Madde Metni
Madde 63- (1) Hüküm kesinleşmeden önce gerçekleşen ve şahsi hürriyeti sınırlama sonucunu doğuran bütün haller nedeniyle geçirilmiş süreler, hükmolunan hapis cezasından indirilir. Adlî para cezasına hükmedilmesi durumunda, bir gün beşyüz Türk Lirası sayılmak üzere, bu cezadan indirim yapılır.
Madde Gerekçesi
Maddeyle, mahkûmun suç nedeni ile şahsî hürriyeti sınırlama sonucunu doğuran örneğin tutuklama gibi hâller nedeni ile geçirilen sürelerin mahkûmiyetten indirilmesi esası benimsenmiştir. Böylece teknik anlamda tutukluluk sayılmamakla beraber şahsî hürriyeti sınırlama sonucunu doğuran tedbirlerin tümünün de tutukluluk gibi mahkûmiyet süresine mahsup edilmesi öngörülmüştür. Bu nedenle, madde metninde “hürriyeti sınırlama sonucunu doğuran bütün hâller” ibaresi kullanılmıştır.
Maddede “hüküm kesinleşmeden önce gerçekleşen” ibaresi yer aldığından hükümlünün mahkûm edildiği suçtan başka bir fiilden dolayı yargılama nedeniyle hürriyetinin sınırlanmış olması hâlinde de mahsubun hangi koşul ile yapılabileceği gösterilmiştir.
Tasarıdaki maddenin ikinci cümlesinde yapılan değişiklikle, adli para cezasına hükmedilmesi durumunda, mahsubun bir gün karşılığı yüz Türk Lirası sayılmak suretiyle yapılacağı kabul edilmiştir.
Yargıtay Kararları
Yargıtay 1. Ceza Dairesi 2016/3357 E. ve 2016/4165 K.
Özet: TCK m.63’e göre mahsup için tutukluluğun beraat veya mahkûmiyetle sonuçlanması gerekmez; önemli olan, mahsup edilecek suçun, hükmü kesinleşmeden önce işlenmiş olmasıdır.
“Mahsup işlemi için tutuklu kalınan suçun beraatle veya mahkumiyetle sonuçlanmasının önemi yoktur. Keza mahkumiyetle sonuçlanan kararın henüz kesinleşmemiş olması sebebiyle temyiz incelemesi sonucunda beraat etme ihtimali hukuken mümkün bulunduğundan infazı halen devam eden mahkum için telafisi imkansız sonuçlar doğabilecektir. Burada önemli olan husus, mahsuba konu mahkumiyete ait suçun tutuklu kalınan suçtan verilen hükmün kesinleşmesinden önce işlenmesidir.”
Yargıtay 1. Ceza Dairesi 2023/9561E. ve 2024/835 K.
Özet: Türk Ceza Kanunu m.63’e göre kesinleşmeden önce özgürlüğü kısıtlayan süreler hapis cezasından mahsup edilir. Ancak önceki hüküm kesinleştikten sonra işlenen suç yönünden mahsup koşulları oluşmadığından karar isabetsiz bulunmuştur.
İSTEM
Yargıtay Cumhuryet Başsavcılığının, 12.12.2023 tarihli ve 2023/118404 sayılı kanun yararına bozma isteminin;
“Dosya kapsamına göre, infaz aşamasında hükümlü lehine uygulamaların kazanılmış hak oluşturmayacağı gözetilerek yapılan incelemede,
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 63 üncü maddesinde, “Hüküm kesinleşmeden önce gerçekleşen ve şahsi hürriyeti sınırlama sonucunu doğuran bütün haller nedeniyle geçirilmiş süreler hükmolunan hapis cezasından indirilir.” şeklinde düzenlemenin yer aldığı, anılan düzenleme uyarınca sadece tutukluluk halinin değil şartların mevcut olması halinde şahsi hürriyeti sınırlama sonucunu doğuran bütün hallerin mahsup işlemine konu olabileceği cihetle,
Hükümlünün tutuklu kaldığı ve mahsup edilmesini istediği … Ağır Ceza Mahkemesinin 13.03.2006 tarihli ve 2003/142 Esas, 2006/95 Karar sayılı kararının 21.03.2006 tarihinde kesinleştiği, hâlen infaz edilmekte olan … 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 23.06.2015 tarihli ve 2014/810 Esas, 2015/660 Karar sayılı kararına konu suç tarihinin ise 25.12.2010 olduğu, bu hâliyle tutuklu kalınan ve mahsup edilmesi istenen kararın kesinleşmesinden sonra işlenmiş bir suçun bulunduğunun anlaşılması karşısında, mahsup koşullarının oluşmadığı gözetilmeden, yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmemiştir.”
