netice engellenecekti denilebiliyorsa nedenselliğin söz konusu olduğu kabul edileceğinden gerçekleşen netice ile ihmal edilen hareket kanuna uygun bir nedensellik bağı içinde bulunmalıdır.”….

…”Normlar çatışması yalnızca aynı kusur tipleri bakımından söz konusu olabilir. Başka deyişle görevin gereğine bilerek ve isteyerek ihmali-pasif hareketle aykırı davranılması hâlinde eylem TCK’nın 257/2. madde ile birlikte kasten öldürme veya yaralamanın ihmali hareketle işlenmesi suçlarını (TCK’nın 83 ve 88. maddeleri) ihlal edebilir, ihmali hareketin özen yükümlülüğüne aykırılık biçiminde (taksirle) gerçekleşmesi durumunda ise eylem kasıtlı olmadığı için yalnızca taksirle ölüme veya yaralamaya neden olma suçları (TCK’nın 85 ve 89. maddeleri) oluşur (H. Tahsin Gökcan, ‘Görevi Kötüye Kullanma, Zimmet-İrtikap-Rüşvet ve Denetim Görevini İhmal Suçları’, Adalet Yayınevi, Ankara 2002, s. 206; H. Tahsin Gökcan, ‘Tıbbi Müdahaleden Doğan Hukuki ve Cezai Sorumluluk’, Seçkin Yayınevi, 4. Baskı, s. 1215).

f. Madde gerekçesinde de vurgulandığı üzere, TCK’nın ‘Görevi kötüye kullanma’ başlıklı 257. maddesi, genel, tali ve tamamlayıcı bir normdur ve gerek icrai, gerekse ihmali davranışla olsun kastla işlenen bir suç olması nedeniyle aynı eylem yine icrai ya da ihmali davranışla ve fakat kastla işlenen ve özel norm niteliğinde olan bir suçu oluşturduğunda uygulanma kabiliyetini kaybeder. Önemle vurgulamak gerekiyor ki, kastla işlenen ‘ihmali davranışla görevi kötüye kullanma’ suçu ile özensizlik ve önlemsizlikten kaynaklanan taksirli hareketin birbirine karıştırılması nedeniyle, eylemin taksirli suçu oluşturmadığı hâllerde genel, tali norm olan TCK’nın 257. maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen görevde yetkiyi ihmal suretiyle kötüye kullanma suçunu oluşturduğunu söylemek, hukuk ve mantık kuralları müvacehesinde ciddi sorunlar barındıran bir yaklaşımdır.

g. Diğer taraftan Özel Daire ile Genel Kurulun, sanığın öngörülmesi mümkün olmayan komplikasyondan kaynaklanan ölüm neticesi sebebiyle taksirle hareket ettiğinden söz edilemeyeceğinde kuşku bulunmamakla birlikte hekimlik görevinin gereklerini yapmakta gecikme göstererek ölenin mağduriyetine sebebiyet verdiği gerekçesiyle, eyleminin TCK’nın 257/2. maddesinde düzenlenen ihmali davranışla görevi kötüye kullanma suçunu oluşturduğu yönündeki kabulü, kamu görevlisi olan hekimlerle, özel hastane hekimleri arasında izahı kabil olmayan hukuki sonuçlar doğuracaktır. Mesela somut olayda sanık, özel hastanede çalışması nedeniyle kamu görevlisi sayılmayacağı için TCK’nın 257/2. maddesinde düzenlenen ve failin kamu görevlisi olmasını ön şart olarak öngören özgü suç niteliğindeki ihmali davranışla görevi kötüye kullanma suçundan da sorumlu tutulamayacaktı.

Açıklanan nedenlerle Yerel Mahkemenin direnme kararındaki gerekçeler eksik olsa da sonuçları itibarıyla hukuki ve yerinde olduğundan Sayın Çoğunluğun, eylemin TCK’nın 257/2. maddesinde düzenlenen ihmali davranışla görevi kötüye kullanma suçunu oluşturduğu yönündeki kabulüne katılmıyorum.

Sayın Çoğunluğun suç vasfı yönündeki kabulüne göre davanın zamanaşımı nedeniyle düşürülmesinde ise hukuka aykırılık bulunmamaktadır.”,

Çoğunluk görüşüne katılmayan üç Ceza Genel Kurulu Üyesi de; Yerel Mahkemenin direnme gerekçesinin isabetli olduğu,

Düşünceleriyle karşı oy kullanmışlardır.

