Madde Metni
Madde 81- (1) Bir insanı kasten öldüren kişi, müebbet hapis cezası ile cezalandırılır.
Madde Gerekçesi
Maddede kasten öldürme suçunun temel şekli tanımlanmıştır.
Maddede yapılan düzenlemeyle, 765 sayılı Türk Ceza Kanunundan farklı olarak, suçun temel şekli açısından müebbet hapis cezası öngörülmüştür.
Bu düzenlemeyle, kişinin hayat hakkına verilen önem vurgulanmıştır.
Kasten Öldürme Suçu ile Kasten Yaralama Sonucu Ölüme Neden Olma Suçu Arasındaki Temel Ayrımlar
Kasten öldürme suçu ile kasten yaralama sonucu ölüme neden olma suçu uygulamada sıklıkla karıştırılmakta olup, bu ayrım esasen kastın yöneldiği hukuki sonuç, eylemin niteliği ve failin davranışlarının yoğunluğu üzerinden yapılır.
Kasten öldürme suçunda failin kastı, doğrudan veya olası şekilde mağdurun hayatını sona erdirmeye yöneliktir. Buna karşılık kasten yaralama sonucu ölüme neden olma suçunda fail, mağduru yaralamayı amaçlamakta; ölüm neticesi ise failin kastı dışında, istenmeyen ve öngörülmeyen bir sonuç olarak ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle suç vasfının doğru belirlenmesi, salt neticeye değil, eylemin bütününe ve kastın yönüne bakılarak yapılmalıdır.
Kastın Belirlenmesinde Ölçütler
Yargısal uygulamada kastın tespitinde; kullanılan aracın öldürmeye elverişliliği, hedef alınan vücut bölgesi, atış veya darbe sayısı, mesafe, failin eylemi sürdürüp sürdürmediği, olay öncesi husumetin niteliği ve olay sonrası davranışlar birlikte değerlendirilir.
Failin hayati olmayan bölgeyi hedef alması, eylemine kendiliğinden son vermesi, mağduru kurtarmaya yönelik çaba göstermesi veya olay sonrası kaçınma davranışının bulunmaması hâllerinde, kastın öldürmeye değil yaralamaya yönelik olduğu kabul edilmektedir. Buna karşılık hayati bölgelere yönelen, yoğun ve ısrarlı saldırılar öldürme kastının göstergesi sayılmaktadır.
Nitelikli Yaralama – Nitelikli Öldürme Ayrımı
Nitelikli öldürme, öldürme kastının varlığına ek olarak kanunda sayılan ağırlaştırıcı sebeplerin bulunmasını gerektirir. Buna karşılık nitelikli yaralama veya kasten yaralama sonucu ölüme neden olma hâlinde, ölüm meydana gelmiş olsa dahi, failin iradesi bu sonuca yönelmemiştir.
Bu nedenle yalnızca ölüm neticesinin gerçekleşmiş olması, otomatik olarak kasten öldürme suçunun kabulü için yeterli değildir. Kastın yanlış değerlendirilmesi hâlinde, sanık hakkında daha ağır bir suçtan hüküm kurulması fazla ceza tayini sonucunu doğurur ve bozma sebebi oluşturur.
Cezanın Niteliği, Yargılama ve İnfaz Rejimi
Kasten öldürme suçu, Türk Ceza Kanunu’nda en ağır yaptırıma bağlanan suçlar arasında yer almakta olup, bu suçtan hükmedilen hapis cezasının adli para cezasına çevrilmesi, ertelenmesi veya hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) mümkün değildir. Bu durum, kanun koyucunun yaşam hakkına yönelen fiilleri mutlak biçimde ağır yaptırıma tabi tutma iradesinin bir sonucudur. Buna karşılık, fiilin hukuki nitelendirmesinin kasten yaralama sonucu ölüme neden olma olarak kabul edilmesi hâlinde, uygulanacak ceza ve infaz rejimi önemli ölçüde farklılaşmaktadır.
