İçindekiler


I.Giriş

Türk Medeni Hukuku içerisinde vesayet rejimi, kendi haklarını koruma iktidarından mahrum olan veya belirli bir işin ifası sırasında irade beyanı kısıtlanan kişilerin korunması amacıyla ihdas edilmiştir. Bu rejimin en dinamik ve esnek araçlarından biri olan kayyımlık, vasi atamasından farklı olarak kişinin fiil ehliyetini kural olarak ortadan kaldırmayan, ancak belirli işlerin görülmesi veya malvarlığının yönetilmesi için vesayet makamı tarafından kurulan sınırlı bir temsil ilişkisidir. Kayyımlık kurumu, hem gerçek kişilerin şahsi menfaatlerini koruma hem de kamu düzenini ilgilendiren tüzel kişilerin organsız kalması gibi durumlarda hukuki boşlukların doğmasını engelleme işlevi görür. Modern Türk hukuk doktrininde kayyımlık, bir yandan bireyin özerkliğini korurken diğer yandan korunmaya muhtaç menfaatleri devletin denetim mekanizması altına sokan orta bir yol olarak değerlendirilmektedir.


II. Kayyımlık Kurumunun Kavramsal Çerçevesi

Kayyımlık sözcüğü, etimolojik kökeni itibarıyla “ayakta tutan, yöneten, kaim olan” anlamlarına gelmekte olup hukuk sistemimizde belirli bir süre veya iş için atanmış geçici temsilciyi ifade eder. Roma Hukuku’nda “curatela” (curatorship) olarak karşımıza çıkan bu müessese, başlangıçta furiosi (akıl hastaları) ve mente capti (akıl zayıflığı olanlar) gibi kategoriler için düşünülmüş, daha sonra sahipsiz malların yönetimi için “curator bonorum” kurumuna evrilmiştir. İslam Hukuku’nda ise “mefkud” olarak adlandırılan, sağ olup olmadığı bilinmeyen kişilerin mallarının muhafazası, alacaklarının tahsili ve borçlarının ifası amacıyla kayyım tayini yoluna gidildiği görülmektedir. Bu tarihsel birikim, 1926 tarihli Türk Kanunu Medenisi’ne ve nihayetinde 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’na (TMK) temel teşkil etmiştir.

Türk Medeni Kanunu’nun 403. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca kayyım, “belirli işleri görmek veya malvarlığını yönetmek” üzere atanır. Kayyımlığı vasilikten ayıran en temel fark, kayyımın görev alanının sınırlılığı ve geçiciliğidir. Vasi, vesayet altındaki kişinin hem şahsına hem de malvarlığına ilişkin geniş bir temsil yetkisine sahipken ve bu kişinin fiil ehliyetini kısıtlarken; kayyım, sadece atandığı iş veya malvarlığı parçası üzerinde yetkilidir. Bu yönüyle kayyımlık, kişinin kendi işlerini bizzat yapamadığı ancak bir vasiye de ihtiyaç duymadığı durumlarda kullanılan “cerrahi bir müdahale” olarak nitelendirilmektedir.

Kayyımlığın hukuki niteliği konusunda doktrinde tartışmalar bulunsa da, hâkim görüş kayyımın bir “vesayet organı” olduğu yönündedir. Kayyım, vesayet makamı olan sulh hukuk mahkemesi tarafından atanır ve denetim makamı olan asliye hukuk mahkemesinin denetimine tabidir. Bununla birlikte, özellikle şirketlere atanan yönetim kayyımları veya ceza muhakemesi kapsamında atanan kayyımlar, özel kanunlardaki düzenlemeler gereği kamu görevlisi statüsünde kabul edilebilmekte ve yaptıkları işlemlerden dolayı devletin doğrudan sorumluluğu gündeme gelmektedir.

Türk Medeni Kanunu sistematiği içerisinde yer alan koruyucu kurumların temel farklarını ortaya koymaktadır:

ÖzellikVasilik (Vesayet)KayyımlıkYasal Danışmanlık
Atanma AmacıŞahıs ve malvarlığı üzerindeki tam koruma.Belirli bir iş veya malvarlığı yönetimi.Fiil ehliyetini sınırlayarak koruma.
Fiil EhliyetiEhliyet kısıtlanır, kişi “kısıtlı” olur.Ehliyet kural olarak etkilenmez.Belirli işlemlerde sınırlı ehliyet.
Görev SüresiGenellikle iki yıllık dönemler (süreklilik).İş bittiğinde veya sebep kalktığında biter.Vesayet kaldırılıncaya kadar.
Temsil YetkisiKanuni temsilci.Belirlenmiş işle sınırlı temsilci.Temsilci değildir, katılım makamıdır.