SONUÇ : Açıklanan nedenlerle;

1-) Kütahya 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 31.10.2019 tarihli ve 405-696 Sayılı direnme kararına konu hükmünün, sanığın eyleminin TCK’nın 257/2. maddesinde düzenlenen ihmali davranışla görevi kötüye kullanma suçunu oluşturduğunun gözetilmemesi isabetsizliğinden ve gerçekleşen dava zamanaşımı nedeniyle BOZULMASINA, ancak yeniden yargılama gerektirmeyen bu konuda, 1412 Sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun, 5320 Sayılı Kanun’un 8. maddesi gereğince karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 322. maddesi uyarınca karar verilmesi mümkün bulunduğundan, sanık hakkındaki açılan kamu davasının, TCK’nın 66/1-e ve CMK’nın 223/8. maddeleri uyarınca DÜŞMESİNE,

2-) Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 22.05.2024 tarihinde yapılan müzakerede sanığın eyleminin TCK’nın 85/1. maddesi kapsamında taksirle bir kişinin ölümüne neden olma suçunu mu, yoksa aynı Kanun’un 257/2. maddesi kapsamında kalan görevi kötüye kullanma suçunu mu oluşturacağına ilişkin uyuşmazlık konusu bakımından oy çokluğuyla, dava zamanaşımının gerçekleşip gerçekleşmediğine ilişkin uyuşmazlık konusu bakımından ise oybirliğiyle karar verildi.”


TCK 88 Sıkça Sorulan Sorular | Kasten Yaralamanın İhmali Davranışla İşlenmesi

TCK 88 Sıkça Sorulan Sorular

TCK m.88’de ceza, bağımsız ve sabit bir yaptırım olarak değil; kasten yaralama hükümleri esas alınarak belirlenir. Ardından, fiilin ihmali davranışla işlenmiş olması nedeniyle hâkim tarafından üçte ikiye kadar indirim uygulanabilir. Bu nedenle her dosyada ceza miktarı; mağdurun yaralanma derecesine, failin hukuki yükümlülüğüne ve olayın somut özelliklerine göre ayrıca değerlendirilir.

Bu sorunun tek ve değişmez bir cevabı yoktur. Hükmedilen cezanın süresi, sanığın adli geçmişi, cezanın ertelenmesine elverişli olup olmadığı, hükmün açıklanmasının geri bırakılması şartlarının oluşup oluşmadığı ve infaz rejimi birlikte değerlendirilir. Uygulamada, özellikle daha düşük ceza miktarlarında erteleme, hükmün açıklanmasının geri bırakılması veya cezanın infaz şekline ilişkin farklı sonuçlar gündeme gelebilir. Bu nedenle “kesin olarak hapis yatılır” ya da “hiç yatılmaz” şeklinde kategorik bir değerlendirme doğru değildir.

Somut olayın özelliklerine ve hükmedilen cezanın niteliğine bağlı olarak, kısa süreli hapis cezalarının adli para cezasına çevrilmesi mümkün olabilir. Ancak bu sonuç her dosyada kendiliğinden doğmaz. Mahkeme; failin kişiliğini, yargılama sürecindeki tutumunu, suçun işleniş biçimini ve cezanın bireyselleştirilmesine ilişkin genel ilkeleri dikkate alarak karar verir.

Bu husus, yaralanmanın ağırlığına göre değişir. Basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek nitelikteki yaralanmalar şikâyete tabi olabilir ve bu durumda mağdurun süresi içinde şikâyet hakkını kullanması gerekir. Daha ağır nitelikteki yaralanmalarda ise soruşturma ve kovuşturma çoğu zaman re’sen yürütülür. Uzlaşma bakımından da yine suçun temel veya ağırlaşmış hâline göre değerlendirme yapılır; bazı basit yaralama halleri uzlaştırma kapsamında kalabilirken, daha ağır sonuç doğuran hâller uzlaşma dışında kalabilir.

Mahkûmiyet hükmünün niteliğine göre adli sicil bakımından farklı sonuçlar ortaya çıkabilir. Kesinleşmiş bir mahkûmiyet kararı kural olarak adli sicil yönünden sonuç doğurabilir. Ancak hükmün açıklanmasının geri bırakılması gibi kurumların uygulanması halinde aynı sonucun doğup doğmayacağı, kararın hukuki niteliğine göre ayrıca değerlendirilmelidir. Bu sebeple, adli sicil etkisi bakımından dosyanın sonucuna göre ayrı bir hukuki inceleme yapılması gerekir.

Bu içerik genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Somut olayın özelliklerine göre ceza miktarı, uzlaşma, şikâyet, infaz ve adli sicil sonuçları farklılık gösterebilir.

author avatar
Av. Murat Turgut MİNAR Avukat
Av. Murat Turgut Minar, İzmir Barosu’na 12460 sicil numarasıyla kayıtlı olup; ceza hukuku, kamulaştırma hukuku, miras hukuku, gayrimenkul hukuku, icra ve iflas hukuku ile iş hukuku alanlarında hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti sunmaktadır.