Eski iskân ve muhacir tapularında zamanaşımı var mı, mirasçılar yıllar sonra hak talep edebilir mi? Aileden kalan muhacir tapusunu araştıran kişilerin en sık karşılaştığı sorun, taşınmazın yalnızca bir aile ferdi adına kayıtlı olması veya iskân belgelerinde görünen hak sahiplerinin tapuda yer almamasıdır. “Dedemden kalan muhacir tapusunu nasıl alabilirim?”, “İskân tapusu sadece babamın adına yapılmışsa diğer kardeşlerin hakkı var mı?” ve “Eski göçmen tapusu için yıllar sonra dava açılabilir mi?” sorularının cevabı, yalnızca aradan geçen süreye bakılarak verilemez. Öncelikle taşınmazın hangi kanun kapsamında verildiği, usulüne uygun bir temlik işlemi bulunup bulunmadığı, temlik tarihinde kimlerin aynı iskân ailesine dâhil olduğu ve tapu kaydının hak sahiplerinin tamamını kapsayıp kapsamadığı araştırılmalıdır.
5543 sayılı İskân Kanunu’nun 19/2. maddesi, verilen taşınmazların temlik tarihinde yaşayan aile fertleri adına eşit hisselerle temlik ve tapuya tescil edilmesini öngörür. Bununla birlikte, eski tarihli muhacir tapularında işlemin yapıldığı dönemde yürürlükte bulunan mevzuat ve geçiş hükümleri ayrıca değerlendirilmelidir. Bu nedenle muhacir tapusunun yalnızca baba, anne veya kardeşlerden biri adına kayıtlı olması, diğer aile fertlerinin hiçbir hak ileri süremeyeceği sonucunu tek başına doğurmaz.
İskân tapusunda adı yazılmayan aile fertlerinin ve onların mirasçılarının hak talebi değerlendirilirken, iskân dosyası, onaylı dağıtım defteri veya temlik kararı, dönemin nüfus kayıtları ve tapunun ilk oluşumundan itibaren geçirdiği işlemler birlikte incelenmelidir. Uygulanacak mevzuat ve belgeler, tapuda adı bulunmayan kişinin de temlik kapsamında hak sahibi olduğunu ortaya koyuyorsa talep, temlikten kaynaklanan payın tapu kaydına yansıtılmasına dayanabilir. Dolayısıyla “eski muhacir tapusu zamanaşımına uğrar mı?” sorusunda belirleyici olan; talebin hukuki niteliği, temlik ve tescil süreci, kadastro durumu ve somut olaya uygulanabilecek süre hükümleridir. Yalnızca tapunun eski olması nedeniyle dava hakkının kaybedildiği veya her durumda süresiz dava açılabileceği söylenemez.
Dolayısıyla iskân ve muhacir tapularında “zamanaşımı vardır” veya “hiçbir süre uygulanmaz” şeklinde tek cümlelik bir sonuca varılamaz. Doğrudan mülkiyet hakkına dayanan tapu iptali ve tescil davalarında kural olarak olağan zamanaşımı hükümleri uygulanmaz. Buna karşılık uyuşmazlık, kesinleşmiş kadastro tespitine karşı kadastrodan önceki bir hukuki sebebe dayanıyorsa 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 12/3. maddesinde düzenlenen on yıllık hak düşürücü süre ayrıca gündeme gelebilir. Başka bir ifadeyle burada tartışılması gereken yalnızca zamanaşımı değil; hakkın temlik işlemiyle doğup doğmadığı, kadastro tutanağının kesinleşme tarihi ve davanın gerçek hukuki sebebidir.