III.Temsil Kayyımlığı ve Uygulama Alanları (TMK m. 426)

Temsil kayyımlığı, bir kimsenin hukuk sahnesinde bizzat yer alamadığı veya yasal temsilcisiyle menfaatlerinin çatıştığı spesifik durumlarda, o kişinin hak kaybına uğramasını engellemek amacıyla tesis edilir. TMK 426. maddede bu haller üç ana bent halinde sayılmış olsa da, maddenin lafzındaki “veya kanunda gösterilen diğer hallerde” ibaresiyle bu listenin sınırlı olmadığı vurgulanmıştır.

III.I.Ergin Kişinin İvedi İşlerini Görememesi

Kanun koyucu, ergin bir kişinin hastalık, başka bir yerde bulunma veya benzeri bir sebeple “ivedi bir işini” kendisi görebilecek veya temsilci atayabilecek durumda olmamasını kayyımlık sebebi saymıştır. Burada iki temel unsur mevcuttur: Birincisi kişinin içinde bulunduğu fiili imkansızlık (hastalık, koma hali, ulaşım zorluğu olan uzak bir bölgede bulunma), ikincisi ise görülmesi gereken işin “müstacel” (ivedi) nitelikte olmasıdır. Örneğin, ağır bir ameliyat geçiren ve bilinci kapalı olan bir kişinin, süreli bir vergi ödemesini yapması veya bir davada süreye tabi bir beyanda bulunması gerekiyorsa, vesayet makamı bu iş için temsil kayyımı atar. Önemli olan husus, kişinin nerede olduğunun tam olarak bilinmemesi değil, nerede olduğu bilinse bile o an irade açıklayamamasıdır.

III.II.Menfaat Çatışması ve “Zarar Uğrama Tehlikesi” Doktrini

Temsil kayyımlığının en sık karşılaşılan ve yargı kararlarına konu olan türü, yasal temsilci (veli veya vasi) ile küçük veya kısıtlının menfaatlerinin çatışmasıdır. TMK 426/2 uyarınca, bir işte yasal temsilcinin menfaati ile temsil edilenin menfaati zıt düşüyorsa, vesayet makamı re’sen veya ilgilisinin istemi üzerine bir temsil kayyımı tayin eder. Bu düzenleme, Roma Hukuku’ndan gelen “nemo debet esse iudex in propria causa” (hiç kimse kendi davasının hâkimi olamaz) ilkesinin temsil hukukundaki bir yansımasıdır.

Uygulamada, velayet altındaki çocuğun miras payının anne veya babasıyla paylaşılması, çocuğun taşınmazının veliye devredilmesi veya velinin hem kendi adına hem de velayeten çocuk adına taraf olduğu bir şirketin hisse devir işlemleri menfaat çatışması kapsamında değerlendirilir. Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarında vurgulandığı üzere, menfaat çatışmasının varlığı için somut bir zararın doğmuş olması gerekmez; “zarara uğrama tehlikesinin” mevcudiyeti, çocuğun menfaatlerini korumak amacıyla bir temsil kayyımı atanması için yeterlidir. Bu aşamada atanacak kayyımın, menfaat uyuşmazlığının taraflarıyla herhangi bir hısımlığı veya iş ilişkisi olmayan, tarafsız ve ehil bir kişi olması şarttır.

III.III.Yasal Temsilcinin Görevini Yapmasına Engel Çıkması

Vasi veya velinin hukuki veya fiili bir engel sebebiyle görevini ifa edememesi halinde de temsil kayyımı atanır. Örneğin vasinin ağır bir hapis cezası alması, ağır hastalığa yakalanması veya kendisinin de kısıtlanması durumunda, vesayet altındaki kişinin işlemleri durmaz; vesayet makamı bu engeli aşmak için temsil kayyımı yoluna başvurur.


IV.Yönetim Kayyımlığı ve “Yönetimsiz Malvarlığı” Sorunu (TMK m. 427)

Yönetim kayyımlığı, temsil kayyımlığından farklı olarak belirli bir işle sınırlı kalmaz, bir malvarlığının tamamının veya bir kısmının “yönetiminden” sorumlu olur. TMK 427. madde, yönetimi kimseye ait olmayan veya yöneticisi meçhul kalan mallar için bir nevi “koruyucu şemsiye” vazifesi görür.

