Madde Metni
Madde 32- (1) Akıl hastalığı nedeniyle, işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayamayan veya bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneği önemli derecede azalmış olan kişiye ceza verilmez. Ancak, bu kişiler hakkında güvenlik tedbirine hükmolunur.
(2) Birinci fıkrada yazılı derecede olmamakla birlikte işlediği fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneği azalmış olan kişiye, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine yirmibeş yıl, müebbet hapis cezası yerine yirmi yıl hapis cezası verilir. Diğer hallerde verilecek ceza, altıda birden fazla olmamak üzere indirilebilir. (Değişik cümle:24/12/2025-7571/14 md.) Kişi hakkında ayrıca akıl hastalarına özgü güvenlik tedbirine hükmolunur.
Madde Gerekçesi
Kusur yeteneğini etkileyen bir neden olan akıl hastalığının varlığı durumunda, kişi işlemiş bulunduğu fiilin anlam ve sonuçlarını algılayamamakta veya işlediği fiille ilgili olarak irade yeteneği önemli ölçüde etkilenmektedir. Kişi bu durumda kusurlu olamayacağından, hakkında cezaya hükmedilemeyecektir. Ancak, fiili hukuka aykırı niteliğe sahip olduğundan, kişi hakkında akıl hastalarına özgü güvenlik tedbirlerine başvurulacaktır.
Ayrıca işaret etmek gerekir ki, akıl hastalığı kişinin işlediği her fiil açısından algılama veya irade yeteneği üzerinde etkili olmayabilir. Örneğin, kleptomani akıl hastası olan kişinin hafif değerdeki şeylere yönelik olarak işlediği hırsızlık suçu açısından irade yeteneğinin olmadığı söylenebilir. Ancak, bu kişinin kasten adam öldürme suçunu işlemesi durumunda, malûl olduğu akıl hastalığı bu fiille ilgili olarak algılama ya da irade yeteneğini etkilemez.
Kişinin akıl hastası olup olmadığının tespiti ile hastalığının algılama ve irade yeteneği üzerinde ne gibi etkilerinin olabileceğini, davranışlarını ne surette etkilediğini genel olarak belirleme, tıbbî bir konudur. Uzman bilirkişi bu hususu ortaya koyduktan sonra, akıl hastası olan kişinin somut olay açısından algılama veya irade yeteneğinin olup olmadığını, akıl hastalığının somut olay açısından kişinin bu yeteneklerini ne ölçüde etkilediğini normatif olarak belirleme görevi, hâkime aittir.
Hükûmet Tasarısında akıl hastalığı durumunda kişinin kusur yeteneği, akıl hastası hakkında uygulanacak tedbirler ve bunların usulü aynı maddede düzenlenerek, farklı konuları ilgilendiren hükümler tek bir madde içinde yer almaktaydı. Sistematik açıdan hatalı olan bu düzenleme değiştirilmiştir. Madde metninde sadece akıl hastalığının kusur yeteneğine etkisi düzenlenmiş; buna karşılık, akıl hastaları hakkında uygulanacak güvenlik tedbirlerinin ilgili bölümde düzenlenmesi uygun bulunmuştur.
Yargıtay Kararları
YARGITAY 8. CEZA DAİRESİ, E. 2024/14537, K. 2025/3696, T. 8.5.2025
ÖZET: Akıl hastalığı şüphesi, Cumhuriyet savcısının iddianame düzenlemesini engellemez; 5237 sayılı TCK m.32 uyarınca ceza uygulanmaz, ancak güvenlik tedbiri mahkeme kararıyla verilebilir. İade gerekçesi hukuka aykırıdır.