Bu ayrım yapılmadan açılan davalar, hak esasında mevcut olsa dahi yanlış dava sebebi, eksik taraf teşkili veya hak düşürücü süre nedeniyle reddedilebilir. Bu sebeple öncelikle temlik ve tevzi cetvelleri, muhacir aile kayıtları, nüfus kayıtları, iskân defterleri, eski tapu kayıtları ve kadastro tutanakları birlikte incelenmelidir. İskân kayıtları ve arşiv araştırması sonucunda mülkiyetin temlik tarihinde doğduğu belirlenirse, tapuda görünmeyen aile fertleri veya onların mirasçıları yönünden pay oranında tapu iptali ve tescil talebi gündeme gelebilecektir.
İskân Tapusu Nedir?
Uygulamada “iskân tapusu” olarak adlandırılan belge tek bir kayıt türünü ifade etmez. Bu kavram;
- Muhacir veya iskân esas defteri,
- Tevzi ve dağıtım cetveli,
- İskân komisyonu kararı,
- Temlik esas defteri,
- Tasarruf vesikası,
- Arazi veya hane teslim tutanağı,
- Vali veya kaymakam tarafından onaylanan dağıtım kararı,
- Tapu müdürlüğüne gönderilen tescil yazısı,
gibi farklı belgeleri kapsayabilir.
Her iskân belgesi tek başına mülkiyet hakkı doğurmaz. Basit bir hak sahipliği veya tahsis kaydı ile yetkili makam tarafından onaylanmış temlik işlemi arasında önemli bir hukuki fark bulunmaktadır.
Eski belgelerin hukuki niteliği ve güncel tapu kayıtlarıyla bağlantısı hakkında ayrıntılı bilgi için Osmanlı Tapuları, Atik Kayıtlar ve Arşiv Araştırmaları başlıklı yayınımız incelenebilir.
Tahsis ile Temlik Arasındaki Fark Nedir?
Tahsis, belirli bir ailenin veya kişinin iskân hakkı sahibi olarak belirlenmesini ifade eder. Temlik ise belirlenen taşınmazın mülkiyetinin hak sahiplerine geçirilmesidir.
Mülga 2510 sayılı İskân Kanunu’nun 23. maddesinde, dağıtış defter veya kararlarının vali ya da kaymakam tarafından onaylanması temlik olarak kabul edilmiştir. Bu düzenleme, iskân yoluyla verilen taşınmazlarda mülkiyetin tapuya tescilden önce kazanılmasına imkân tanıyan özel bir kanuni iktisap hâlidir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 16.05.2007 tarihli, E.2007/14-283, K.2007/280 sayılı kararında:
“Taşınmazın mülkiyetini tapuda adlarına tescil edilmeden önce, temlikin onaylandığı tarihte tescilsiz olarak kazanmışlardır.”
tespitine yer verilmiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararının tam metni
Aynı sistem yürürlükteki 5543 sayılı İskân Kanunu’nun 19. maddesinde de korunmuştur. Buna göre dağıtım defter veya kararlarının vali ya da kaymakam tarafından onaylanması temliktir.
Dolayısıyla geçerli ve tamamlanmış bir temlik işlemi mevcutsa sonradan yapılacak tapu tescili kurucu değil, daha önce kazanılmış mülkiyet hakkını açıklayıcı niteliktedir.

İskân Taşınmazlarında Aile Fertlerinin Eşit Mülkiyet Hakkı
5543 sayılı İskân Kanunu’nun 19/2. maddesinde:
“Verilen taşınmaz mallar, temlik tarihinde yaşayan aile fertleri adına eşit hisselerle temlik ve tapuya tescil ettirilir.”
hükmü bulunmaktadır.
Bu düzenlemenin doğal sonucu, iskân taşınmazının yalnızca aile reisi adına kaydedilmiş olmasının her zaman aile reisini taşınmazın tek maliki hâline getirmemesidir. Temlik tarihinde aynı iskân ailesine dâhil olan kişiler, kanun ve temlik belgeleri gereğince eşit paylı malik olabilir.
Örneğin temlik tarihinde anne, baba ve iki evlenmemiş çocuk aynı iskân ailesini oluşturuyorsa, aksi yönde özel bir hukuki durum bulunmadıkça her aile ferdinin eşit pay sahibi olduğu ileri sürülebilir.