IV.I.Bulunamayan Kişilerin Mallarının Yönetimi

Bir kimsenin uzun süreden beri bulunamaması ve oturduğu yerin de bilinememesi durumunda, o kişinin malvarlığı üzerindeki hakların zayi olmaması için yönetim kayyımı atanır. Bu durum, gaiplik kararı verilmesi için gereken süreler dolmadan önceki süreci kapsayabileceği gibi, gaiplik davası sırasında malların muhafazası için de kullanılabilir. Eğer söz konusu malvarlığı üzerinde Hazinenin bir menfaati varsa, mahalli en büyük mal memuru (Defterdar veya Mal Müdürü) yönetim kayyımı olarak tayin edilebilir. Ancak Hazinenin doğrudan bir hakkı bulunmuyorsa, mülkiyet hakkının özüne saygı gereği profesyonel bir yönetim hizmeti sunabilecek gerçek veya tüzel kişiler de kayyım olabilir.

Bu husus genellikle tapu kaydında bilgileri bulunmayan yahut alt soyları anlaşılmayan kişilerin mal varlıklarının kaybolmasına neden olmaktadır. Bu derin konu kendi içerisinde ayrıca irdelenmelidir. Bu hususta bilgi almak isteyen okuyucuların aşağıda linki paylaşılan makalemize göz gezdirmesini tavsiye ederiz.

Kişinin akıl hastalığı veya savurganlık gibi tam kısıtlama gerektiren bir hali olmasa bile, yaşlılık, fiziksel engellilik veya deneyimsizlik gibi sebeplerle malvarlığını kendi başına yönetememesi ve bunun için bir temsilci atama yetisinden de yoksun olması halinde yönetim kayyımı atanabilir. Bu düzenleme, kişinin fiil ehliyetini koruyarak sadece malvarlığının idaresini profesyonel bir elin denetimine bırakması bakımından “en az müdahale” ilkesine hizmet eder.

IV.III.Terekede Hakların Belirsizliği ve Cenin Menfaati

Bir mirasın açılmasıyla birlikte mirasçılık hakları henüz kesin olarak belli değilse veya henüz doğmamış olan bir “cenin”in miras payının korunması gerekiyorsa, paylaşmaya kadar bu malların yönetimi için kayyım atanır. Cenin kayyımı, doğmamış çocuğun ileride doğacak haklarını güvence altına alarak mirasın dağıtılmasını veya payların azalmasını engeller.

IV.IV.Tüzel Kişilerin Organsız Kalması (TMK 427/4)

Bir tüzel kişi (şirket, vakıf, dernek vb.) kanunen zorunlu olan organlarından yoksun kalırsa ve bu durumun başka bir yolla çözülmesi mümkün değilse, yönetim kayyımı atanması zorunludur. Özellikle anonim şirketlerde yönetim kurulunun tüm üyelerinin istifası veya görev sürelerinin dolmasına rağmen yeni seçimin yapılamaması durumunda, şirketin ticari hayatını sürdürebilmesi ve genel kurulu toplantıya çağırabilmesi için kayyım atanması “hukuki hayatın devamlılığı” ilkesinin bir gereğidir.


V.İsteğe Bağlı Kayyımlık (TMK m. 428)

TMK 428. madde, bir kişinin kendi özgür iradesiyle, vasi yerine bir kayyım tarafından yönetilmeyi talep etmesine olanak tanır. İsteğe bağlı kısıtlama sebeplerinden (yaşlılık, deneyimsizlik, ağır hastalık vb.) birinin varlığı halinde, ergin bir kişi vesayet makamına başvurarak kendisine bir kayyım atanmasını isteyebilir. Bu tür kayyımlıkta, kayyımın yetki alanı bizzat talep eden kişi tarafından çizilebilir veya vesayet makamı tarafından tayin edilir.


VI.Şirketler Hukukunda Kayyım Atanması ve “Organsızlık” Doktrini

Türk Ticaret Kanunu (TTK) sistematiğinde, anonim ve limited şirketlere kayyım atanmasına dair doğrudan ve müstakil bir düzenleme bulunmadığı için, bu boşluk TMK 426 ve 427 maddeleri üzerinden doldurulmaktadır. Uygulamada şirket kayyımlığı, sadece bir temsil ilişkisi değil, şirketin yaşamını sürdürmesi için gerekli bir “geçici organ” işlevi görür.