5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Akıl Hastalığı” başlıklı 32. maddesinin ; ” ( 1 ) Akıl hastalığı nedeniyle, işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayamayan veya bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneği önemli derecede azalmış olan kişiye ceza verilmez. Ancak, bu kişiler hakkında güvenlik tedbirine hükmolunur. ( 2 ) Birinci fıkrada yazılı derecede olmamakla birlikte işlediği fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneği azalmış olan kişiye, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine yirmibeş yıl, müebbet hapis cezası yerine yirmi yıl hapis cezası verilir. Diğer hâllerde verilecek ceza, altıda birden fazla olmamak üzere indirilebilir. Mahkûm olunan ceza, süresi aynı olmak koşuluyla, kısmen veya tamamen, akıl hastalarına özgü güvenlik tedbiri olarak da uygulanabilir.” şeklinde olduğu,
Benzer bir olay nedeni ile Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 20/10/2021 tarihli ve 2021/22308 Esas, 2021/16062 Karar sayılı ilâmı ile; ” … Şüpheli hakkında soruşturma evresinde, işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayamadığı veya davranışlarını yönlendirme yeteneğinin yeterince gelişmemiş olduğu yönünde rapor alınsa dahi, bu durumda olan şüpheli hakkında akıl hastalarına özgü güvenlik tedbirine hükmedilmesi gerekeceği, bu yöndeki araştırma ve değerlendirmenin ise mahkemesine ait olduğu gözetilmeksizin, itirazın kabulü yerine yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmediğinden anılan kararın bozulması gerektiğinin ihbar olunduğu anlaşılmıştır. Kanun yararına bozma istemine dayanan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın ihbar yazısı incelenen dosya kapsamına göre yerinde görüldüğünden KABULÜ ile İstanbul Anadolu 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 11/03/2021 tarihli ve 2021/501 Değişik İş sayılı kararının 5271 Sayılı CMK’nın 309. maddesinin 4. fıkrasının ( a ) bendi gereğince bozulmasına … ” şeklinde belirtildiği üzere,
Şüpheli hakkında soruşturma evresinde, işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayamadığı veya davranışlarını yönlendirme yeteneğinin yeterince gelişmemiş olduğu yönünde rapor alınsa dahi, bu durumda olan şüpheli hakkında akıl hastalarına özgü güvenlik tedbirine hükmedilmesi gerekeceği, bu yöndeki araştırma ve değerlendirmenin ise mahkemesine ait olduğu gözetilmeksizin, itirazın kabulü yerine yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmemiştir. “
Şeklindeki gerekçeye dayandığı anlaşılmıştır.
II. DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE
A. İskenderun Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından düzenlenen 20.04.2022 tarihli ve 2022/10294 Soruşturma, 2022/3659 Esas, 2022/2717 Sayılı iddianamenin iadesine ilişkin İskenderun 5. Asliye Ceza Mahkemesinin, 01.07.2022 tarihli ve 2022/350 iddianame değerlendirme sayılı kararına karşı itirazın reddine dair mercii İskenderun 1. Ağır Ceza Mahkemesinin, 21.07.2022 tarihli ve 2022/1031 Değişik İş sayılı kararının, 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 271/4. maddesi uyarınca kesin nitelikte olması sebebiyle karar tarihi olan 21.07.2022’de kesinleştiği belirlenmiştir.
B. 5271 Sayılı Kanun‘un 170/1-2 maddesinde; kamu davasını açma görevinin Cumhuriyet savcısı tarafından yerine getirileceği ve soruşturma evresi sonunda toplanan delillerin, suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturması halinde Cumhuriyet savcısının iddianame düzenlemekle yükümlü olduğu; aynı maddenin üçüncü fıkrasında iddianamede nelerin gösterilmesinin gerektiği, dördüncü fıkrasında ise; iddianamede, yüklenen suçu oluşturan olayların, mevcut delillerle ilişkilendirilerek açıklanacağı ve yüklenen suçu oluşturan olaylar ve suçun delilleriyle ilgisi bulunmayan bilgilere yer verilmeyeceği belirlenmiştir.
5271 Sayılı Kanun’un, “İddianamenin iadesi” başlıklı 174/1. maddesi;
“…
a- ) 170. maddeye aykırı olarak düzenlenen,
b- ) ( Değişik:17/10/2019-7188/20 md. ) Suçun sübûtuna doğrudan etki edecek mevcut bir delil toplanmadan düzenlenen,
c- ) ( Değişik:17/10/2019-7188/20 md. ) Önödemeye veya uzlaştırmaya ya da seri muhakeme usulüne tâbi olduğu soruşturma dosyasından açıkça anlaşılan işlerde önödeme veya uzlaştırma ya da seri muhakeme usulü uygulanmaksızın düzenlenen,
d- ) ( Ek:17/10/2019-7188/20 md. ) Soruşturma veya kovuşturma yapılması izne veya talebe bağlı olan suçlarda izin alınmaksızın veya talep olmaksızın düzenlenen,
İddianamenin Cumhuriyet Başsavcılığına iadesine karar verilir.