Tapunun yalnızca çocuklardan biri adına düzenlenmesi hâlinde diğer aile fertlerinin payları bu kişinin mülkiyetinden kaynaklanmaz. Her aile ferdi, kendi payını doğrudan iskân temlikinden kazanmış olur.
Her Kardeş Eşit Pay Sahibi Sayılır mı?
Her kardeşin otomatik olarak pay sahibi olduğu söylenemez. Belirleyici olan biyolojik kardeşlik değil, kişilerin temlik tarihindeki iskân ailesi statüsüdür.
5543 sayılı Kanun’un 17. maddesine göre aile kavramı genel olarak;
- Karı ve kocayı,
- Ana ve baba ile birlikte bulunan evlenmemiş çocukları,
- Ebeveynlerden sağ olanıyla birlikte bulunan evlenmemiş çocukları,
kapsamaktadır.
Evli çocuklar ise kural olarak ayrı bir aile kabul edilir. Bu nedenle temlik tarihinde evli olan ve bağımsız aile oluşturan bir kardeş, yalnızca kardeşlik bağına dayanarak diğer iskân ailesine verilen taşınmazda pay talep edemez.
Eski tarihli temliklerde aile kavramı ve hak sahipleri, temlik tarihinde yürürlükte bulunan mevzuat ile somut iskân belgeleri üzerinden belirlenmelidir. Özellikle aile reisi ve aile efradı listeleri, nüfus kayıtları, tevzi cetvelleri ve temlik kararları birlikte incelenmelidir.
Tapunun Yalnız Bir Kardeş Adına Olması Diğerlerinin Hakkını Ortadan Kaldırır mı?
Temlik belgelerinde taşınmazın aile fertlerine eşit hisselerle verildiği anlaşıldığı hâlde tapu yalnızca bir kardeş adına oluşturulmuşsa sicil gerçek mülkiyet durumunu yansıtmıyor olabilir.
Bu durumda tapuda malik görünen kardeş, diğer kardeşlerin veya aile fertlerinin paylarını sonradan kendilerine bağışlayan ya da miras bırakan kişi değildir. Diğer aile fertlerinin hakları başlangıçtan itibaren doğrudan temlik işlemine dayanmaktadır.
Bu ayrım mirasçılık yönünden de önemlidir. Hak sahibi aile fertlerinden biri ölmüşse onun mirasçıları, tapuda görünen kardeşin mirasçısı oldukları için değil, kendi miras bırakanlarının temlik tarihinde kazandığı payın halefi olarak dava açarlar.
Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 29.05.2025 tarihli, E.2024/906, K.2025/2761 sayılı kararına konu olayda taşınmazların baba, anne ve kızlarına iskân yoluyla verildiği ve her birinin 1/3 oranında hak sahibi olduğu kabul edilmiştir. Kadastro sırasında aile fertlerinden birinin payının dikkate alınmaması üzerine eksik bırakılan payın iptaliyle bu kişinin mirasçıları adına tesciline karar verilmiştir.
Yargıtay eşit paylı iskân mülkiyetini reddetmemiş; yalnızca bütün kayıt malikleri ve mirasçıları davaya dâhil edilmeden hüküm kurulamayacağını belirterek kararı bozmuştur. Yargıtay 1. Hukuk Dairesi kararının tam metni
İskân Temlikinden Doğan Mülkiyet Hakkı Zamanaşımına Uğrar mı?
Temlikle kazanılmış mülkiyet hakkı sıradan bir alacak hakkı değildir. Mülkiyet hakkı devam ettiği sürece, yalnızca uzun zaman geçmiş olması nedeniyle olağan zamanaşımına uğramasından söz edilemez.
Bu nedenle hukuki mesele, “İskân hakkı eski olduğu için zamanaşımına uğramış mıdır?” şeklinde değil; “Temlik tarihinde kazanılan mülkiyet payı tapu siciline doğru aktarılmış mıdır?” şeklinde ele alınmalıdır.