VI.I.Asliye Ticaret Mahkemesinin Görevi ve Yetki

Her ne kadar genel kayyımlık işleri Sulh Hukuk Mahkemesinin görev alanına girse de, şirketlere kayyım atanması davaları “mutlak ticari dava” niteliğinde kabul edilmekte ve bu davalarda Asliye Ticaret Mahkemesi görevli sayılmaktadır. Yetkili mahkeme ise şirket merkezinin bulunduğu yer mahkemesidir. Bu davalarda husumet, sadece diğer ortaklara değil, mutlaka şirket tüzel kişiliğine de yöneltilmelidir.

VI.II.Organsızlık ve “Genel Kurul Kayyımı” Ayrımı

Yargıtay içtihatlarına göre, şirket organlarının görev süresinin dolmuş olması tek başına yönetim kayyımı atanmasını gerektirmez. Eğer mevcut yönetim kurulu, yeni organ seçimi için genel kurulu toplantıya çağırabiliyorsa, bu organın yetkisi “seçim yapılana kadar ve zorunlu işlerle sınırlı olarak” devam eder. Ancak, yönetim kurulunun toplantı veya karar yeter sayısının altına düşmesi ve yedeklerle dahi tamamlanamaması durumunda “gerçek bir organsızlık” doğar ve bu durumda mahkemece bir yönetim kayyımı atanır.

Bazı durumlarda ise TTK 412 uyarınca mahkeme, sadece genel kurulun toplanmasını sağlamak ve gündemi düzenlemek üzere “çağrı kayyımı” atar. Bu kayyım, şirketin günlük ticari işlerini yürütmez, sadece genel kurulu gerçekleştirip görevini tamamlar.

Şirketler hukukunda uygulanan kayyım türlerini özetleyen tablo aşağıdadır:

Kayyım TürüDayanak MaddeTemel GöreviYetki Sınırı
Yönetim KayyımıTMK 427/4Şirketi sevk ve idare etmek, organ yetkilerini kullanmak.Şirket ana sözleşmesi ve mahkeme kararı ile belirlenen tüm yönetim işleri.
Temsil KayyımıTMK 426/3Şirketi belirli bir davada veya hukuki işlemde temsil etmek.Sadece o dava veya işlemle sınırlıdır.
Denetim (Onay) KayyımıİİK 179/aMevcut yönetimin işlemlerini denetlemek ve onaylamak.Karar alma yetkisi yoktur, sadece onay yetkisi vardır.
Çağrı KayyımıTTK 412Şirketi genel kurul toplantısına davet etmek.Genel kurulun tamamlanmasıyla sınırlıdır.

VII.Ceza Muhakemesi Hukukunda Şirket Yönetimine Kayyım Tayini (CMK m. 133)

Suç işlendiğine dair kuvvetli şüphe sebeplerinin bulunması ve bu suçun bir şirketin faaliyeti çerçevesinde işlendiğinin anlaşılması halinde, maddi gerçeğin ortaya çıkarılması veya suçun devamının önlenmesi amacıyla CMK 133 uyarınca şirkete kayyım atanabilir. Bu kurum, Medeni Hukuktaki koruyucu kayyımlıktan farklı olarak bir “koruma tedbiri” ve “özel bir el koyma” türüdür.

VII.I.CMK Kayyımının Hukuki Statüsü ve Sorumluluğu

CMK 133 uyarınca atanan kayyım, TCK 6/1-c maddesi kapsamında “kamu görevlisi” sayılır. Bu statünün iki önemli sonucu vardır: Birincisi, kayyımın görevini kötüye kullanması halinde memur suçlarından yargılanacak olması; ikincisi ise kayyımın işlemlerinden doğan zararların tazmini için davanın doğrudan devlete karşı açılması zorunluluğudur.

CMK kayyımlığında mahkeme, kayyımı ya “yönetim organının yetkilerini kullanmak üzere” ya da “yönetim organının kararlarını onaylamak üzere” atar. Onay makamı olarak atanan kayyım, aslında bir nevi “denetim kayyımı” veya “yasal danışman” gibi hareket eder.