Kasten Öldürme Suçunda Tutuklama
Kasten öldürme suçu, şikâyete tabi olmayan ve re’sen soruşturulan suçlardandır. CMK m.100/3 kapsamında katalog suç niteliğinde olması nedeniyle, kuvvetli suç şüphesinin varlığı hâlinde ayrıca kaçma veya delilleri karartma tehlikesinin somut olarak gösterilmesi aranmaksızın tutuklama tedbiri uygulanabilmektedir.
Bununla birlikte Yargıtay uygulamasında, salt ölüm neticesinin gerçekleşmiş olması tek başına kasten öldürme suçunun kabulü için yeterli görülmemekte; failin öldürme kastının somut olgularla ispatlanması gerekmektedir. Kastın yönüne ilişkin değerlendirme yapılmaksızın verilen mahkûmiyet kararları hukuka aykırı kabul edilmektedir.
Haksız Tahrik ve Meşru Savunmanın Kasten Öldürme Suçuna Etkisi
Kasten öldürme suçunda haksız tahrik ve meşru savunma, failin cezai sorumluluğunun belirlenmesinde farklı hukuki sonuçlar doğuran iki ayrı kurumdur. Haksız tahrik, mağdurun haksız bir fiilinin failde öfke veya elem meydana getirmesi hâlinde uygulanır ve öldürme kastını ortadan kaldırmaz; yalnızca cezada indirim yapılmasını gerektirir. Buna karşılık meşru savunma, devam eden veya gerçekleşmesi muhakkak olan haksız saldırının zorunlu ve orantılı biçimde defedilmesi hâlinde hukuka uygunluk sebebi oluşturur ve cezasızlık sonucunu doğurur.
Uygulamada ayırım yapılırken; saldırının varlığı ve sürekliliği, savunmanın zorunluluğu ve orantılılığı, eylemin saldırı sona erdikten sonra devam edip etmediği ve failin olay sırasındaki psikolojik durumu birlikte değerlendirilmelidir. Saldırı sona erdiği hâlde eylemin sürdürülmesi veya kaçan kişiye yönelik fiiller meşru savunma kapsamında kabul edilemezken, mağdurun haksız davranışlarının fail üzerinde yarattığı etki haksız tahrik kapsamında değerlendirilir. Bu ayrımın göz ardı edilmesi, kasten öldürme suçlarında suç vasfının hatalı belirlenmesine ve orantısız ceza tayinine yol açmaktadır.
Suç Vasfı, Şikâyet, Uzlaşma ve Zamanaşımı
Kasten öldürme suçu şikâyete tabi değildir ve uzlaşma kapsamında yer almaz. Bu nedenle mağdur yakınlarının şikâyetçi olmaması, şikâyetten vazgeçmesi veya uygulamada “kan parası” ya da “diyet” olarak adlandırılan bir bedelin ödenmiş olması, kamu davasının düşmesi sonucunu doğurmaz; bu tür ödemeler ceza sorumluluğunu ortadan kaldırmaz, en fazla takdiri indirim veya haksız tahrik değerlendirmesi kapsamında ele alınabilir.
Bu suç bakımından olağan dava zamanaşımı süresi 25 yıl olup, bu süre içerisinde her aşamada soruşturma ve kovuşturma yapılması mümkündür. Suç vasfının kasten yaralama sonucu ölüme neden olma olarak belirlenmesi hâlinde ise zamanaşımı ve ceza rejimi farklı esaslara tabi olacaktır.
Görevli Mahkeme
Kasten öldürme suçuna ilişkin davalarda görevli mahkeme Ağır Ceza Mahkemesi olup, suç vasfının yanlış belirlenmesi hâlinde görev kurallarına aykırılık da ayrıca hukuka aykırılık sebebi oluşturur.