Hak sahibinin talebi yeni bir taşınmaz tahsisi, yeni bir iskân yardımı veya sözleşmeden doğan alacak talebi değildir. Talep, daha önce kurulmuş aynî hakkın tapu siciline yansıtılmasıdır.
Bununla birlikte olağan zamanaşımı ile kadastro hukukundaki hak düşürücü süre birbirinden ayrılmalıdır.
Kadastro Kanunu’ndaki On Yıllık Süre Ne Zaman Gündeme Gelir?
Taşınmaz kadastro sırasında yalnızca bir kardeş, Hazine veya başka bir kişi adına tespit edilmişse diğer hak sahiplerinin talebi kadastrodan önceki iskân temlikine dayanabilir.
3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 12/3. maddesi, kadastro tutanağının kesinleşmesinden itibaren on yıl geçtikten sonra kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanılarak dava açılamayacağını düzenlemektedir.
Bu süre olağan zamanaşımı değildir. Mahkeme tarafından kendiliğinden dikkate alınan özel bir hak düşürücü süredir.
Ancak bu hüküm her iskân uyuşmazlığında otomatik olarak uygulanamaz. Öncelikle;
- Taşınmaz hakkında kadastro tutanağı düzenlenip düzenlenmediği,
- İskân kaydının kadastroda revizyon görüp görmediği,
- Hak sahibinin payının kadastro sırasında mı yoksa sonradan yapılan bir işlemle mi kaybolduğu,
- Mevcut tescilin doğrudan kadastro tespitine dayanıp dayanmadığı,
- Taşınmazın tespit dışı bırakılıp bırakılmadığı,
belirlenmelidir.
3402 sayılı Kanun’un 12/3. maddesindeki hak düşürücü sürenin uygulanabilmesi için ortada kesinleşmiş bir kadastro tutanağı ve bu tutanakla belirlenmiş bir hak, sınırlandırma veya tespit bulunmalıdır.
Taşınmaz kadastro sırasında tespit dışı bırakılmışsa hak sahibi aleyhine kesinleşmiş bir kadastro tespitinden söz edilemez. Bu nedenle tespit harici bırakılan yerlerde aynı hükmün doğrudan uygulanması mümkün değildir.
Dolayısıyla süre tartışması, temlikle mülkiyetin kurulup kurulmadığından sonra ve yalnızca taşınmazın somut kadastro geçmişi gerekli kılıyorsa incelenmelidir.
Kadastro öncesi kayıtlara dayalı davalar hakkında ayrıntılı bilgi için Kadastro Öncesi Hukuki Nedene Dayalı Tapu İptali ve Tescil Davaları başlıklı makalemize bakılabilir.
İskân Tapusuna Dayanılarak Hangi Dava Açılır?
Açılacak dava taşınmazın güncel sicil durumuna göre değişir.
Taşınmaz Yalnız Bir Kardeş veya Onun Mirasçıları Adına Kayıtlıysa
Temlik tarihinde aynı iskân ailesinin ferdi olan diğer kişilerin payları tapuya geçirilmemişse açılacak dava:
İskân temlikine ve yolsuz veya eksik tescile dayalı pay oranında tapu iptali ve tescil davasıdır.
Davada taşınmazın tamamının iptali değil, davacıların kök miras bırakanına temlik tarihinde düşen payın belirlenmesi ve bu payın kayıt malikleri üzerinden iptaliyle hak sahipleri adına tescili talep edilmelidir.
Dava, tapuda malik görünen kişiye veya kişi ölmüşse bütün mirasçılarına yöneltilmelidir. Kayıt maliklerinden birinin dahi davada yer almaması hâlinde taraf teşkili sağlanmadan işin esası hakkında hüküm kurulamaz.