VII.II.Tedbirin Sona Ermesi ve İtiraz Yolu

Soruşturma evresinde sulh ceza hâkimi, kovuşturma evresinde ise ilgili mahkeme tarafından karar verilen bu tedbir, suç şüphesinin kalkması veya yargılamanın sona ermesiyle kaldırılır. İlgililer, kayyımın işlemlerine karşı görevli mahkemeye TMK ve TTK hükümleri uyarınca başvurabilirler. Eğer kayyım atama kararı haksız bulunursa ve sonradan kaldırılırsa, kayyıma ödenen ücretler devlet hazinesinden karşılanır.


VIII.Miras Hukuku ve Kayyımlık İlişkisi: TMK 640/3 ve Tereke Temsilciliği

Miras ortaklığında, mirasçıların elbirliği mülkiyeti nedeniyle terekenin yönetilemez hale gelmesi durumunda, TMK 640/3 uyarınca “miras ortaklığı temsilcisi” atanması gündeme gelir. Bu kurum, terminolojide bazen “tereke temsilcisi” veya “tereke kayyımı” olarak geçse de, TMK 427/3’teki yönetim kayyımlığından ayrılır.

VIII.I.Miras Ortaklığı Temsilcisinin Nitelikleri

Mirasçılardan herhangi birinin istemi üzerine sulh mahkemesi tarafından atanan bu temsilci, paylaşmaya kadar tüm miras ortaklığını temsil eder. Atanması için mirasçılar arasında bir ihtilaf olması şart değildir; oybirliğinin sağlanmasındaki güçlük dahi atanma için yeterli bir sebeptir. Bu temsilci, tüm mirasçıların menfaatini gözetmek zorunda olan, mahkeme tarafından belirlenmiş bir “özel temsilci”dir.

VIII.II.Tereke Kayyımı ile Farkları ve Yargıtay’ın Yaklaşımı

Doktrinde ve Yargıtay kararlarında, TMK 640/3 temsilcisinin aslında bir “özel kayyım” olduğu ve bu nedenle vesayet hükümlerine tabi olması gerektiği savunulmaktadır. Ancak bazı yazarlar, TMK 640/3’ün miras hukukuna özgü bağımsız bir düzenleme olduğunu ve vesayet makamlarının kısıtlayıcı denetimine tabi tutulmaması gerektiğini belirtmektedir. Pratik açıdan bakıldığında, eğer terekede bir belirsizlik varsa TMK 427/3 uyarınca kayyım atanırken; mirasçılar belliyse ancak birlikte hareket edemiyorlarsa TMK 640/3 uyarınca temsilci atanması hukuken daha isabetlidir.

Miras ortaklığında temsilci atanmasının usuli detayları şunlardır:

  • Görevli Mahkeme: Mirasbırakanın son yerleşim yeri Sulh Hukuk Mahkemesi.
  • Başvuru Şartı: En az bir mirasçının talebi (re’sen atama yapılamaz).
  • İstisnalar: Vasiyeti yerine getirme görevlisi varsa veya tereke resmen yönetiliyorsa temsilci atanamaz.
  • Dava Ehliyeti: Mirasçılar arasındaki bir davada tüm mirasçılar tarafsa temsilciye gerek yoktur; ancak üçüncü kişilere karşı açılacak davalarda temsilci atanması zorunluluğu doğabilir.

IX.Kayyımın Atanması, Görevi İfası ve Yetki Sınırları

Vesayet makamı, kayyımı atarken o işin mahiyetine uygun, dürüst ve ehil birini seçmekle yükümlüdür. Kayyım olarak gerçek kişiler atanabileceği gibi, ticaret mahkemesi kararlarında tüzel kişilerin de kayyım olarak atanabileceği kabul edilmektedir.

IX.I.Görev ve Yetki Kapsamı (TMK m. 458-460)

Kayyımın yetkileri, vasi gibi genel olmayıp, atanma kararı ile çizilen sınırlarla mahduttur. TMK 459 uyarınca, belirli bir iş için atanan kayyım, vesayet makamının talimatına aynen uymak zorundadır. Yönetim kayyımı ise, malvarlığının iyi bir şekilde yönetilmesi ve korunması için gerekli olan olağan yönetim işlemlerini bizzat yapabilir. Olağan yönetim sınırlarını aşan veya malvarlığının özüne dokunan işlemler için kayyım, ya temsil edilenin özel yetkisine ya da vesayet makamının iznine ihtiyaç duyar.