Yargıtay Kararları
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2012/1-1288 E. ve 2012/1856 K. Sayılı İlamı
Özet: Somut olayda sanığın maktulü kendisine yönelik saldırı nedeniyle mi yoksa saldırı olmaksızın mı öldürdüğü hususunda şüphe bulunduğu, bu şüphenin şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereğince sanık lehine değerlendirilmesi gerektiği, maktulden kaynaklanan haksız davranışın sanıkta öfke oluşturduğu ve eylemin bu etki altında gerçekleştirildiği anlaşıldığından, sanık hakkında kasten öldürme suçunda haksız tahrik hükümlerinin uygulanması gerektiği kabul edilmelidir.
“Haksız tahrik, 5237 Sayılı T.C.K.nun 29. maddesinde; “Haksız bir fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında suç işleyen kimseye, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine onsekiz yıldan yirmidört yıla ve müebbet hapis cezası yerine oniki yıldan onsekiz yıla kadar hapis cezası verilir, diğer hallerde verilecek cezanın dörtte birinden dörtte üçüne kadarı indirilir” şeklinde, ceza sorumluluğunu azaltan bir neden olarak düzenlenmiştir. Haksız tahrik, failin haksız bir fiilin yarattığı hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında hareket ederek bir suç işlemesini ifade eder ki, bu durumda fail suç işleme yönünde önceden bir karar vermeksizin, dışarıdan gelen etkinin ruhsal yapısında yarattığı karışıklığın sonucu olarak suç işlemeye yönelmektedir.
Haksız tahrik hükümlerinin uygulanabilmesi için;
a- ) Tahriki oluşturan bir fiil olmalı, b- ) Bu fiil haksız bulunmalı, c- ) Fail öfke veya şiddetli elemin etkisi altında kalmalı, d- ) Failin işlediği suç bu ruhi durumun tepkisi olmalı, f- ) Haksız tahrik teşkil eden eylem, mağdurdan sadır olmalıdır.
5237 Sayılı Kanunda, 765 Sayılı T.C.K.nda yer alan ağır tahrik-hafif tahrik ayırımına son verilmiş ve tahriki oluşturan fiilin, somut olayın özelliklerine göre hakim tarafından değerlendirilmesi yapılıp, sanığın iradesine olan etkisi göz önüne alınarak maddede gösterilen iki sınır arasında belirlenen oranda indirim yapılması şeklinde bir düzenlemeye yer verilmiştir.
Yerleşmiş yargısal kararlarda kabul edildiği üzere, gerek fail gerekse maktulün karşılıklı haksız davranışlarda bulunması halinde, tahrik uygulamasında kural olarak, haksız bir eylem ile maktulü tahrik eden fail, karşılaştığı tepkiden dolayı tahrik altında kaldığını ileri süremez. Ancak maruz kaldığı tepki, kendi gerçekleştirdiği eylemle karşılaştırıldığında aşırı bir hal almışsa, başka bir deyişle tepkide açık bir oransızlık varsa, bu tepkinin artık başlı başına haksız bir nitelik alması sebebiyle fail bakımından haksız tahrik oluşturduğu kabul edilmelidir.”
Yargıtay 1. Ceza Dairesi 2024/2276 E. ve 2025/444 K.
Özet: Yargılama sürecinin usul ve kanuna uygun yürütüldüğü, iddia ve savunmaların toplanan delillerle birlikte gerekçeli kararda değerlendirilip tartışıldığı, mahkemenin vicdani kanaatini dosya kapsamındaki yeterli ve kesin delillere dayandırdığı, sanığın olayda öldürme kastıyla hareket ettiğinin sabit olduğu, haksız tahrik ve takdiri indirim hükümlerinin yasal çerçevede ve yerinde uygulandığı, cezanın gerekçesi gösterilerek belirlendiği anlaşılmakla hükümde hukuka aykırılık bulunmamıştır.