Taşınmaz Hazine Adına Kayıtlıysa
İskân temlikine rağmen taşınmaz Hazine adına kayıtlıysa Hazine adına bulunan kaydın iptaliyle hak sahipleri veya onların mirasçıları adına tescil talep edilebilir.
Bu durumda açılacak dava genel olarak:
İskân temlikine ve yolsuz tescile dayalı tapu iptali ve tescil; mümkün olmadığı takdirde tazminat davasıdır.
Tapu kaydı Hazine adına ise dava Maliye Hazinesine yöneltilmelidir. Taşınmaz başka bir kamu tüzel kişisi adına kayıtlıysa sicilde malik görünen kamu tüzel kişisinin de taraf olması gerekir.
5543 sayılı Kanun’un 20/1. maddesi de temlik edilmiş taşınmazların mülkiyetine ilişkin davalarda yeni malik ile birlikte, tapudaki tescil durumuna göre Hazinenin davalı olmasını öngörmektedir.
Taşınmaz Tespit Dışı Bırakılmışsa
İskân kaydının kapsadığı yer kadastro sırasında herhangi bir parsel kapsamında tespit edilmemişse iptal edilecek bir tapu kaydı bulunmayabilir.
Bu durumda açılacak dava, tespit harici bırakılan taşınmazın hak sahipleri adına tescili istemine ilişkindir.
3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun Geçici 4. maddesinin son fıkrası, kadastrosu yapılmasına rağmen tespit dışı bırakılan tapulu taşınmazların maliklerinin talebi üzerine kadastroya alınmasını öngörmektedir.
Görevli ve Yetkili Mahkeme Hangisidir?
İskân temlikine dayalı tapu iptali ve tescil davalarında görevli mahkeme asliye hukuk mahkemesidir.
Taşınmazın aynına ilişkin davalarda taşınmazın bulunduğu yer mahkemesi kesin yetkilidir. Bu nedenle dava, dava konusu taşınmazın bulunduğu yerdeki asliye hukuk mahkemesinde açılmalıdır.
Tapu Sicil Müdürlüğünün bağımsız tüzel kişiliği bulunmadığından dava doğrudan Tapu Sicil Müdürlüğüne yöneltilmemelidir. Davalı sıfatı güncel kayıt maliki ile somut olayın niteliğine göre Hazineye veya ilgili kamu tüzel kişisine aittir.
Tapu iptali ve tescil davalarının genel yapısı hakkında ayrıntılı bilgi için Tapu ve Gayrimenkul Hukuku sayfamız incelenebilir.
Tescil Mümkün Değilse Taşınmazın Bedeli İstenebilir mi?
İskân temlikinin varlığına rağmen aynen tescil hukuken veya fiilen mümkün olmayabilir. Özellikle taşınmazın;
- İyiniyetli üçüncü kişilere devredilmiş olması,
- İmar uygulamaları sonucunda farklı parsellere dönüşmesi,
- Kamu hizmetine tahsis edilmesi,
- Üzerinde yoğun yapılaşma meydana gelmesi,
- Orman veya mera niteliğinde bulunması,
- Eski sınırları itibarıyla belirlenememesi,
hâllerinde tescil talebi sonuçsuz kalabilir.
Bu ihtimallerde tapu iptali ve tescil talebiyle birlikte terditli olarak taşınmazın bedelinin tazmini talep edilebilir.
Talep sonucu genel olarak şu sırayla kurulabilir:
- İskân ve temlik kaydının güncel taşınmazlara uygulanması,
- Hak sahibine düşen payın belirlenmesi,
- Bu pay yönünden mevcut kaydın iptaliyle davacılar adına tescil,
- Aynen tescilin mümkün olmadığının anlaşılması hâlinde taşınmazın gerçek değerinin tazmini.
Ancak bedel talebinin hukuki sebebi ayrıca gösterilmelidir. Tapu sicilinin hatalı tutulması, temlik işleminin idarece yerine getirilmemesi, taşınmazın üçüncü kişiye devredilmesi veya kesinleşmiş bir mahkeme kararının uygulanmaması farklı sorumluluk sebepleri doğurabilir.