IX.II.Kayyımlıkta Yetkili Yer ve “Perpetuatio Fori” İlkesi

TMK 430 uyarınca yetki kuralı şöyledir:

  1. Temsil Kayyımlığında: Temsil edilecek kişinin yerleşim yeri sulh hukuk mahkemesi.
  2. Yönetim Kayyımlığında: Malvarlığının büyük kısmının yönetildiği veya temsil edilenin payına düşen malların bulunduğu yer sulh hukuk mahkemesi.

Yetki, davanın açıldığı tarihteki duruma göre belirlenir. Dava açıldıktan sonra kişinin yerleşim yerini değiştirmesi, mahkemenin yetkisini etkilemez.


X.Kayyım Ücretinin Belirlenmesi ve Ödenmesi

Kayyım, kural olarak ücretsiz çalışmaz; yaptığı emek ve mesainin karşılığı olarak vesayet makamı tarafından belirlenen bir ücrete hak kazanır. Ücretin miktarı, zamanı ve ödeme şekli atama kararında belirtilmelidir.

X.I.Ücret Hesaplama Kriterleri

Mahkemeler, kayyım ücretini takdir ederken “hakkaniyet” ve “emek-mesai” dengesini gözetir. Sabit bir tarife olmamakla birlikte, şu faktörler ücrete etki eder:

  • Yönetilen Varlığın Hacmi: Yönetilen birim sayısı veya sermaye miktarı iş yükünü doğrudan belirler.
  • İşin Karmaşıklığı: Şirketin mali durumu veya taraflar arası niza düzeyi mesaiyi artırır.
  • Kayyımın Mesleki Niteliği: Atanan kişinin avukat, mali müşavir veya profesyonel bir yönetim firması olması ücretlendirmeyi etkileyebilir.

X.II.Ödeme Kaynağı ve Rücu

Kayyım ücreti kural olarak, adına kayyım atanan kişinin veya şirketin malvarlığından karşılanır. Şirket yönetim kayyımlarının ücreti şirket bütçesinden ödenir. İflasın ertelenmesi veya konkordato süreçlerinde bu ücretin öncelikli ödeme kalemlerinden sayılması gerektiği savunulmaktadır. Eğer kayyım atama kararı bir yargı hatası sonucu verilmişse, bu meblağın devletten tazmini istenebilir.


XI.Sorumluluk Hukuku: Kayyımın ve Devletin Mesuliyeti

Kayyımın görevini ifa ederken kusurlu bir davranışla zarar vermesi durumunda ağır bir sorumluluk rejimi öngörülmüştür. Bu rejim, mülkiyet hakkının korunması ve yargısal hataların telafi edilmesi prensiplerine dayanır.

XI.I.Kayyımın Şahsi Sorumluluğu (TMK m. 467)

Kayyım, görevini yerine getirirken “iyi bir yönetimin gerektirdiği özeni” göstermekle yükümlüdür. Kendi işlerini görürken gösterdiği özenin ötesinde, objektif bir basiretli yönetici özeni beklenir. Kayyım, kusurlu davranışı ile temsil ettiği kişiye veya kuruma verdiği her türlü zarardan şahsen sorumludur.

XI.II.Devletin Birinci Derece Sorumluluğu (TMK m. 468)

Türk hukuk sisteminde vesayet hukukundan doğan zararlar bakımından “Devletin kusursuz sorumluluğu” ilkesi geçerlidir. Zarara uğrayan kişi, doğrudan devlete karşı tazminat davası açabilir. Devlet, ödediği tazminatı daha sonra kusuru bulunan kayyıma rücu etme hakkına sahiptir. CMK uyarınca atanan kayyımlar için ise tazminat davası Ağır Ceza Mahkemelerinde açılır.

Vesayet altındaki kişinin veya şirketin, kayyım veya devletten olan alacakları, İcra ve İflas Kanunu anlamında “imtiyazlı alacak” statüsündedir. Bu durum, rüchan hakkı sağlayarak alacaklının korunmasını temin eder.


XII.Kayyımlığın Sona Ermesi ve Usulü (TMK m. 477-478)

Kayyımlık, mahiyetine göre ya kendiliğinden ya da bir mahkeme kararıyla sona erer. Sona erme anı, kayyımın temsil yetkisinin ve sorumluluklarının sınırını çizer.