Yargılama sürecindeki işlemlerin usul ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan ve dosya kapsamına göre yeterli olduğu anlaşılan delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin açıkça gösterildiği, vicdani kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, hükme esas alınan adli raporların yeterli olduğu, eyleme uyan suç vasfının doğru biçimde belirlendiği, yargılama sonucunda oluşan kanaat ve takdire göre ceza yaptırımının yasal bağlamda ve gerekçesi gösterilerek belirlendiği, eşinin kendisini maktul Erdoğan ile aldattığını düşünen sanığın, İbrahim ile birlikte silahlı bir şekilde maktul Erdoğan’ı iş yerinden alarak olay mahalline geldiği, maktul İbrahim ve maktul Erdoğan arasında arabada çıkan tartışmanın büyümesi üzerine İbrahim’in aracı durdurduğu ve her iki maktulün de araçtan indiği, İbrahim’in aracın bagajında bulunan silaha doğru yöneldiği, bu sırada maktul Erdoğan’ın maktul İbrahim’i yakın atış mesafesinden vurarak kaçtığı, sanığın da kendisine ait olan tüfeği alarak olay yerinden kaçarak uzaklaşmakta olan maktul Erdoğan’a öldürmeye elverişli olan tüfek ile ateş ettiği, maktule isabet eden iki iri saçma tanesinden birinin kişiyi başlı başına ve müştereken öldürebilecek mahiyette olduğu, sanığın olayda kullandığı suç aletinin elverişliliği, atışların vücuttaki isabet bölgeleri ve maktul ile arasındaki husumet dikkate alındığında sanığın olayda öldürme kastıyla hareket ettiğinin kabulü gerektiği, sanığın suçu eşinin kendisini maktul ile aldattığı düşüncesiyle işlemiş olması karşısında haksız tahrik hükümlerinin yerinde ve doğru oranda uygulandığı, takdiri indirimin Mahkemenin takdir yetkisi kapsamında, yasal, yerinde ve yeterli gerekçelerle uygulanmasına karar verildiği anlaşılmakla, hükümde hukuka aykırılık bulunmamıştır
Yargıtay 1. Ceza Dairesi 2022/14421 E. ve 2024/808 K.
Özet: Eylemin oluş şekli ve kastın yoğunluğu dikkate alındığında fiilin kasten yaralama sonucu ölüme neden olma suçunu oluşturduğu, buna rağmen kasten öldürme suçundan hüküm kurulmasının hukuka aykırı olduğu değerlendirilmiştir.
“Dosya kapsamına göre; sanıkların maktulü kafa, göğüs ve kol bölgelerinden aksi ispat olunamayan savunmalarına göre 5237 sayılı Kanun’un m.6/1-f kapsamında silahtan sayılan herhangi bir alet kullanmadan, el marifetiyle yaraladıkları, maktulün künt kafa travmasına bağlı burun kemiği kırığının yanı sıra darp sonucu beyin kanaması ve gelişen komplikasyonlar (menenjit) sonucu hayatını kaybettiği anlaşılan olayda; ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 22.03.2023 tarihli, 2022/1-571 Esas ve 2023/173 Karar sayılı kararında açıklandığı üzere; yumrukla gerçekleştirilen maktuldeki yaralanmaların, baş bölgesi haricinde hafif nitelik taşıması, baş bölgesindeki yaralanmaların ise kafa kubbe ve kaide kırığına yol açmaması nedeniyle ölüm sonucunu doğuracak nitelik ve niceliğe sahip olmaması, olayın gelişimine göre hedef seçme imkanı da olduğu anlaşılan sanıkların eylemlerine kendiliğinden son vererek 112 acil yardım hattını aramak suretiyle maktulü kurtarmaya yönelik çaba göstermeleri hususları birlikte değerlendirildiğinde, sanıkların eylemlerine bağlı olarak ortaya çıkan kastlarının kasten yaralama sonucu ölüme neden olma suçunu oluşturduğu anlaşıldığından, sanıklar hakkında 5237 sayılı Kanun’un m.87/4 birinci cümlesi uyarınca temel ceza tayininde alt ve üst sınırlar arasında üst sınıra yakın bir ceza belirlenmesi suretiyle kasten yaralama sonucu ölüme neden olma suçundan cezalandırılmaları yerine, yazılı şekilde suç vasfında yanılgılı değerlendirme sonucu kasten öldürme suçundan mahkumiyetlerine karar verilmesi…bozmayı gerektirmiştir.”