Mülkiyetin kendisi ile mülkiyet kaybından doğan tazminat alacağı aynı hukuki nitelikte değildir. Aynî hakka dayalı tapu iptali ve tescil talebinin olağan zamanaşımına tabi olmaması, sonradan doğan her tazminat alacağının da süresiz olduğu anlamına gelmez.
Hazine Adına Tescilin Hukuki Sebebi Neden Önemlidir?
Hazine adına görünen her tapu kaydı yolsuz tescil değildir. Taşınmazın;
- İskân yerinin terk edilmesi,
- Hak sahipliğinin kaldırılması,
- Firar kaydı oluşturulması,
- İskân şartlarına aykırılık,
- Geri alma kararı,
gibi bir idarî işlem nedeniyle Hazineye döndürülmüş olması mümkündür.
Böyle bir durumda öncelikle Hazine adına tescilin dayanağındaki idarî kararın hukuki geçerliliği incelenmelidir. Geçerliliğini koruyan bir geri alma işlemi varsa adlî yargıdaki tapu iptali ve tescil davasında sicilin yolsuz olduğu doğrudan kabul edilmeyebilir.
Buna karşılık hak sahipliğini kaldıran herhangi bir idarî işlem bulunmuyor; temlik edilmiş taşınmaz yalnızca idarenin veya kadastro görevlilerinin eksik işlemi nedeniyle tek aile ferdi ya da Hazine adına yazılmışsa uyuşmazlık doğrudan eksik veya yolsuz tescil çerçevesinde değerlendirilebilir.
İspat Yükü Kimdedir?
İskân kaydına dayanarak tapu iptali ve tescil isteyen taraf;
- Geçerli bir iskân ve temlik işlemi bulunduğunu,
- Kendisinin veya miras bırakanının temlik tarihinde aynı iskân ailesinin ferdi olduğunu,
- Temlik tarihinde hayatta bulunduğunu,
- Taşınmazın iskân kaydı kapsamında kaldığını,
- Güncel tapu kaydının temlikteki pay durumunu doğru yansıtmadığını,
- Mirasçılık ve pay bağlantısını,
ispatlamalıdır.
İskân belgesinde yalnızca eski köy, mahalle, mevki, komşu malik veya doğal sınırlar bulunuyorsa kayıt teknik bilirkişi tarafından güncel pafta ve parseller üzerine uygulanmalıdır.
Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 12.09.2023 tarihli, E.2022/5255, K.2023/4257 sayılı kararında; taşınmazın keşif yoluyla belirlenmesi, tapu kayıtlarının ilk tesisinden itibaren getirtilmesi, kadastro tutanaklarının bütün dayanaklarıyla incelenmesi ve iskân belgelerindeki kişi ile davacıların miras bırakanı arasındaki bağlantının tereddütsüz kurulması gerektiği belirtilmiştir. Kararın tam metni
Dava Açılmadan Önce Hangi Belgeler İncelenmelidir?
Dava öncesinde mümkün olduğunca şu belgeler temin edilmelidir:
- İskân ve muhacir esas defterleri,
- Mübadil kayıtları,
- Tevzi ve dağıtım cetvelleri,
- Temlik esas defteri,
- Tasarruf vesikası,
- Vali veya kaymakam onayı,
- Temlik tarihindeki aile efradı listesi,
- Aile nüfus kayıtları,
- Hak sahiplerinin evlilik ve ölüm tarihleri,
- Arazi veya hane teslim tutanakları,
- Tapu müdürlüğüne gönderilen tescil yazıları,
- Güncel ve tedavüllü tapu kayıtları,
- Kadastro tespit tutanakları,
- Kadastroya esas eski tapu ve vergi kayıtları,
- Pafta, kroki ve sınır tarifleri,
- İmar uygulaması ve parsel dönüşüm belgeleri,
- Veraset ilamları,
- Geri alma veya hak sahipliği iptal kararı varsa idarî işlem dosyası.