Cumhuriyet savcısı, iddianamenin iadesi üzerine, kararda gösterilen eksiklikleri tamamladıktan ve hatalı noktaları düzelttikten sonra, kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilmesini gerektiren bir durumun bulunmaması halinde, yeniden iddianame düzenleyerek dosyayı mahkemeye gönderir. İlk kararda belirtilmeyen sebeplere dayanılarak yeniden iddianamenin iadesi yoluna gidileme…”
Şeklinde düzenlenmiştir.
C. 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Akıl hastalığı” başlıklı 32. maddesinde, ” ( 1 ) Akıl hastalığı nedeniyle, işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayamayan veya bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneği önemli derecede azalmış olan kişiye ceza verilmez. Ancak, bu kişiler hakkında güvenlik tedbirine hükmolunur. ( 2 ) Birinci fıkrada yazılı derecede olmamakla birlikte işlediği fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneği azalmış olan kişiye, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine yirmibeş yıl, müebbet hapis cezası yerine yirmi yıl hapis cezası verilir. Diğer hallerde verilecek ceza, altıda birden fazla olmamak üzere indirilebilir. Mahkûm olunan ceza, süresi aynı olmak koşuluyla, kısmen veya tamamen, akıl hastalarına özgü güvenlik tedbiri olarak da uygulanabilir.” hükmü yer almakta olup; maddenin gerekçesinde de, “Kusur yeteneğini etkileyen bir neden olan akıl hastalığının varlığı durumunda, kişi işlemiş bulunduğu fiilin anlam ve sonuçlarını algılayamamakta veya işlediği fiille ilgili olarak irade yeteneği önemli ölçüde etkilenmektedir. Kişi bu durumda kusurlu olamayacağından, hakkında cezaya hükmedilemeyecektir. Ancak, fiili hukuka aykırı niteliğe sahip olduğundan, kişi hakkında akıl hastalarına özgü güvenlik tedbirlerine başvurulacaktır.” denilmektedir.
YARGITAY 11. CEZA DAİRESİ, E. 2023/3794, K. 2024/4574, T. 1.4.2024
ÖZET: Akıl hastalığı, TCK m.32 uyarınca ceza sorumluluğunu kaldırır; ancak Cumhuriyet savcısının iddianame düzenlemesini engellemez. Mahkemece uzman raporu ile güvenlik tedbiri kararı verilebilir; iade gerekçesi hukuka aykırıdır.
5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Akıl hastalığı” başlıklı 32. maddesinde, “(1) Akıl hastalığı nedeniyle, işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayamayan veya bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneği önemli derecede azalmış olan kişiye ceza verilmez. Ancak, bu kişiler hakkında güvenlik tedbirine hükmolunur. (2) Birinci fıkrada yazılı derecede olmamakla birlikte işlediği fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneği azalmış olan kişiye, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine yirmibeş yıl, müebbet hapis cezası yerine yirmi yıl hapis cezası verilir. Diğer hallerde verilecek ceza, altıda birden fazla olmamak üzere indirilebilir. Mahkûm olunan ceza, süresi aynı olmak koşuluyla, kısmen veya tamamen, akıl hastalarına özgü güvenlik tedbiri olarak da uygulanabilir.” hükmü yer almakta olup; maddenin gerekçesinde de, “Kusur yeteneğini etkileyen bir neden olan akıl hastalığının varlığı durumunda, kişi işlemiş bulunduğu fiilin anlam ve sonuçlarını algılayamamakta veya işlediği fiille ilgili olarak irade yeteneği önemli ölçüde etkilenmektedir. Kişi bu durumda kusurlu olamayacağından, hakkında cezaya hükmedilemeyecektir. Ancak, fiili hukuka aykırı niteliğe sahip olduğundan, kişi hakkında akıl hastalarına özgü güvenlik tedbirlerine başvurulacaktır.” denilmektedir.