Yargıtay 1. Ceza Dairesi 2023/6389 E., 2025/2705 K. Sayılı İlamı
Özet: Taraflar arasındaki husumetin öldürmeye elverişli boyutta olmadığı, yaralanmaların ölüm sonucunu doğuracak ağırlıkta bulunmadığı ve sanığın eylemine kendiliğinden son vererek mağduru kurtarmaya çalıştığı dikkate alındığında, fiilin kasten yaralama sonucu ölüme neden olma suçunu oluşturduğu kabul edilmelidir.
“Sanığın, katılanı tek bıçak darbesi ile yaraladığı, sanık ile katılan arasında öldürmeyi gerektirecek düzeyde husumet bulunmadığı, tanık anlatımlarında sanığın eylemine devam etmeye çalıştığına ilişkin bir beyanın bulunmadığı ve sanığın ciddi bir engel hal olmadan katılanın yaralanması üzerine eylemine kendiliğinden son verdiği hususları birlikte değerlendirildiğinde, sanığın öldürme kastı ile hareket ettiğinin şüpheli kaldığı, kastının yaralamaya yönelik olduğu, temel cezada alt sınırdan uzaklaşılarak hüküm kurulması gerektiği gözetilmeden suç vasfında yanılgıya düşülmesinin” hukuka aykırı bulunması gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 22.03.2023 tarihli, 2022/571 E., 2023/173 K. sayılı kararında; “Sanık savunması ve katılan beyanları dikkate alındığında, tarafların dedelerinden miras kalan arsadan kaynaklanan ihtilafın öldürmeyi gerektirecek derecede bir husumet boyutunda bulunmaması, bu hususun, maktulün kendisiyle aynı araca binmeyi ve birlikte alkol almayı kabul ettiğine ilişkin aksi kanıtlanamayan sanık savunmasıyla örtüşmesi, küt bir cisim ve yumrukla gerçekleştirilen maktuldeki yaralanmaların, baş bölgesi haricinde, hafif nitelik taşıması, baş bölgesindeki yaralanmaların ise kafa kubbe ve kaide kırığına yol açmaması nedeniyle ölüm sonucunu doğuracak nitelik ve niceliğe sahip olmaması, olayın gelişimine göre hedef seçme imkanı da olduğu anlaşılan sanığın eylemine kendiliğinden son vererek tanık beyanlarına göre maktulü hastaneye götürmek suretiyle maktulü kurtarmaya yönelik çaba göstermesi hususları birlikte değerlendirildiğinde, sanığın eylemine bağlı olarak ortaya çıkan kastının kasten yaralama sonucu ölüme neden olma suçunu oluşturduğu”
Yargıtay 1. Ceza Dairesi 2011/416 E., 2011/3742 K. İlamı
Özet: Hayati olmayan bölgeye ateş eden ve eylemini sürdürmeyen sanığın kastı yaralamaya yönelik olup, kasten öldürmeden hüküm kurulması fazla ceza tayinidir.
“sanığın geri çekilerek yakın mesafeden maktulün sol bacağını hedef alarak iki el ateş ettiği, engel olmadığı halde eylemini sürdürmeyip kaçıp gittiği, maktulün sol femur ve sol tibia bölgelerinden giriş çıkış yapan mermi isabetleriyle yaralandığı ve sol femur bölgesinde damar delinmesine bağlı dış kanama sonucu öldüğü olayda, sanığın kastının yaralama olarak vasıflandırılarak 5237 sayılı TCK’nın 87/4. maddesi uyarınca cezalandırılması gerekirken yazılı şekilde kasten öldürmek suçundan cezalandırılması suretiyle fazla ceza tayini…bozmayı gerektirmiştir.”