XII.I.Sona Erme Biçimleri

  1. Temsil Kayyımlığında: Kayyımın yapmakla görevlendirildiği “işin bitirilmesi” ile kayyımlık kendiliğinden sona erer. Örneğin, bir satış işlemi için atanan kayyım, tapu devri yapıldığı anda görevi bırakır.
  2. Yönetim Kayyımlığında: Atanmayı gerektiren sebebin ortadan kalkması veya kayyımın görevden alınmasıyla sona erer. Bu durumda vesayet makamının “kayyımlığın kaldırılması” yönünde bir karar vermesi gerekir.
  3. İstifa ve Görevden Alınma: Kayyım, ağır hastalık veya ücretin ödenmemesi gibi haklı sebeplerle istifa edebilir. Aynı şekilde, görevini ihmal eden kayyım, vesayet makamı tarafından görevden alınabilir.

XII.IISona Ermenin İlanı ve Kesin Hesap

Kayyımın atanması ilan edilmişse, görevin sona ermesi de ilan olunur. Görevi sona eren kayyım, vesayet makamına “kesin hesap” ve “son rapor” sunmakla yükümlüdür. Sorumluluk davası açma süresi, bu kesin hesabın tebliğinden itibaren işlemeye başlar.


Sonuç

Kayyımlık, kişinin fiil ehliyetini kural olarak ortadan kaldırmadan, belirli bir işin görülmesi veya sahipsiz/yönetilemeyen bir malvarlığının korunması için mahkeme denetiminde kurulan geçici ve sınırlı bir temsil mekanizmasıdır.

Uygulamada menfaat çatışmalarının önlenmesi, miras ve malvarlığının güvenceye alınması, şirketlerde organsızlığın giderilmesi ve ceza yargılamasında delillerin/şirket faaliyetlerinin kontrol altında tutulması gibi kritik işlevler görür. Bu nedenle kayyım atanmasının kapsamı, yetkisi ve süresi her somut olaya göre net çizilmeli; kayyımın işlemleri vesayet/yargı denetimi altında şeffaf biçimde yürütülmelidir.


Kayyım Nedir? Kayyım Ne Zaman Atanır? | SSS

Kayyım Hakkında Sık Sorulan Sorular

Kayyım, bir kişinin veya malvarlığının belirli bir iş için ya da geçici olarak yönetilmesi amacıyla mahkeme tarafından atanan kişidir. Kayyım atanması, kişinin fiil ehliyetini kural olarak ortadan kaldırmaz.
Kişinin ivedi işlerini yapamaması, menfaat çatışması bulunması, malvarlığının sahipsiz kalması, şirketlerin organsız kalması veya mirasın yönetilememesi gibi durumlarda kayyım atanabilir.
Hayır. Kayyım atanması için kişinin kısıtlı olması şart değildir. Birçok durumda kişi tam ehliyetli olmasına rağmen belirli bir iş için kayyıma ihtiyaç duyulabilir.
Evet. Anne veya baba ile çocuğun menfaatleri çatışıyorsa (örneğin taşınmaz satışı veya miras paylaşımı), mahkeme çocuğun haklarını korumak için temsil kayyımı atar.
Şirket yönetim organlarının görev yapamaz hale gelmesi, yönetim kurulunun istifa etmesi veya genel kurulun toplanamaması halinde şirketin hukuki varlığını sürdürebilmesi için kayyım atanabilir.
Hayır. Kayyım atanması şirketin kapatılması değildir. Amaç, şirketin faaliyetlerini hukuka uygun şekilde sürdürmesini ve organsızlığın giderilmesini sağlamaktır.
Kayyım ücreti kural olarak, kayyım atanan kişinin veya şirketin malvarlığından ödenir. Ceza yargılaması kapsamında atanan kayyımlarda ise bazı durumlarda ücret devlet tarafından karşılanır.
Evet. Kayyım atanmasına veya kayyımın işlemlerine karşı görevli mahkemeye itiraz edilebilir. Haksız kayyım ataması halinde devletin tazminat sorumluluğu doğabilir.
Mirasçılar arasında anlaşmazlık varsa, mirasçılar belli değilse veya ceninin hakkı korunacaksa tereke için kayyım veya miras ortaklığı temsilcisi atanabilir.
Kayyımlık, atama sebebinin ortadan kalkmasıyla veya kayyıma verilen işin tamamlanmasıyla sona erer. Kayyım, görev sonunda mahkemeye kesin hesap vermek zorundadır.