4. Konya Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından düzenlenen 10.10.2022 tarihli ve 2022/26431 Soruşturma, 2022/15591 Esas sayılı iddianame ile şüpheli hakkında 5237 Sayılı Kanun’un 158. maddesinin birinci fıkrasının (f) bendi ve son cümlesi ile 53. maddeleri gereğince cezalandırılması talebiyle kamu davası açıldığı, Konya 8. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 21.10.2022 tarihli ve 2022/393 İddianame değerlendirme sayılı kararı ile “..şüphelinin ifadesinde “o dönemde psikolojik tedavi görmekteydim, halen de devam ediyorum.” şeklindeki beyanı karşısında, şüphelinin tedavi gördüğü/görmekte olduğu hastanelerden tıbbi evraklarının temin edilerek işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama veya fiille ilgili davranışlarını yönlendirme yeteneğinin azalıp azalmadığı hususunda (TCK’nın 32. Maddesi kapsamında) heyet raporu alınmadan eksik soruşturma ile iddianame düzenlenmesi karşısında, suçun sübutuna mutlak surette etki edecek delilin toplanmadığı…” gerekçesiyle iddianamenin iadesine müteakip, Cumhuriyet savcısının itirazı üzerine merci Konya 9. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 31.10.2022 tarihli ve 2022/1008 Değişik İş sayılı kararı ile itirazın reddine karar verildiği anlaşılmıştır.
5. Bu kapsamda inceleme konusu soruşturma dosyası değerlendirildiğinde; 5271 Sayılı Kanun’un 170. maddesinin üçüncü fıkrasında iddianamede nelerin gösterileceği, aynı Kanun’un 174. maddesinin birinci fıkrasında iddianamenin hangi hallerde iadesine karar verileceği belirtilmiş olup, anılan Kanun’un 170. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “Soruşturma evresi sonunda toplanan deliller, suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturuyorsa; Cumhuriyet savcısı, bir iddianame düzenler.” hükmü uyarınca, belirtilen durumda Cumhuriyet savcısının dava açması zorunlu olduğundan ve Cumhuriyet savcısının değerlendirmesine tabi hususların iade gerekçesi olamayacağı kabul edildiğinden, mahkemece iddianamede gösterilen olaylarla ilgili olarak ibraz edilen deliller ve yargılama sırasında elde edilebilecek diğer deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekmektedir. 5237 Sayılı Kanun’un 32. maddesinin gerekçesinde de belirtildiği üzere, kusur yeteneğini etkileyen bir neden olan akıl hastalığının varlığı durumunda şüpheli kusurlu olamayacağından hakkında cezaya hükmedilemeyecek, ancak fiili hukuka aykırı niteliğini sürdürdüğünden, akıl hastalarına özgü güvenlik tedbirlerine başvurulabilecektir. Şüphelinin akıl hastası olduğunun anlaşılması, hakkında iddianame düzenlenmesine engel teşkil etmemektedir. Şahsi bir cezasızlık sebebi olması nedeni ile şüpheli hakkında güvenlik tedbiri uygulanmasına ancak suçu işlediğinin yargılama sonucunda sabit görülmesi halinde hükmedileceğinden; Cumhuriyet savcısının takdir yetkisini kullanarak akıl hastalığının etkisiyle suç işleyen fail hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar vermesi mümkün değildir. Cumhuriyet savcısı, soruşturma aşamasında failin akıl hastası olduğundan şüphelenirse re’sen akıl hastalıkları konusunda uzman bir bilirkişi görevlendirerek rapor düzenlenmesini isteyebilecektir, buna karşılık akıl hastalığı suçun sübutuyla ilgili bir husus olmadığından, bu iddianın ortaya konulmasına yönelik araştırmaların suçun sübutuna mutlak surette etki edecek delil niteliğinde olduğundan söz edilemez. Bu açıklamalar ışığında somut olayda; Mahkemenin, şüphelinin savunmasında psikolojik tedavi gördüğünü beyan etmesi nedeniyle hakkında 5237 Sayılı Kanun’un 32. maddesi uyarınca işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama veya fiille ilgili davranışlarını yönlendirme yeteneğinin azalıp azalmadığı hususunda rapor aldırılmasına dayanan iade gerekçesinin, 5271 Sayılı Kanun’un 174. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi kapsamında değerlendirilemeyeceği ve şüpheli hakkında kamu davası açılmasına yeterli şüphe oluşturacak delil bulunduğu anlaşılmakla; kanun yararına bozma talebi yerinde görülmüştür.