Bu belgeler görülmeden yalnızca güncel tapu kaydından hareket edilmesi, davanın yanlış kişiye yöneltilmesine veya yanlış hukuki sebebe dayandırılmasına neden olabilir.
Sıkça Sorulan Sorular
İskân tapusu tek kardeş adına kayıtlıysa diğer kardeşler dava açabilir mi?
Temlik tarihinde aynı iskân ailesinin ferdi olduklarını ve taşınmazın aileye eşit hisselerle temlik edildiğini ispatlayan kişiler veya onların mirasçıları, kendi payları yönünden tapu iptali ve tescil davası açabilir.
Tapuda yalnız bir kardeşin malik görünmesi onu taşınmazın tamamının sahibi yapar mı?
Her zaman yapmaz. Temlik işlemi aile fertleri adına eşit paylı mülkiyet doğurmuşsa tek kişi adına yapılan tescil diğer paylar yönünden eksik veya yolsuz olabilir.
Evli kardeş de iskân taşınmazından eşit pay alır mı?
Temlik tarihinde evli çocuklar kural olarak ayrı aile sayılır. Bu nedenle yalnızca kardeşlik bağı yeterli değildir; temlik tarihindeki aile statüsü ve iskân kayıtları incelenmelidir.
İskân temlikinden doğan mülkiyet zamanaşımına uğrar mı?
Kurulmuş mülkiyet hakkı sıradan bir alacak gibi olağan zamanaşımına uğramaz. Ancak taşınmazın kadastro geçmişine göre 3402 sayılı Kanun’un 12/3. maddesindeki özel hak düşürücü süre ayrıca değerlendirilmelidir.
Taşınmaz Hazine adına kayıtlıysa geri alınabilir mi?
Temlikin tamamlandığı, Hazine adına tescilin geçerli bir hukuki dayanağının bulunmadığı ve iskân kaydının güncel taşınmaza uygulanabildiği ispatlanırsa Hazine adına kaydın iptaliyle hak sahipleri adına tescil talep edilebilir.
Taşınmazın aynen tescili mümkün değilse bedeli alınabilir mi?
Somut olayın koşullarına göre tapu iptali ve tescil talebiyle birlikte terditli olarak taşınmaz bedeli istenebilir. Ancak tazminatın hukuki sebebi, sorumlu kişi veya idare ve süre başlangıcı ayrıca değerlendirilmelidir.
Sonuç
İskân yoluyla verilen taşınmazın yalnızca kardeşlerden biri adına tapuya kaydedilmiş olması, temlik tarihinde aynı iskân ailesinde bulunan diğer kişilerin mülkiyet hakkını kendiliğinden ortadan kaldırmaz.
Geçerli temlik işlemiyle aile fertleri adına eşit paylı mülkiyet kurulmuşsa diğer aile fertleri veya onların mirasçıları haklarını tapuda görünen kardeşten değil, doğrudan iskân temlikinden alır. Açılacak dava yeni bir iskân yardımı veya alacak davası değil; daha önce doğmuş aynî hakkın tapu siciline doğru biçimde yansıtılmasını amaçlayan pay oranında tapu iptali ve tescil davasıdır.
Bununla birlikte kardeşlerin temlik tarihinde aynı iskân ailesinde bulunup bulunmadığı, temlikin yetkili makam tarafından tamamlanıp tamamlanmadığı, eski kaydın güncel taşınmaza uygulanabilirliği ve tapunun hangi işlemle tek kişi veya Hazine adına oluştuğu birlikte incelenmelidir.
İskân ve muhacir kayıtları, tapu tedavülleri ve kadastro belgeleri aynı dosya bütünlüğü içerisinde değerlendirilmeden açılacak bir dava; taraf teşkili, görev, hukuki sebep veya ispat eksikliği nedeniyle sonuçsuz kalabilir.