Bilgi Notu
Ceza hukukunda mahsup kurumu, yalnızca tutuklu kalınan suçtan dolayı verilen mahkûmiyetlerde uygulanmaz. Kişinin başka bir suçtan dolayı tutuklu, gözaltında veya özgürlüğü kısıtlanmış olarak geçirdiği sürelerin de, belirli koşulların varlığı hâlinde sonradan kesinleşen başka bir mahkûmiyetten düşülmesi mümkündür. Ancak bu tür bir mahsup işleminin yapılabilmesi için bazı şartların birlikte gerçekleşmesi gerekir.
Öncelikle, kişinin ilk suç nedeniyle tutuklanmış olması ya da kişi hürriyetinin tutuklama dışındaki bir yöntemle fiilen kısıtlanmış bulunması gerekir. Bu kısıtlama, gözaltı, tutukluluk veya gözlem altına alma gibi özgürlüğü sınırlayan her türlü uygulamayı kapsar.
İkinci olarak, mahsup edilecek mahkûmiyete konu suçun, ilk suçla ilgili mahkeme kararının kesinleşmesinden önce işlenmiş olması şarttır. İlk suça ilişkin mahkûmiyet kesinleştikten sonra işlenen bir suçtan dolayı verilen cezada, önceki tutukluluk sürelerinin mahsup edilmesi mümkün değildir.
Mahsup için kişinin ilk suçtan dolayı mutlaka tahliye edilmiş olması da aranmaz. Tutuklama kararına konu davanın mahkûmiyetle, beraatle sonuçlanması ya da davanın düşmesi, durması veya zamanaşımına uğraması mahsup bakımından belirleyici değildir. Bu noktada esas olan, kişinin fiilen özgürlüğünden yoksun kalmış olmasıdır.
Buna karşılık, başka suçtan tutukluluğun indirileceği cezanın kesinleşmiş bir mahkûmiyet olması zorunludur. Kesinleşmemiş bir ceza yönünden mahsup yapılamaz.
Mahsup işlemi, hapis cezasının fiilen cezaevinde infaz edilecek süresi üzerinden gerçekleştirilir. Örneğin, bir kişi hakkında dolandırıcılık suçundan 3 yıl hapis cezası kesinleşmişse ve bu kişi koşullu salıverilme hükümleri gereği 2 yıl cezaevinde kalacaksa, başka bir suçtan dolayı daha önce tutuklu kaldığı süre bu 2 yıllık infaz süresinden düşülür.
Aynı şekilde mahsup, denetimli serbestlik süresi açısından da uygulanabilir. Cezaevinde belirli bir süre kaldıktan sonra denetimli serbestliğe ayrılan bir hükümlünün, başka bir suçtan kaynaklanan tutukluluk süresi mahsup edildiğinde, denetimli serbestlik süresi buna göre kısalır.
Somut bir örnek vermek gerekirse; bir kişi 01.06.2017 tarihinde hırsızlık suçu nedeniyle 3 ay tutuklu kalmış ve 01.09.2017 tarihinde tahliye edilmiş olabilir. Hırsızlık davası henüz sonuçlanmadan, 01.04.2018 tarihinde bu kez yağma suçunu işlemişse, yağma suçu nedeniyle verilen ve kesinleşen hapis cezasından, hırsızlık suçu kapsamında cezaevinde geçirilen 3 aylık süre mahsup edilebilir.
Bu kapsamda, başka bir suç nedeniyle kişi özgürlüğünün kısıtlanmasına yol açan tutuklama, gözaltı veya gözlem altına alma gibi tüm uygulamalarda geçirilen süreler, gerekli şartlar mevcutsa mutlaka cezadan indirilmelidir.
Yargısal içtihatlarda da bu husus açık şekilde vurgulanmaktadır. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 63. maddesiyle birlikte geçerliliğini sürdüren Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu’nun 06.03.1940 tarihli ve 05/68 sayılı kararında; bir suçtan dolayı tutuklu kalınan sürenin, başka bir suçtan verilen cezadan indirilmesinin içtima kurallarının zorunlu bir sonucu olduğu belirtilmiştir. Bu düzenlemelerde, mahkûmiyet kesinleşmeden önce gerçekleşen özgürlük kısıtlamalarının mahsup edilmesi öngörülmüş olup, bunun dışında ek bir koşul aranmamaktadır.
Devam eden bir davaya ilişkin tutukluluk hâlinin, kesinleşmiş başka bir cezanın infazından düşülmesi takdire bağlı değildir; bu durum hukuken zorunludur. Hükümlü, başka bir davadan beraat etse de, mahkûmiyet alsa da veya yargılama henüz sürüyor olsa da, şartları varsa mahsup mutlaka yapılmalıdır. Bu uygulama hükümlü lehine olup, hak kaybına yol açmaz.