YARGITAY 1. CEZA DAİRESİ, E. 2021/11559, K. 2021/13763, T. 1.11.2021
ÖZET : İncelenen dosyada; Asliye Ceza Mahkemesince şüphelinin ceza ehliyetinin bulunup bulunmadığı hususunda tek hekim tarafından düzenlenen rapor alındığından bahisle suçun sübutuna etki edeceği mutlak sayılan mevcut bir delilin toplanmadığı gerekçe gösterilerek iddianamenin iadesine karar verilmiş ise de; şüphelinin akıl hastalığına ilişkin raporunda belirtilen eksikliğin suçun sübutuna etki edeceği mutlak sayılan mevcut delil niteliğinde bulunmadığından, iddianamenin iadesi nedeni olamayacaktır. Böylece iddianamenin iadesine itirazın kabulü yerine reddine dair mercii kararında isabet görülmemiştir.
5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Akıl Hastalığı” başlıklı 32. maddesinin ; ” 1 ) Akıl hastalığı nedeniyle, işlediği fiilin hukukî anlam ve sonuçlarını algılayamayan veya bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneği önemli derecede azalmış olan kişiye ceza verilmez. Ancak, bu kişiler hakkında güvenlik tedbirine hükmolunur. ( 2 ) Birinci fıkrada yazılı derecede olmamakla birlikte işlediği fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneği azalmış olan kişiye, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine yirmibeş yıl, müebbet hapis cezası yerine yirmi yıl hapis cezası verilir. Diğer hâllerde verilecek ceza, altıda birden fazla olmamak üzere indirilebilir. Mahkûm olunan ceza, süresi aynı olmak koşuluyla, kısmen veya tamamen, akıl hastalarına özgü güvenlik tedbiri olarak da uygulanabilir.” şeklinde olduğu,
Benzer bir olay nedeni ile Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 02.10.2020 tarihli ve 2020/5020 Esas, 2020/4967 Karar sayılı ilamı ile; “…5271 Sayılı CMK’nin 170/3. maddesinde iddianamede nelerin gösterileceğinin,174/1. maddesinde ise hangi hallerde iade kararı verileceğinin belirtilmesi karşısında, iddianamenin iadesi nedenleri arasında yer almadığı gibi suçun sübutuna doğrudan etki edecek delillerden de olmadığı, yargılama aşamasında mahkemesince teminin mümkün olduğu gözetilmeden TCK’nın 32. maddesi kapsamında, Adli Tıp Kurumu, Psikiyatri Ana Bilim Başkanlığı Bölümü mevcut olan tam teşekküllü bir üniversite hastanesi veya tam teşekküllü Akıl ve Ruh Sağlığı Hastanesinden alınmış heyet raporunun bulunmadığı veya daha önceden sayılan kuruluşlardan verilmiş bir raporun da celp edilmediği gerekçesi ile iadesinde,.. ..isabet bulunmadığından istemin kabulüne karar verilmiştir…” şeklinde de belirtildiği üzere,
Şüpheli hakkında soruşturma evresinde, işlediği fiilin hukukî anlam ve sonuçlarını algılayamadığı veya davranışlarını yönlendirme yeteneğinin yeterince gelişmemiş olduğu yönünde iddianame düzenlenmesi için yeterli olan adli tıp raporunun alınmış olduğu, Gebze 3. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 18.03.2021 tarihli iade kararına konu raporun alınması yöndeki araştırma ve değerlendirmenin ise mahkemesine ait olduğu gözetilmeksizin, itirazın kabulü yerine yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmediğinden bahisle, 5271 Sayılı CMK’nin 309. maddesi gereğince anılan kararın bozulması lüzumunun ihbar olunduğu anlaşıldı.


